Başbakan'dan irtica tartışmalarına 5 öneri!

  • Giriş : 05.10.2006 / 00:00:00

Başbakan Tayyip Erdoğan, son günlerde artış gösteren irtica tartışmalarına tepkili.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İngiltere gezisinin dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan, olmayan şeyleri varmış gibi göstermenin hiç kimseye faydasının bulunmadığını kaydetti.

Başbakan, iddiaların bilimsel tabana dayanması ve ispat edilmesi gerektiğini söyledi. Bu tür konuların kamuoyu önünde konuşulmamasını talep eden Erdoğan, “Bunları aramızda görüşmek suretiyle halletmemiz lazım. Mesela MGK olabilir, MGK dışında da olabilir. Zaman zaman bir araya geliyoruz. Yani bunları rahatlıkla müzakere etme, hatta ilgili mahfilleri de davet etmek suretiyle müzakere etme imkanımız olabilir.” dedi.

Türkiye'de irticaya hukukî bir tanım getirilemediğini, siyasî yaklaşımların da mütedeyyin kesimleri rahatsız ettiğini anlatan Başbakan Erdoğan, bu sebeple irticaya yeni bir ad konulması gerektiğini belirtti. Bu noktada ‘aşırılıklar' tanımını öneren Erdoğan, her türlü aşırılığın zararlı olduğunu söyledi. Başbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Buna karşı ne gibi tedbirler alınabilir, ne gibi önlemler getirebiliriz, bunların üzerinde durulabilir. Ve bunlar için de öneriler paketiyle gelmek lazım. Tabii bu noktada kenarı mümkün olduğu kadar merkeze çekmenin de gayreti içerisinde olmamız lazım. Yani ‘bunlar nasıl olsa aşırı, orada kalsınlar' demek yanlış bir şey. Onları acaba yumuşatıp merkeze doğru çekebiliyor muyuz? Onlar da bizim insanımız, bizim halkımız. Bunu başarmamız lazım.”
‘Olmayanı var gösterip dindarları rahatsız etmeyin’

Hükümetin, atılacak adımların hepsini ele almaya, her türlü görüşmeyi yapmaya açık olduğunu ifade eden Erdoğan, içine kapalı değil kapsayıcı bir iktidar olduklarına dikkat çekti. Öncelikle aşırılık tanımını yapıp ona göre adım atmak gerektiğini dile getiren Başbakan, “Bunları beraberce, dayanışma içinde aşmamız gerektiğini düşünüyorum. Burada bir dayanışma olursa, inanıyorum çok şeyler aşılır. Hatta ben ‘birbirine tahammül’ ifadesini bile farklı görüyorum. Birbirimizi anlamamızın, birbirimize saygı göstermemizin gereğine inanıyorum.” şeklinde konuştu.

İngiltere Başbakanı Blair’le yaptığı görüşmeyi de değerlendiren Erdoğan, gündemdeki dış politika meselelerini ele aldıklarını söyledi. ABD Başkanı Bush’la yaptığı görüşme gibi bu ziyaretin de planlanandan uzun sürdüğünü hatırlatan Erdoğan, Blair’in Kıbrıs konusunda Türkiye’ye somut destek verdiğini anlattı. Başbakan, özetle şu görüşleri dile getirdi: “Zaten Finlandiya’nın yeni bir planı var; onlarla da görüşecek. Plan henüz bize ulaştırılmadı; ama Maraş’ın AB denetiminde ticarete açılması gibi düşünceler var. Rumlarla görüşme zor; çünkü Papadopulos teklifle gelmiyor. Her defasında “Türkler ne verecek?” diye bekliyor. Blair, Lübnan konusundaki tutumumuzdan dolayı memnun. Teşekkür etti. Irak ve İran’ı konuştuk. Çabalarımızı takdir ediyor. Aslında ABD ve İngiltere’nin hazırlayamadığı görüşme zeminini biz oluşturuyoruz. Zaten, ABD ile İngiltere’nin görüşleri örtüşüyor bu konularda. Eğer taraflar isterse Filistin-İsrail sorununda inisiyatif alabiliriz. İki tarafın esirlerinin iadesi için girişimde bulunabiliriz. İsrail’in elinde çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve sakatlar var. Filistin’de de esir askerler. Bunun aşılması için her türlü görüşmeye hazırız. Netice alabileceğimize inanıyoruz. Taraflar talep ederse altyapısını oluşturabiliriz. Zaten Abdullah Bey’in son ziyaretinden sonra askerlerin sağlığıyla ilgili bir mektup da gönderildi.”

Avrupa Birliği sürecinde bir yol kazası beklemediklerini söyleyen Başbakan Erdoğan, AB Komisyonu’nun siyasi konuları öne çıkarmasını engel olarak görmediğini vurguladı. Erdoğan, görevden ayrılacağını belirten Blair’i işler bitmeden Türkiye’ye davet ettiğini sözlerine ekledi.

Erdoğan'ın sözlerini şöyle özetleyebiliriz;

1- Taraflar kim olursa olsun, ülkeyi gerecek yaklaşımlardan kaçınmamız lazım. Ülkede olmayan şeyleri varmış gibi göstermenin hiç kimseye faydası yok.

2- Kimse irticaya hukukî bir tanım getiremiyor. Hep siyasî bir yakla-şımla olay değerlen-diriliyor. Bu da müte-deyyin insanları rahatsız ediyor.

3- İddiaların bilimsel tabanının olması gerekiyor. Her iddia bir ispat gerektiriyor. Eğer bunların ispatı yoksa kabul etmek mümkün değil.

4- Bu tartışmalar kamuoyu önünde yapılmamalı. Kendi aramızda, MGK’da veya ikili görüşmelerde bunları rahatlıkla müzakere edebiliriz.

5- Kenarda olanları yumuşatıp merkeze çekmemiz lazım. ‘Bunlar nasıl olsa aşırı, orada kalsınlar’ demek yanlış. Onlar da bizim insanımız, bizim halkımız.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious