Başbakan Erdoğan: "Bu tüm zamanların en ironik davası"

Başbakan Erdoğan:
  • Giriş : 07.05.2008 / 09:57:00

AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ne verdiği ön savunma, iddianameyi ‘toptan reddeden’ bir yanıt niteliği taşıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İddianamenin ‘irrasyonel’ olduğu ve ‘bir algılama sorununun varlığını ortaya koyduğunu’ öne süren AKP savunmasında “Hiçbir iddia ve ithamı kesinlikle kabul etmiyoruz” denildi. AKP, davada ‘laiklik karşıtı odak olma’ şartlarının gerçekleşmediğini, iddianamenin ‘siyasi ve ideolojik bir tercihi yansıttığı’ ve ‘siyasi bildiri’ niteliği taşıdığını da savundu. “Bu dava tüm zamanların en ironik davasıdır” diyen AKP, “Tarih ve ona şahitlik eden milletimiz ülkemizin çağdaş uygarlık mücadelesini engelleyenleri affetmeyecektir” vurgusu da yaptı.
AKP iddinamede üniversitede türban yasağının kaldırılması gerektiğini de kesin bir dille savundu. Savunmada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için yaptırım istenmesini hukuki bir temele bağlamanın imkânı olmadığı da öne sürüldü. Gül’ün Fethullah Gülen cemaatine ait okullarla ilgili genelgesiyle ilgili iddialarıysa “Bu okulları birçok devlet yetkilisi ziyaret etti” denilerek karşı çıkıldı.
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, grup başkanvekilleri Sadullah Ergin, Bekir Bozdağ, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zafer Üskül, Adalet Komsiyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın oluşturduğu ekip tarafından yazılan ön savunmada şunlar yer aldı:

AKP’YLE İLGİSİ YOK

İddianamede portresi çizilmeye çalışılan partiyle AK Parti’nin hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. AK Parti laikliğe karşı odak olan değil, laikliği toplumsallaştıran bir harekettir. İddianamenin hukuki ve siyasi anlamda hiçbir meşruiyeti yok. Bu iddianamenin konusu sadece AK Parti değil, onun üzerinden millet iradesi ve demokratik siyasettir. İddianame, Cumhuriyetimizin niteliklerinin halkımızca yeterince sahiplenilmediği varsayımına dayanmakta, milletimizin devletine ve Cumhuriyetine olan sadakatini tartışmalı hale getirmektedir.

KURGUSAL BİR METİN

İddianame, hukuki bir metin olmaktan ziyade, korku ve vehimlerden hareketle geleceğe yönelik spekülatif öngörülere yer veren kurgusal bir metin niteliğindedir. Parti kapatma davalarında seçilerek bir araya getirilen ve her siyasi görüşten insanların söyleyebileceği sözlerle birtakım kurguların temellendirilmeye çalışılması son derece tehlikelidir.

TARİH AFFETMEZ

Bu dava tüm zamanların en ironik davasıdır. Türkiye’yi AB üyesi yapmak için uğraşan bir siyasi hareketi ‘laiklik aleyhine fiillerin odağı’ olmakla suçlamak akla, mantığa ve gerçeğe aykırıdır. Müzakere sürecini başlatan bir iktidara yönelik kapatma davasının bu süreci nasıl bir tehlikeye sokacağını tahmin etmek güç değildir. Tarih ve ona şahitlik eden milletimiz ülkemizin çağdaş uygarlık mücadelesini engelleyenleri affetmeyecektir.

AK PARTİ DEĞİL AKP DENİYOR

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kısaltmasının ‘AK Parti’ olarak belirtilmesine rağmen, iddianamede ısrarla ‘AKP’ şeklinde kullanılması siyasi bir tavrın göstergesidir. İddianame siyasi ve ideolojik bir tercihi yansıtmakta, bu haliyle hukuki bir metin olmaktan ziyade önyargıların egemen olduğu bir siyasi bildiri niteliği taşımaktadır.

JÜRİSTOKRATİK YÖNETİM

Yargının siyasallaşması beraberinde demokratik siyasetin alanının daraltılması sonucunu doğuracaktır. Siyasetin yargısallaşması olarak bilinen bu durum, demokratik rejimi ‘hâkimler yönetimi’ anlamına gelen jüristokratik bir rejime dönüştürecektir.

VENEDİK KRİTERLERİ

İddianamede siyasi parti kapatma nedenlerinden bahsedilirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri ve Venedik Komisyonu ilkelerine de atıf yapılmaktadır. Venedik Komisyonu siyasi partilerin ancak şiddeti savunma veya şiddeti araç olarak kullanma durumunda kapatılabileceğini belirtmektedir.

LAİKLİK ANLAYIŞIMIZ FARKLI

İddianamede laiklik bireylerin benimsemesi gereken ‘bir uygar yaşam biçimi’ ve ‘yaşam felsefesi’ şeklinde takdim edilmektedir. Laikliğin bu yorumu 19. yüzyıl pozitivizminin ‘katı ilerlemeci’ anlayışına dayanmaktadır. AK Parti’nin laiklik anlayışı, çağdaş demokratik toplumların özgürlükçü laiklik anlayışıyla tamamen uyumludur.

Savunmadan: "AKP laikliğe karşı odak değil, laikliği toplumsallaştıran bir hareket. Siyasi ve ideolojik tercihi yansıtan iddianame, önyargıların öne çıktığı siyasi bir bildiri, başsavcı da muhalefet diliyle konuşan siyasi kimliğinde. Bu, savunma değil çağa ve tarihe not"

TÜRBAN SERBEST OLMALI

Laik bir düzende yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafetin yasaklanmaması, bireysel özgürlüklere, eşitlik ilkesine ve farklı tercihlere saygının bir gereğidir. Üniversitelerde kılık ve kıyafete yönelik kısıtlamaların laikliğin gereği olduğu görüşü ampirik olarak da doğru değildir. Laiklik ilkesinin benimsendiği demokratik ülkelerin hiçbirinde yükseköğretim kurumlarında başörtüsü yasağı bulunmamaktadır.

BAŞÖRTÜSÜ DEĞİŞİKLİĞİ

Partimizin genel başkanı ve üyelerinin değişik tarihlerde başörtüsünün yükseköğretim kurumlarında serbest bırakılmasına yönelik konuşmalarının, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde yapılan değişikliklerin (üniversitelerde türbanı serbest kılmayı hedefleyen düzenleme) uygulanması gerektiğine dair açıklamaların ‘laikliğe aykırı beyan’ olarak sunulması anlaşılır gibi değildir. Parlamentodaki oylamada söz konusu Anayasa değişikliklerinin 411 oyla kabul edilmesi, AK Parti’ye mensup milletvekilleri dışındaki diğer partilere mensup milletvekillerinin de bu değişikliğe olumlu oy verdiklerini göstermektedir.

ERDOĞAN’IN HIÇKIRIĞI

Başsavcıya göre, Başbakan’ın bir kanun teklifini geri çekmesi ya da uzlaşma sağlanıncaya kadar sabır tavsiye etmesi, hatta “Gönlümün derinliklerinde yatan hıçkırıklar var” demesi bile ‘laikliğe aykırı’dır. “İnsan gönlünün hıçkırıkları”na müdahale etmek isteyen bu iddianame, laiklik ve insan hakları teorisine ‘çok özel bir katkıda’ bulunmuştur.

GÜL’ÜN KONUMU

Cumhurbaşkanı, ancak vatana ihanetten dolayı suçlandırılır. Cumhurbaşkanı’nın eskiden üyesi olduğu partinin kapatılması sürecine dahil edilmesi ve hakkında beş yıllık parti yasağı talep edilmesi Anayasa’ya açıkça aykırıdır.

ERDOĞAN'A MENDERES BENZETMESİ

AKP ön savunmasında, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın idamı çağrıştıran “Biz beyaz çarşaflarla yola çıktık” sözlerine de açıklık getirdi:
“Başbakan’ın grup toplantısında anamuhalefet liderine cevap olarak söylediği, ‘Biz bu yola çıkarken daha önce de demokrasiye inanmış insanların söylediğini söylüyoruz. Biz o beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık. Biz bu konuda bedel ödemeye hazırız’ sözleri Başbakan’ın bu sözlerle Başsavcı’nın iddia ettiği gibi toplumu dönüştürme uğruna değil, milli iradenin üstünlüğünü ve demokrasiyi koruma uğruna ölümü göze aldığını anlatmak istediği çok açıktır ve takdir edilmesi gereken bir cesaret örneğidir. Başsavcı, bu sözleriyle muhalefetin diliyle konuşan siyasi bir kimliğe bürünmüştür. Bazılarının partimizi 1957 sonrasının Demokrat Partisi’ne, Başbakan’ı da Adnan Menderes’e benzettiği ve onların sonu ile tehdit ettikleri herkesin malumudur. Bu benzetmeler ve tehditler karşısında ‘Biz bu yola çıkarken daha önce de demokrasiye inanmış insanların söylediğini söylüyoruz’ diyerek kendisini savunan bir lideri ‘halkın bir kısmını laik devlet aleyhine kışkırtıcı tavır’ olarak göstermek, siyaseten taraf olmanın işaretidir. Yeni 27 Mayıslara davetiye çıkaranların bulunduğu bir ortamda demokrasiye inancı cesaretle ifade etmenin hangi mantıkla kınandığını anlamak imkânsızdır.

TEZİÇ'İN GÖRÜŞLERİ AKP'YE LAZIM OLDU

AKP, iddianameye YÖK Başkanlığı döneminde birçok konuda ters düştüğü anayasa hukukçusu Prof. Dr. Erdoğan Teziç’in ‘İktidar partileri kapatılamaz’ görüşüne yer vererek de karşı çıktı: “Türkiye’de de bazı anayasa hukukçuları iktidar partisinin kapatılamayacağını açıkça vurgulamışlardır. Siyasi partiler hukuku konusunda çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Erdoğan Teziç, TÜSİAD’ın 1997 yılında düzenlediği ‘Siyasi Partiler’ konulu toplantıda, ‘Türkiye’de kapatılan partilere bakarsanız, ya marjinal partilerdir ya da 1982 askeri yönetiminden sıyrılırken Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen davalardır. Bir iktidar partisi için kapatma mekanizmasının işlemesi düşünülemez” demiştir. İktidar partisinin kapatılması, yasama ve yürütme organlarını felç ederek çalışamaz hale getirebilecek bir girişimdir. Birçok kişinin kapatma davasını ‘yargı darbesi’ olarak nitelendirmesinin arkasında da bu gerçeklik yatmaktadır. Bir ülkede iktidarlar seçim dışındaki yollarla değişiyor; temel siyasi kararlar demokratik temsil meşruluğuna sahip olmayanlar tarafından alınıyor ya da bunlar tarafından seçilmişlere dayatılıyorsa, o ülkede seçimler düzenli olarak yapılıyor olsa bile, demokrasiden değil, ancak bir bürok- ratik rejimden söz edilebilir.

RADİKAL

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious