Baklavayı kaybettik, kebap gitti, sıra lokumda mı?

Baklavayı kaybettik, kebap gitti, sıra lokumda mı?.25014
  • Giriş : 26.11.2007 / 23:17:00

Baklavayı kaybettik, kebap da elden gitti, şimdi de lokumu elimizden kaçırıyoruz.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU yazdı...

EPICA (Europen Premium International Creative Awards), daha çok Avrupalı ajansların rağbet ettiği bir reklam yarışması. Bu yıl 21'incisi düzenlenen yarışmaya ülkemizi temsilen jüri üyesi olarak altıncı kez katıldım.

EPICA'ya ilgi, geçen yıla göre daha da artmış. Ağırlıklı Avrupa'dan 731 ajansın değişik kategorilerden 5 bin 640 reklam ile katıldığı yarışma, 20-24 Kasım 2007 tarihleri arasında Paris'te yapıldı. Biz, kendi dergilerinin habercisi, editörü ya da yayıncısı olan 45 uzman gazeteci de jüride görev yaptık. İşin tanımı gereği yarı karanlık bir salonda saatler boyunca çok sayıdaki işi izledik ve onlara oy verdik. 48 ülkeden, farklı kültür ve değerlerden gelen reklamları izlemek hem öğretici, hem eğlenceli. Ne kadar eğlenceli olursa olsun bu kadar çok işi, jüri üyeliği gibi bir zorunluluğunuz olmasa izleyemezsiniz. Ancak günün sonunda Avrupalı reklamcıların vizyonu, uygulaması ve daha da önemlisi toplumun bir yansıması olarak reklamları izlemek çok öğretici oluyor. Size de öneririm. Yabancı kanalların reklamlarına bakarak, o ülkelerdeki tüketim trendlerinden ihtiyaçların tespitine ve hatta tüketici reflekslerine kadar pek çok ayrıntıyı görebilirsiniz. Bir ülkeye gitmeden reklam izleyerek bir kanaate varmak da mümkün. Yurtdışına iş yapacak olanların önce rakiplerinin ne yaptığını bilmesi ve o pazarda neler olduğunu görmesi için reklamları izlemesinde fayda var.

Eğlendiren değil, sattıran reklamlar hazırlanmalı

EPICA'ya Türkiye'den 19 ajans 124 işle katılmış. Bu sayı, binli rakamlarla yarışmaya katılan Almanya ve Fransa'nın yanında küçük gibi görünse de ülkemizin uluslararası reklam yarışmalarına katılım rakamı olarak bir rekor. 48 ülke arasında sayısal olarak bu yıl 12'nci sırada yer alıyoruz. İşler önce bir ön jüriden geçiyor, ardından da nihai jürinin karşısına çıkıyor, yani bizim gördüğümüz işler bir elekten geçmiş oluyor. İşlerin özgünlüğü, zekâsı ve iş görebilirlik potansiyeli olarak baktığımızda bu yıl gözüme çarpan noktalar var. Önceleri, reklamlarında daha agresif mesajlar vermeyi seçen Avrupalılar bu yıl daha centilmence işler çıkarmışlar. Bunda dünyadaki savaşların ve de özellikle Irak'ın etkin olduğunu düşünüyorum. Avrupalı, haklı olarak savaşı sevmiyor. Dünyanın yeteri kadar gerçek şiddeti gördüğünü düşünüyor ve reklamlarında artık bunu kullanmıyor. Bush ve Blair reklamlara özne olmaya devam ediyor. Ancak ilk Irak savaşı yıllarında olduğu kadar yoğun ve acımasız değil.

Küresel ısınma ve çevre duyarlılığına reklam içeriği olarak sıkça değiniliyor. Güldüren reklamlar her zaman, her yerde olduğu gibi rağbet görmekte. EPICA Başkanı Andrew Rawlins jüri üyelerini iki konuda uyarıyor. Birincisi, "Güldüren reklamlar sadece güldürdüğü için sevimli gelebilir ancak lütfen gülmenin büyüsüne kapılmayın." İkincisi, sosyal reklamlarla ilgili: "Sizlerin de destekleyebileceği bir konuda, sosyal içerikli duygulara dokunan reklamların sizi etkilemesine izin vermeyin. İşin fikrine bakın!" Haksız da sayılmazdı. İnsanın içini parçalayan öyle konular ve noktalar başarıyla işlenmişti ki, bundan sonraki hayatınızı bu sosyal alanda çalışmaya gönüllü olarak feda edebilirdiniz. Ve nihayet, Türkiye'den işler de bizden yüzyıl önce reklam işine girmiş ülkeler arasında hiç de yabana atılmayacak başarıya sahipti. Biz Türklerin 'durumsal zekâsına' hayran kalmamak mümkün değil.

Türkiye'den dört ajans finale kaldı, biri EPICA aldı

Türk ajanslarının işleri, uzun süreden beri uluslararası reklam yarışmalarında çok sayıda olmasa da ödül alıyor. Sadece ödül açısından baktığımızda bile yarışmaya katılan işlerin başarısının Avrupa standartlarında olduğunu söyleyebiliriz. DDB&CO iki, Markeom Leo Burnett ve Consept'in tek işle finale kaldığı yarışmada DDB&CO'nun bir firma için hazırladığı basın reklamı kendi kategorisinin en iyisi seçildi. Diğer işler de farklı dereceler aldı. Ben yazımı hazırlarken sıralama henüz netleşmemişti, bu nedenle veremiyorum, ancak meraklıları www.marketingturkiye.com'dan takip edebilir. Yarışılan 37 kategorinin kazananları arasında yapılan EPICA D'OR seçiminde ise ayrıca dört en iyi iş seçildi. Biri interaktif kategori olmak üzere basın, açıkhava ve filmde kazanan işler şöyle: Açıkhavada Pepsi, filmde Gorilla/Goril ve basın kategorisinde France 24'ten Beyond the News (Haberin gerisi) adlı işler EPICA D'OR aldı. Jüri üyeleri haberci olunca haberin gerisinde neler olduğuna dair bir işin elbette daha fazla şansı oluyor. Ödül alan bu basın ilanını önce siz okurlarımızın görmesi için alıp geldim. Bu reklama dikkatlice bakmanızı isteyeceğim. Ben yorumumu yaptım, sonrasını size bırakıyorum.

Baklavayı kaybettik, kebap gitti, sıra lokumda mı?

Her yıl olduğu gibi Paris'e giderken taşımaktan üşenmeyip farklı lezzetlerde lokumlardan birkaç kutu alırım. Bunu bir gelenek haline getirdiğimden yarışmanın son günü diğer ülkelerden gelen yerel tatlarla birlikte bizim lokumları da sunarım. Bu yıl da lokumun bizim mi Yunanlıların mı olduğuna dair tartışmalar süregittiğinden lokumun miktarı ve çeşidinde epey cömert davrandım. Ancak bu sunuyu yaparken bugüne değin hiç dikkatimi çekmeyen bir konuya takıldım. Havalimanından aldığım Güllüoğlu markalı kutularda ne bir Türkiye logosu ne de Türkiyeli olduğunu çağrıştıran bir ibare ya da yazı vardı. İkram için bıraktığım masada sadece benim tarafımdan getirildiğini bilenler lokumun Türkiyeli olduğunu anlayabilirdi. Bence Güllüoğlu kutularının dizaynına yeniden bakmalı. Hele ürününüzü havaalanında satıyorsanız bu konuya daha çok dikkat etmelisiniz. Diğer markaların kutularına dikkatlice bakmadım ama ilk fırsatta bakıp burada da yazacağım. Havaalanı gibi yabancıların daha çok alışveriş ettiği yerlerde Türk lezzetlerini taşıyan kutu ve ambalajlara ortak bir dizayn belirlense nasıl olur? Yunanlı jüri üyesiyle sohbetlerimiz sırasında lokum konusuna değinmiştik. Yanıma gelip, 'Bizim ulusal tatlımızı birileri getirmiş, gördün mü?' diye manidar bir biçimde sordu. Sanırım yolu uluslararası ilişkilerden geçenler bu tür diyaloglarla karşılaşıyor. Elbette kendimizi anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz ama keşke Güllüoğlu kutusunda o çok bildik laleli Türkiye logosu olsaydı. Ben de Yunanlı üyeye yanıt vermek yerine kutuyu getirip gösterebilseydim. Yazık çok yazık!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious