'Aydınlar isteseydi Gülen çoktan dönerdi'

'Aydınlar isteseydi Gülen çoktan dönerdi'.13178
  • Giriş : 09.11.2008 / 20:15:00
  • Güncelleme : 05.09.2016 / 22:58:58

Gazeteci Faruk Mercan, hakkında bugüne kadar çok şey yazılıp söylenen Gülen'i konu alan bir biyografi çalışmasına imza attı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Fethullah Gülen yakın tarihin en önemli şahsiyetlerinden biri. Dünya çapında eğitim faaliyetlerine öncülük etmiş, konuşmaları ve kitaplarıyla geniş kitleleri etkilemiş bir kanaat önderi. Yaşayan 100 büyük entelektüel listesine seçilen Gülen adına çeşitli üniversitelerde konferanslar düzenleniyor, kürsüler açılıyor. Gülen, 9 yıldır Amerika'da bir inziva hayatı yaşıyor.

Gazeteci Faruk Mercan, hakkında bugüne kadar çok şey yazılıp söylenen Gülen'i konu alan bir biyografi çalışmasına imza attı. Mercan, 14 ayda hazırladığı kitap için geniş bir arşiv taraması ve okuma gerçekleştirmiş. Hocaefendi'yle teması olan 101 kişiyle görüşüp röportajlar yapmış. İki kez de kitap çerçevesinde Gülen'i ABD'de ziyaret edip sorular yöneltmiş. Mercan, kitapla ilgili olarak, "Bir insanın ne olduğu, onun hayat hikâyesinde saklıdır. Bu kitabın amacı Gülen'in hayatına ayna tutmaktır." diyor. Mercan, Gülen'in hayatını en iyi 'hicran' ve 'ızdırap' kelimelerinin özetleyeceğini ifade ediyor.

Aydınlar sesini yükseltseydi Gülen, Türkiye'ye çoktan dönerdi

kullanGazeteci-yazar Faruk Mercan, Fethullah Gülen'in hayatını Türkiye'nin son elli yılındaki olaylar zinciriyle birlikte ele alan geniş çaplı bir gazetecilik çalışmasıyla kaleme aldı. Doğan Kitap'tan çıkan ve Fethullah Gülen adını taşıyan kitabı hazırlamak Faruk Mercan için kolay olmamış. Çünkü 1998'den 2008 Haziran'ına kadar 20 yıl içinde Gülen hakkında gazetelerde çıkan haber ve köşe yazısı sayısı 28 bini aşıyor. Geniş bir arşiv taraması yapan Mercan, Gülen'le Amerika'da iki kez görüşmüş. Hocaefendi'nin yakınında bulunmuş 101 kişiyle de çeşitli röportajlar yapmış. Roman üslubuyla kaleme alınan kitap, kolay okunurluğu ve tarafsızlığı ile dikkat çekiyor. Faruk Mercan, ilk baskısı elli bin olarak yapılan kitabın Kongo'dan Finlandiya'ya büyük ilgi gördüğünü, yakın zamanda ikinci baskının yapılacağını söylüyor. Mercan'la kitabın nasıl hazırlandığını ve Fethullah Gülen'i konuştuk.

Fethullah Gülen hakkında bir biyografi çalışması fikri nasıl ortaya çıktı?

Kitap fikri 2006 yılı sonlarında ortaya çıktı. Yaklaşık altı aylık bir sürede kitabın nasıl olması gerektiği üzerinde çalıştım. Geçtiğimiz yılın mayıs ayından itibaren kitap yazım aşamasına geldi. Kasım ayında ABD'ye gidip Gülen'i ziyaret ettim ve görüşme talebimi ilettim. Kitabın ana iskeleti oluşmuştu. Bu yılın haziran ayına kadar görüştüğüm kişi sayısı 101 olmuştu. Bu tarihlerde Gülen'le ikinci kez görüştüm. Sorularımı yönelttim. Kitap, bir biyografi çalışması. Yaptığım görüşmenin tamamı hayatına ilişkindi. Başka konularla ilgili soru yöneltmedim.

Ön hazırlık olarak neler yaptınız?

Öncelikle Hocaefendi ile ilgili geniş bir arşiv taraması yaptım. Kendisiyle ilgili yirmi yıl içinde Türk basınında çıkan haber ve köşe yazısı sayısı 28 bin civarında. Bunun haricinde birçok doküman ve arşiv taraması yaptım. Hocaefendi'nin yakınında bulunan insanlara ulaştım.

Görüştüğünüz 101 kişi kimlerdi?

Yıllarını onunla geçirmiş arkadaşları, öğrencileri. Kitap sadece kişilerle yapılan röportajlara dayanmıyor. Bu olguları esas alan geniş bir gazetecilik çalışması. Arşiv taramasında lehinde ve aleyhinde çıkan haberlerden istifade ettim.

Kitap ne kadar sürede tamamlandı?

Kitap on dört ayda bitti. Bu süreçte başka hiçbir iş yapmadım.

Bu biyografi çalışmasında en çok neye dikkat ettiniz?

Gülen'in hayat felsefesinin doğru bir şekilde kitaba yansıması gerekiyordu. Ben buna büyük özen gösterdim. Bir de kitabın kolay okunmasına. 'Fethullah Gülen kimdir?' sorusuna cevap verirken öyle bir kitap olmalıydı ki kolay okunsun. Dolayısıyla roman üslubuyla kaleme aldım. Bence Sayın Gülen'in Türkiye'nin yakın tarihindeki yeri ve hayatının objektif bir biçimde ortaya konulması ancak böyle mümkün olabilirdi.

Zor bir işe giriştiğinizin farkında mıydınız?

Hocaefendi'nin hayatını yazmak her gazetecinin yapmak isteyeceği bir şey. Fethullah Gülen, Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli aktörlerinden biri, dünyaya yayılmış eğitim faaliyetlerinin öncüsü. Çok cazip bir projeydi. İkincisi Sayın Gülen'in hayatını bu şekilde ele alan bir çalışma yoktu. Bu da beni cesaretlendiren bir nokta oldu. Bir üçüncüsü Hocaefendi'nin bu çalışmaya olumlu bakması. Gülen'in biyografi çalışmasına olumlu bakması projenin bitmesini sağlayan önemli unsurlardan biri oldu. Zaman zaman çok bunaldığım, bu kitap bitmez dediğim zamanlarda Gülen'e duyduğum saygı o anda beni ateşleyen unsurlardan biri oluyordu. Bunu bitirmem lazım diye yeniden kendimi şartlandırıyordum. Kitabın on bir kez redaksiyonunu yaptım. On birinci okuyuşumdan sonra artık okuma ihtiyacı hissetmedim. Beş kişiye de ayrıca okuttum. Bu beş okuma kitaba büyük katkı sağladı.

Gülen'le ilk görüşmeniz nasıl geçmişti?

İlk gidişim 2007 Kasım ayıydı. Hocaefendi'yi 1958'den bugüne sadece Türkide'deki hadiseler bakımından değil, dışarıda da bulunduğu mekanlar bakımından araştırmaya çalıştım. Mesela 1990'da 25 gün süren bir Avrupa gezisi var. 1992'de Amerika seyahati var. Bir buçuk ay kadar süren bu gezide Hocaefendi, Kanada ve Avustralya'da da Türklerle bir araya gelmiş. 1992'de görüştüğü Türk öğrencileri bulup onlarla görüşmeler yaptım. Hem de bir süre Hocaefendi'nin yanında kalarak kitapta kullanabileceğim notlar aldım. İkinci görüşmemizde ana metin hemen hemen ortaya çıkmıştı. Boşluklar vardı, onları tamamlamam gerekiyordu. Mesela Kemal Sunal'la görüşmesi, 12 Eylül döneminde yaşadıkları veyahut 90'lı yıllardaki gelişmeler...

Kitap yayınlandıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?

Yayınlandıktan sonra kitapla ilgili iki temel algı hatası oluştu. Birincisi sanki kitap tamamıyla bir röportajmış gibi algılandı. Galiba kitapla ilgili haber yazan arkadaşlar kitabı okumadan yazdılar metinlerini. İkincisi sanki 'Hocaefendi kimlerle görüşmüş' kitabıymış gibi sunuldu. Bunlar ön plana çıktı. Bu beni rahatsız etti. Kitabın mahiyeti ve içeriği okundukça anlaşılıyor. Güzel tepkiler aldım. Bir görüşmemizde Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, kitabı okuduğunu ve beğendiğini söyledi. Milletvekillerinden, işadamlarından, toplumun çeşitli kesimine mensup insanlardan mesajlar aldım. Kitap Kongo'dan Finlandiya'ya kadar hemen her yere ulaştı. Kongo, Letonya, Avusturya, Almanya, İngiltere, Amerika... Bu kitap bir yönüyle de bütün dünya sathında eğitim kurumlarında çalışan Türk öğretmenlerin de destanı. Kitabın onlara kadar ulaşması beni memnun etti. Ayrıca Hocafendi'nin de kitabın kendisini objektif olarak yansıttığını söylediğini duydum, bundan da mutlu oldum. Kitabın Fethullah Gülen'in de beğenisini kazanması benim için önemliydi.

Basın, kitabı magazinleştirerek sundu? Kemal Sunal, Metin Akpınar görüşmesi öne çıktı.

Kitapta neden bu tür görüşmelere yer verdim? Hocaefendi aynı zamanda toplumsal bir lider. Toplumun merkezinde yer alan bir şahsiyet olarak işadamlarıyla, devlet adamlarıyla, sanatçılarla görüşmeleri de kitapta yer almalıydı. Sakıp Sabancı, Rahmi Koç, Kamil Yazıcı gibi kişilerle görüşmelerini bana Rahmi Koç anlattı, Metin Akpınar'la görüşmesini sanat camiasında çok iyi tanınan bir kişiden duydum. Bu görüşmelerin içeriği ile ilgili Hocaefendi'ye de sorular sordum. O da cevaplar verdi. Örneğin gazeteciler ve yazarlarla görüşmesi de onun entelektüel dünyasını ele almak açısından önemliydi. Mesela Mehmet Rauf'un Eylûl romanını bir arkadaşına tavsiye etmiş. Neden etmiş diye Eylûl romanını yeniden okudum.

Kitap nasıl bir okur kitlesine ulaştı?

İnternet üzerinden satış yapan sitelere baktım. Bu kitabı alan okuyucular aynı zamanda Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ni, Zülfü Livaneli'nin Son Ada ve NTV Yayınları'ndan çıkan Cahillikler Kitabı'nı da almışlar. Bu da gösteriyor ki kitap farklı bir okur kesimine ulaşmış. İki aydır DR Mağazaları'nda çok satanlar listesinde...

Peki Fethullah Gülen'in itiraz ettiği noktalar oldu mu? Herhangi bir açıklama ya da tashihte bulundu mu?

Hocaefendi, kitaptaki iki hususu tashih etmemi istedi. Bunlardan biri kitabı yazarken görüştüğüm bir kaynağın ilettiği bilgiydi. ABD eski Başkanı Bill Clinton'ın Hocaefendi'yi Nobel'e aday göstermek istediğini, iki danışmanının bu mesajı ilettiğini yazmıştım. Kitabın yayınından sonra ortaya çıktı; Gülen'e doğrudan bu şekilde bir mesaj iletilmemiş. Bir ikinci husus da eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Adnan Doğu'nun Hocaefendi ile İzmir'de bir görüşmesi ve tanışması var. Kitaptaki bilgiye Orgeneral Doğu'nun da bir itirazı oldu. O görüşmede Doğu'nun Hocaefendi ile helalleşmek istediği aktarılmıştı; üç ayrı kaynak tarafından. Ama Sayın Orgeneral, kitabın bu kısmına itiraz etti. Bu iki itiraz noktasının tashihi yeni baskıda düzeltilecek.

Kitaptan sonra Gülen'e bakışınızda ne değişti?

Bu çalışma, Hocaefendi'ye olan saygımı daha da artırdı. Fethullah Gülen'in hayatını şu üç kelimeyle özetleyebiliriz. Çile, mücadele ve başarı. Çile ve mücadelenin meyvesini başarı kelimesi de tam olarak karşılamıyor. Hocaefendi 1980'li yılları anlatırken 'hicran yıllarım' diyor. Amerika yıllarını ise 'ızdırap yıllarım' diye adlandırıyor. Bu hicran ve ızdırabı Hocaefendi'nin hayatının tamamında görmek mümkün. İkinci olarak okuyucu da görecektir kitapta esasında Hocaefendi'nin Türkiye'nin elli yılında verdiği bir mücadelenin de hikayesi var.

Kitaptan, Hocaefendi'nin Amerika yıllarını gönüllü hapis olarak adlandırdığını öğreniyoruz.

Hocaefendi 1999'da sağlık sorunları sebebiyle bir davet üzerine Amerika'ya gidiyor. Normalde iki üç ay sürmesini planladığı gidişin üzerinden dokuz yıl geçti. Hocaefendi'yi üzen en önemli olaylardan biri Nuh Mete Yüksel'in açtığı ve sekiz yıl süren dava oldu. Bu davanın Gülen'i çok üzdüğünü gözlemledim. Çünkü haksız bir davaydı. Yargıtay'ın da beraat kararını onaylamasıyla bu açığa çıktı. Bence dava sürecinde Gülen'in Türk aydınlarından bir beklentisi vardı. Aydınlar dava karşısında seslerini yükseltebilirdi. 'Nâzım Hikmet'e yapılan Fethullah hocaya yapılmasın.' diyen Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan'ın çıkışına benzer kuvvetli sesler yükselebilirdi.

Gülen ne zaman dönecek? sorusu son zamanlarda sıkça konuşulmaya başlandı. Bu konuda siz neler düşünüyorsunuz?

İzzettin Doğan'ın açıklaması gibi toplumda böyle seslerin yükselmesinin birer davet niteliği taşıyacağını düşünüyorum. Hocaefendi, Türkiye'ye gelmeme gerekçesi olarak toplum huzuruna yönelik provokasyonlar olabileceği endişesini dile getiriyor. Gülen'in, öfke hali yaşamayan bir Türkiye'ye geleceğini düşünüyorum. m.tokay@zaman.com.tr

Altı çizili satırlar

Gülen daha 1950'li yılların başında Erzurum'da öğrenciyken giyimine çok dikkat ettiği için medrese arkadaşları kendisine şöyle diyorlardı: "Arkadaş biraz takva sahibi olsana." Medrese arkadaşları ütülü pantolonu takvaya aykırı buluyorlardı.

Gülen'in 66 adet kitabı 2007 yılı itibarıyla 5,5 milyon gibi bir satış rakamına ulaştı.

"İki kişinin cenazesini katılmak isterdim. Biri Ecevit, diğeri Aydın abi (Aydın Bolak). Ama gidemedim."

2008 yılında kütüphanesindeki Türk divan şiiri kitaplarını anlatırken "Bende 40 tane divan var" diyen kişi Gülen'di.

Gülen bir sohbetinde "İlahiyatçılar roman okumuyor" dedikten sonra ilahiyatçı olan yakın arkadaşı Necdet Başaran'ı işaret ederek şöyle dedi: "Keşke bin tane roman okusaydı"

Gülen'in, konuşmalarında sık sık andığı kişilerden biri de Batı klasiklerini Türkçeye tercüme ettiren Atatürk döneminin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel.

"Eğer uzmanlar, '90 kilometrenin üzerinde hız yapan bir şoför direksiyon hakimiyetini kaybeder' diyorlarsa, 150 kilometre hız yapmak bir intihar teşebbüsü, bundan dolayı meydana gelecek ölüm de intihar ve cinayet olarak mahşerde insanın karşısına çıkabilir"

Zaman

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*