Avrupa'daki en özgür Müslümanlarız

  • Giriş : 26.11.2006 / 00:00:00

Hindistan, Mısır ve Malezya gibi ülkelerin bağımsızlıklarını elde etmesinden sonra İngiliz yönetimi altındaki Müslüman sayısı hem azaldı hem de nitelik değiştirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu insanlar, geçtiğimiz yıl Londra'yı sarsan terör faciasına kadar belki de Batı'da yaşayan en ayrıcalıklı Müslümanlardı. Sosyal problemler vardı; ama dinlerini yaşama konusunda sorunları yoktu.

En radikal söylemlere bile müsaade eden bir ifade özgürlüğü söz konusuydu. Kendi meclislerini kuruyor, kendi okullarını açıyor, az da olsa devletten yardım alıyorlardı. Giyim-kuşam konusunda da özgürlükler alabildiğine genişti. Müslüman kadınlar, başörtüsü bir yana, peçe ve burkayla kamusal alanda rahatça yer alabiliyordu. Ancak son günlerde durum değişti. Eski Dışişleri Bakanı Jack Straw'un başlattığı peçe tartışması hâlâ sürüyor. Neredeyse her gün Müslümanlarla ilgili bir konu manşetlere taşınıyor. Londra metrosunu uçurma planları yaptığı belirtilen bir terörist, sayfaları işgal ediyor. 'Müslüman tehdidi' başlıklı haberler yayınlanıyor. Bu sebeple İngiltere'deki Müslümanlar medyadan şikayetçi. British Muslim Forum'dan Khurshid Ahmed, İslam'dan sürekli olumsuz bahsedilmesinin tepkiye yol açtığını ve insanları radikal hale getirdiğini ifade ediyor. Pakistanlı genç Müslüman Andleen Razzaq da, "Sivri görüşlü Hamza ile konuşmak varken, benim gibi sade bir Müslüman'ı tercih etmiyorlar. Karşılıklı nefretin körüklenmesi onları ilgilendirmiyor." diyor.

İmparatorluk sınırları içinde, hilafeti temsil eden Osmanlı Devleti'nin tebaasından daha fazla Müslüman yaşadığını fark eden İngiliz Kraliçesi Victoria, ilginç bir formül geliştirmişti. Müslümanları hem dinî açıdan daha iyi tanımak hem de daha iyi yönetebilmek için başlarına bir dinî lider getirmenin faydalı olacağını düşünüyordu. Kraliçe, zamanın Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit'le istişare ederek, 'İngiliz yönetimi altındaki Müslümanların başına bir şeyhülislam atadı. Bu göreve, 1887'de Fas'ı ziyaret ettikten sonra Müslüman olan Liverpool'lu avukat William H. Quillam getirilir. Liverpool Camii ve Muslim Institute adında bir dernek kuran, İslam Dünyası ve Hilal adlı iki süreli yayın çıkaran, Osmanlı sultanının daveti üzerine İstanbul'u ziyaret eden bu renkli simanın yeni adı Abdullah Quillam Bey'dir.

Hindistan, Mısır ve Malezya gibi ciddi oranda Müslüman nüfusa sahip ülkelerin bağımsızlıklarını elde etmesinden sonra, İngiliz yönetimi altındaki Müslüman sayısı hem hızla azaldı hem de nitelik değiştirdi. Sömürgelerini kaybettikten sonra kısmen bir ulus devlet görünümü kazanan İngiltere, bu kez eskiden yönettiği topraklardan gelen 2 milyondan fazla Müslüman'ın yeni yurdu olmuş durumda. Çoğu Pakistan, Bangladeş ve Keşmir'den gelen bu insanlar, 7 Temmuz 2005'te Londra'yı sarsan terör faciasına kadar, Batı'da yaşayan en ayrıcalıklı Müslümanlardı. Belki onlar da topluma entegre olamıyor ve gettolaşmanın sosyal ve ekonomik faturasını ödüyorlardı. Ama dinlerini yaşamada özgürlerdi.

En radikal söylemlere bile müsaade eden bir ifade özgürlüğü ortamı vardı. İslam ülkelerinde sorun yaşayan ne kadar Müslüman isim varsa, hemen hemen hepsinin toplandığı yer Londra'ydı. Kendi meclislerini kuruyor, kendi okullarını açıyor, kurdukları okullara az da olsa devletten yardım bile alıyorlardı. Aynı özgürlükler giyim kuşam konusunda da alabildiğine genişti. Bu ülkede yaşayan Müslüman kadınlar başörtüsü bir yana, peçe ve burka ile bile kamusal alanda rahatça yaşayabiliyordu. Londra sokaklarında, başörtülü bir Müslüman ile türbanlı bir Sih polisi bir arada görmek mümkündü. Hatta birçok İslam ülkesinde yaşayan Müslüman bu özgürlük havasına gıpta ediyordu. Fransa'nın sınırlayıcı laiklik anlayışı karşısında özgürlükçü İngiliz modeli model olarak görülüyordu. Gerçi İngiltere'de yaşayanlar, Batı yakasında yaşayan Müslümanların hâlâ en şanslıları. Londra'da yaşayan ve sık sık BBC açık oturumlarında izlediğimiz Pakistanlı gazeteci Shahed Sadullah'tan, İngiltere'yi diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırmasını istediğimizde, "Her şeye rağmen Batı'da Müslümanların en rahat yaşadığı ülke hâlâ İngiltere." diyor. "Amerika'dan da mı iyi?" sorumuza ise üzerine basa basa, "Milyonlarca kez daha iyi." cevabını veriyor.

İngiltere'deki Müslümanların şimdiye kadar yararlandığı bu ortam, sübjektif bir değerlendirmeden ibaret değil. Çünkü Dr. Zaki Badawi'nin öncülüğünde kurulan Londra'daki Muslim College'i ziyaretimizde, bu ülkede 1978'den bu yana bir Şeriat Konseyi'nin görev yaptığını öğreniyoruz. Konsey, Müslümanların miras ve boşanma gibi medeni hukukla ilgili meselelerinde hüküm verebiliyor. İsteyen Yahudi ve Müslümanlar 1920'den beri bu haktan yararlanabiliyor. İngiltere'de doğup büyümüş birkaç ismin İslam adına düzenlediği terör, bu atmosferi sarsmış gibi görünüyor. İngiliz hükümeti, bir yandan yeni yasalarla teröre karşı daha sıkı tedbirler almaya çalışırken, bir yandan da Müslüman toplumla daha sıcak ilişkiler kurarak aşırı uçlara kayanların sayısını sınırlamaya çalışıyor.

Hükümet, radikalizme karşı çareler arıyor

İngiliz hükümeti, terör ve özellikle gençler arasında artan radikalizme karşı geliştirdiği politikaları dünyaya anlatmaya önem veriyor. İngiliz Dışişleri'nin Avusturya'dan Amerika'ya, Pakistan'-dan Bahreyn'e farklı ülkelerden, bizim de aralarında olduğumuz 12 gazeteci için düzenlediği programın amacı da buydu. 1 haftalık programda hem devletin hem de Müslümanların olaylara bakışını dinleme fırsatı buluyoruz.

İngiltere'de renkler içiçe

Londra'yı vuran terör, bu ülkede özgürce yaşayan Müslümanların huzurunu kaçırmış. Ama her şeye rağmen kendilerini Avrupa'nın en şanslı Müslümanları sayıyorlar. Türkiye gibi bir imparatorluk bakiyesi olan İngiltere de renkli bir topluma sahip. 60 milyonluk nüfusun yüzde 9'u etnik gruplardan oluşuyor. Bu oran içinde Müslümanların sayısı 2 milyonu geçiyor. British Council'ın hazırlattığı medya rehberine göre, bu nüfusun yarısı Pakistan, Bangladeş ve Hindistan orijinli. Liste Cezayir, Nijerya, Türkiye, Irak, Afganistan diye uzuyor. Rehberde dikkat çeken bir not Yusuf İslam gibi İslam'ı seçenlerle ilgili. Sayıları 14 bin 200.

Medya, yangına körükle gidiyor

Yerel yönetimlerin oluşturduğu tartışma platformlarında (City Circles) görevli Pakistanlı genç Müslüman Andleen Razzaq da medyadan şikâyetçi. Özellikle ciddiyetsiz medyanın Müslümanları şeytanlaştırdığını düşünen Razzaq, "Guardian, Independent gibi kaliteli gazeteler fazla sorun oluşturmuyor. Ama diğerleri sivri görüşlü Hamza ile konuşmak varken, asla benim gibi sade bir Müslüman genci tercih etmez. Çünkü o daha çok satar. Böylece karşılıklı nefretin körüklenmesi, hayatın Müslümanlar için daha zorlaşması ve sürekli baskı altına alınarak savunma pozisyonuna düşürülmeleri onları ilgilendirmiyor." Gerçekten de İngiltere'de bulunduğumuz 1 hafta içinde, neredeyse her gün Müslümanlarla ilgili bir konu manşetlerdeydi. Jack Straw'un başlattığı peçe tartışması zaten sürüyordu. Aniden Londra metrosunu uçurma planları yapan bir teröristin hain yüzünü gördük. Sonra muhafazakâr partiden bir bayanın, seçmenlerine gönderdiği ırkçı şiir ortaya çıktı. Onu, Blair'in makamını koruyan bir Müslüman polisin yerinin değiştirilmesi izledi. Bitmedi, iç istihbarattan sorumlu MI5'in şefi, terörle ilgili şüpheli 1600 kişiden bahsetti. Bir gazete bu haberi verirken birinci sayfasından 'Müslüman tehdidi' ifadesini kullanıyordu. Akıl sağlığını korumayı zorlaştıran bir ortam.

7/7'den 2 hafta sonra Müslümanlara yönelik saldırılarda 7 kat artış olmuş. Sözlü ve fiili saldırıların bu kadar artmasında Müslümanlarla ilgili yasal korumaların eksikliği de etkili. Irk ayrımcılığına karşı güçlü yaptırımları olan 1976 tarihli yasa, aynı zamanda ırk olarak da kabul edilen Sih ve Yahudileri korurken, Müslümanları açıkta bırakıyor. Bu eşitsizliği gidermeye yönelik bazı çabalar var. Ama son olarak bu ay, sağcı İngiliz partisi BNP'nin lideri Nick Griffin'in Müslümanlara hakaretten yargılandığı davada, kanundaki bu açıktan yararlanarak beraat etmesi manidardı. İngiltere Müslüman Konseyi'nden Abdurrahman Cafer, yaşanan sıkıntılarda, yeni çıkarılan anti-terör yasalarının uygulanmasındaki yanlışlıkların rolüne dikkat çekiyor: 3 genç sadece bir şüphe üzerine 3 ay hapiste tutuldu. Çıkarıldıkları mahkemede delil olmadığı için serbest kaldılar. Kısa süre sonra basit bir kredi kartı sorunu yüzünden tekrar tutuklandılar.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious