'Ayrımcılık sürsün diyen mahkememiz var'

'Ayrımcılık sürsün diyen mahkememiz var'.15256
  • Giriş : 06.11.2008 / 16:49:00

'Yani yasaları Meclis yapmasın, ayrımcılık sürsün diyen bir Anayasa Mahkemesi var' diyen Etyen Mahçupyan askeri vesayet rejimini yazdı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Mahkemenin zihniyeti

Anayasanın 10. ve 42. maddesinde yapılan eklemelerle, kamu hizmetlerinden ve özelde de yüksek öğrenim hakkından yararlanmanın eşitlik temelinde bir vatandaşlık hakkı olduğunu vurgulayan değişiklik talebi, bilindiği gibi bir süre önce Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmişti. Bu kararın gerekçesi ise, sadece üç sayfalık bir bölüm olmasına rağmen, aylarca bekletilerek AKP'nin kapatılmasına ilişkin davanın gerekçesi ile birlikte kamuoyuna sunuldu. Bu durum aslında bizleri iyimserliğe sevk edebilir... Çünkü anlaşılıyor ki, Anayasa Mahkemesi'nin üyeleri yaptıkları işin farkındalar. Yani söz konusu kararın hukuksal açıdan ne denli zayıf olduğunu, hatta bizatihi hukukun ihlalini ima ettiğini biliyorlar. Ancak öte yandan karamsarlık için de yeterince neden var: Ne de olsa bu hukuk dışı tutumu siyaseten savunma konusunda ısrarlı bir yüksek yargı ile karşı karşıyayız.

Soru, kendisini hukuka bağlı hissetmeyen bir yüksek yargının nasıl var olabildiğidir... Bunun mantığı çok açık bir biçimde söz konusu 'başörtüsü kararında' ortaya konmuş durumda. Anlaşıldığına göre Anayasa Mahkemesi kendisini hukukla değil, 12 Eylül darbesinin getirdiği rejimle ilişkilendiriyor. Dolayısıyla darbenin ideolojisini ve buna dayanan siyasi algılamasını hukukun 'altyapısı' olarak kendi tasarruflarına temel alıyor. Bu durumda bir 'evrenselleştirme' kaygısı göstermekle birlikte, esas olarak 12 Eylül rejiminin ve kemalizmin 'laiklik' anlayışından hareket ediyor. Ne var ki bu otoriter zihniyeti yansıtan, dışlayıcı bir laiklik. O nedenle de eşitlik temelinde değil, aksine ayrımcılık temelinde işlevsel. Görünen o ki Anayasa Mahkemesi söz konusu ayrımcılığı hiçbir gocunma duymadan Cumhuriyet'in temel ilkesi olarak kabullenmekte. Bu noktadan sonra mesele ayrımcılığı haklı çıkartacak delillerin bulunmasına kalıyor, ama ortada böyle bir malzeme de yok... Böylece 'olasılıklar' üzerinden giden bir akıl yürütme ile karşılaşıyoruz. Öyle ki başörtüsüne verilecek eşitlik hakkının ilerde 'bir ihtimal' başkaları üzerinde baskı yaratması, Meclis'in 'bir ihtimal' bu baskıyı giderecek adımı atamaması ve en ilginci Meclis'e böyle bir tasarruf için baskı yapacak bir merciin olmaması nedeniyle ayrımcı bir toplumsal düzen savunulabiliyor...

Bu tavrın ideolojik bir bağımlılığı ima ettiği ve Anayasa Mahkemesi'nin tam anlamıyla otoriter zihniyeti benimsemiş olduğu açık... Dolayısıyla darbe rejimine hukuksal meşruiyet tanıması da bizi şaşırtmıyor. Hukuk adına hukukun ihlal edilmesi, anayasal olarak sadece şekil şartına bakma hakkına sahipken 'içeriğe' bakılması, delil bulma uğruna tamamen siyasi bir seçme yapılması da şaşırtıcı değil... Çünkü otoriter zihniyet 'doğrunun' tek ve belli olduğu, bu 'doğrunun' evrensel bir gerçekliği ima ettiği ve ancak bu 'doğruya' uygun davranıldığı takdirde doğru bir siyasetin üretilebileceği aksiyomuna dayanır. Söz konusu 'doğru' bilindiği andan itibaren ona ulaşma yolu önemini yitirir. Her aracın amaç için mubah olduğu bir algılama doğar. Böylece hukuk da kendisi için var olan, siyasetin üzerinde bir toplumsal regülasyon çerçevesi olmaktan çıkar... Otoriter zihniyet altında hukuk, 'doğru' toplumsal nizamın gerçekleşmesi için kullanılacak 'siyasi' bir araçtır...

Nitekim göründüğü kadarıyla Anayasa Mahkemesi de kendisini bu siyasetin öznesi olarak görmekte. Böylece anayasadaki 'değiştirilmesi mümkün olmayan' maddelerin sözcülüğüne ve sahipliğine soyunuyor. Çünkü hukukun 'ruhuna' aykırı olan bu 'değiştirilemezlik' kabulü, Anayasa Mahkemesi'ni de hukuktan ve bizzat anayasadan azade kılıyor. Bu Mahkeme'nin hareket alanını belirleyen şey anayasa değil... 'Değiştirilmesi mümkün olmayan' maddelerin varlığı... Mahkeme bu maddelerin 'değiştirilemezliğine' dayanarak yasamanın tüm tasarruflarına ve toplumun tüm olası tercih ve taleplerine karşı çıkabileceğini sanıyor. Çünkü ona göre temel 'doğru' toplumdan değil, darbe rejiminden kaynaklanmakta...

Böylece gerekçedeki şu nihai yargıya varıyoruz: “...Yapılmak istenen düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.”

Laikliğin çarpıtılmasını, 'dini siyasete alet eden' tek bir delilin bile bulunamamış olmasını bir yana koyalım... Gerekçede sözü edilen 'yanlış' yöntem yasa değişikliğinin Meclis'te alınmış olması, 'yanlış' içerik ise yasa değişikliğinin eşitliği vurgulamasıdır.

Yani yasaları Meclis yapmasın, ayrımcılık sürsün diyen bir Anayasa Mahkemesi var... Rejim askerî vesayet olursa, yargı da ancak böyle oluyor...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*