Babaların 'derin' hali!

  • Giriş : 04.03.2006 / 00:00:00

Türkiye'nin kültür politikaları, AB, Irak, Türki Cumhuriyetler ve Kıbrıs sorunu...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Arı Stüdyoları'ndaki kayıt odasında iki baba, Orhan Gencebay ve Erkin Koray'la biraraya geldiğimizde heyecanlıydık. İki babayı idare edememek, 'babayı almak' vardı işin sonunda. Ortam da buna müsaitti doğrusu. Orhan Gencebay son albümü için tüm ekibi toplamış kayıttaydı. Onlarca kişi daracık odada koşuşturuyordu. Herkes ne yaptığının bilincindeydi bizim dışımızda. Bir an randevu alıp almadığımızı bile düşündük. Derken Orhan Baba ev sahibi olarak duruma müdahale etti ve ekibi susturdu. Tam konuşmaya başlayacaktık ki yine bir gariplik oldu. Uzun boylu 'bir adam' odaya girdi ve konuşmaya başladı. Adamın tavrı Erkin Baba'nın eleştirel, politik damarına bastı bir kere. Söyleşi boyunca politika konuştuk. Fena da olmadı. Zaten 'Babalardan' politika dinlemeye alışmışız!..

Bir adam: Hocam merhaba.

Orhan Gencabay: Merhabalar.

Bir adam: Sima olarak hatırlayacak mısınız bilmiyorum ama hatırlamanızı bekliyorum.

O.G: Ben tanıyorum bu simayı da...

Bir adam: Merhabalar (Erkin Koray'a).

Erkin Koray: Merhaba.

Bir adam: Hocam, Hakan Alkar ben. Ali Çakar sayesinde İzmir'den gelmiştim hatırlarsanız. Çalışma yapmak için. Aaa pardon siz çalışıyorsunuz (Adam dışarı çıkar)...

E.K: Bu bir Doğu usulü. Avrupalılar'ın böyle bir tür kullandığını sanmıyorum. Yani böyle bir ihtiyacımız var demek ki; tanınmak, karşıdan derhal algılanmak... Bu eziklikten, eksiklikten ileri geliyor olsa gerek. Halbuki beni nereden tanıyorsun diyeceğine kendini tanıtsa, çok daha kısa yoldan amaca ulaşılmış olur diye düşünürüm. Orhan Gencebay muhakkak öyle düşünmüyor şu anda. Ama ben böyle düşünüyorum. Son derece rahatsız olduğum bir sualdir bu benim, ama çok da sık karşılaşırız. Memleketimin insanının böyle bir ihtiyacı olmasına zaman zaman üzülürüm. Halbuki ben şuyum ve şurada seninle tanıştık; ben de şu konuda buradayım dese, zaman kazanacağız. Kendisi de rahat edecek. Hafif kırgın olma ihtimali de var, hayır tanıyamadım cevabının gelmesi ihtimali de çok büyüktür yani. Bu tür çok yaygın bir tür vatandaş arasında. Ben şahsen, madem röportaj yapıyorsunuz, bu mesajla başlamış olayım; vatandaşımızın ben şuyum diye söze başlaması çok daha sağlıklı olur. Bir konu burada kendiliğinden gelmiş oldu. Bu da böyle.



Telefonda da çok oluyor değil mi, söyle bakalım ben kimim?

E.K: Evet sesten. Ben şöyle cevap veriyorum. Telefonda sesini tanıyacak kadar kuvvetli bir müzisyen değilim diyorum. Öyle bir durum. Şimdi başlayabilirsiniz, aslında konumuzla ilgisi yoktu, ben öylesine söyledim.


Olsun böyle başlamış oluruz.

E.K: Başlar başlamaz şikayet etti diye başlamayın ha habere.


Yok, estağfurullah, düşünmeyiz öyle.

E.K: Bir gece Beyoğlu'da... Tam yarımda çıkıyorum, yani canımdan bezmiş vaziyetteyim. Çıkarken bizim dedelerden biri 'Söyle beni nereden tanıyorsun' dedi, 'Ben tanımıyorum ulan dedim. Kavga çıkardı, ben de seni tanımıyorum dedi, gitti (gülüşmeler).

O.G: Laz'ın hikayesini hatırlatıyor. Laz'ın biri, birine borç para vermiş de alamıyor. İkide bir gidiyor, adam yok diyor. Sonunda mahkemeye veriyor, hakimin huzuruna çıkıyorlar. Hakim diyor ki borçluya, niye bunun parasını vermiyorsun? Borçlu diyor ki Laz'a bakıp, 'Hakim Bey ben bunu tanımıyorum, ilk defa görüyorum.' Laz sinirleniyor: 'Nee, sen beni tanımaymusun? Ben de seni tanımayrum.'


Baba sıfatını ilk yakıştırdıkları yılları hatırlıyor musunuz?

E.K: Hatırlamıyorum.

O.G: Belirli bir şey hatırlamıyoruz. Onu biz koymadık ki. Hizmetlerden dolayı veya böyle bir ağırlık görüp kendilerine göre söyledi halk. Abi dediler, baba dediler, dede dediler ama ne zaman, nerede valla bilmiyorum. Ben de basında, şurada burada söyledikleri zaman fark ediyordum ama şüphesiz ki bu ismi halk, sevenler koydu. Biz de madem koydular sağolsunlar, berhudar olsunlar, diyoruz.

E.K: Evet kesinlikle.

O.G: Erkin Baba'ya da, bana da baba diyorlar.

E.K: Şahsen bu memleket size ne verdi sorusuna 'Daha ne verecek' diye cevap veriyorum yani. Bu sıfattan dolayı. Daha başka bir şey vermesi gerekmez. Belki kaç para verdi diye soruyorlardır ama para yok (gülümsüyor). Bende yok.

BU BİZİM İŞİMİZ DEĞİL

O.G: Biz paranın peşinde değiliz ama rahatsız olduğumuz bir şey var. Yaptığımız emeğin karşılığını daha iyi alabilecekken, korsan varken, böyle haksız kazançlar varken, alamamanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Bir yerde bakıyorsunuz, emek vermişsiniz, büyük çaba, yetenek, göz nuru; anında korsanlık yapılıyor ve başkaları bundan yararlanıyor. Başkalarına da bakmak güzel bir şey ama biz bunu bu şekilde yapmamalıydık. Bu, ülkemizdeki durumu gösteriyor ve dünyanın birinci derece korsan olan ülkelerindeniz. Rahatsız edici. Her zaman söylediğim bir şey var bu konuda, bir sanatçı ayakta kalmalı. Ayakta kalması için illa ki devlet desteğine ya da sponsora mı dayamalı sırtını? Hayır! Yarattığı eseriyle, yaptığı hizmetiyle, onun getirisiyle ayakta rahat kalabilmeli, özgür olabilmeli. Özgür olduğu sürece de özgünlüğünü oluşturacaktır.


Size baba diyenlerin hepsi o saygıyı gösterselerdi, herhalde siz maddi anlamda da olduğunuz noktadan ileride olacaktınız.

E.K: Onlar ne yapacaklar.

O.G: Bu daha ziyade ülkemizde yasaların yeterince yürümemesinden kaynaklandı. Bu acıyı uzun zamandır çekiyoruz ve inşallah bitecek diye ümit ediyoruz. Biz ayrıca bunların peşinde mi koşmalıyız! Aman şu hakkımızın peşine düşelim, hakime gidelim, parlamentoya gidelim. Bizim işimiz değil ki.

E.K: Üretim olmalı sadece.

O.G: Biz sadece müziğimizle uğraşmalıyız. Ama mecbur kalıyoruz bunlarla uğraşmaya, o ayrı bir üzüntü.

E.K: Hatta bazen keşke yapmasaymışım böyle güzel eserler diyorum. O kadar bıktırıyor bu korsan konusu...


İnsanların da emeğe saygı göstermesi gerekmez mi?

E.K: Evet, onun da etkisi var muhakkak. Yani neticede alıcının da 2 kuruş fazla verip ben şunun orijinalini alayım demektense 2 kuruş eksik olsun da ne olursa olsun demesi ayrı bir eksiklik. Batılı daha başka bu konuda.


Bugüne kadar yaptığınız tüm eserleriniz bir MP3'e sığdırılıp 2.5 YTL'ye satılıyor. Yani aradaki fark iki kuruşun çok ötesinde.

O.G: Burada bir şey söylemek isterim. Dünyanın en ucuz albüm satan ülkelerinin başında Türkiye. Buna rağmen korsan tercih ediliyor. Fakat bir de disiplinsizlik, yani yasanın yürümemesi var. Erkin Baba'nın dediği gibi temelden bir eğitim gerekiyor. Biz bunu Milli Eğitim Bakanı'ndan da rica ettik.

E.K: Kültür Bakanlığı uzun yıllardır boş olduğu için o söylenen şey gitmiştir havaya. Bunu ben söylüyorum ha, Orhan Gencebay söylemiyor. Dikkat edin orada yazarken, söylediler demeyin. Kültür Bakanlığı'nın uzun yıllardır boş olduğunu iddia ediyorum.

O.G: Doğru söylüyor Erkin Baba, bakanlık Türk kültürünü, sanatını şöyle koruyacağız böyle koruyacağız diye çareler aramadı.


Hiç karşılaşmadınız mı onlarla, söylemediniz mi bunları?

E.K: Yerinde bile bulamıyoruz Kültür Bakanı'nı. Bir kere telefon ettim Malezya'da dediler. Yahu ne işi var Kültür Bakanı'nın Malezya'da? Malezya kültürü mü getirmeye gitti dedim ben de. Sayın bakanım Malezya'dalar, fesupanallah!

O.G: Kültürün önemi yalnız sanat alanında değil. Ülkemizde kültürün önemi son derece büyük. Çünkü Alevi-Sünni konusu da bir kültür meselesi; sağ- sol meselesi de, etnik farklılıklar da. O kadar çok önemli konu var ki kültürün içinde. Bunların aynı zamanda siyasal uzantıları olduğu için de siyasileri son derece yakında ilgilendirir...

E.K: Ama maalesef en son planda tutulan bakanlık. Bana sorarsanız en önemli, ilk planda olması gerekiyor. Çünkü bir kültürdür dünyaya bir ülkeyi tanıtan ve propaganda meselesi olması gereken. Örneğin İngiltere'yi İngiltere yapan bence Beatles'tır. Beatles'ın çıkmasıyla İngiltere diye bir isim dolaşmaya başladı dünyada. Yoksa yoktu, Amerika vardı. Hatta bizim gibi bir ülkenin kendini tanıtması için devlet desteği alması lazım. Dünya çapında sanatçılarımız var. Bunların tanıtımı için devlet desteği lazım. Ama bizde bunun tam tersi yapılıyor, kültür işi en son planda, olsa da olur olmasa da. Başka türlü nasıl dünyaya duyurabilirsin ki! Silahınla duyurabilirsin, o çok zor bir şey. Hem iyi bir duyuru olmaz. Amerikalılar bile bakmayın savaşa başvuruyorlar ama kültürleriyle tüm dünyaya girmişler.


Siyasiler sizlere önem vermese bile halk baba diyor, daha ne olsun!

E.K: Bizim memlekette halk her zaman ayrı telden çalmıştır. Hiçbir zaman hükümet politikalarıyla falan beraber gitmemiştir. Bir zamanlar TRT'de hepimizi yasakladıkları dönem halkın benim ve Orhan Gencebay'ın kasetlerine ne biçim ilgi gösterdiğini biliyoruz. Zaten halk bildiğini yapıyor.

O.G: Devletin görevlendirdiği kişiler doğru olanı bilmiyor ama halk biliyor. Neticede bizim de haklı olduğumuz anlaşıldı ve hakkımız kısmen teslim edildi. Biz de böyle baba olarak devam ediyoruz. (gülüşmeler)...

E.K: Halk, istediğiniz kadar yasaklayın biz bu adamlara baba deriz diyor, daha ne desin?

AMERİKA KAYBEDECEK


Sanatında zirvede olan başkaları da var ama onlara baba demiyorlar...

E.K: Baba diyene soracaksın.

O.G: Çok doğru, niye baba dediler? Şimdi biz müzisyeniz, üretimimizle varız. Tabii bunu koyarken kendi özel yapımız, karakterimiz var. Bunu da ortaya koyuyoruz. Baba bu birleşmeden geliyor.


Dışarıdan bakıldığında çok sade bir yaşamınız var, çalkantılardan uzak. Ama eserlerinizde sözler derin. Nasıl oluyor?

O.G: Bizler gözlemciyiz, etkilendiğimiz her konuyu dile getiriyoruz. Başımızdan geçenleri anlatıyoruz. Ama önemli olan yaptığımızın mesaj yüklü olmasıdır.


Bazı sanatçılar sırf yazmak için depresif durumlara sokuyor kendini.

O.G: Güçlü, yaratıcı bir sanatçı için bunlar sorun değil. O yapılması gerekeni her ruh halinde yapar. İkinci olarak her insan yaşamında inişli çıkışlı, tatlı acı birçok şeyi yaşar. Felsefeyle ilgilenir. Ben şu konuyu iyi yazmak için şöyle bir acı çekeyim gibi bir şipariş de olabilir ama zaten yaşamın içinde acı var.


Erkin Bey bir televizyon programında Irak'ta Amerikan askerlerinin öldüğüne dair haberi duyduğunuzda 'Irak'tan güzel haberler de gelmeye başladı' dediniz. Söylemek istediğiniz tam neydi?

E.K: Evet, Irak'ta atılan bombalardan hep Iraklılar'ın öldüğü söyleniyor. Bu mantığıma aykırı geliyor. Amerikalı'nın attığı bombadan Iraklı ölüyor ama intihar komandolarının patlattığı bombadan niye Iraklı ölsün? Kendi vatandaşı arasında patlatmıyordur herhalde. Şimdiye kadar 2000 Amerikalı öldü diye bir rakam veriyorlar. Bu çok komik bir rakam. On binlerce Amerikalı öldü. Ama maalesef bize gelen haberler tek kanaldan geliyor.


Orhan Bey siz de Ortadoğu'daki olayları yakından takip ettiğinizi söylüyorsunuz. Neler düşünüyorsunuz bu coğrafyada yaşananlarla ilgili?

O.G: Çok yakın ilgileniyorum tabii ki.

E.K: Bu arada deminki konuyla ilgili olarak, ihmal etmeyin bu sözümü, Amerika bu savaşı kaybedecektir.

O.G: Bu savaş yanlış bir şeydir ve saygın hiçbir tarafı yoktur. Buraya demokrasiyi getirmek gibi saçmasapan bir nedenle gelinmiştir. Amerika nerede Irak nerede! Biz buradayız ama. Son derece dikkatli olmalı. Buraya gelenler birtakım menfaatler için geliyor ama bu bizlerin, bir halkın üzerine basarak olamaz. Bir an önce bitmesini istiyoruz. Ama işgalci ülkelerin başka megaloideaları olduğunu duyuyor ve üzülüyoruz tabii.


Peki bu dönemde hükümetin genel idaresinin kötü olduğunu düşünüyor musunuz?

E.K: Kesinlikle, tamamen sıfır düzeyde iç ve dış siyaset götürülüyor şu anda. Bunu bir an evvel Türkiye lehine değiştirmek gerekiyor, yoksa bizim de başımıza gelecek işler var. Böyle zayıf, karaktersiz, onursuz işler güdülüyor. AB, Kıbrıs, Irak, Uzakdoğu, Orta Asya politikaları son derece zayıf ve karaktersiz. Özellikle de Türki Cumhuriyetler... Biz bunlardan niye bu kadar ayrıyız anlamadım gitti. Bunlar Rusya'dan kurtuldukları zaman Türkiye'yi abi olarak gördüler, Türkiye'ye sarılmak istediler. Ve biz bunları elimizin tersiyle itiyor durumdayız. Bunlar hep benim düşüncelerim, Orhan Gencabay'la böyle düşünüyorlar diye yazmayın.


Yoo, yazmayız tabii...

O.G: Yo gayet doğru düşünceler bunlar. Sadece bu hükümet değil, hiçbir hükümet bu konulara duyarlı olmadı ve gereken şeyi yapmadı. Yapamadılar... Turgut Özal Türki Cumhuriyetler'le ilgili bir şeyler yapmak istedi ama olmadı. Bundan dolayı öldürülmüş olduğu söylenir ailesi tarafından. Ama neticede hükümetlerin bize yakışır hiçbir ciddi tebdir aldığını düşünmüyorum. Türkiye gerçekten büyük bir ülke. AB diyoruz. AB'nin uygarlık seviyesi yüksek ve biz bunu ciddiye almalıyız. Ama Avrupa'nın da uydusu olarak yapmamalıyız. Anasını eşek kovalasın diyesi geliyor insanın.


Ama halk neticede bu politikaları güden siyasetçileri meclise taşıyor. Erkin Bey, siz şarkılarınızda ince politik göndermeler olduğunu söylersiniz. Demek anlaşılmıyor. Sizi sevenler aynı zamanda sizi anlamış olsa şu anda ülkede böyle bir iktidar olmazdı!

E.K: Bu ülkeyi idare edenler biz olsaydık ülke muhakkak başka yerlerde olurdu. Onurlu, güçlü ve sözü dinlenir... Yaptığımız eserler gibi karakterli olurdu. Benim politikacı olmam gerekmez, böyle politikacılarımız da olabilir. Ülkeyi düzgün idare etsinler işte. Biz de kendi işimizi yapalım. Yani Türkiye'nin ordusu, insanı, karakterli, güzel meziyetleri olan insanlar. Buna yakışır politikalar üretmek, davranmak gerek. AB bunu dedi hadi şunu yap, bu bunu dedi hadi onu yap. Ben şarkılarımda yine gizli mesaj vermeye devam edeceğim. Dediğiniz doğru ama bu da benim tarzım işte. Hoppala hoppala oyna ama dikkat et şarkıya. Mesela, Arkası Gelmez Dertlerimin Bıktım İllallah derken belki kalkıp göbek atacaksın. Ama bir gece göbek atarken, dur bu adam ne demiş diye düşünmek lazım.

O.G: Muhteşem bir insan var, Atatürk. O insanın bile ne dediğini anlayamadık. Tabii dönem değişti, onun düşündükleri üzerine ilaveler yapılmalı. Gel gör ki bıraktığı yerden ileri götüremiyoruz. Uzun yıllardan beri faizciliğe alışmış bir topluma şu an üretin diyorlar. İnsanlar da şaşırıyor tabii.

HAYATIM ADLİYEDE


Sadece insanlar değil bankalar da şaşırdı, onlar da alışmıştı!

O.G: Geleceğimizi yedik bu faizle. Bu da bizim yönetimimizin nasıl olduğunu ortaya koyan en büyük delillerden biridir. Aşacağız ama.


İkiniz de albüm çalışmalarına başladınız, ne aşamada albümleriniz?

O.G: Şu anda ben, rutin yapmam gereken albümü yapıyorum, iki sene oldu. Alt yapıları bitirdik, şimdi üst kayıtlarını yapıyorum. Daha tam olgunlaşmadı.

E.K: Evet, çok ağır bir şey söylemeyim şu plak şirketleri hakkında. İnşallah en kısa zamanda bir yerden olacak. Daha doğrusu vatandaşın yoğun bir talebi olduğu için, yoksa ben kırgınım bu kaçak korsan durumlarına. Benim 17 tane mahkemem var halen. Adliye koridorlarında geçiyor hayatım.

ORHAN GENCEBAY SAZI ALDIĞINDA ADAMA DÖRT SAAT DİNLETİR


Erkin Koray Orhan Gencebay için, Orhan Gencebay Erkin Koray için ne ifade ediyor?

O.G: Erkin denilince çok sevdiğim bir insan ve çok başarılı müzisyen baba aklıma geliyor. Başlangıçtan beri her şeyin başında olan bir insan, kişilik. Çünkü biz ilkleri oluşturan kişileriz. Bizim önümüzde bir örnek yoktu. Babalığımızın da bir yanı buradan geliyor.

E.K: Ben 70 milyonun Orhan Baba dediği kişi hakkında başka ne söyleyeyim? Vatandaş söylemiş söyleyeceğini zaten. Benim onun için özel düşündüklerimi burada anlatmak satırlara sığmaz. Kesinlikle benim Orhan Gencebay'dan Türk müziği konusunda almış olduğum çok şey vardır. Yani Orhan Gencebay sazı eline aldığı zaman adama dört saat dinletir.

BİRLİKTE ALBÜM YAPMAMIZ GEREKLİ


Birçok kere birlikte albüm yapacağınızı söylediniz. Bir tarih verebiliyor musunuz?

O.G: Muhakkak yapacağız. Böyle bir albüm yapmayı sürekli konuşuyoruz. Yapacağız da...

E.K: Bu zamanı bulabilmemiz çok önemli. Neredeyse başımızı kaşıyacak zamanımız yok. Ama inşallah böyle bir şey olur. Çünkü uzun yıllardır bu hayalimizde. Şöyle beraber bir şey yapalım vatandaş dinlesin. İnşallah önümüzdeki günlerde bu zamanı buluruz. Böyle bir şeyin gerekli olduğunu yıllardır biliyoruz da uygulayamıyoruz.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious