Bahçeli MHP'yi dönüştürüyor

  • Giriş : 23.11.2006 / 00:00:00

Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye'nin son otuz yedi yılında var olan, iktidar ve muhalefet olarak siyaseti etkileyen, biçimlendiren bir parti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu kavram yeni değil, Osmanlı'nın son döneminden günümüze kadar yaşanan toplumsal ve siyasal dalgalanmalarda bir çözüm yolu, kurtarıcı bir yaklaşım olarak en fazla telaffuz edilenler arasında önde yer alıyor. Batıcılık, İslamcılık, sosyalizm gibi fikirler dahi milliyetçilikle aralarına kesin bir sınır çizemediler, belli ölçüde milliyetçi bir tonu söylemlerine taşımak zorunda kaldılar. Bunun birinci nedeni, tüm dünyada milliyetçiliklerin yükselmesi, milli devletlerin baskın siyasal projeler haline gelmesi eğiliminin bu coğrafyaya da taşınmasıdır. İkinci neden ise, Osmanlı bakiyesi topraklardaki insanların sürekli bir varoluş kaygısı yaşarken, tehlikelere olduğu gibi fırsatlara karşı da önemli bir mukabele ve seferberlik ekseni olarak son derece işlevsel özelliklere sahip milliyetçiliğe vurgu yapmalarıdır.

Böylelikle Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları üzerindeki hemen hemen tüm topluluklar milliyetçi siyasal projelerin güçlü soluğuyla hareket ettiler, milli devletlerini oluşturdular. İmparatorluğun tebaayı sadıkanesi, ortak kültürün önemli inşacılarından Ermeniler de sonlara doğru dramatik olaylarla birlikte bu küresel rüzgarlara uyarak milli devletlerini kurdular. (Öte yandan Ermenilerin Osmanlı'da başlayan kültüre katkıları Cumhuriyet döneminde de sürdü. Udi Hırant, Tatyos Efendi, Onno Tunçboyacıyan gibi öne çıkanlar kadar, çocukluğumun geçtiği Amasya'da doğrudan şahit olduğum, beyaz eşya satan, manifaturacılık yapan, adları yazılı metinlerde bulunmayan birçok Ermeni Türk vatandaşı bu kesimde yer alır.) 1918-1920 arasında Doğu Ermeni Devleti kuruldu, sonra 1991'e kadar Sovyetler dönemi başladı. Nihayet, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından imparatorluklar kesin bir şekilde tasfiye olurken yeni Türkiye Cumhuriyeti de milliyetçilik üzerine bina oldu.

Milliyetçiliğin muhtevası

MHP'nin bugün temsil ettiği milliyetçilik, son yüz elli yıl içindeki milliyetçilik müktesebatıyla politik ve entelektüel bağları bulunmakla birlikte, daha çok bugünün şartları, toplumsal okumaları üzerinden bir muhtevaya sahiptir. Bu da olağandır; çünkü ülkenin ilişkileri, tehlike algısı, sosyo-ekonomik şartları, milliyetçiliğe sahip olan çevrelerin toplumsal nitelikleri, gelecek projeksiyonları, hemen hemen akla gelen her kategori derin bir değişime uğramıştır. Milliyetçiliğin sosyal zemininde yaşanan bu farklılaşmanın milliyetçilik üzerinde sonuçlar yaratması kaçınılmazdır. Üstelik bu değişim sadece milliyetçilikle sınırlı değildir, toplumsal hikayedeki dönüşümden milliyetçilikle birlikte her siyasi ve ideolojik hareket nasibini almıştır.

Bir siyasal proje olarak Türkçülüğü ilk defa dile getirenlere, Türk'ün Osmanlıca yazımında vav harfini kullandıkları için "vavlı Türkçüler" dendiğini biliyoruz. Ziya Gökalp "Türkçülüğün Esasları" ile milliyetçiliğe "İktisadi Türkçülük" dahil bir toplumsal ve siyasal program oluşturmaya çalışmıştı. Atatürk'ün Cumhuriyet'in de temellerini oluşturan milliyetçilik yaklaşımı altı ok şeklinde dolaşıma girmiş, devlet uygulamalarının yaslandığı ilkeler haline gelmiştir. Hatırlamak gerekirse bunlar milliyetçilik, cumhuriyetçilik, inkılapçılık, halkçılık, laiklik, devletçiliktir. 27 yıl ülkeyi yöneten CHP'nin, iktidar ilişkilerinin kendine has şartları ve cilveleri üzerine yapılan ve yapılacak olan spekülasyonlar saklı kalmak kaydıyla, milliyetçi bir programa sahip olduğu açıktır. 1950 sonrasındaki DP iktidarları, 1960'tan sonraki AP iktidarları da milliyetçiliğe sık sık göndermeler yapmayı, milliyetçi kurum ve kuruluşlarla ilişkiler kurmayı ihmal etmemişlerdir.

Milliyetçiliği kendi varoluşunun odağına alan bir siyasal örgütlenmeyle MHP'nin ortaya çıkışını sadece Türkeş faktörüne bağlamak doğru olmaz. Siyasi hareketlerin önderleri ne kadar kabiliyetli olurlarsa olsunlar, seslenişlerini ancak onlara kulak vermeye hazır kitleler varsa duyurabilirler. Türkeş ve arkadaşları, 1956 Macaristan, 1968 Çekoslovakya işgalleriyle ciddi bir tehdit olduğunu ortaya koyan, yaklaşımları dolayısıyla batıdaki komünist partilerde dahi ciddi karışıklıklar, itirazlar, istifalar yaratan Sovyet tehdidinin dramatik etkilerinden elbette faydalandılar. "Emperyalizmin zayıf halkası Türkiye" tezlerinin havada uçuştuğu, Küba devriminin romantizmini arkalarına almış sosyalistlerin "burjuva demokrasisinin" yöntemlerine itibar etmeksizin fiilen "olaya el koymaya" kalkıştıkları bir zamanda bunlara yönelik tepkinin milliyetçilikle buluşması zor olmadı. Amerika'nın Afyon yasağı koymaya kalkışması, Kıbrıs Harekâtı, yetmişli yıllarda yükselen şiddet, milliyetçiliği daha geniş kitlelere ulaştıran belli başlı olaylardı. Seksenlerde ve sonrasında ise küreselleşmenin etkileri, milli devlete meydan okuyan gelişmeler, AB süreci nihayet PKK, milliyetçi çizgiyi güncelleyen hadiseler olarak müktesebattaki yerlerini aldılar.

MHP'nin yakın tarihteki dönüşümü

1969'da kurulan MHP başlangıçta broşür boyutlarını geçmeyen dokuz ışık doktrinini esas almış, bunu hem kendi kitlesini inşada bir doktrinasyon aracı olarak kullanmış, hem de Marksizm'in entelektüel hegemonyasına popüler bir programla meydan okumaya çalışmıştır. 1970'lerin ortalarında okur-yazar kitle ile buluştukça sadece bir "his, heyecan ve refleks" hareketi olmaktan da çıkmak isteyen MHP, bu kesimlerin "teori" taleplerine Ayhan Tuğcugil'in TMFS (Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi) kitabıyla cevap vermeye çalışmıştır. O kitabı okuyanlar, Marksizm ile TMFS arasındaki karşılaştırmanın aslında Marksizm'in şablonuna uygun bir kategorileştirme üzerinden yapıldığını görmüşlerdir. "Marksizm, tarih sınıflar mücadelesi der, milliyetçilik tarihi milletler mücadelesi olarak görür," vs. diye başlayan karşılaştırmalar yöntem, amaç bahisleriyle birlikte aynı mantıkla sürüp gider.

Yetmişlerin sonuna doğru MHP'deki İslami vurgu artmaya başlamıştır. Bunun nedeni, geleneksel muhafazakar toplumsal çevrelerin MHP'de yer aldıkça, kendi dinî bağlılıklarını da belirleyici bir faktör olarak parti söylemine taşımaları kadar, yükselen şiddet karşısında dünyevi programlarla mukayese edilemeyecek ölçüde dinin ontolojik bir moralite sunma niteliğidir. 1980 ihtilali sağ ve sol hareketleri tasfiye etmeye kalktığında MHP de bundan derin yara almıştır. Bu yaranın sebebi sadece mahkemedeki yargılamalar ve idamlar değildir, bunun yanı sıra kendi varoluşunun temeline devletin varlığını ve bekaasını koymuş, kendisini devletle özdeşleştirmiş bir siyasi hareketin bu sert karşılaşma dolayısıyla yaşadığı "izahı güç" ideolojik durumdur. MHP davasının görüldüğü askeri mahkemede önde gelen bir yöneticinin "fikirleri iktidarda ancak kendisi hapishanede" diye tanımladığı imkansız paradoks içselleştirilmiş simbiyotik ilişkiden kaynaklanan bir sitemdir. "Anne" göbek kordonunu kesip atmış, "çocuk" kendisini ilk defa ondan farklı, ayrı bir varlık olarak görme trajedisini yaşamıştır.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious