Babacan, neden Özal'ı şimdi daha iyi anlıyor?

Babacan, neden Özal'ı şimdi daha iyi anlıyor?.11052
  • Giriş : 04.11.2006 / 00:00:00

Zaman Gazetesi yayın editörü ve yazarı Abdulhamit Bilici bugünkü köşesinde "Ali Babacan, neden Özal'ı şimdi daha iyi anlıyor?" başlıklı bir yazı yazdı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Avrupa Birliği yolunda Türkiye'nin önüne çıkarılan zorluklar, engellemeler ve çifte standartlar millet olarak kuşkusuz hepimizi üzüyor, yer yer illallah dedirtiyor ve sık sık da sabrımızı taşırıyor.
Peki bizi bu kadar geren sıkıntılar, AB ile ilişkileri bizzat yürüten, Avrupalı yetkililerle sürekli oturup kalkan, onlarla bu çetrefilli konuları tartışan yetkilileri nasıl etkiliyor? Onlar karşılaştıkları bu sıkıntıları nasıl yorumluyor, sinirleri bu işe nasıl dayanıyor?

2 gündür Akşam ve Star Gazetesi'nin Ankara temsilcileri ile birlikte, AB ile ilişkileri yürüten önemli isimlerle beraberiz. Dolayısıyla bir yandan gazeteci olarak rutin görevlerimi yaparken, bir yandan da bu sorunun cevabını arıyorum.

Dikkatli okuyucuların fark etmiş olabileceği gibi, bugünlerde Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile birlikte Avrupa yollarındayız. Dışişleri'nin Avrupa başkentlerine yapılan günübirlik Blitzskrieg seferlerde kullanmak üzere kiraladığı 12 kişilik özel bir jetle yolculuk yapıyoruz. Heyette bizden başka AB Genel Sekreteri Oğuz Demiralp ve Dışişleri'nde AB işlerinden sorumlu müsteşar yardımcısı Büyükelçi Ahmet Acet bulunuyor. Tabii bir de bakanın maiyeti var: Özel Kalem Müdürü Mustafa Rumeli, Basın Müşaviri Halit Ertuğrul ve koruması Mehmet Kılıç.

Heyet oldukça küçük olduğundan doğal olarak herkesin birbirini yakından tanıma imkanı oluyor. Koyu sohbetler yapılıyor. Bazen duygulandıran, bazen güldüren özel konulara giriliyor. Belki gazeteciliğin gerektirdiği mesafeyi koruma ilkesi açısından biraz riskli ama kısa sürede büyük bir samimiyetinin bile oluştuğu söylenebilir. Gerçi süre de çok kısa sayılmaz. Ankara-Dublin'in yaklaşık 4 saat, Dublin-Lizbon arasının 2 saatlik mesafe olduğu ve dönüş hesaba katılırsa, daracık bir oda kadar mekanda 10 saatten uzun bir süreyi birlikte paylaşmış oluyoruz.

AB yolundaki zorlukların, Başmüzakereci Babacan'ın rahmetli Turgut Özal'ı daha iyi anlamasına yardımcı olduğu anlaşılıyor. İktisadi Kalkınma Vakfı'nın AB sürecini anlatan CD'sini izleyen Babacan, Özal'ın 1987'de tam üyelik başvurusunu yaparken düzenlediği basın toplantısında sarf ettiği sözlerden çok etkilenmiş: 20 yıl önce Özal'ın yaptığı bu değerlendirme, hem gerçeğin ta kendisi hem de onun ne kadar vizyoner ve ufuk sahibi bir lider olduğunun kanıtı. Hatırlarsanız, Özal, o tarihi konuşmasında, AB sürecini "uzun ince bir yol" olarak tanımlamış ve zor geçeceğini söylemişti. Bu arada, Büyükelçi Demiralp ilk tam üyelik başvuru metnini emekli büyükelçi Gündüz Aktan'ın hazırladığını hatırlatıyor.

Pilotumuzun Ankara'dan hareketimiz öncesinde verdiği bilgiler de Babacan'a AB sürecinin zorluklarıyla ilgili kıyas imkanı veriyor. Pilot Avrupa'ya uçarken rüzgara karşı gidildiğinden gidişin dönüşe göre yaklaşık bir saat daha uzun süreceğini söyleyince, Babacan, Türkiye'nin AB yolculuğunun da rüzgara karşı olduğu yorumunu yapıyor. Belli ki, Babacan, yeni katılan 10 üyenin AB'nin hazım kapasitesinde yol açtığı sorunları, Avrupa kamuoyunun düşen desteği, soykırımdan Kıbrıs'a uzanan siyasi engelleri karşı rüzgar olarak görüyordu.

AB Genel Sekreterliği görevine gelmeden önce, sürecin çok kritik aşamasında Brüksel'de Türkiye'nin AB temsilciliği görevini yürüten Büyükelçi Oğuz Demiralp ise yaşanan sıkıntıları değerlendirirken, ilişkilerin çoklukla rasyonel alanın dışına çıktığını itiraf ediyor ve edebiyata meraklı bir diplomat olarak, bu durumu AB karşıtları arasında popüler bir fıkrayla anlatıyor: Takvimler 2050'yi göstermektedir. AB liderleri Türkiye'nin üyeliğini değerlendirmekte ve bir şekilde engellenmesini istemektedir. Teknokratlara kullanılacak bahaneleri sorarlar. Kıbrıs? Cevap çözüldü. Soykırım? Halledildi. Azınlıklar? Çözüldü. Bir bahane bulunamayınca liderler emir verir: "O zaman AB'yi dağıtın."

İlginç bir nokta, Avrupa'dan esen bu muhalif rüzgara rağmen heyetteki herkeste umutlar güçlü. Dikkat ettim, bizlerle konuşurken de Avrupalı topluluklar karşısında rahat, umutlu ve kendinden emindi. Avrupa'nın ihracat listesinde Türkiye'nin 5'inci sıraya yükseldiğini, pek yakında kişi başına milli gelirde bazı AB üyelerinin önüne geçeceğinin altını çizen Babacan'a göre ekonomik, kültürel ve jeopolitik nedenlerle kısa süre içinde AB Türkiye'siz yapamayacağını anlayacak. Umalım, ömrümüz bu günü görmeye yetsin.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious