'Baskı'nın sonu yok: 'Mahalle'den sonra ülke baskısı

'Baskı'nın sonu yok: 'Mahalle'den sonra ülke baskısı.58480
  • Giriş : 25.09.2007 / 21:40:00
  • Güncelleme : 25.09.2007 / 23:39:10

Tarhan Erdem'in ilk olarak bir röportajda dile getirdiği “baskı”dan söz etmek istiyorum.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kürşat Bumin yazdı...

Erdem'in bazılarınca desteklenen bazılarınca yerinde bulunmayan (ben bu kümede yer alıyorum) tezinde söz konusu olan “baskı”, mahalle ölçeğini çoktan aşıp ülke ölçeğine ulaşmış görünüyor. Tezin anafikrini biliyorsunuz: Türban serbest olursa, üniversitede başı açık kimse kalmaz.

Erdem, söz konusu yasağın kalkmasını ülkedeki kadın-erkek eşitliğini sarsacak bir gelişme olarak değerlendiriyordu. Neden? Çünkü bir İslam ülkesi olan Türkiye, üniversiteleri içinde karma düzeni devam ettirebilen İngiltere'nin özelliklerinden mahrumdu.

Bu konu da çok (hatta fazla) tartışıldı. “Başörtüsü yasağı” söz konusu olduğunda en iyi durumda bir ileri iki geri adım atmayı âdet haline getirenler bu teze de var güçleriyle sarıldılar.

Söz konusu tezi elekten geçiren güzel yorumlar da okuduk. Mesela Nihal B. Karaca'nın (Zaman) fark atan yorumu; mesela Sibel Erarslan'ın (Vakit) çok yerinde gözlemleri.

Erarslan'ın şu satırlarına bakın mesela:

“Şimdi biz sizin cümlenizi evirip çevirip aynen size iade etsek ne diyeceksiniz? 'Bugün okullara başı açık girerlerse, yarın bilemeyiz ki nerelerini açıp da girecekler, bunlar kelli zinhar başlarını açıp gelmeyeler' şeklinde haksız, sahte ve kaba saba bir korkuyu sizin mantığınız üzerinden yürütsek, ne düşünürsünüz?”

Kendisini kırmak istemem ama söylemeden geçemeyeceğim: Erarslan bu ironik sorusunu sanki Altan Öymen'in Radikal'de yayımlanan “AKP iktidarı 'türban sorunu'nu taslaktaki gibi çözmeye kalkarsa” (18 Eylül) başlıklı yazısını okuduktan sonra dile getirmişti.

Çünkü Öymen, anayasa taslağının yükseköğretimde kılık kıyafeti serbest bırakan fıkrasını hatırlattıktan sonra (belki inanmayacaksınız ama inanın) eleştirisini şöyle dile getiriyordu:

“Üniversite öğrencisi kızlardan isteyen kara çarşafla gidebilir, isteyenler de mayoyla... Erkekler de, derslerde, isterlerse cübbe ve sarık, isterlerse Gaffur tipi pijama giyebilirler...”

Hem de sayfayı süsleyen çarşaf, Gaffur ve mayo fotoğraflarıyla...

Sizi bilmem ama bu yorumlar beni üzüyor doğrusu...

Kılık kıyafet serbest bırakıldığında üniversite öğrencilerin derslere çarşaf, mayo ya da Gaffur tipi pijamayla girmek isteyecekleri bu zamanda kimin aklına gelir? Sanki bugün, öğrencilerin mayo ve pijamayla okula gelmemelerinin nedeni yasaklardır. Sanki adab-ı muaşeret gibi bir pratik öğrencilerin semtine hiç uğramamıştır. Serbest bırakırsan derslere donla bile gelebilirler...

Öymen'in geliştirdiği argümanın patentinin Kenan Evren'de olduğunu da unutmayın. “Mayo ve pijama” tehlikesinden ilk o söz etmişti. (Fotoğrafsız olarak tabii ki! Bu arada Radikal'in yazıişlerine de aferin. Bizi bekleyen tehlikeyi gözümüzde tam olarak canlandırabilmemiz için yararlı bir hizmette bulunmuşlar doğrusu...)

Peki bütün bu mayo, çarşaf, pijama korkusunun altında ne yatıyor acaba? Bana göre bunun nedeni her şeyden önce, üniversite öğrencilerini “yetişkin”den saymama saplantısıdır.

Medya Plaza'larda kıyafet yasağı olmadığı halde kimse oralara mayo ya da Gaffur pijamasıyla gitmiyor. Ayrıca buralarda kimsenin aklından benzer bir endişe de geçmiyor. Ama sıra üniversiteye-üniversiteliye gelince korkular aniden azıveriyor: Ya mayo ile gelmeye kalkarsa, ya derslikler aniden pijamalı adamlarla dolarsa...

Başkaları ne düşünür bilemem; ama bana göre bu ülkede (de) kimsenin üniversite öğrencilerinin kılık kıyafetleri hakkında ahkam kesmeye hakkı yoktur.

Bize ne mektebe gelirken üzerlerine ne geçireceklerinden

Sonuç olarak:

Görüyorsunuz, saymakla bitmeyecek “baskı”lar altında yaşanan bir memlekette yaşıyoruz.

“Mahalle baskısı”, “İslam ülkesi baskısı”, “jeopolitik baskı”, “jeostratejik baskı”, “İsviçre'ninkilere benzemeyen farklı komşu ülkeler baskısı”, “eğitim düzeyinin düşüklüğü baskısı”, “kişi başına düşen milli gelirin düşüklüğü baskısı”, “ordu-millet olmak baskısı”, “millet-ordu olmak baskısı”....

Yani özetle, ne zaman sınıfta birisi söz almak için elini kaldırsa mutlaka bir cevabı var: “İyi ama falanca baskıyı ne yapacağız?”

Bu “baskı”ların sonu ne zaman, nasıl gelir acaba?

Belki de boşu boşuna umutlanmamak lazım. Biz böyleyiz, “baskı”lar hiç kalkmayacak, toplum olarak kaderimiz böyle imiş... Payımıza düşen “tarih felsefesi” bu imiş...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious