Bağlamayla resital

  • Giriş : 06.03.2006 / 00:00:00

Günümüzün en önemli bağlama ustalarından Talip Özkan, 10 Mart’ta CRR’de bir konser vermek için İstanbul’a geliyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Otomatik Sallanan Beşik

Özkan ile İstanbul yolculuğu öncesi, Paris’teki evinde görüştük.

Talip Özkan, halk müziğinin yaşayan en önemli söz, saz ve derleme ustalarından biri. 29 yıldır yaşadığı Paris’te Türk halk müziğini ve bağlamayı öğretmeye, tanıtmaya çalışıyor. 33 metrekarelik evini adeta uluslararası bir konservatuara dönüştürmüş. Evinin duvarlarını bağlamalar ve halk müziğine dair kitaplar süslüyor. Özkan’ın ‘Yörük çadırı’ diye adlandırdığı bu daracık evde, yarının bağlama ustaları yetişiyor. Bunların büyük çoğunluğu da yabancı. Türkçe bile bilmeyen Alman, Yunan, Arap ve Fransız öğrenciler, Özkan’dan bağlama ve Türk müziği dersi almak için evinin eşiğini aşındırıyor. Yetiştirdiği öğrencilerin sayısını bile hatırlamayan sanatçının, öğrencileri ile çalarken hâlâ gözleri ışıldıyor.

“Ülkeme kırgın değilim, kültür insanı kaynağına küsemez.” dese de sitem etmekten kendini alamıyor. Birçok ülkenin kültür bakanlığı yetkilileri peşinden koşarken Türkiye’den ‘merhaba’ diyen bile çıkmamasından yakınıyor. Fakat o, kısıtlı imkanlarıyla yoluna devam etmeye kararlı. Kendini Türk halk müziğini dünyaya tanıtmakla sorumlu görüyor. İlerleyen yaşına rağmen verdiği solo saz konserleriyle Avrupalı müzikseverleri büyülüyor. Altı yıl sonra ikinci kez İstanbul’a konser vermek için gelecek olan Özkan ile halk müziğini, Türkiye özlemini ve bağlamanın dünya macerasını konuştuk.

29 yıldır Fransa’da yaşıyorsunuz. Paris’e gelişiniz nasıl oldu?

Fransa’ya konserler için gelmiştim. Müzik çevreleriyle tanışma imkanım oldu. Güzel teklifler aldım. Konservatuarlarında Türk müziği dersleri vermemi istediler. Bunları değerlendirmek için 1977 yılında Paris’e taşındım. Diğer yandan o yıllarda Türkiye’de, Sovyetler Birliği yönetimindeki Türk dünyasına yönelik etno-müzikolojik çalışmalar yapma durumu yoktu. O imkanı da burada buldum. Paris Üniversitesi’nde doktora yaptım. Konservatuarda solfej hocası olarak vazifeye başladım. Sonra da yavaş yavaş tanındık. Fransız radyosu için plaklar yaptım. Türkiye’de de kariyerim iyiydi; fakat zor geçiniyordum. Türkiye’ye karşı herhangi bir kırgınlığım yok. Türk müziğinin en iyi temsilcilerinden biri olmaya çalışan bir insan, Türkiye’ye kırgın olamaz. Daha iyi şartları aramak için bu yola başvurdum. Küsmek, bizim gibi kültür insanlarına yakışmaz.

Sizin gibi büyük bir sanatçının yurtdışında yaşaması Türkiye için bir kayıp değil mi?

Tam tersine, bizim gibi sanatçıların burada olması Türkiye için kazançtır. Biz, müziğimizi ve kültürümüzü bir uç beyliği gibi dünyaya tanıtıyoruz. Ve dışarıda olmak konuya daha iyi sarılmaya yol açıyor. Şunu da itiraf etmek lazım. Avrupalının müzik dinleyişini, Türkiye’dekinden daha saygılı bulmuşumdur. Daha meraklılar, daha dikkatliler ve yaklaşımları da çok farklı. Enstrümandan çıkan sesleri, sözleri anlayanlardan daha duygulu dinliyorlar. Alman, Yunan, Fransız, Arap, çok sayıda ülkeden talebem var. Bu kişiler, daha sonra Türk kültürü ve halk müziğinin kökenlerine ilişkin araştırmalara yöneliyorlar. Türkiye’nin birçok yöresinin uzmanı olan Fransız müzikologlar yetişti. Çok güçlü çalanlar var. Örneğin iki Alman talebem var, çok iyiler. Bizim arabeskçilerin, ‘bizim esas sazımız neymiş’ deyip ders alacakları iki Alman.

Paris’ten baktığınızda bağlama icrasının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Büyük bir yozlaşma ile karşı karşıyayız. Her şey ticarete dökülmüş; değiştirmeye ve bozmaya çalışıyorlar. Geleneksel enstrümanları halk bir değişikliğe uğratmadıkça bizler bir şey yapamayız. Halktan gelen neyse onu öyle icra etmek mecburiyetindeyiz. Bütün halk müziklerinde bir kanun vardır: Halk müzikleri kağıt kalem alınarak bestelenemez. Bu, halkın bünyesinden gelen bir olaydır. Eskileri unutup, ‘sazı böyle çalmak lazımdır’ diyenler var. Bu büyük bir tehlike. Sanki kendi sazının bütün stillerini A’dan Z’ye biliyor gibi. Sen ne diye Arap’ı, İspanyol’u benim müziğimin içine sokup duruyorsun! Hiç mi kişilik, şahsiyet yok? Dünyanın en kötü müziği bile olsa, ben oyum, onu korumakla ve geliştirmekle mükellefim. Halk müziği Anadolu’da hâlâ yaşamakta. Halk, sancılanıp doğurmakta. Bunları araştırmak yerine, 6-7 ay çalıştığı Arap kokan bir eseri kaset yapıyor. Bunu yapanlar, Türk halk musikisinin ruhuna girme tenezzülünde bulunmayan tembel ve cahil kişiler. Yenilikler, ancak halkın süzgecinden geçtikten sonra kabul edilebilir. Üretimi halk yapmalı, halk yoğurmalı. Aksi halde halk müziği olmaz. Kültürümüzü de dışarıdan gelen yozlaşmalara karşı korumalıyız. Böyle giderse Türk müziğinin rengi ve tadı değişecek.

Hayatınızı bağlamaya adadınız. Tek sazla türkü söyleyip, bütün dünyaya dinletmek büyük bir başarı. Bunu nasıl gerçekleştirdiniz? Sazın klasik müzik enstrümanları arasında geldiği nokta neresi?

Türkiye’de ve Avrupa’da, ‘saz, tek başına, türkü söylemeden resital verebilir’ fikrini ben ortaya attım. Ve bu gerçekleşti. Sazın tek başına, keman gibi, piyano gibi resital verebileceğini bütün dünyaya gösterdim. Hiç türkü söylemeden, iki saat solo saz konseri vermek ve dinlettirmek bir marifettir. Bu alanda ilkim. Konser vermediğim ülke kalmadı. Kıskandım, ‘bir İspanyol çıkıp gitarıyla flamenko çalıyorsa ben neden bunu yapamayayım?’ dedim. İspanya’daki konserimde hepsini ayakta alkışlattım. Sabaha kadar saz çaldırdılar. Fakat yeri geldiğinde türkü de okuyoruz. Türk dinleyicisi genelde sözlerdeki tesire bakar ve bu tesirin gücü büyükse altındaki müzik çok kötü de olsa sever. Sazı, sese yardımcı enstrüman durumuna düşüren bir dinleyicimiz var.

Paris’teki bir konservatuarda bağlama bölümü açmak mümkün değil mi?

Bu yönde çalışan talebelerim var. Benim oraya kadar gücüm yetmez artık. Onu talebelerim yapacak. Bu, çok güçlü bir çalışma isteyen bir konu. Buna temel hazırlamak için sazla her şeyin çalınabileceğini ispat etmek lazım. İlgi gösteren insanların artması lazım. İspanyol gitarı nasıl girdiyse sazın da girmemesi için bir sebep yok.

Bağlamayı dünyaya tanıtırken Türkiye size destek verdi mi?

Hayır, asla. Bütün Avrupa ülkelerinde Türk kültürünü ve müziğini tanıtmaya ve öğretmeye çalışıyorum. Yunanistan’da Kayseri mızrabı dersleri verdim. Şimdiye kadar ne Türk devleti, ne de Kültür Bakanlığı uzaktan bir teşekkür bile etmedi.

Bağlama icracıları arasında kendinizi nereye koyuyorsunuz?

Ben sadece bir yörenin türkülerini seslendiren bir saz sanatçısı değilim. Bunu yapan ve çok başarılı olan arkadaşlar var. Bunlar kendi yöresinin dışına çıktı mı biter. Talip Özkan ve onun gibiler, hem bilirkişi hem icracı. Biz araştırmacıyız. Balkanlar’dan Japon denizine kadar giden çalışmalarımız var. Araştırıyoruz, derliyoruz. Üzerimizde bir sorumluluk var; derlediğimiz her şeyi aynı zamanda icra ediyoruz. Halk müziğinin geneline yönelik bir çalışma yapıyoruz.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious