Bahçeli'den 'Yüce Divan' tehditi

Bahçeli'den 'Yüce Divan' tehditi.8984
  • Giriş : 04.11.2008 / 22:25:00
  • Güncelleme : 04.11.2008 / 22:25:23

Bahçeli konuştu. Üstü kapalı olarak Kürt devletinin kurulduğunu söyleyen Bahçeli: AKP, DTP'nin işbirlikçisidir.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ı DTP ve bölücülerle işbirliği yapmakla suçladı. Erdoğan'ı Doğalgaz zamları konusunda da sert bir dille eleştiren Bahçeli'nin, "Milleti kışın ortasında soguğa mahkum edenleri biz de zamanı gelince hukuka mahkum edeceğiz" sözleri Yüce Divan'ı hatırlattı!

Bahçeli'nin hedefinde ise yine Erdoğan hükümeti vardı. Partisinin grup toplantısında Doğu ve Güneydoğu illerindeki karışıklıkların asıl sorumlusu olarak Erdoğan'ı işaret eden Bahçeli, AK Parti'nin bölgedeki karışıklıklardan DTP ile birlikte medet umduğunu söyledi. Bahçeli'ye göre hem Erdoğan hem de DTP bölge haklı üzerinde oy hesabı yapıyor ve yapılan karşılıklı sert açıklamalar ise "danışıklı dövüşün" bir parçası!

İşte Bahçeli'nin grup toplantısındaki konuşmasından bazı önemli başlıklar;

Bölgedeki gerilimin asıl sorumluları

Yaklaşan mahalli idareler seçim sürecinde, milletimizi yeni bir kavganın eşiğine getiren iktidar partisi ile bölücü mihraklar arasındaki danışıklı dövüş, kamuoyunun gözü ününde cereyan etmekte, silahların gölgesinde başlatılan bir seçim kampanyası bütün gerilimi ile sürdürülmektedir.

Başbakan ve AKP'nin, böyle bir zeminde, bölücülüğe hizmet yarışı olarak görülecek bir rekabetin tarafı olması, bölücülük konusundaki içten pazarlıkçı tutumunu ortaya koymuş ve Türk milletinin AKP'nin gerçek hüviyetini daha iyi tanıması ve anlamasına hizmet etmiştir.

Başbakan'ın, polis kordonu altında salonlarda yaptığı parti toplantılarında, bölücülerin ise taş ve sopalarla sokak ve caddelerde yürüttüğü bu kampanya, ülkemizin nasıl bir sinsi tuzağa çekilmeye başlandığını da ortaya koymuştur.

Bir taraftan AKP ile DTP arasında yapılan yemekli görüşmelerle sözde uzlaşma zemini arayışları sürerken, diğer yandan başbakanın polis çemberi altında söylediği kuru tehditler ve hamasi sözler tam çelişkinin işareti olarak görülmelidir.

Başbakan, meydanlarda ilan edilen ihanete ve yaşanan rezalete rağmen bu ağır sorunu basit bir belediyecilik hizmeti seviyesine indirgemiş, toplanmayan çöplere, temizlenmeyen sokaklara atıfta bulunarak silahlı bölücülerin ve silahsız uzantılarının eylemlerini tanımlamaktan ısrarla kaçınmıştır.

Bir manzara bizi çok üzmüştür. Bir siyasi parti liderinin, bölgedeki toplantı öncesi yaşanan kargaşayı samimi olarak söylemek gerekirse kabul etmek mümkün değildir. Devletin egemenlik kudretine, makama ilişkin yeterli önlemleri almakta yine Başbakan'ın görevidir. Ancak Başbakan, buna rağmen etnik bölücülüğü okşamaya devam etmiştir.

AK Parti, DTP'ye misyon yüklemektedir

Erdoğan'ın barış için silahların bırakılması gerekmektedir, sözlerinin iki önemli nedeni vardır. Ya Başbakan, sözünün nereye gittiğini bilmemektedir yada bilinçli bir çözülme süreci hazırlanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakan'ının 'barış isteniyorsa silahlar susmalıdır' demesi, ya lafının nereye gitmediğini bilmediğini ya da buna alt yapı hazırladığını gösterir. Başbakan DTP'ye arabulucuk çağrısı yapmaktadır. Türkiye'yi 89 yıl önce olduğu gibi bir karar aşamasına getirmektedir.

Hükümet aşiret reisleriyle ilişki kurulması girişimiyle dışarıdaki ilk adımı başlatmıştır. Ardından yerel yönetimin tanınması olacaktır.

Kurulan tuzağa vatandaş düşmemiştir

Vatandaşlarımız terör ve silah tehditine rağmen önlerine gelen tuzaklara düşmemiş, kararlılıklarını hem bölücülere hem de AKP'ye açıkça göstermiştir. Bu duyarlı insanları sevgiyle kucaklıyorum. Dileğimiz yaşanan akibetleri görerek bir sonuca ulaşmasıdır.

Bir zamanlar AKP'lilerin konutlarında ağırlanan, bölücü mihraklara şimdi ülkeyi terk etmelerini söylemek, gaflet ve ihanet arasındaki bir itirafı, bunca can ve mal kaybının kabul edilmesi olarak yorumlanmalıdır.

Ne üzücüdür ki, bu kayıp yılların faturası özür dilenerek telafi edilemeyecek kadar büyük, 'yanıldım' diyemeyecek kadar ağır bedellere mal olmuştur.

AKP, bunların mutlaka ama mutlaka hesabını ödemeli, düştüğü gafleti açıkça diye getirmelidir. İhanet cephesi bilmelidir ki, birliğine uzanan elleri mutlaka ama mutlaka kıracaktır.

Anadolu, tesadüfen vatan olmuş bir coğrafyanın adı değildir. Milyonlarca aziz millet evladının yüzyıllarca yurt tutması ile oluşmuş muazzam bir doğuşun ve doğruluşun ta kendisidir.

Türkiye Cumhuriyeti, lütuf ile kurulmuş bir sömürge artığı değildir. Dönemin emperyalist devletlerine karşı verilmiş bir kutlu savaşın, dökülen kanların, verilen canların eseridir.

Türk milleti, tesadüfen zuhur etmiş, alt kimliklerin ortaklığı değildir. Binlerce yılda kardeşlik ve kucaklaşma ile oluşan, milli kültürün, milli kimliğin ve milli şuurun tecelli ettiği ve yükseldiği muhteşem bir terkibin tanımıdır.

EKONOMİK ANALİZ

Türkiye ağır sorunların bütün belirtilerini her yönüyle yaşamaktadır. AKP'nin tutarsız yaklaşımı, kafa karışıklığı zaten hissedilmekte olan ekonomik krizin derinleşmesine neden olmaktadır.

Türkiye ekonomisi, adeta zembereği bozulmuş bir saat gibi... Bütün göstergeleri bozulmuştur. Ancak bu nafile girişimler hiçbir işe yaramamış. Milletimiz açlık, yoksulluk kör kuyusunun dibine itilmiştir.

Vatandaşlarımız günlük ihtiyaçlarını karşılamak için gelirlerinin üzerinde borçlanmaktadır.

AKP döneminde ortaya çıkan ekonomik büyüme, tüketici borçları tarafından satın alınmıştır.

Resmi rakamlarda yüzde 9,4'e ulaşan işsizlik, yükselen döviz karşımızdaki en temel sorunların göstergesidir.

2008 Eylül ayında şirket ve kooperatif sayısı geçen seneye göre 4,321'den 3,609'a düşmüştür.

Kurulan işyeri sayısı yüzde 4,3 azalarak 3,646'dan 3488'e gerilemiştir. Kapanan işyerleri sayısı ise yüzde 70 artmıştır.

Ekonomik önlemler alınmalıdır

Beklentimiz ekonomik krize ilişkin geçiken tedbirleri bir an evvel almasıdır. Tüm bunlara rağmen hükümet üyelerinden ve ekonomi kurmaylarından gelen çelişkili açıklamalar, ne yapılacağının bilinmediğinin açıkça göstergesidir.

Krizin ülkemizin ekonomik sisteme girerek ve sinerem, yol aldığı bir yola doğru ilerliyoruz. Hükümete inat, heryerden feryatlar yükselmektedir. Zamlarla milletin ümüğünü sıkmıştır. Doğalgaza yapılan zammın ardından 10 aylık dönemdeki toplam artış yüzde 82.15'lere ulaşırken, enflasyon ise 10 katlanmıştır.

Doğalgaz zammının asıl nedeni

Doğalgaz zammın bu kadar yüksek olmasının nedeni, biriken yüktür ve faturası millete yüklenmiştir. Doğalgaza yapılan zam, önümüzdeki yıl başlarındaki elektrik fiyatlarını da yükseltecektir. Bu zamma neden ihtiyaç duyulduğu yapılan açıklamalara rağmen bir türlü anlaşılamamıştır. Topu başka yerlere atmak bizim tarafımızdan kabul edilen bir davranış değildir. AKP hükümeti çıkıp dürüstçe zammın nedeni açıklanmalıdır. Doğalgaz fiyatlarının, önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde indirim yapılacağının söylemesi de anlaşılamamaktadır.

Erdoğan'a Yüce Divan hatırlatması

Yapılan zammın asıl nedeni BOTAŞ'ın mali yapısındaki bozukluktur.

“Eğer doğalgaz pahalı olsaydı niye vatandaş doğalgaza geçiyor” diyerek gerekçe üretmeye çabalayan AKP zihniyeti ve bu zamda payı olan başta BOTAŞ idaresi olmak üzere, herkes yaptığının hesabını vermeye hazır olmalıdır.

Aziz milletimizi soğuğa mahkûm edenleri, bizde hukukta mahkûm etmeye kararlı olduğumuzu ve bunun için zamanı geldiğinde her türlü girişimde bulunacağımızı bu vesileyle belirtmek istiyorum.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*