Baba oğlunun aynası mıdır?

  • Giriş : 22.01.2006 / 00:00:00

Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 13. Psikiyatri Kliniği Şefi ve Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Kemal Sayar, “Babalarımız hayatta kim olduğumuzu, nasıl durduğumuzu, nereye ve nasıl baktığımızı tayin ederler” dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Oğulların öyküsünün, babaların öyküsünün tam kalbinden geçtiğini ifade eden Doç. Dr. Sayar, şöyle devam etti: “Babalarımız hayatta kim olduğumuzu, nasıl durduğumuzu, nereye ve nasıl baktığımızı tayin ederler. Erkek çocukları için hayat, baba ve annenin çocukluğa attıkları ilmeklerin çözüldüğü bir serüvendir.”

Şefkatsiz büyümek
Babalar kimi zaman oğulların hayatına çok kuvvetli bir gölge düşürdüğünü kaydeden Doç. Dr. Sayar, şunları söyledi: “Ayrımlaşmayı ve bağımsızlaşmayı başaramayan oğul, babanın bir uzvu, bir uzantısı olarak, bir gölge olarak yaşamaya devam eder. Bazen de baba yoktur. Ya fiziksel olarak orada değildir ya da fiziksel olarak orada olsa bile ruhsal olarak yoktur. Oğul, bir baba açlığı içinde dış dünyadan babaya ait bütün simgeleri ruhuna emer. Babasız büyümek çocukların iç dünyalarına bitmek bilmeyen bir gurbet acısı olarak tercüme edilir. Babadan gurbet, bir oğul için gurbetlerin en yakıcısı, en iç paralayıcısıdır. Soğuk ve mesafeli babalar, çocuk ruhunun biricik gıdası olan şefkat ve sevgiyi oğullarından esirger ve onları hayat boyu telafi etmekte zorlanacakları bir açlığa mahkum ederler. Güçlü babaların ihmale uğramış oğulları, geçmişin yaralarını iyileştirmek için babalarının tam aksi politik duruşlar, inanışlar ve yaşayışlara yelken açar, farklı olmayı başarmak ve savaşa devam etmek suretiyle erkeklik ülkesine girmek isterler.”

Hayata geç atılıyoruz
Sayar, endüstri toplumuyla birlikte geleneksel ritüellerin kayıplara karıştığını, erkekliğe adım atışın yegane simgesinin baba evinden ayrılmak olduğunu belirterek, “Bugün batı toplumlarında pek çok genç, yetişkinliğe adım atmanın olmazsa olmaz şartı olarak görülen bu modern ritüelle anne baba sevgisini doyasıya yaşayamadan, anne baba ile ilişkileri tam olarak çözümleyemeden erken bir biçimde hayata atılmakta, bu durum da ruhsal anlamda bitmemiş bir iş bırakmaktadır” dedi. Türkiye’de ise tam tersi bir durum olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sayar, Türkiye’de anne ve babanın sunduğu güvenlik duygusundan vazgeçmeye yanaşmayan, hayatın sorumluluklarını hep erteleyen, ebedi ergenlerin yaygın olduğunun görüldüğünü kaydetti.

İktidar hırsı...
Babanın çocuklarına hayatın kurallarını, beklentilerini, kaçınılmazlıklarını öğrettiğini ifade eden Sayar, şöyle dedi: “Bunu zamanın sınırlarını ve gerçekliğini öğreterek yapar. Bunu ‘uzlaşılamaz öteki’ olarak, gereken yer ve zamanda iktidarını kullanarak öğretir, böylece çocuk dünyanın bütünüyle kendisinin o sınırsız zannettiği gücüne tabi olmadığını fark eder.” Kimi babaların en büyük aşklarının kendileri olduğunu belirten Doç. Dr. Sayar, şunları kaydetti: “Böyle bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmek, çileli bir ömür demektir. Onlar yarım kalmış bütün düşlerini oğullarının tamamlamasını, kendilerinin olamadığı her şeyi oğullarının olmasını, oğullarının kendi hayatlarını tamamlamasını isterler. Ya da eğer hayatta dikiş tutturmuş iseler isterler ki oğulları kendi tahtlarına otursun, onların şöhret, iktidar ve mirasını devam ettirsin. Oğullarına farklı ve özgül bir hayatı çok gören babalar, istekleri yerine gelmezse küser ve bir ömür boyu konuşmazlar. Benliğin bu abidevi yükselişi, yeryüzünün en güçlü kan bağını ezer geçer.”
------
>>> ‘Babam ve Oğlum’ filmindeki mesaj
“Babam ve Oğlum” filminde oğlunu, ziraat mühendisi olup bağ ve bahçenin başına geçeceği yerde ‘anarşist’ olduğu için affedemeyen babanın, bütün ruhuyla yerli bir karakter olduğunu belirten Doç. Dr. Kemal Sayar, şöyle konuştu: “Ona kendi kendisine sevdalı olduğu için oğlunu ezen bir baba diyemeyiz. Tam aksine oğlunu o kadar çok seviyor ki ondan ayrılmaya tahammülü yok. Geçmişin babaları, çocuklarının selametini, onları dizlerinin dibinde, yanı başlarında tutmakta buluyorlardı. Çünkü kendilerinden önceki nesiller böyle yapmıştı. Oğullar babalarından bağımsızlaşmanın kavgasını ideoloji üzerinden verdiler ve onların bilmedikleri, bilip olmadıkları olarak özgürlüklerini ilan etmek istediler. Türkiye’de uzun yıllar anne babalar çocuklarının çok kitap okumasından korktular. Çünkü çok okuyan çocuklar anne babalarının ülkesinden uzaklaşıyor, gulyabaniler ülkesinde türlü belalara seğirtiyorlardı. Türk aile yapısında çocukların ayrımlaşma ve bağımsızlaşmasını geciktiren bir şey var, çok kuvvetli bir sevgi bağı, baba ve anneleri çocuklarına rapteden, onları kalabalık bir neşe halinde tutan bir bağ.”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious