Banker Kastelli'nin üvey oğlundan çarpıcı iddialar!

Banker Kastelli'nin üvey oğlundan çarpıcı iddialar!.14727
  • Giriş : 08.06.2008 / 23:02:00
  • Güncelleme : 08.06.2008 / 23:06:14

Babası Özden’in servet avcısı kadınlar yüzünden kendine kıydığını söyleyen Bahadır'dan çarpıcı iddialar.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


“Babamın sevgilisi annemin küpelerini takıyordu”

Babası Cevher Özden’in ölümünden sonra sitemkar bir ölüm ilanı veren ve onun servet avcısı kadınlar yüzünden kendine kıydığını söyleyen Cemil Bahadır: “Annemin milyon dolarlık mücevherlerini sahtesiyle değiştirdi ve sevgilisine hediye etti. O pırlanta küpeleri bir gün TV’de o kadının kulağında gördüm.

“Cevher Özden’e hep baba dedim ama kimseye Kastelli’nin oğluyum demedim”

2 Haziran’da intihar eden Cevher Özden’in ardından sitemkar bir ölüm ilanı veren ve babasının servet avcısı kadınlar yüzünden kendine kıydığını söyleyen Cemil Bahadır: “Cevher Özden annemle evlendiğinde yedi yaşındaydım, o zamandan beri de oğluyum. Ona hep baba dedim ama kimseye Kastelli benim babam demedim”

Banker Kastelli... Kimine göre tefeci, kimine göre para sihirbazı... 1982’ye kadar 550 bin kişiden 2,5 milyon dolar toplayıp büyük krizle birlikte battı. Her ne kadar “Kimseye borcum yok” dese de hayatının sonuna kadar bu olaydan dolayı suçlandı. Ve 2 Haziran Pazartesi günü başına kurşun sıkarak intihar etti.

Trabzon Sürmene’nin Kastel köyünden gelen Cevher Özden, Banker Kastelli namıyla çok şaşaalı, çok iniş çıkışlı, farklı bir hayat yaşadı. Milyar dolarlarla borç ödedi, battı çıktı, türlü badireler atlattı ama yılmadı. Peki ne oldu da pes etti Kastelli?

Bu soru herkesin aklını kurcalarken üvey oğlu Cemil Bahadır gazetelere sıradışı bir ilan verdi: “Namusluları dinlemedin... Alçakları, etrafındaki hırsızları, haysiyetsizleri tanıyamadın. Tefe ve tefeciler, servet avcısı, evli erkeklerden menfaat sağlamayı kendine iş edinmiş kişiler yüzünden kendine kıydın. Böyle bitmemeliydi” diyordu bu ilanda. Durum daha da ilginçleşti böylece. Belli ki bir bildiği vardı Cevher Özden’i baba bilen Bahadır’ın. Ne bildiğini sormak için kapısını çaldık. Kastelli’nin bir zamanlar sükseli bir hayat yaşadığı Maçka’daki evine bir sönüklük hakim şimdi. Bunda kuşkusuz eşi Mukadder Özden‘in ilerleyen Parkinson hastalığının da payı var. Zaten kapıda “dosta düşmana karşı” Cevher Özden’in değil, Cemil Bahadır’ın adı yazıyor. Salondaki raflar boş, her ne kadar hâlâ bir aşçı ve yardımcı çalışıyorsa da eski günlerden eser kalmamış.

Cemil Bahadır ile konuşurken kardeşleri Nedim ve Deha Özden de evdeydi. Üç kardeşten de yansıyan, babalarını kaybetmenin üzüntüsünden çok bu sona duydukları sitem gibiydi.

Neden babanız Cevher Özden’in ardından sitem dolu bir ilan verdiniz?
Namussuzlar namusluyum diye gezmesinler diye. Herkes haddini bilsin, şimdi taziyeleri kabul etmesinler.

Kim o namussuzlar?

Bir kere etrafındaki ikiyüzlüler. Çok pohpohlandı, belki ondan böyle oldu. İsim vermeyeyim, annemin bir oyun arkadaşı var kulüpten. Cenazeye de geldi. Anneme dermiş ki “Vay Mukadderciğim, bu adam çok eşek şöyle, böyle...” Ben bu kadının “Vah Cevher Özden vah, sen neler çekiyorsun?” diye omzunu sıvazladığını gördüm. “Canavar gibisin, sen en büyüksün” dediğin sürece dünyanın en iyi insanı olurdun ona göre.
Bir gün bir hatasını söyledim. Çok gizli, emniyetlik bir hatasını... Yazıhanesine gittim dedim ki, “Bakın arkadaşlarım sizin için böyle böyle söylüyor, bu kişiyle fazla samimi olmayın ve telefonunuza da dikkat edin”. O adama benim yanımda telefon açtı ve “Aramızı bozacaklar, böyle böyle haber getirdiler bana” dedi. Düşün, o anda! Bari arkamdan yap!

Hiç dostu yok muydu yani?

Yüzlerce dostu vardı. Ama bana göre onlar dost değil, dost görünenler. Eskiden onunla görüşebilmek için randevu alan insanlar bugün telefonuna çıkmıyordu. Bunlar çok zor şeyler. Kırıldığını söylemezdi ama... Bana yapsalar bunu, ben dayanamam. Yolda yürürken görenlerin yarısı sempatiyle bakıyorsa yarısı “Vay tefeci” diyordu. Tamamen kendi hatası yüzünden. Kendisi müsaade etti bunlara. Bağırıp çağıracağına izah etseydi böyle olmazdı.

Babanızın vefatını nasıl haber aldınız?

30 yıldır yanımızda çalışan bir çocuk vardır,
o aradı. İlk başta “Yaralı, doktor çağırdık” dedi. Ben de Zincirlikuyu’daydım, karşıya geçene kadar birkaç kere daha aradım. Sonunda doktor söyledi.

Aklınızdan ilk ne geçti?

Böyle bitmemeliydi.

“Noterden babama ‘Akla davet’ yazısı gönderdim”

Cevher Özden neyle geçiniyordu?

Hiç. Çalıştırmazsan, işlerini tasfiye edersen ve aynı aylık giderle yaşarsan para biter.

Bu kadar büyük servet nasıl biter?

Başka olaylar da var tabii. 1982 senesinde bu olaylar olduğunda, Aykut Işıklar beni çağırdı. “Cemil” dedi, “Bir banka müdürü seninle görüşmek istiyor”. Gittim, bir bayanın adına orada bir hesap var; hesapta da Cevher Özden’in ciro ettiği senetler... O zamanın parasıyla 275 milyon lira, servet...
Maalesef parasını böyle dağıttı işte. Siz bana en salak kadını gönderin; iki laf söyleyeyim ona, Cevher Özden’i iki dakikada tavlar. “Sen ne büyüksün, senin gibi adam var mı?” desin tamam. Hep pohpohlayacaksın.

Anneniz ne diyordu bu işe?

Onu da, çocukları da boyuna İsviçre’de tutuyordu. Ona müdahale etmesinler diye, alın parayı yaşayın diyordu.

Siz bir şey demiyor muydunuz yoksa erkek dayanışması mı vardı aranızda?
Söylüyorum size, defalarca kaçtım. Hayatta yüz göz olmam zaten. Ben onu bir kadınla beraber yakaladım, mektup yazdım yapma böyle diye.

Ne dedi?

İnkar etti. Hep inkar ederdi zaten. Bende burada gördüklerinin üç misli yazışma var. Zaten dinlemez, bari belge kalsın diye yazardım. Okur, sonra da açar telefonu “Niye söylemiyorsun?” derdi. Ee dinlemiyorsun ki! Hatta 2005 yılında noterden kendisine “Akla ve Düşünceye Davet” diye bir yazı gönderdim. Dinlemedi.

İntihara götüren derdi neydi?

Son zamanlarda İlke Kalaycıoğlu adında bir kadınla beraberdi. Bu kadına evler, cipler almak için kendini mahvetti. Üstelik kendi geliri yok, çocuklarının parasıyla alıyor.

Sonun başlangıcı o mu?

Onun yüzünden oldu bunlar, çıkmaza girdi. Mesela Kafkas Kuyumculuk-Fuat Kırgız Cevher Özden’e 100 küsur bin dolarlık bir mücevher satmış. Bu kadına ya Anneler Günü ya da nişan hediyesi... Ama parasını ödeyemiyor. Bir de öyle bir huyu vardır ki, bir kadına o büyüklüğünü kanıtlaması lazım. Bu kadın Cevher Özden’in aldığı bu mücevheri Fuat Kırgız’a geri götürüp bunu 60 bin dolara geri al diyor. Fuat Kırgız “Ben daha paramı almadım” deyince de götürüp Sait Koç’a satıyor. Sizce bu iyi niyetli bir ikinci eş vakası mı? Hatta bu kadın Sait Koç’a milyonlarca dolarlık başka mücevherler satıyor.

“Sevgilisine yazdığı mektubu şoför çaldı”

Nereden çıkıyor bu mücevherler?

O arada evde şüpheli işler oluyor, kasa geliyor kasa gidiyor falan. Annem bir gün bana dedi ki “Yüzüğüm elime batıyor, tamir ettirebilir misin?” Bu size göstereceklerimin bugünkü bedeli 1 milyon dolar. (Gerçekten de kocaman kocaman pırlantaları olan iki yüzük ve bir çift küpe çıkarıyor çantasından.)
Ben de Zeki Ata’ya götürdüm, ne oldu buna diye. Zeki bey bana dedi ki “Farkında mısınız, bu yüzük sahte”. Ondan sonra şüphelendim, bir yüzük daha götürdüm. O da sahte. Sonra annemin kendi çizdiği küpeleri götürdüm, onlar da sahte.

Olay gayet polisiye bir hal aldı.
Ve günlerden bir gün bu İlke Kalaycıoğlu atv’de Korcan Karar’ın programına çıkıyor zayıflamakla ilgili. Kulağında da annemin kendi çizdiği ve bir müddet sonra sahteye dönüşen küpeler var. Alın 27.5.2006 tarihli programdan görüntü.
(Uzattığı fotoğrafa bakıyorum, evet tam da Cemil Bahadır’ın elindeki küpeler.)
Karşı taraftan istekler bitmiyor. En son bir ay önce kardeşimin evini sattırdı Konak Sineması’nın orada, 500 bin dolar. Nereye gitti bu para? Deniz bitti, oğullarına sataştı sonunda. Gazetede gördüğünüz “Oğluyla kavga etti” haberleri hep bu meselelerden işte. Servet avcısı dediklerim bunlar. Birini seversen beraber olduğunu bırakıp ona gidersin. Sen de gururlu bir kadınsan boşan gel dersin. Ama bunun adı kelle avcılığıdır, metresliktir...

Konuştunuz mu İlke Kalaycıoğlu ile?

Hayır. Ama Cevher Özden öldüğü gün, saat 5’te şoförü onun Tarabya Polat Sitesi’ndeki evine bir zarfla bir paket teslim etmiş. İçinde ne var bilmiyoruz. Erdoğan Demirören’in mektubu savcılıkta ama İlke Kalaycıoğlu’nun mektubu şoförü tarafından teslim edildi. Neden?

“Bir mektup çalındı”

Neden?

Bilmiyorum. Niye şoför o mektubu çaldı masadan? Saati de yok ortada, kayıp.

En son ne zaman konuştunuz babanızla?

En son cuma günü arabasının içinde gördüm, ara sokaklarda biriyle buluştu. Ama konuşmadım. Görüşmemeyi tercih ediyordum, kavga ediyorduk çünkü.
Ama ölümünden sonra her şeyle siz ilgilendiniz.

Evet, Cevher Özden’i ceset torbasına ben koydum. Cesedi gören benim, tobaya koyan benim. Şimdi mezarını yaptıran da benim. Şunu da söyleyeyim; bu işte kimse komplo teorisi yaratmasın. Cinayet falan değil, intihar. Ben çocuklarına yazdığı mektubu açıp okudum. Zaten ben açtığım için kriminal incelemede mektuplar, sonra savcılığa gidecek.

Ne yazıyordu mektupta?

Birlik olun, anneninize bakın filan, veda mektubu gibiydi.

Pişmanlık belirten bir şey var mı?

Var. Pişmanlığını çok dile getirdi ama gene bildiğini yaptı.

“Annemin tazminatı Banker Kastelli’nin sermayesi oldu”

Cevher Özden öz babanız değil, ama sizi öz oğullarından ayırt etmemiş.
Ben Cevher Özden’in oğluyum. 1958 senesinde annemle evlendi, 7 yaşındaydım. O günden beri oğluyum. Hepimiz aynı evde büyüdük. Yapım itibarıyla ondan hiçbir şey istemedim. Hiçbir zaman araba al demedim, aldı. Haftalık ver demedim, verdi. Bunlar bir ailede doğal olan şeyler.

Annenizle evlendiği zamanları hatırlıyor musunuz?

Hayır. İlk hatırladığım Küçükyalı’daki evimiz, babamız Cevher Özden. Öz babamdan üç kardeştik, benim ufağım öldü. Şimdi yan yana yatıyorlar zaten. Öz babam da 30 sene önce vefat etti.

Annenizle Cevher Özden nasıl tanışmışlar?

Paşabahçe iskelesinin orada, rakı fabrikasına giden bir yol vardır. Oradaki üç evin birinde biz oturuyorduk, birinde akrabalarımız. Yolun çıkışında da Cevher Özden’in babasının mülkleri vardı. Öyle tanışmışlar.

Nasıl hitap ederdiniz?

“Baba” tabii ki. Ben hayatımda hiç kimseye “Kastelli benim babam” demedim ama Cevher Özden’e hep baba dedim. Başka ne diyebilirsin ki? Ben bilmiyorum babasına Ahmet diyen adam.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

İyi bir çocukluktu. Bana göre eskiden bütün çocuklar mutluydu. Saygı vardı, ikaz edilmezdik biz. Gerek yoktu çünkü, bir bakardı yeterdi.

“Bağırarak laf anlatmaya çalıştı, kimse anlamadı”

Nasıl bir insandı babanız?

Karışık bir insandı. Bir adamla 50 lira için kavga eder, öbürüne 100 lira bahşiş verir. İniş çıkış zaten kendi içinde var. Sıkıntısını bağırarak dışarı vuruyordu belki de. Hep böyleydi zaten.

Birlikte neler yapardınız?

Tekneyle gezerdik, seyahate çıkardık arabayla. Ben 69 senesinde İsviçre’ye gittim talebe olarak. Sonra 70’te beni zorla askere aldılar. Annem kardeşlerimi alıp arabayı kendi kullanarak karayoluyla İsviçre’ye gelirdi.

Sonra?

Annem İş Bankası’nda memurdu, 1965’te işten ayrıldığında tazminatıyla Bağdat Caddesi’nin üzerinde daire aldık. 13 bin lira da Cevher Özden’e sermaye verdi bankerliğe başlaması için. Ben Banker Kastelli’nin temelinde çalıştım. O seneden beri bütün işlerinde varım, hâlâ buradayım.

Hep beraber mi çalıştınız?

Evet. Söz geçiremediğim zamanlar kaçtım yalnızca. Başka işler yaptım. Sonra “Dardayım, sıkıntıdayım, gel” derdi, dönerdim. ‘82 olaylarında da geldim, kendisini uçağa bindirdim ve işlerin başında kaldım.

Neye kızıp da kaçıyordunuz?

Laf dinlemezdi. Biz bu işlere başladığımızda ilk danışmanımız Profesör Osman Altuğ’du. Dünyanın en namuslu ve bilgili insanıdır. Kaçtı adam. Çetin Özek hukuksal olaylarda danışmanımızdı. Sorun ona, dinledi mi?

Neden dinlemedi?

Yapısı böyle. Bağırarak çağırarak laf anlatmaya çalışıyordu, kimse anlamıyordu. Mesela Banker Kastelli ticari unvanı altında hiç kimseden elden para almadı. Hep mevduat sertifikasıyla işlem yaptı. Ama onu tefeci olarak biliyorlar.

Siz şu anda neyle geçiniyorsunuz?

İki sene öncesine kadar ithalatçıydım. İki senedir de işleri yoluna koymaya çalışıyorum. Hayatımı küçülttüm, öyle geçiniyorum.

“1982’de olay patladığında yazıhanesinin başında olsaydı sonuç böyle olmazdı”

Kastelli’den parasını alamayan oldu mu?

Evet ama nasıl oldu. Banker Kastelli’ye devlet el koymadı. Kendi tasfiyesini istedi. Devletin yetkilendirdiği tasfiye kurulu geldi, borcun alacağın tespitini yapmaya başladı. Ben de ilk olaylar olduğunda 13 gün gözaltında kaldım emniyet müdürlüğünde. Sabahları tasfiye kuruluna gidiyorduk, akşam gene emniyete dönüyorduk. Kaçmayalım diye... Neyse... Paralarını alamayanlar, devlete güvenmeyenler. Tasfiye kurulunun işlemlerini beklemeden doğrudan tahvil sahibi şirketlerle temasa geçtiler. Ama o şirketler battı, paralar da onlarla battı.

Cevher Özden’in hatası yok mu?

Yüzde bin hatası var!

Peki “Kimseye borcum yok” diyordu hep, doğru mu?

Evet, doğru. Ama o bunu çıkıp bağırarak söylüyordu. Ben olsam derdim ki, “Kardeşim resmi gazetede devlet ilan yayınladı, itirazı olan var mı dedi. O tarihte neredeydiniz?” Ama ben inanıyorum ki bu olay patladığında yazıhanesinin başında olsaydı sonuç böyle olmazdı.

1982’de tasfiye sırasında ben, Yılmaz Karakoyunlu, Ertan Özdemir, yani Kastelli’nin üst düzey adamları Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltındaydık. O zamanki Emniyet Müdürü Şükrü Balcı çağırdı beni. “Gel” dedi, “Cevher Özden’e telefon açalım, ilk uçakla dönsün. Yoksa iş kötüye gidiyor”. Çünkü kaçtı denince psikolojik olarak etkileniyor insanlar. Ben de otelin ismini söyledim Şükrü Balcı’ya, aramaya başladık. Fakat iki gün üst üste telefon çıkmadı.

Niye?

İşte bugün siz niye diyorsunuz, o yıllarda İstanbul’dan Gebze’yi ararken bile üç saat sıra bekliyordun. Emniyet Müdürü bağlatamadı o telefonu. Kısmet... Cevher Özden 1983’te Türkiye’ye döndü. Ondan sonra mülkler satıldı, işler düzeldi, Kastel İnşaat’a başladık. Gene akılsız yatırımlara gitti, kimsenin lafını dinlemedi. Çünkü kendisinin en akıllı olduğunu zannediyordu.

“Bir otomobili, bir de 132 bin lira alacak takibi kalmıştı”

Gazetelerde Cevher Özden’in Nurgül Kaya adında bir sevgilisine borcu olduğu yazıldı.
Nurgül Kaya, Cevher Özden’in gayrıresmi ilişkisi olduğu bir kadın. Hatta 2000 tarihli mahkeme zaptı var; ona para vermezse eşine söyleyeceğini bildirerek Cevher Özden’i tehdit ettiğini söylüyor. Anladık mı bu kadının kim olduğunu? Bu kadın durup dururken icraya şikayet ediyor, diyor ki “Elimde senedi var, Cevher Özden bana borçlu”. 370 bin liralık bir senet...

Altı ay önce de avukatla icra memurları alacağın tahsili için geliyorlar. Cevher Özden de diyor ki bu ev de eşyalar da bana ait. Halbuki bu ev ve içindekiler, bakın mahkeme kararı da burada, annemin. Anneme icra kefili olarak imza attırmaya kalkıyorlar, kardeşim Nedim “Attıramazsınız, raporu var” diyor.

Ne raporu?

Annem 1983 senesinde Parkinson hastası oldu, 2007’de de onun “her türlü fiili ve kavli tasarrufa ehil olmadığına dair” bir rapor aldım. Yani hastalığından dolayı imza yetkisi yok. Ama icra memurları Nedim’i dışarı çıkarıp annemin imzasını alıyorlar. Bu yüzden icra işlemi yürüyor hâlâ. Zaten 13 Kasım 2007’de Cevher Özden mahkemeye mal beyanında bulunuyor, 132 bin lira alacak takibim, bir de Honda otomobilim var diyor. Bir ay sonra da bu ev benim diyor.

Bu ilişki devam ediyor muydu?

Bilmiyorum.

MİLLİYET

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious