Başbuğ tüm soruları tek tek cevapladı

Başbuğ tüm soruları tek tek cevapladı.11999
  • Giriş : 30.04.2009 / 06:50:00
  • Güncelleme : 29.04.2009 / 23:48:29

Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ, ''İletişim Toplantısı'' düzenledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


DİYARBAKIR'DAKİ SALDIRI

Başbuğ, bu sabah Diyarbakır bölgesinde Lice-Genç yolu üzerinde yol emniyeti görevi yapan bir zırhlı personel taşıyıcının geçişi esnasında meydana gelen patlamada, 2'si uzman, 7'si er olmak üzere 9 güvenlik görevlisinin şehit olduğunu bildirdi.

Başbuğ, ''Bu tip olaylar, bizlerin, güvenlik kuvvetlerinin, bölücü terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadelede kesinlikle azim ve kararlılığımızı azaltmaz. Güvenlik kuvvetlerimiz, silahlı kuvvetlerimiz, polisimiz, terörle mücadeleye dünden daha fazla, daha azimli, daha kararlı olarak devam edecektir'' dedi.

POYRAZKÖY'DEKİ ARAZİ

Başbuğ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu soruşturma kapsamında kazı yapılan Beykoz Poyraztepe'deki arazinin Milli Savunma Bakanlığı'na ait bir arazi olmadığını, arazinin 2. derecede kara askeri yasak bölge statüsünde olduğunu, araziye sadece yabancıların giremeyeceğini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkesin araziye girebileceğini bildirdi.

GÖMÜLÜ SİLAHLAR KONUSU

Başbuğ, ''1986 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin, özellikle Özel Kuvvetler Komutanlığına ait Türkiye sathında gömülü silah ve mühimmatı vardı. 1986'da o dönemde alınan karar çerçevesinde, o silah ve mühimmatın tümünün toplatılarak depolara alınması emri verildi. Bu işlem 1998 yılında tamamlandı. Bu, şu demektir: Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye sathında hiçbir yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur'' dedi.

TSK'NIN MÜHİMMAT EKSİĞİ YOK

Başbuğ, birliklerden alınan raporlar ve birliklerde yapılan ani denetlemelerden elde edilen resmi rakamlara ve kayıtlara göre Türk Silahlı Kuvvetleri'nin mühimmat eksiği bulunmadığını bildirdi.

MÜHİMMATLARIN MENŞEİ

Başbuğ, MKE tarafından üretilen mühimmatın hepsinin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin envanterine girmediğini, bazılarının Emniyet Genel Müdürlüğünün ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıldığını, yabancı devletlere de MKE tarafından satış yapıldığını belirtti.

HERKES HUKUKA GÜVENMELİ

Başbuğ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma ile ilgili soru üzerine, ''Biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak her zaman hukuka sonuna kadar güvenilmesi düşüncesindeyiz. Bunda da en ufak bir tereddütümüz yok. Hukuka, hukuk sistemimize, yargıya sonuna kadar güvenmek mecburiyetindeyiz. Başka alternatif yok. Bu, herkes için geçerli'' dedi.

GİZLİ TANIKLAR GÜVENİLİR Mİ?

Başbuğ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu soruşturma kapsamında hazırlanan 2. İddianamede 1993 yılında Bingöl'de meydana gelen olayla ilgili bir gizli tanığın ifadesinin yer aldığına dikkati çekerek, ''Gizli tanık kimdir? Ne kadar güvenilir? Bu beyanı iddianamede yer almış. Alabilir mi? Alabilir ama şunu beklemek, şunu sormak da bizim hakkımız. Bu gizli tanığın vermiş olduğu ifade ile o iddianamede geçen kişiler arasında bağ kurmanız lazım. Olay var ama olayın o iddianamede suçlanan kişilerle olan organik ilişkisi yok. O zaman niçin koydunuz? Sormaya hakkımız yok mu?'' dedi.

DARBE GÜNLÜKLERİ

Başbuğ, ''darbe günlükleri'' iddiasıyla ilgili olarak, ''Genelkurmay Başkanlığının elinde bu konuyla ilgili hiçbir belge yoktur'' dedi.

TSK ÜZERİNDEN DARBE GİRİŞİMLERİ

Başbuğ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamındaki ''darbe'' iddiaları ile ilgili bir soru üzerine, ''Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde mevcut demokratik rejime aykırı faaliyette bulunan kimse bulunamaz, barınamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak biz demokrasiye, demokratik rejime, hukuk devletine bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde farklı düşüncede olan kimse barınamaz. Dolayısıyla bu konulara ilişkin olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi bünyesinde böyle bir sorun yoktur. Bu soruna yönelik herhangi bir araştırma ve inceleme ihtiyacı da yoktur'' dedi.

GATA'YA SEVKLER KONUSU

Başbuğ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu soruşturma kapsamında GATA ve İstanbul Askeri Haydarpaşa hastanelerine yapılan sevklerle ilgili olarak, ''Öyle bir kamuoyu yaratılmaya çalışılıyor ki sanki GATA ve İstanbul Haydarpaşa Askeri Hastanesine sevkleri biz yapıyoruz. Cezaevinden biz alıyoruz kişileri ve biz yapıyoruz. Bu yalan ve iftira, bunu açık söylüyorum, gerçekten yalan ve çirkin bir iftira. Bizim bu süreçle ilgili ne yetkimiz var ne de bu olayların içinde bulunan bir kurumuz'' dedi.

DTP'TE AÇIK TAVIR

Başbuğ, Demokratik Toplum Partisi ile ilgili soru üzerine, ''Bizim TSK olarak hiçbir zaman ne TBMM'de, ne siyasi partileri protesto etmek gibi bir şeyimiz olmaz. Bu siyasi parti bir terör örgütüyle olan ilişkisini terör örgütüne bakışını açıklığa kavuşturmadan bizim onlarla aynı ortamda olmamız söz konusu değil. Bu sabah 9 şehit veren bir kurumun komutanıyım. Onların da terör örgütüyle ilgili konuşmaları belli'' dedi.

BEDELLİ ASKERLİK KONUSU

Başbuğ, bedelli askerlikle ilgili olarak, ''Bedelli askerlik uygulaması Türkiye'nin gündeminde değildir. Önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin gündeminde olma ihtimali yoktur'' dedi.

ABD'NİN TÜRKİYE'DEN HERHANGİ BİR TALEBİ YOK

Başbuğ, Türkiye'yi ziyaret eden ABD'li askeri yetkililerle yaptığı görüşmelerde, Türkiye'den Irak ve Afganistan'la ilgili hiçbir somut istekte bulunulmadığını bildirdi.

"9 TANE VATAN EVLADINI KAYBETTİK, ŞEHİT OLDU''

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Diyarbakır'ın Lice İlçesi'nde meydana gelen patlamada 9 askerin şehit olduğunu belirterek, patlamaya çok güçlü bir patlayıcının neden olmuş olabileceğini söyledi.

Orgeneral Başbuğ, terörle mücadelede karamsarlığa yer olmadığını vurgulayarak ''Güvenlik kuvvetlerimiz, silahlı kuvvetlerimiz, polisimiz terörle mücadeleye dünden daha fazla, daha azimli, daha kararlı olarak devam edecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın'' dedi.

Başbuğ, Genelkurmay Karargahı'nda düzenlediği ''İletişim Toplantısı''nda, Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yaşanan üzücü olayla toplantıya başladıklarını ifade etti.

Türkiye'nin aslında terörle yaşayan bir ülke olduğunu kaydeden Başbuğ, iki gün önce İstanbul'da, bu sabah da Diyarbakır Lice'de yaşanan olayları hatırlattı.

ÇOK GÜÇLÜ BİR PATLAYICI

Başbuğ, şöyle konuştu:

''Bu sabah Diyarbakır bölgesinde Lice-Genç yolu üzerinde, yol emniyeti için, çünkü daha sonra oradan bir hareket vardı. Bir konvoy intikali var. Yol emniyeti için bir tank ve zırhlı personel taşıyıcı görevlendirildi. Yol emniyetini sağlamak üzere sabah...Bölgeye geldikten sonra, olayın olduğu yerde ilk önce tank aynı yerden geçiyor arkasında zırhlı personel taşıyıcı, Amerikalılardan aldığımız M-113 zırhlı personel taşıyıcı. Hepiniz görmüşsünüzdür. Zırhlı personel taşıyıcı aynı yerden geçerken maalesef bir patlama olayı oluyor. Ve bu patlama olayı sonucunda, elbette yüreğimizi yakan, 9 tane vatan evladını kaybettik, şehit oldu. 9 personelimizin iki tanesi uzman, diğerleri normal er durumundadır.''

Orgeneral Başbuğ, zırhlı personel taşıyıcının altında yaklaşık 4-4,5 santimetre kalınlığında zırh bulunduğunu belirterek, ''Araca bu kadar önemli bir etki yaptığına göre, elbette şimdi olayla ilgili detaylı yorum yapmamız doğru değil. Olay nasıl olmuştur? İncelenecek ve bu konuyla ilgili kamuoyunu aydınlatıcı bilgileri de biz size sunacağız. Şu anda Ordu komutanı da olay mahalline gitti veya gitmek üzere'' diye konuştu.

Zırhlı personel taşıyıcının altındaki zırha vurgu yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:

''Böyle bir olay olduğunu göre, böyle bir sonuç olduğuna göre, bu olaya neden olan patlayıcı çok güçlü. Ne olabilir? Tabi bunlar tahmindir, şu anda. Bizim ilk değerlendirmemiz bunun muhtemelen el yapımı, çok güçlü patlayıcı olduğu şeklindedir. Onun için de belki diğer patlayıcılar da olabilir. Fakat, çok güçlü bir patlayıcının meydana getirdiği bir olayla karşı karşıyayız. Patlama düzeneği nedir? Bunu da şu anda söylememiz doğru değil. Ancak aynı bölgeden bize gelen bilgilere göre tank geçtikten sonra olduğuna göre, bu büyük bir ihtimal ama kesin böyledir diyemem, uzaktan komutalı veya yine kablolu bir sistem olma ihtimali daha fazla öne çıkıyor.

Kaybettiğimiz 9 vatan evladına, 9 şehidimize ben rahmet diliyorum. Büyük bir acıdır, Türk milletine de baş sağlığı diliyorum. Ancak şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki terörle mücadelede karamsarlığa yer yok. Terörle mücadelede karamsarlığa girdiğiniz an bu mücadeleyi kaybedersiniz. Terörle mücadelede karamsarlığa yer yok. Dolayısıyla bu tip olaylar bizlerin, güvenlik kuvvetlerinin bölücü terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz mücadelede kesinlikle azim ve kararlılığımızı azaltmaz, kesinlikle. Güvenlik kuvvetlerimiz, silahlı kuvvetlerimiz, polisimiz terörle mücadeleye dünden daha fazla, daha azimli, daha kararlı olarak devam edecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.''

Orgeneral Başbuğ, Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yaşanan olayla ilgili daha aydınlatıcı bilgilerin zamanı geldiğinde kendilerine ulaştıktan sonra kamuoyu ile paylaşacaklarını yineledi.

''SORUŞTURMA KAPSAMINDA BUGÜNE KADAR BULUNAN 45 ADET SİLAHIN HİÇBİRİSİ TSK'DAKİ ENVANTERE DAHİL DEĞİLDİR, AİT DEĞİLDİR''

Başbuğ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında bugüne kadar bulunan  45 adet silahın hiçbirisinin Türk Silahlı Kuvvetlerindeki (TSK) envantere ait olmadığını bildirdi.

Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Karargahı'nda düzenlenen ''İletişim Toplantısı''nda yaptığı açıklamada, toplantı süresinin 90 dakika olmasını planladığını, toplantıyı ağırlıklı olarak gazetecilerin sorularını alarak yürütmeyi düşündüğünü dile getirdi.

''Dolayısıyla başlangıç olarak girişte çok büyük bir açıklama yapmayı düşünmüyorum. Ancak sorularınızı almadan evvel bir konunun üzerinde açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum'' diyen Orgeneral Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu konu da; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte olan soruşturma kapsamında bulunan mühimmat ve silahlarla ilgili konu ki bulunan mühimmat ve silahlarla ilgili gerek kamuoyumuzun gerekse medyamızın haklı olarak bilgiye ihtiyacı var. Bazı konuların cevaplandırılmasına ihtiyacı var ki bu istek, talep, haklı bir istektir. 

Konuyu doğru temele oturtabilmemiz ve sağlıklı değerlendirmeler yapabilmemiz için ilk önce silahla mühimmat arasındaki farkı ortaya koymamız lazım. Belki diyebilirsiniz ki 'ne fark eder? Nasılsa etki aynı etki olmuyor mu?' Evet, bir bölümü ile doğru. Bu farkı anlamazsak bazı olayları sağlıklı olarak değerlendirmemiz zor. Silahı herhalde size tanımlamaya gerek yok, silahın ne olduğunu herkes iyi biliyor. Silah, tabanca, tüfek, top, havan gibi şeyler. Burada silahın önemli olan noktası şu; Her silahın üzerinde mutlaka o silaha ait stok numarası var. Aynı numaraya ait iki tane silah olmaz. Her silahın üzerinde o silaha ait stok numarası vardır. Birinci önemli olan nokta bu. İkinci önemli olan nokta; Silah, askeri malzeme olarak sarf malzemesi değildir. Silah, envantere girdikten sonra çıkıncaya kadar uzun süre kullanılan bir malzemedir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bugüne kadar yürütmüş olduğu soruşturma kapsamında bulunan silahlar nelerdir? Bunun içine tabanca, tüfek ve av tüfeği giriyor, silah kavramının, 45 adet. 45 adet şu anda bu soruşturma kapsamında bulunan silah var.

Silah kavramını ortaya koyduktan sonra birinci önemli olan noktaya açıklıyorum; Bu bizim için çok önemli; Soruşturma kapsamında bugüne kadar bulunan 45 adet silahın hiçbirisi TSK'daki envantere dahil değildir, ait değildir. Bu bizim için çok önemli. Elbette kamuoyumuz, medyamız bu kavramları bilmediği için... Silahlar bulundu, doğru, 45 silah bulundu, ancak bu silahların üzerinde numarası var, yakalanan silahların hiçbirisi TSK'ya ait, envanterinde bulunan silah değildir. Bunu özellikle net olarak açıklıyoruz ve bunun doğru anlaşılmasını özellikle istirham ediyorum. Kime aittir? Ayrı bir konu. TSK'ya ait değil. Bazıları, ki bir subayımızın üzerinde bulunan silahlar, kendi şahsi silahları, yani kayıtlı silahlar. Ha diğer silahlar nerelerden gelmiştir? Onu bütün konu yargıya intikal ettiği için tabi ki bunu kaynağı nereden gelmiştir, nereden satın alınmıştır yargı sonucunda çıkacak ama bizim konumuz değil o, elbette bizi de bir parça ilgilendiriyor. Bizim için önemli olan; bu silahların TSK'nın malı olup olmadığı, benim envanterimde olup olmadığı. Çünkü bunun bir noktada kendi envanterinizde, kendi malınız olması demek TSK'den çalınma anlamına gelir ki hanımefendiler de var burada onları ayrı tutarsak, hepiniz silahlı kuvvetlerde görev yaptınız. Silah, ordunun namusudur. Silah, bizim için çok önemlidir. Bunu bir kere net olarak sizlere ifade etmek isterim.''

-''MÜHİMMAT, BİR KERE KULLANILIR''-

Yorumlarda özellikle silah kavramıyla, silahlı kuvvetler arasında bağlantı kurulmaya çalışıldığını, bunun kesinlikle doğru olmadığını belirten Orgeneral Başbuğ, ikinci konunun mühimmat olduğunu ifade etti.

Çok çeşitli mühimmat olduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, ''Özellikle bulunan mühimmatlarda önem arz eden lav, önemlidir, mühimmattır. Bulunan mühimmat kapsamında el bombası var, mühimmattır. Tüfek bombaları ve diğerleri. Mühimmat ne demektir? Önce onu anlamamız lazım. Mühimmat, bir kere kullanılır, ikinci kullanma olanağınız yok. Mühimmatı bir sefer kullanırsınız, biter. Dolasıyla mühimmat sarf malzemesidir'' dedi. Orgeneral Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Belki işin en zor noktalarından bir tanesi bu; Her mühimmatın üzerinde sadece kafile numarası var. Her mühimmatın, silahlarda olduğu gibi özel numarası yok, kafile numarası var. Kafile numarası demek, örnek; Silahlı Kuvvetler diyor ki '6 bin tane bana lav üret Makine Kimya Endüstrisi'. 6 bin lavı üretiyor ve ürettiği 6 bin lava aynı numarayı vuruyor. Bu önemli. Niçin önemli? Çünkü bulunan mühimmatın nereden çıktığını bulabilmemiz bizim için hayati öneme haiz. Ama mevcut sistemde kafile numarası sistemi olduğu için şu an bazı zorluklarımız var. Elbette bunlarla ilgili tedbirler aldık.''

Basın mensuplarına boş bir lav mühimmatı gösteren Orgeneral Başbuğ, ''Önemli olan bu, lavı mühimmat olarak kabul ediyoruz. Kavram önemli bizim için. Bu bir kere kullanılır, ikinci kullanma olanağınız yok. İki, sarf belgesini yazdığınız, imzaladığınız zaman bu kayıttan düşer. Bir de adetler tabi binlerce ve üzerinde sadece kafile numarası var'' dedi.

-''BU BEŞ TANE BOŞ LAVI NİYE GÖMDÜLER? BEN BUNU ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKİYORUM''

Orgeneral Başbuğ'un basın mensuplarına ''korkmayın, bu boş lav'' demesi salonda gülüşmelere yol açtı. Orgeneral Başbuğ, şunları söyledi:

''Kullanılmış lav, boş lav. Yani bu içindeki roket ateşlenmiş ve geride kalan alüminyum parça. Ha bu ne işe yarar? Belki eğitimlerde birliklerde kullanırsınız, onun dışında hiç bir işe yaramaz, çöpe atılır. Buna bir roket koyarak bunu ikinci defa kullanma olanağınız yok. Etkili mi? Etkili. Bu mühimmatı 200 metre mesafede kullanırsanız yaklaşık 30 santim zırhı deler. Etkili. Şimdi bu boş lav. Şimdi yeri gelmişken bir şeyi sizlerle paylaşmak isterim. Boş lavı ne yaparsınız? Ya eğitimde kullarsınız veya atılır imha edilir, yakılır genellikle. Şimdi Beykoz Poyrazköy'de kazılar yapıldı. Beykoz Payrozköy'de yapılan kazıların bir tanesinde beş tane boş lav paketlenmiş olarak kazıda bulundu, gömülmüş. Şimdi yani bu boş lavın kullanma olanağı yok, kullanamazsınız. Ben de bu soruyu soruyorum; Acaba bunu yapanlar, gömenler kim? İddiaları bilemiyorum, elbette yargıya gitmiş bir olaydır. Bu beş tane boş lavı niye gömdüler? Ben bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Raporda da beş tane lavın boş olduğu belli, kullanılmış. Şimdi benim bunu sormaya hakkım var mı? Var. Ben soruyorum ama kesinlikle herhangi bir şeyim yok, ben sadece merak için soruyorum; Beş tane boş lav hiç bir işe yaramaz, niçin paketlenip, kim yaptı onu da bilemem, yargı çıkartacak, istiyoruz ki çıkartsın, onda hiç tereddütümüz yok. Peki nasıl oldu bu iş?''

''TSK'NIN ÜLKE SATHINDA, HİÇBİR YERDE GÖMÜLÜ SİLAH VE MÜHİMMATI YOKTUR''

İlker Başbuğ, ''TSK'nın ülke sathında, hiçbir yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur'' dedi.

Başbuğ, Genelkurmay Karargahı'nda düzenlediği ''İletişim Toplantısı''nda, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında kazı yapılan Beykoz Poyraztepe'deki araziyle ilgili bilgi vermek istediğini söyledi.

Arazinin, Milli Savunma Bakanlığına ait bir arazi olmadığını vurgulayan Orgeneral Başbuğ, ''Nedir peki? Bir vakfa ait olan bir arazi. Arazinin statüsü nedir? Statüsü, ikinci derecede kara askeri yasak bölgedir. Arazinin sahibi Milli Savunma Bakanlığı değildir. İkinci derece kara askeri yasak bölgelere, sadece yabancılar giremez. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes girer. Hatta vatandaşlar gerekli izinleri alırlarsa burada bina da yapar, oturur, faaliyet de yapar'' diye konuştu.

Arazi konusundaki bilgilerin, biraz karıştığını ifade eden Orgeneral Başbuğ, ''(Kimse giremiyormuş) falan gibi... Oraya herkes girebilir. Buna, Bakanlar Kurulu kararı ile kısıtlama konulabiliyor. Ama burayla ilgili Bakanlar Kurulu'nun herhangi bir kısıtlama kararı yok'' dedi.

Kazılarda ele geçirilen mühimmat konusuna da değinen Orgeneral Başbuğ, mühimmatların üzerlerinde sadece ''kafile numarası'' bulunduğuna dikkati çekti. Orgeneral Başbuğ, şöyle devam eti:

''Mesela bir örnek vereyim, bir taarruz el bombasından 6 bin 380 tane üretilmiş. Hepsinde aynı numara var. Bunlar çeşitli birliklere dağıtılmış. Yine bir lav üretilmiş, 4 bin 500 tane. Rakamsal olarak on binlere yaklaşıyor. Önemli olan diğer bir husus, MKE tarafından üretilen mühimmatın hepsi TSK'nin envanterine girmiyor. TSK'nın ihtiyacı değil. Nereye gidiyor? Bazıları Emniyet Genel Müdürlüğünün ihtiyaçlarını karşılamak için onlara da devrediliyor. El bombası, lav, hafif silah mühimmatı, tahrip kalıpları, tüfek bombası, aydınlatma fişeği, tahrip kalıpları, bubi tuzakları... Sadece TSK'nin envanterine giren mühimmat değil. Burada sakın yanlış bir yorum yapılmasın, ben bulunan malzeme şuradandır, buradandın imasını yapmak istemiyorum. Sadece, mühimmat ile ilgili konunu karmaşıklığını belirlemek istiyorum. 1988 yılında 3 bin 300 tane savunma el bombası üretilmiş. Bunun 3 bin tanesi Emniyet Genel Müdürlüğüne verilmiş, 300'ü de TSK'nın envanterine girmiş ve bu el bombalarından bir kısmı da bu bulunan mühimmatın içinde. Tekrar altını çiziyorum yanlış bir anlama olmasın. Konu basit değil.''

-''MÜHİMMATIN HEPSİ TSK'YA AİT DEĞİL''-

Orgeneral Başbuğ, kamuoyunda yanlış bilinen bir başka konuya daha açıklık getirmek istediğini belirterek, ''Deniliyor ki, 'Bulunan mühimmatın bir kısmı, TSK'nın Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait gömülü mühimmat olabilir'... Bunun net olarak cevabını veriyorum; 1986 yılına kadar TSK'nın özellikle Özel Kuvvetler Komutanlığımızı ait Türkiye sathında gömülü silah ve mühimmatı vardır. 1986 yılında alınan o karar çerçevesinde silah ve mühimmatın tümünün toplatılarak depolara alınması emri verildi ve bu işlem 1998 yılında tamamlandı. Bu şu demektir, TSK'nın ülke sathında hiçbir yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur'' diye konuştu.

MÜHİMMATLARA YENİ NUMARA

Mühimmatın kontrolü konusunda bazı sorunların olduğunun anlaşıldığını anlatan Orgeneral Başbuğ, mühimmata ilişkin sistemi tüm boyutlarıyla kontrol ederek, daha sağlıklı kontrol edilebilir sisteme sokmanın görevleri olduğunu söyledi. Orgeneral Başbuğ, ''Çünkü en çok zarar gören biziz. Neticede, bir şey olduğu zaman hemen ilişki kurulmaya çalışıyor'' dedi.

-''EL BOMBALARA VE LAVLARA ÖZEL STOK NUMARASI VERİLMESİ İŞLEMİ BAŞLADI''-

Bu konuda geçen yıldan itibaren mesafeler aldıklarını ve bazı faaliyetlere başladıklarını belirten Orgeneral Başbuğ, şu bilgileri verdi:

''El bombaları ve özellikle lav önemli mühimmat. Bizim mutlaka her el bombası ve her lava özel stok numarası vermemiz lazım. Ama vereceğimiz bu numaranın silenmemesi lazım. Silindiği zaman da mutlaka o numarayı görmemiz lazım. Bu sistem kurulursa, bir yerde hata olmuşsa, o hatalıyı bulmamız çok kolay. Yeni üretilenlerden başlamak üzere el bombalara ve lavlara özel stok numarası verilmesi işlemi başladı. Görülmeyen, bulanamayan yerlere yapılmaya başlandı. Bulsalar dahi silme olanağı olmayacak. Bunu başladık. Envanterde olanlara kısa zamanda yapmak kolay mı? Tüm sitemimizi ve imkan kabiliyetlerimizi zorluyoruz. Bu bizim için önemli. Kafile numarası sistemi değişmiştir. El bombaları ve lavlar için. Bunu da mümkün olan en kısa zamanda tamamlamayı hedefledik. Tabii ki zaman alacak. Çünkü bahsedilen mühimmat on binler, yüz binlerle ifade ediliyor.

Örneğin, herhangi bir yerde mühimmat ve silah bulunduğu zaman, özellikle mühimmat boyutu çok önemli. Ankara'da kuvvet komutanlıklarında, o kafile mühimmat hangi birliklerdeyse nokta denetleyicisi gönderiyoruz. Bunu yapıyoruz. Ayrıca, her olaydan sonra birliklerden resmi rapor alıyoruz. Mühimmatınız tamam mı, eksik mi? Bu iki sistemi yaklaşık 1 yıldır çalıştırıyoruz. Birliklerden alınan raporlar ve ani denetleme sonuçlarına göre birliklerden alınan resmi raporlarda bizim kayıtlarımıza göre mühimmat eksiğimiz gözükmüyor. Gözükmüyor. Bu mühimmat o zaman nereden geldi? Nereden geldi sorusu, kaynaklardan birisi gerçekten Irak. Maalesef her açıdan bize problem olan bir yer. 4-5 sene evvelki Irak'a gittiğinizde sokakta neredeyse Doçka uçak savar parayı verip çantasına koyup getirirdiniz. El bombası Kaleşnikov, lav... Diğer kaynak, iç güvenlik harekatında kontrol zorluklarımız var. Bunları da gizleyemem. Operasyona çıkan bir birliğin operasyondan sonraki üzerindeki mühimmatı tam kontrol etmemiz güç. Birliklerden yapıyoruz atışlardan sonra kovanlar sayılıyor. Bu, operasyonda olmaz. Ama bu zorlukları mazeret olarak söylemiyorum. Bunları daha sağlıklı bir siteme bağlamak zorundayız.''

Bu sorunu kontrol altına almak için mühimmat sarf belgelerini daha üst komutanlar tarafından onaylanma zorunluluğunu getirdiklerini anlatan Orgeneral Başbuğ, bu uygulamanın ''kontrol daha güçlü olsun'' diye getirildiğini vurguladı. Orgeneral Başbuğ, ''Bu güvensizlik değil. Maalesef, son senelerde kesildi. Eksiden bir komanda tugayında görev yapan bir er, çavuş bunu simge olarak görüyordu. Operasyonda el bombasını saklıyor, terhis olduğu zaman gidip köyde gösteriyor, bu 'el bombası' diye getiriyordu. Böyle sorunlar yaşandı. Ama bunlar şimdi çok alt sevilere çekildi'' diye konuştu.

İSMİ GEÇENLERLE İLGİLİ DERHAL ASKERİ YARGI SİSTEMİ ÇALIŞIYOR. SORULARIN MUHATABI YARGIDIR

Orgeneral Başbuğ, bulunan silah ve mühimmat konusu olduğu anda, konuda ismi geçenlerle ilgili derhal askeri yargı sistemini çalıştırdıklarını bildirdi.

Askeri savcıların hemen olayla ilgili soruşturmasını açtığını belirten Başbuğ, ''Şu ana kadar bu konuda askeri soruşturma açılmayan hiçbir konu yoktur. Örnek vermem gerekirse bir yarbaya ait silah ve mühimmat bulunma iddiası vardır. Mahkeme bunu netleştirecek. O yarbayla ilgili hemen Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından soruşturma açılmıştır. Hazırlık soruşturması sonuçlanmak üzeridir. Poyraztepe'de bulunan malzemelere ilişkin adı geçen kişilerle ilgili Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Savcılığı soruşturmayı açmıştır o gün'' diye konuştu.

ÜZERİMİZE DÜŞENİ TSK OLARAK YAPIYORUZ

Başbuğ, Poyrazköy'de bulunan mühimmatlarla ilgili konunun Türk kamuoyunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerini rahatsız ettiğini belirterek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin üzerine düşen görevi yaptığını ve bu konuda en ufak tereddütleri bulunmadığını bildirdi.

Poyrazköy'de bulunan mühimmatı kimlerin ne amaçla yapmış olduğu sorusunun muhatabı kendisi olmadığını ifade eden Orgeneral Başbuğ, konunun yargı aşamasında olduğu için bu soruların muhatabının da yargı olduğunu söyledi.

Yargının kendisine gelen konuları, mümkün olduğu kadar kısa sürede sonuçlandıracağına inandığını belirten Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu:

''Hepimize düşün görev, sabırla bunu beklemektir. Kim yaptı, neden yaptı? Bu bizim işimiz değil. Silah ve mühimmatla ilgili olarak bu safhada açıklanabilecek bilgiler bunlardır. Konu, Türk kamuoyunu rahatsız etmektedir, bizi de rahatsız etmektedir. Üzerimize düşeni Türk Silahlı Kuvvetleri olarak yapıyoruz. Zamanında yapılması gerekenlerin alındığını sizlerle paylaştım. Bu konuda en ufak tereddütümüz yoktur. Mühimmatın kontrol için bazı düzenlemeler alınma ihtiyacı var, bu ortada. Bir yıldır bunun üzerinde ciddi şekilde duruyoruz. Bazılarında mesafe aldık. Belki daha yapabileceklerimiz de ileride çıkabilir. Bu önemli bir konu, öneminin idraki içerisindeyiz. Bu safhada sizlere aktaracağım bunlar.''

Bir gazetecinin, ''Poyrazköy'deki kazılarda bulunan el bombalarının kafile numaralarını taşıyan benzeri mühimmat Emniyet Genel Müdürlüğüne verilmiş olabilir mi?'' şeklindeki sorusu üzerine de Orgeneral Başbuğ, Poyrazköy ile ilgili olarak ilk raporların geldiğini, tam incelemediğini söyledi. Orgeneral Başbuğ, ''Bulunan mühimmatla ilgili net dökümler yok. Cinsler belli ama kim nerededir, hangileridir bilinmiyor. Bildiğim bir şey var, dolu bulunan 29 veya 25 tane lav var. Bu lavlardan kafile numarası, stok numarası olanlardan biri SAT komutanlığının envanterinde yok. MKE lav silahını sadece Türkiye için üretilmiyor, yabancı ülkelere de satıyor. Bu bilgileri herhangi bir istihbarat noktasına getirme amacıyla söylemiyorum. Bunu ortaya çıkartmamız zaten zor. Benim bu bilgiyi vermekteki amacım, olayın karmaşıklığını aktarabilmek. Her lav silahının üzerine stok numarasını vurduğumuz zaman bu sorun ortadan kalkacak'' dedi.

Orgeneral Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ''Ergenekon'' davasına ''genel bakışının nasıl olduğunun'' sorulması üzerine de davanın özel isimle anılmasının yanlış olduğunu ve ilgili mahkemenin ''davanın özel izinle anılmaması yönünde kararı'' bulunduğunu söyledi. Başbuğ, ''Hukuk devleti miyiz? Saygı göstereceğiz. İşimize geldiği zaman evet, işimize gelmediği zaman hayır. Bu noktanın altını çizmek isterim. Özel isimle bir davanın anılması doğru değil. Mahkeme kararı da olduğuna göre, buna hepimizin saygı göstermesi lazım'' diye konuştu.

Orgeneral Başbuğ, 14 Nisan 2009'ta Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada, ''Türk Silahlı Kuvvetleri olarak demokratik rejime bağlıyız ve saygılıyız. Bunda en ufak tereddüt olmamalı. Demokrasinin elbete en vazgeçilmez temel noktalarından bir tanesi yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğüdür'' ifadesini kullandığını anımsatarak, anayasal düzen ve hukuk düzenini her ülke için çok önemli olduğunu vurguladı.

Bir ülkede anayasal ve hukuk düzeninde zafiyet varsa o ülkenin zor bir noktada bulunduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, herkesin mevcut yargı sistemine ve hukuk düzenine zarar verecek davranışlardan kesinlikle kaçınması gerektiğini kaydetti.

-''MEDYA OLARAK KENDİNİZİ LÜTFEN SORGULAYIN''-

Türk Silahlı Kuvvetleri olarak yargıya ve hukuk sürecine dikkatli olmaya, dikkatli hareket etmeye azami şekilde dikkat ediyoruz'' diyen Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:

''Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri olarak her zaman hukuka sonuna kadar güvenilmesi düşüncesindeyiz. Hukuka, hukuk sistemimize, yargıya sonuna kadar güvenmek zorundayız. Başka alternatifi yok. Bu herkes için geçerli.

Bazı konularla ilgili bu konulardaki düşüncelerimizi paylaşmak isterim. Sizlerle paylaşacağım düşünceler tamamen bu süreçte Silahlı Kuvvetleri kurum olarak ilgilendiren konular. Bazı konularda emekli ve muvazzaf personelimizi kişisel bazda ilgilendiriyor. Söyleyeceklerim yeni bir şey değil. Biz, 'mahkemeler kesin karar verinceye kadar herkes suçsuzdur.' Bu uluslararası bir hukuk kuralıdır. Bunu da ilk defa biz gündeme getirdik. Bu yürütülen soruşturma kapsamında, masumiyet karinesine tam uyuluyor mu? Cevap vermeyeceğim. Temel prensip, siz kesin karara ulaşmadan, iddialar üzerine. Yargı süreci devam ediyor, bekleyeceğiz, sabredeceğiz. Baştan itibaren kişileri suçlu ilan etmeye kimsenin hakkı yok. Kişilerin kişisel haklarını da zedeliyoruz. Yarın o kişiler, temenni ederiz beraat ederlerse bu kişilere verilen kişisel zararları kim kapatacak. Burada medyaya çok önemli görev düştüğü ortada. Medya bu konuda sağlıklı hareket etse, bu sorun ortada olmaz. Medya olarak siz de kendinizi lütfen sorgulayın.''

Orgeneral Başbuğ, ''soruşturmanın gizliliği'' ilkesinin Türkiye'de gerçekten var olup olmadığının diğer bir tartışma konusu olduğunu, soruşturma ve yargılama yapılırken kurumların saygınlığına ve güvenliğine de zarar verilmemesi gerektiğini söyledi.

Poyrazköy'de bulunan mühimmat ve silahların bir televizyon kanalında 50 dakika gösterildiğini, 6-7 dakikalık aynı görüntü bandının 10 sefer gösterildiğini belirten Orgeneral Başbuğ, ''Haberle bir SAT ilişkisi ve bir kişiyle ilişki kuruluyor. Bu bir haber midir? Haberdir, kamuoyuna verilmelidir. Ama bunun 50 dakika, defalarca verilmesinin amacı nedir? Bu kurumlara zarar vermiyor mu? 50 dakika bu kazıların gösterilmesi acaba gerçekten bir habercilik midir? Yoksa kamuoyuna korku, karamsarlık vermek midir? Medyamızın haber vermekle bir taraftan kamuoyuna karamsarlık veriyor muyuz? Sorgulanmalı'' diye konuştu.

Orgeneral Başbuğ, bir gazetenin, bir itirafçının konuşmalarını 5 gün yayımladığını da anımsatarak bunun da gerçekten habercilik olup olmadığını sordu. Haberlerle kurumsal bağ ilişkisi kurulmaya çalışıldığını ve bunun da Türk Silahlı Kuvvetlerini rahatsız ettiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, haberlerin veriliş şekli, süresi ve kamuoyunda yaratacağı etkinin de göz önüne alınması gerektiğini söyledi.

-''KİMİN SES BANDIYLA KARŞILAŞACAĞIZ DEDİĞİMİZ ORTAMA GELDİK-''

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Türkiye artık her sabah kalktığı zaman, acaba kimin ses bandıyla karşılaşacağız dediği bir ortama geldi. Ses bantları legal, kanuni yollarla mı olmuş? Hayır. O ses bantları gerçekten doğru mu? Hayır, bir kısmı belki doğru, bir kısmı belki ilave edilmiş. Bununla nereye gideceğiz. Bu da bizi çok rahatsız ediyor. İddianamelere bakıyoruz. İddianamede yer alan öyle konular var ki. Ben bir tanesini örnek vereceğim. Silahlı Kuvvetleri ilgilendirdiği için. İkinci iddianamede 1993 yılında Bingöl'de meydana gelen olayla ilgili bir gizli tanığın ifadesi var. Gizli tanık kimdir, ne kadar güvenilir. Bunun beyanı iddianamede yer almış. Alabilir. Ama şunu sormak bizim hakkımız, bu gizli tanığın vermiş olduğu ifadeyi siz o iddianamede geçen kişilerle bağ kurmanız lazım. Olay var, iddianamede suçlanan kişilerle olayın organik ilişkisi yok. O zaman niçin koydunuz? Sormaya hakkımız yok mu? Sadece gizli tanık, onu destekleyen delil de yok. Neticede bir şey konmuşsa iddianameye, o iddianame kapasında ismi geçen kişilerle, olaylarla onların bir ilişkisi olmalı ki bir anlam ifade etsin. Bu çok sık karşılaştığımız durum.

İddianamelere baktığımız zaman, bazı olayların sadece gizli tanık ve itirafçılara dayandığını görüyoruz. Gizli tanık artı itirafçılar. Bütün yan dosyaları incelemedik. Ama sadece, özellikle bazı konuların gizli tanık ve itirafçılara dayanmış olması da insanı bir noktada düşünme noktasına sürüklüyor. Bu hukuki süreç içerisinde genel olarak ifade edeceklerim bunlar. Yargı süreci devam etmektedir. Silahlı Kuvvetler olarak bizlerde bu süreci sabırla takip edeceğiz, yargı sürecine saygılıyız. Elbette sonuçlarını hep beraber yaşayacağız.''

''TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ OLARAK BİZ DEMOKRASİYE, DEMOKRATİK REJİME, HUKUK DEVLETİNE BAĞLIYIZ VE SAYGILIYIZ"

Başbuğ, ''Türk Silahlı Kuvvetleri olarak biz demokrasiye, demokratik rejime, hukuk devletine bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde farklı düşüncede olan kimse barınamaz, buna müsaade etmeyiz'' dedi.

Başbuğ, Genelkurmay Karargahı'nda düzenlediği ''İletişim Toplantısı''nda, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin ''İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu soruşturma''yla ilgili olarak ''KKTC'ye kadar yayılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna ''Onu da Kıbrıs'taki yetkililer değerlendirir, bizim zaten Türkiye ile ilgili yeterli konumuz var'' karşılığını verdi.

Orgeneral Başbuğ, emekli generallerin de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) bir mensubu olduğu hatırlatılarak, '' Sayın Özkök'ün de ifadesi alındı. Daha önceden bunun sizde bilgisi var mıydı?'' sorusu üzerine şunları söyledi:

''İkinci iddianameyi eğer incelediyseniz, ikinci iddianamede bu söz konusu konunun tefrik edildiğini görüyorsunuz. Yani savcı, 'ikinci iddianamenin içine almadım, bunu ayırdım' diyor. Şimdi ikinci iddianamede bu konu tefrik edilmiştir. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ün tanık olarak ifadesine başvurma ihtiyacını duyduğu anlaşılıyor. Bu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu konuyla ilgili soruşturmaya devam etme niyetinde olduğunu gösteriyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu soruşturma neticesinde hangi sonuca gelir bunu şu anda ne yorumlayabilirim ne tahmin edebilirim. Ancak bu, ifade alınmasıyla bu soruşturma sürecinin devam edeceği anlamı geliyor. Tabii hepimize burada düşen görev, bu soruşturmanın sonucu beklemektir. Sayın komutanımız, benim de komutanımdır, bu konuyla ilgili kendisi de ifade ettiler bizden hukuki boyutuyla adli müşavirliğimizden bilgi talep ettiler. Hukuk çerçevesiyle ki elbette bizim adli müşavirliğimizin bu konularda danışmanlık vermesi de gayet doğaldır komutanımıza. Bu danışmanlık, hukuk bazında danışmanlık, görevimizi yerine getirdik.''

GÜNLÜKLER KONUSU

-''DEMOKRATİK REJİME VE HUKUK DEVLETİNE BAĞLIYIZ''-  

Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günlüklerle ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı'nın bu konuda bir inceleme yapıp yapmadığı, ''darbe iddialarının'' Genelkurmay Askeri Savcılığının yetkileri çerçevesinde bir değerlendirmeye alınıp alınmadığı, Ordu içinde ayrı bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorular üzerine Özkök, şunları söyledi:

''Türk Silahlı Kuvvetleri olarak biz demokrasiye bağlıyız ve saygılıyız. dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bünyesinde mevcut demokratik rejime aykırı faaliyette bulunan kimse bulunamaz, barınamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak biz demokrasiye, demokratik rejime, hukuk devletine bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde farklı düşüncede olan kimse barınamaz, buna müsaade etmeyiz, böyle bir durum söz konusu değil. Dolayısıyla bu konulara ilişkin olarak şu anda Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi bünyesinde böyle bir sorun yoktur. Ve bu soruna yönelik herhangi bir araştırma inceleme ihtiyacı da yoktur.''    

12 Nisan 2007 tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a da Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günlüklerle ilgili soru sorulduğunu belirterek, Büyükanıt'ın bu soruya ''Genelkurmay Başkanlığı'nın elinde bu konuyla ilgili hiçbir belge yoktur'' yanıtını verdiğini hatırlatan Orgeneral Başbuğ, ''Ben de aynı cümleyi bugün yani 29 Nisan 2009 günü aynen tekrarlıyorum. Genelkurmay Başkanlığı'nın elinde bu konuyla ilgili bir belge yoktur'' diye konuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın konuyla ilgili soruşturmaya devam ettiğini belirten Orgeneral Başbuğ, bunun sonucunun beklenmesi gerektiğini ifade etti.

Orgeneral Başbuğ, bir başka soruyu yanıtlarken de ''İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürütmekte olduğu soruşturma''yla ilgili olarak sürecin kamuoyuna yansımasına ilişkin bazı tespit ve düşünceleri gerekli yerlerde ilgililerle paylaştıklarını söyledi.

ERGENEKON-PKK BAĞLANTISI İLE İLGİLİ SORU

''İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu soruşturma''ya konu olan örgütle PKK terör örgütü arasındaki ilişki iddialarına yönelik soru üzerine de Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:

''Bu, tamamen iddianamelerde genellikle gizli tanıkların ve itirafçıların konuşmalarına dayanılarak yapılan beyanlar şeklinde. Dolayısıyla o konu üzerinde benim yorum yapmam zor. Ancak yeri gelmişken ifade etmek isterim. 1993 yılında olan bir iç güvenlik harekatı tarzında olan bir olayı bu olayla nasıl bağlayacaksınız? Onu da ben şahsen anlamakta çok zorluk çekerim.''

"TOPRAKTAN SİKLAHLAR FIŞKIRIYOR" TEPKİSİ

Orgeneral Başbuğ bir gazetecinin sorusunu sorarken ''topraktan silah fışkırıyor'' ifadesini kullanması üzerine bu ifadeyi kullanmanın doğru olmadığını söyledi. Orgeneral Başbuğ, bunun kamuoyuna yanlış bir mesaj verebileceğini ve güzel bir tabir olmadığını vurguladı. ''Elbette bir yargı süreci var. Kamuoyu yargı sürecine güvenmeli, kamuoyu yargı süreciyle ilgili bilgilenmeli, hiç itirazımız yok'' diyen Başbuğ, ancak kamuoyunun korku ve karamsarlığa sevk edilmemesi gerektiğini bildirdi.    

-''ÖNEMLİ OLAN SÜRECİN YASALAR ÇERÇEVESİNDE YÜRÜTÜLMESİ''-

Orgeneral Başbuğ, gazetecilerin bu konuya ilişkin sorularının tamamlanmasının ardından bu kapsamda kendisinin ilave etmek istediği noktalar olduğunu ifade etti.

Bu süreçle ilgili olarak yanlış yansıtılan konular bulunduğunu belirten Başbuğ, şöyle devam etti:

''Bu süreçle ilgili olarak deniliyor ki 'bu soruşturma sürecine Silahlı Kuvvetler, Genelkurmay Başkanlığı destek veriyor', 'izin veriyor', 'bu soruşturma Genelkurmay Başkanlığının desteği arkasında ve izniyle oluyor'. Bir hukuk devletinde herhangi bir kurumun yürütülmekte olan bir yargı sürecine destek vermesini veya vermemesini düşünmek kadar ayıp bir şey yoktur. Biz hukuk devletindeyiz. Bir hukuk devletinde ne demek bir kurum bu hukuk sürecine destek verecek veya vermeyecek. Böyle şey olur mu? Ama bu maalesef söyleniyor. Ben de bunu burada sizinle paylaşma gereği duyuyorum. Önemli olan bu sürecin yasalar çerçevesinde yürütülüp yürütülmemesidir. Önemli olan bu süreç yasalar çerçevesinde yürütülüyor mu yürütülmüyor mu?''

Bu tür yorumlar yapılırken ilgili yasaların, yetki ve görev alanlarının kapsamının çok iyi bilinmesi gerektiğini vurgulayan Orgeneral Başbuğ, aksi halde yanlış yorumların yapılmasının kaçınılmaz olduğunu bildirdi. Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu:

''Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. madde 5. fıkraya bakarsanız askeri mahallerde aramanın nasıl yapılacağı çok açık yazılı. Diyor ki madde 'Cumhuriyet savcılarının istem ve katılımıyla askeri makamlar tarafından yerine getirilir'. Açık, yasa bu, biz hukuk devletiyiz. Şimdi bunu kendi istikametlerine bazıları şöyle yorumluyorlar 'bu arama askerin müsaadesiyle izniyle yapıldı' Hayır, böyle bir şey söz konusu değil. Böyle bir maddeden siz böyle bir sonuç çıkaramazsınız. Madde çok açık. Kanun bu, biz yasalara uymak zorundayız. Nedir sistem? Savcılık Merkez Komutanlığına bilgi verir, merkez komutanlığı personeliyle gelinir ve arama neyse bu mahalde yapılır. Dolayısıyla yürütülmekte olan yargı sürecine, bu şekilde konuşmalar, değerlendirmeler bizi cidden rahatsız ediyor. Bunları bir hukuk devletinde konuşulmaması, ifade edilmemesi gereken kavramlar olarak değerlendiriyoruz.''

'GATA'KULLİ İDDİASI VE SEVKLER KONUSU

Başbuğ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında tutuklu bulunan emekli ve muvazzaf askerlerin İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine sevklerini kendilerinin yaptığı gibi bir hava yaratılmaya çalışıldığını belirterek, ''Yapılan herşey hukuk, kanun, mevzuat neyse ona göre yapılmaktadır. Bu konuyu bu kadar çirkin şekilde yalan ve iftiralara dayalı olarak gündeme getirmek ahlaksızlıktır'' dedi.

Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Karargahı İnönü Salonu'nda düzenlediği İletişim Toplantısı'nda, İstanbul Haydarpaşa GATA Hastanesi ile ilgili haberlere değindi. Tutuklu statüsünde olan muvazzaf veya emekli askerlerin askeri hastanelere sevkinin mevcut mevzuat çerçevesinde ve Adalet Bakanlığının gözetiminde yapıldığını vurgulayan Başbuğ, ''Bu süreçle ilgili olarak bizim askeri makamlar olarak hiçbir ilgimiz, hiçbir dahlimiz yoktur'' dedi.

Bu konuyla ilgili olarak Adalet Bakanı'nın da açıklamalarda bulunarak sevklerin mevcut mevzuata uygun olarak yapıldığını ifade ettiğini belirten Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ama öyle bir kamuoyu yaratılmaya çalışılıyor ki sanki GATA İstanbul Askeri Hastanesi'ne sevkleri biz yapıyoruz. Cezaevinden biz alıyoruz kişileri... Bu yalan ve iftira. Açık söylüyorum, gerçekten yalan ve çirkin bir iftira. Bizim bu süreçle ilgili ne yetkimiz var ne de bu olayların içinde bulunan bir kurumuz.

GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine yapılan sevkler ve bu kişilere uygulanan tedaviler biliyorsunuz İstanbul Tabip Odası Başkanı tarafından tetkik edildi ve rapor da yayınladı. 'Gerek sevk konusunda gerekse hekimlik uygulamalarında bir sorun yoktur' denildi. Adalet Bakanlığı da bir tetkik yaptı.

Siz kalkıp buna rağmen sistemli bir şekilde 'Bu kişiler hasta değil, GATA'ya usulsüz olarak sevkedildiler'... Hangi usulsüzlük? Adalet Bakanlığı gözetiminde oluyor. 'GATA'da yapılan tedaviler asılsız' Nereden biliyorsunuz? En çirkini, deniliyor ki 'Bazı tutuklu durumda olan kişilerin tahliyeleri asker kanalıyla yapıldı' Çok açık söylüyorum, GATA tarafından düzenlenen bir rapora istinaden bugün tutukluluktan tahliye durumuna geçen bir kişi bana söyleyin. Bu kadar olur mu? Bu kadar yazılıyor, çiziliyor.

Özet olarak şunu ifade edebilirim: GATA İstanbul Haydarpaşa Hastanesinde yapılan herşey hukuk, kanun, mevzuat neyse ona göre yapılmaktadır. Bu konuyu bu kadar çirkin şekilde yalan ve iftiralara dayalı olarak gündeme getirmek ahlaksızlıktır.''

-''TCK'NIN 221. MADDESİNİN İKİNCİ FIKRASI ÖNEMLİ''

Harp Akademilerinde yaptığı konuşma anımsatılarak, ''Atatürk'ün sözüne atfen 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir' vurgunuza atıfla bu kavramın içine Kürt halkını nasıl oturtuyorsunuz? O Kürt halkının 29 Martta yerel seçimlerde ortaya koyduğu iradeyi, bir milletvekilinin tanımıyla 'Kürdistan sınırlarını çizdik' ifadesini üniter devlet yapısı ve terörle mücadele açısından nasıl yorumluyorsunuz?'' sorusu üzerine Başbuğ, o konuşmasında, ''Devlet, dağ kadrosunun örgütten ayrılmasını sağlayacak şekilde mevcut yasal düzenlemelerin daha iyi şekilde uygulanabilmesini sağlamak için bazı değişiklikler yapmalı'' ifadesini kullandığını söyledi.

TCK'nın 221. maddesinin bu konuyla ilgili olduğunu söyleyen Başbuğ, bu maddenin ikinci fıkrasının önemli olduğunu vurguladı. Fıkrada, ''Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suça iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz'' hükmünün yer aldığını belirten Başbuğ, yine Ceza Muhakemeleri Kanununun 171. maddesinin de bu maddenin uygulanmasının nasıl olacağını ifade ettiğini anlattı.

ETKİN PİŞMANLIK YASASI KONUSU

-''TOPLUMA KAZANDIRMA MERKEZLERİ KURMAMIZ LAZIM''-

Başbuğ, TCK'nın 221. maddesinin ikinci fıkrası ile CMK'nın 171. maddenin daha etkin şekilde uygulanması halinde, özellikle ''dağdan çözülmelerde daha iyi sonuçlar alabileceğine inandıklarını'' kaydetti. 2005 yılından 2009'a kadar bu kapsamda 1038 kişinin müracaat ettiğini, bunlardan 675'inin ceza almadığını anlatan Başbuğ, şöyle konuştu:

''Burada önemli olan bu 221. madde yazılım olarak biraz da zor bir madde. Yani birkaç defa okusanız bile anlamakta zorlanıyorsunuz. Maddeyi değiştirelim demiyoruz öyle bir önerimiz yok. Bu madde daha iyi nasıl işleyebilir, daha anlaşılabilir tarzda çalışmalar yapıyoruz. Kitapçıklar haline getirmemiz lazım. Bunları her vesileyle sivil toplum örgütleri, barolar, aileler aracılığıyla yansıtmamız lazım.

Bu kapsamda belki diğer bir ilave tedbir de düşünülebilir. Bunlardan bir tanesi de teslim olmayı biraz daha cazip kılmamız lazım, biraz daha psikolojik olarak güven hissi vermemiz lazım. Bundan evvelki yasayı hatırlarsanız 'Eve Dönüş Yasası' idi. Bu yasanın uygulanması esnasında o yasa kapsamında topluma kazandırma merkezleri kuruldu.

Bu yasa kapsamında mesela herhalde alınması gereken tedbirlerden bir tanesi de mutlaka topluma kazandırma merkezlerini de kurmamız lazım. Bizim burada altını çizmek istediğimiz konu yasa aslında iyi yasa. Önemli olan bu yasanın etkin şekilde ve özellikle dağdaki teröriste daha cazip kılacak şekilde uygulanmasıdır. Bunun üzerinde çalışıyoruz, çalışılıyor.''

Başbuğ, Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada Atatürk'ün sözlerine yaptığı atıf ile ilgili olarak da ''Benim yapmış olduğum konuşmadaki Atatürk'ün sözüdür, Atatürk'ün düşüncesidir. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. İlave edeceğim hiçbir şey yok'' diye konuştu.

DTP'YE YÖNELİK PROTESTO

Bir gazetecinin, ''ABD Başkanı Barack Obama'nın ziyareti sırasında TBMM'de locadaki yerinizi almanız eleştirildi ya da bazı farklı yorumlar yapıldı. ABD Başkanı için komuta kademesi Meclis'e gitti ama başka zamanlarda gelinmiyor' diye. Bu konuya açıklık getirir misiniz?'' sorusuna Başbuğ, şu yanıtı verdi:

''Biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak hiçbir zaman ne Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ne Türkiye'deki siyasi partilerimizi protesto etmek vesaire, böyle bir şeyimiz olmaz, böyle bir ne durumumuz olur, ne düşüncemiz olur. Ancak Meclis içinde yer alan bir grup, siyasi parti olarak gözüküyor. Bu siyasi parti, terör örgütüyle olan ilişkisini, terör örgütüne bakışını açıklığa kavuşturmadan bizim onlarla aynı ortamda olmamız söz konusu değil.

Bu sabah 9 şehit veren bir kurumun komutanıyım. Onların da terör örgütüyle ilgili konuşmaları ortada, burada tekrarlamamıza da gerek yok. Orada keşke bir milletvekilinin konuşmasını burada ifade etmeseydiniz. Kendi partisinin başındaki başkan onu düzeltmeye kalktı. Zaten bir sorunumuz da o herşey ifade edilince olay daha karmaşık hale geliyor. Dolayısıyla bizim terör örgütüyle arasına mesafe koyamayan ve bunu da açıkça ifade edemeyen bir grupla aynı yerde bulunmamaya özen göstermemizi bütün Türk halkının anlayışla karşılayacağına yürekten inanıyorum. Ayrıca ben Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanıyım.  İşte bu grup, parti, terör örgütüyle hala bir mesafe koyamıyor ve bugün bir terör örgütü 9 personelimizin canını aldı. Şimdi benden bunlarla birarada bulunmamı beklemeniz şık değil. Kimse de beklemesin.''  

-''BEDELLİ ASKERLİK''-

Bedelli askerlik ile ilgili soru üzerine de Başbuğ, 1111 sayılı Askerlik Kanunu'nun 10. maddesine göre, bedelli askerliğin ''fazla yükümlü'' olması halinde uygulandığına işaret etti. Başbuğ, ''Eğer o sene askere giden yükümlü talebi, müracaat eden personel talebi bizim ihtiyacımızdan fazla olursa uygulanabilir'' dedi.

2008'den itibaren Silahlı Kuvvetler'in asker ihtiyacını karşılama yüzdesinin düştüğünü bildiren Başbuğ, 2008 yılında ihtiyaçlarının ancak 65,49'unun karşılanabildiğini ifade etti.

''Mevcutlarım düşüyor. Bu, görevlerin yürütülmesinde zorluklar yaratıyor'' diyen Başbuğ, şunları kaydetti:

''2009'da bunun yüzde 64'e düşmesini tahmin ediyoruz, önümüzdeki yıl 62'ye düşüyor, 2011'de 60 civarına düşecek. Silahlı Kuvvetler'in ihtiyacını karşılayamama durumunda, bizim TSK olarak bedelli askerlik uygulamasını düşünmemiz söz konusu değil. Önümüzdeki tahminlere dayalı perspektif de bunun pek uygulanma olanağının olmadığını gösteriyor.

Bir de bunun moral boyutu var. Bakın Türkiye terörle mücadele ediyor. Bu sabah 9 tane vatan evladını kaybettik. Terörle mücadele devam ettiği zaman kimse bedelli askerliğe evet diyemez. Biz bunu insanımıza nasıl anlatırız. 9 tane vatan evladı şehit oluyor, öbür tarafta 7 bin 500 dolar, 10 bin dolar ödeyerek diğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da askerlik yapmayacak. Bunu biz izah edemeyiz. Türkiye'de bu terör sorunu devam ettiği müddetçe bu olaya herkesin doğru bakması lazım. Bunu bizim insanımıza ifade etmek, ikna etmek zordur.

Özellikle Türkiye'de TSK'da asker sistemleri çok farklı. Bunun üzerine de ciddi şekilde çalışıyoruz. Bunu da aslında daha basit, daha sade, daha objektif bir sisteme getirme konusunda ciddi şekilde çalışıyoruz. Dolayısıyla bedelli askerlik uygulaması söz konusu değil. Bunu herkes iyi anlasın. Yükümlü olarak gelecekler zaten ihtiyaçlarımızın altında, terörle mücadele eden bir ülkede, her gün şehitler veren bir ülkede parayla askerliği vatandaşımıza anlatamayız.''

Orgeneral Başbuğ, askerlik sistemine ilişkin soruyu yanıtlarken de 15 ay normal, kısa dönem ve bedelli askerlik uygulaması bulunduğunu anlattı. Başbuğ, ''Biz tüm bu sistemleri genel olarak ele alıp daha sağlıklı daha sade daha bir eşit daha adil bir sistem üzerinde çalışıyoruz. 'Bunları tek tipe indirebilir miyiz' konusu üzerinde duruyoruz. Ama şunu kimse yanlış anlamasın. Bedelli askerlik uygulaması Türkiye'nin gündeminde değildir ve ileriki dönemde de Türkiye'nin gündeminde olma ihtimali yoktur'' dedi.

''IRAK'IN KUZEYİNDEKİ BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN VARLIĞININ ORTADAN KALDIRILMASI İÇİN IRAK'IN KUZEYİNDEKİ YEREL YÖNETİMİNİN DE BU İŞE AKTİF OLARAK DAHİL OLMASI ZORUNLUDUR"

İlker Başbuğ, ''Irak'ın kuzeyindeki bölücü terör örgütünün varlığının ortadan kaldırılması için Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetiminin de bu işe aktif olarak dahil olması zorunludur. Bu yıl içinde bu konuda artık somut sonuçlar almak mecburiyetindeyiz'' dedi.

Orgeneral Başbuğ, Türk Ceza Kanunu'nun 221'inci ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 171'inci maddelerinin değiştirilmesine yönelik bir düşüncelerinin olmadığını, önemli olanın bu maddelerin daha etkin uygulanabilirliğinin sağlanması olduğunu söyledi.

Özellikle teslim olan teröristlere yönelik, daha önceki yıllarda yapıldığı gibi topluma kazandırma merkezleri sisteminin kurulması gerektiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, 221'inci maddenin 2. fıkrasının önemli olduğunu ve bu fıkranın daha işler hale getirilebileceğini belirtti.

Orgeneral Başbuğ, ''Mevcut yasada herhangi bir düzenleme yapılması söz konusu değil, önemli olan düzenlemenin daha etkin uygulanmasıdır'' dedi.

CEMAATLER KONUSUNDA SORULAN SORU

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''cemaatler'' konusunda, Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmaya ilave edeceği bir şeyin olmadığını belirterek, ''Şu anda yargıya intikal etmiş bazı konular var. Bu konularda açıklama yapmamı bekleyemezsiniz. Yargı sürecinde olan konulardır, sonuçlarını bekleyeceğiz. Beklemek durumundayız'' diye konuştu. Orgeneral Başbuğ, Büyük Önder Atatürk'ün Nutuk'ta yer alan, ''Daha önce olduğu gibi bugün de milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak, binbir türlü siyasi ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için dini alet ve araç olarak kullanma girişiminde bulunanların içeride ve dışarıda varlığı bizi bu konuda söz söylemekten ne yazık ki henüz uzak bulunduruyor'' ifadesini okudu.

KAMERAMANIN DAĞDA BIRAKILMA İDDİASI

Orgeneral Başbuğ, akreditasyonla ilgili olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin akreditasyon olayını koz olarak, sopa ve araç olarak kullanma düşüncesinin olmadığını, bu konuda değişiklik olabileceğini söyledi. ''Olanak olsa da akreditasyonu daha da genişletebilsek'' diyen Orgeneral Başbuğ, ordunun bu konudaki düşüncesine saygı duyulması gerektiğini belirtti.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''TSK olarak hiçbir şeyden çekincemiz yok. Her şeyi yasa ve emirler neyse ona göre yapıyoruz. Her konuda açık ve samimiyiz. Karşıdan da açıklık bekliyoruz'' diye konuştu.

Orgeneral Başbuğ, ''Cihan Haber Ajansı elamanının TSK helikopterine alınmamasına ilişkin de bu konuda herhangi bir kasıt olmadığını, bu konuda elinde bilgi olanlar varsa, kendilerine ulaşması halinde bunu inceleyip gereğini yapacaklarını'' kaydetti.

-''4-5 AYDA BİR FİKİR DEĞİŞTİRMİYORUZ''-

Orgeneral Başbuğ, Avrupa Birliği (AB) konusunda görüşlerini daha Genelkurmay başkanlığı devir teslim töreninde ifade ettiğini anımsatarak, TSK olarak 4-5 ayda bir fikir değiştirmediklerini söyledi.

Orgeneral İlker Başbuğ, o törende ''TSK'nın, Cumhuriyet tarihinde her zaman çağdaşlığın ve ilericiliğin simgesi ve destekçisi olmuştur. TSK için AB'ye tam üyelik, Atatürk'ün amaçladığı çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmada önemli bir araç anlamını taşımaktadır. Bu süreçte AB'de, diğer ülkelere olduğu gibi Türkiye'ye de eşit davranılması, Türkiye'den ulus ve üniter devlet yapısını zayıflatacak isteklerde bulunulmaması... Bugün de aynı düşüncelerimizi muhafaza ediyoruz'' dediğini anımsattı.

-''BÜYÜKLÜĞÜMÜZÜN FARKINDA DEĞİLİZ''-

Yakın zamanda ABD Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen ve ABD Başkanı Barack Obama'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Emekli General James Jones ile görüştüğünü anlatan Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:

''Türkiye'de bir şey var. İlla, 'birisi Türkiye'ye geldiği zaman Türkiye'den bir şey ister.' Niçin böyle görüyoruz. Türkiye illa bir şey istenecek bir ülke midir? Bunu silelim artık. Türkiye gerçekten büyük bir ülke. Büyüklüğümüzün biz farkında değiliz. Sadece bir şey istenmek için gelinen bir ülke değil. Çeşitli konularda 'Türkiye ne düşünür, olayları nasıl değerlendiriyor. Ayrıca, Türkiye bu konulara ne gibi katkılarda bulunabilir.' Bunların arandığı bir ülke. Benim görüştüğüm iki Amerikalı, önemli görevleri olan bu kişilerin Türkiye'den ne Afganistan ne Irak'la ilgili hiçbir somut isteği olmamıştır. Türkiye'den ne Irak bağlamında ne Afganistan bağlamında özel bir talep olmamıştır.''

ABD Genelkurmay Başkanı Mullen'ın Mısır, Pakistan, Afganistan ve Irak'a yaptığı gezinin ardından Türkiye'ye gelişinde yaptıkları 4 saatlik görüşmede bu ülkelerdeki gelişmelere ilişkin karşılıklı fikir alışverişinde bulunduklarını anlatan Orgeneral Başbuğ, Pakistan'da çok ciddi gelişmeler olduğunu, başta ABD olmak üzere Türkiye'nin de Pakistan'daki gelişmelerden endişe duyduğunu belirtti.

Orgeneral İlker Başbuğ, Pakistan'daki gelişmelerin ''ciddi ve endişe verici boyutlarda'' olduğunu,  ''kardeş ve dost ülke Pakistan'ın'' sorunlarını çözüme kavuşturmasını istediklerini dile getirdi.

Afganistan'da Ağustos'ta yapılacak seçimler öncesinde ABD'nin bölgeyi askeri güçlerle desteklemeyi düşündüğünü ifade eden Orgeneral Başbuğ, Irak konusunda şunları söyledi:

''Irak'la ilgili devletimizin politikası belli, toprak bütünlüğü bizim için hayati önemdedir. Irak'ın kuzeyinde yer alan PKK bölücü terör örgütünün elimine edilmesi, tasfiye edilmesi bizim için önemli. Türkiye 2009 yılında, 84 yılından beri sahip olamadığı bir şans, bir an yakaladı. Bölücü terör örgütünün elimine edilmesi, tasfiye edilmesi açısından bir şans, bir fırsat yakaladı. Bizim bu fırsatı en iyi şekilde kullanmamız lazım. Burada sorumluluk kime ait? Irak'ın kuzeyindeki PKK'nın varlığıyla ilgili, merkezi Irak yönetimine aittir. BM, bu görevi onlara vermiş. Güç olarak Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetime ait Peşmerge gücü var. Onların da bu işe dahil olması lazım. Çünkü TSK olarak biz bunun farkındayız. Irak'ın kuzeyindeki terör örgütünün varlığının ortadan kaldırılması için Irak kuzeyindeki yerel yönetiminin de bu işe aktif olarak dahil olması zorunludur. Bu yıl içinde bu konuda artık somut sonuçlar almak mecburiyetindeyiz.''

Orgeneral Başbuğ, Suriye ile Türkiye arasındaki askeri tatbikatla ilgili olarak ise tatbikatın küçük bir tatbikat olduğunu, Türk hudut birlikleriyle Suriye birlikleri arasında takım seviyesinde karşılıklı gerçekleştirilen bir tatbikat olduğunu söyledi.

Tatbikatın ilk olması açından önemli olduğuna değinen Başbuğ, İsrail'in tepkisine ilişkin bir soru üzerine, ''İsrail'in tepkisi bizi ilgilendirmez'' karşılığını verdi.

TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ

Başbuğ, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkiler konusunda, ''Sorun nasıl çözülebilir? Ermenistan'ın özellikle işgal ettiği Azerbaycan topraklarından geri çekilmesi, birliklerini geri çekmesi önemli bir konu'' dedi.

Başbuğ, Genelkurmay Karargahı'nda düzenlediği ''İletişim Toplantısı''nda,gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Orgeneral Başbuğ, Ermenistan'la ilişkiler konusundaki bir soru üzerine, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ana sorunların, ''1921 Kars Anlaşması'ndan kaynaklanan sınırların tanınması, Ermenistan anayasasında ve bazı belgelerindeki Türkiye'den toprak talepleri ve sözde soykırım iddialarından vazgeçme'' konuları olduğunu söyledi.

Soykırımın hukuksal olarak ''özel kasta dayalı'' bir olay olduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, ''genel kasıt''la bu suçlamanın yapılamayacağına dikkati çekti.

Orgeneral Başbuğ, hukuksal olarak özel kastın, ''Bir ulusun, etnik grubun, ırksal grubun, dinsel grubun, sırf o gruba ait olduğu için planlı, programlı ortadan yok edilmesi'' anlamına geldiğini kaydetti.

Siyasi grupların soykırım kavramına girmediğine de işaret eden Orgeneral Başbuğ, özel kastın olması için bir belge ortaya konulması gerektiğini kaydetti.

TCK'da soykırım suçu ile ilgili olarak kişiler hakkında madde bulunduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, devletlerle ilgili olarak da Uluslararası Adalet Divanı'na başvurulabildiğini söyledi.

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunların bazılarına da değinen Orgeneral Başbuğ, ''Sorun nasıl çözülebilir? Ermenistan'ın özellikle işgal ettiği Azerbaycan topraklarından geri çekilmesi, birliklerini geri çekmesi önemli bir konu'' ifadesini kullandı.

Orgeneral Başbuğ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuyla ilgili Türkiye'nin görüşlerini bir iki defa açıkladığını, bu açıklamalarda Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarından geri çekilmesi ile Türkiye-Ermenistan sınır kapısının açılmasının eş zamanlı olması gerektiğini belirttiğine dikkati çekti. Orgeneral Başbuğ, ''Biz de bu ifadeye aynen katılıyoruz'' dedi.

-AFGANİSTAN'A ASKER GÖNDERİLMESİ

Türkiye'nin Afganistan'a ek asker göndermesi konusundaki bir soru üzerine Orgeneral Başbuğ, Afganistan'ın güvenliğinin 2006'dan itibaren NATO sorumluluğuna geçtiğini hatırlattı.

Afganistan'da iki ayrı harekatın yürütüldüğünü ifade eden Orgeneral Başbuğ, bu harekatlardan birinin ''Sürekli Özgürlük Harekatı'' olduğunu ve temel amacı terörizmle mücadele olan bu harekatta Türkiye'nin yer almadığını anlattı.

İkinci harekatın ''Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti Harekatı (ISAF)'' olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, bu harekatın da Kabil ve çevresinin güvenliğine katkıda bulunarak, Afganistan hükümetine destek olmayı amaçladığını belirtti.

Türkiye'nin ISAF çerçevesindeki Kabil Bölge Komutanlığında yer aldığını dile getiren Orgeneral Başbuğ, bu çerçevede Türkiye'nin İtalya ve Fransa ile birlikte görev yaptığını hatırlattı.

Komutanlık bünyesinde Türkiye'nin muharip bir piyade taburu bulunduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, buradaki birliğin görevinin kısıtlı olduğunu söyledi. Orgeneral Başbuğ, ''Nedir bu kısıtlama? Biz diyoruz ki 'bizim kuvvetlerimizi çatışan tarafların ayrılmasında kullanamazsınız, terörle mücadelede kullanamazsınız, uyuşturucu ile mücadelede kullanamazsınız, mayın temizleme faaliyetinde kullanamazsınız'. Kısıtlamalarımız bu'' dedi.

Türkiye'nin Afganistan'da şu anda 795-800 civarında kuvveti bulunduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:

''Normal olarak biz Kabil Bölge Komutanlığı sorumluluğunu, önümüzdeki Ağustos'tan itibaren sıra bize geldi, almak durumundayız. seçim olacağı için bize dendi ki 'Siz bunu Kasımda alın', 'Olabilir, Kasımda alırız'. Kasımda böyle bir niyetimiz var. Zaten normalde sıra bize geldi. Dolayısıyla Ağustos yerine Kasım ayında Kabil Bölge Komutanlığı görevini alma durumumuz söz konusu.

Burada sorun şu, bu sektörde görev yapan İtalyanlar ve Fransızlar buradaki taburlarını çekmek istiyorlar. Kendi bölgelerine götürecekler, doğu ve güneye. Onlar bu kuvvetleri çektiği takdirde onların boşalttığı yerleri bizim doldurmamız lazım. Nasıl dolduracağız? Bir kuvvet yapılandırma konferansı NATO'da yapılacak, diğer ülkelerden yardım istenecek. Diğer ülkelerden ne kadar talep gelecek, onu zaman gösterecek. Karşılamada bazı zorluklar olabilirse şu anda orada olan 800 mevcutlu birliğimizin mevcudu artabilir. Görev ve sorumlulukları aynı kalmak koşuluyla.

Biz özellikle Afganistan'daki eğitime, okul ve kuruluşlara yardımcı oluyoruz, onlara personel gönderiyoruz ve onlara da daha fazla personel göndermeyi de düşünüyoruz.''

-''TSK'NIN KENDİNE OLAN GÜVENİ''-

Orgeneral Başbuğ, toplantının sonunda, TSK olarak demokrasiye ve demokratik rejime bağlı ve saygılı olduklarını vurgulayarak, ''Yasalara hürmetliyiz, yasalara saygılıyız, TSK'nın her türlü faaliyeti mevcut anayasa ve yasalar çerçevesinde yürütülür, yürütülmektedir, yürütülecektir. Bunun için çok açık olarak, her zaman açığız. Her türlü olabilecek, soru, düşünceye, burada olduğu gibi çok açık bir biçimde alıp cevaplandırmamız da bir noktada, ne derseniz deyin, TSK'nın kendine olan güveninin de bir göstergesidir'' diye konuştu.

TSK olarak Türk milletine ve Türk milletinin sağduyusuna güvendiklerini dile getiren Orgeneral Başbuğ, Türkiye'de birlik ve beraberlik sağlandığı müddetçe Türkiye'nin, bütün sorunları ile başarıyla mücadele edeceğine inandığını söyledi.

-''KARAMSARLIĞA YER YOK''-

Diyarbakır'ın Lice ilçesinde şehit olan askerlere de değinen Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:

''Bugün hayatlarını kaybeden 9 tane vatan evladı, hepsi genç, iki tanesi uzman diğerleri genç ve 20 yaşında çocuklar. Bunların acısı tabii çok büyük. Onların hatıraları önünde ben saygıyla eğiliyorum. Onları daima rahmetle anacağım. Ailelerin acılarını paylaşıyoruz. Onların acıları tabii çok büyük, onlara da her zaman saygılıyız. Bu kapsamda Türk milletine tekrar başsağlığı diliyorum.

Ama şunun da bilinci içinde olmamız lazım, maalesef Türkiye bulunduğu coğrafya ve bulunduğu şartlar çerçevesinde bu terörle, kapsamları şekilleri farklı olabilir, ama maalesef terörle yaşama gibi bir durumla karşı karşıya. Terörle yaşamAda, terörle mücadelede tek yer olmayacak şey karamsarlık. Karamsarlığa düşme terör eylemlerini yapan kişilerin arzu ettiği noktaya gelmektir. Bu noktaya gelmememiz lazım. Acılarımızı içimize gömeceğiz ama mücadelemize, aynı kararlılıkla, aynı cesaretle devam edeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Terörle hiç kimse bir yere varamaz''    Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'ndaki İnönü Toplantı Salonu'nda yaklaşık 2.5 saat süren toplantıda, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak da hazır bulundu.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*