Başörtüsü takmak, Malezya'da modernliğin simgesi

  • Giriş : 07.10.2007 / 20:11:00
  • Güncelleme : 07.10.2007 / 22:26:32

Türkiye Malezya olur mu tartışmaları sürerken, biz de Malezya’yı, orada okuyan üç gencin gözünden izledik.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başörtüsü üniversiteye girmeli mi, Türkiye Malezya olur mu tartışmaları sürerken, kimi meslektaşlarımız Malezya'nın yolunu tuttu, izlenimlerini tefrika etti. Biz de Malezya’yı, orada okuyan üç gencin gözünden izlemek istedik. Emrin Çebi, Ayşe Olgun ve Zeliha Sağlam'a göre, orada kadınlar ve genç kızlar, 'modernleştikçe', modern hayatın içine girdikçe başörtüsü takıyor.

Emrin Çebi, Ayşe Olgun ve Zeliha Sağlam’ın ortak noktaları üçünün de Malezya’da eğitim almış olmaları. İslam Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ve Felsefe Bölümü’nü bitiren üç arkadaş, birbirini tanımayarak Türkiye’den bu ülkeye eğitim almak üzere gitmiş. Başörtülü oldukları için üniversite okuma fırsatını Malezya’da yakalayan genç kızlar, ülkeye gittiklerinde son derece özgür bir havayla karşılaşmışlar. “Hatta geri döndüğümüzde kendi ülkemize alışmaya zorlandık, adeta Türkiye sendromu yaşadık.” sözleriyle anlatıyorlar bunu. “Türkiye Malezya olur mu?” sorusunun onların zihinlerinde bir karşılığı yok. Zira, farklı kültür, gelenek ve medeniyetleri olan ülkeleri, toplumları birbiriyle karşılaştırmak imkânsız onlara göre. Ne Malezya’nın toplumsal ve dinî anlayışı birebir kopyalanarak Türkiye’ye getirilebilir ne de Türkiye’nin İslam’ı yorumlama tarzı başka bir ülkeye giydirilebilir.

“Türkiye Malezya mı olur, yoksa daha ileri gidip İran’a mı benzer?” konusunu bir süredir her yönüyle tartıştık. Malezya’ya malumat toplamaya giden gazeteci arkadaşlarımız da, ülkeyle ilgili bazı değerlendirmeleri, kendi penceresinden aktardı. Biz de, teybimizi bu ülkede eğitim alan üç öğrenciye tuttuk. Emrin Çebi, Ayşe Olgun ve Zeliha Sağlam’ın öyküsü, başörtüsü sorunundan dolayı kendi ülkelerinde üniversite okuyamadıkları için bu ülkeye gitmeleriyle başlıyor. 2004 yılında Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitiren Emrin, Balıkesir Üniversitesi Kimya Bölümü son sınıfta iken başörtüsü yasağı nedeniyle okulu bırakmış. Bir tanıdığı vasıtasıyla duyduğu Malezya İslam Üniversitesi’ne kabulü kolay olmuş. Malezya’daki çok kültürlü ve çok uluslu yapıyı, özgürlükleri bir avantaj ve kendileri için kolaylık olarak anlatıyor Emrin. Denkliği olmadığını bilerek gittiği okulunda yüksek lisans ve doktorasını tamamlayamamış. Şimdi İnsani Yardımlaşma Vakfı’nda (İHH) çalışıyor.

Ankara’da imam hatip lisesini bitirdikten sonra çeşitli kadın kuruluşları ve vakıflarda çalışan Zeliha Sağlam, bir arkadaşından duyduğu İslam Üniversitesi’ni, Türkiye’nin de kurucuları arasında olduğu İslam Konferansı Örgütü tarafından kurulan bir okul olduğu için kabul etmiş. Emrin gibi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne kayıt yaptıran Zeliha, Malezya’da havaalanına iner inmez büyük bir şaşkınlık yaşamış. Çünkü Güneydoğu Asya ve gelişmemiş olarak düşündüğü ülke kendisine hem teknolojisi hem toplumsal yapısı, hem de özgürlük alanları ile çok ileride bir ülke görüntüsü sunmuş. Sadece, devlet yönetiminin ‘ülke çıkarlarına dokunduğu’ için eleştirilememesini bir eksi puan olarak yazıyor. Zeliha, Türkiye’ye döndüğünde bir araştırma merkezine başvurarak kabul almış. Ama gelen telefondaki, “Zeliha Hanım başörtülü fotoğrafınız var, ne yapmayı düşünüyorsunuz?” sorusu ile hayalleri suya düşmüş. Şimdi o da arkadaşı gibi İHH’da çalışıyor.

Psikoloji Bölümü’nden mezun olan Ayşe Olgun’un Malezya ile yolu, daha önce bu ülkede öğrenci olan abisi sayesinde kesişmiş. “Çok fazla bir alternatifim olmadığı için gittim.” diyen Ayşe, abisinin “Buraya adapte olman çok zor, kendini hazırla!” sözleri karşısında endişe duyuyormuş fakat bambaşka bir görüntü ile karşılaşmış. “Ben çok kötü şeyler beklediğim için cennet gibi bir ülke buldum. İnsanlar çok iyi, çok yardımsever, çok mütebessimdi. Resmi makamlara çok rahat ulaşabiliyor, dil bilmeden işlerimizi halledebiliyorduk.” ifadelerini kullanan Ayşe, bu ülkedeki tek sıkıntıyı aşırı baharatlı yemekleri yüzünden çekmiş. Şimdi Malezya’da okuduğu için çok memnun olduğunu söylüyor, Türkiye’de başörtüsü probleminin çözülmesinden sonra yine psikoloji alanında yüksek lisans yapmayı hayal ediyor. O da diğer iki arkadaşı gibi İHH’da çalışıyor.

Biri Ankara, biri İstanbul, biri de Balıkesir’den kalkıp giden ve Malezya’da İslam Üniversitesi’nde bir araya gelen Emrin, Ayşe ve Zeliha, ülkeyi çok sevmişler. Asıl sorunu, serbestlik ortamından tekrar aynı sorunların yaşandığı bir ülkeye, kendi ülkelerine döndüklerinde yaşamışlar. Diplomalarının denkliği olmadığı için hepsi, kendi işleriyle alakasız ufak-tefek işlerde çalışmışlar. Aldıkları eğitim ve yabancı dili ise kazanım olarak görüyorlar. e.dolmaci@zaman.com.tr

Ayşe Olgun:
Malezya, kuralları yazmayı seven toplum


Malezya’da her şey kural. Yazılıdır ancak uyulmaz. Çimlere basmayınız, oruçluyken etrafta yemek yemeyiniz gibi uyarılar vardır. Fakat Ramazan’da herkesin restoranlarda yemek yediğini görürsünüz. Burada gösterilen ile orada yaşanan bir değil. Kurallar vardır, bir tabela gibi asılır; ama buna kimse uymaz. Mesela bizim okulumuzda masaların üzerinde ‘brother’ ve ‘sister’ yazılıdır. Ama kimse geçip ayrı ayrı oturmaz. Herkes istediği yere oturur. Başörtüsü Malezya toplumunda gelenekten gelmiyor; ama modernleşme kültürü olarak gelmiş. Köyde yaşayanlar başlarını örtmezler, şapka takarlar. Ama modernleştikçe başörtüsü takanların oranı artıyor. Modern kentlerde başı örtülü olarak yaşıyorlar. Bu, modernleşmenin göstergesidir daha çok.

***

Zeliha Sağlam:
Başörtüsü hayat tarzının bir parçası


Orada başörtüsü yalan söylememek gibi, içki içmemek gibi Müslümanların hayat tarzlarının içinde olan bir şey. İslam’ı ve onun vecibelerini ayrı bir şey olarak görmüyorlar. Biz de hayatın içine ayrı bir bölüm olarak görülüyor ya, orada öyle değil. Teknoloji, modern hayat ve İslam iç içe. Yani bir hayat algısı şeklini almış. Müslümanlığından dolayı yalan söylememek nasıl ön plana çıkıyorsa başörtüsü de böyle bir şey. Başı açığı ve örtülüyü yan yana gördüğünüzde de bu açık bu kapalı diye görmüyorsunuz. Ama bizim ülkemizde bu imkânsız. Çünkü ayrımlar beynimize kazınıyor. Şu anda başbakan ilahiyat mezunu; ama eşinin başı açık. Bunu kimse sorgulamıyor; çünkü bizdeki gibi keskin ayrımlar yok. ‘Türkiye Malezya olur mu?’ kıyası da saçma bence. Ülke ülkeyle kıyaslanmaz. Her ülke kendi kültürünü ve geleneğini kendisi oluşturur.

***

Emrin Çebi:
Kadınlara baskı yok


Malezya’da çok kültürlü bir yapı var. Nüfusun yüzde 60’ını Malaylar, yüzde 30’unu Çinliler, yüzde 10’a yakınını da Hintliler oluşturuyor. Ancak bu tabloda kadınların çoğunluğu örtülü diyemiyorsunuz. Malezya’nın kültürüyle ilgili bir durum bu. Daha sonra İslam’la tanışmış bir halk. Bu örtünme olayı yavaş yavaş gündeme gelmiş. Köylerde geleneksel olarak yaşayan halkın kıyafeti oldukça açık. Kentteki kadınların ise başı örtülü daha çok. Orada kimseye baskı yok. Malaylar arasında İslam onların kimliklerinin en önemli hatta belirleyici parçası. O, çok kültürlü yapının da getirmiş olduğu bir şey. Herkes dinin vecibelerine sıkı sıkıya bağlı. Bu bir baskı unsuru olarak değil; ama onların kimliklerinin bir parçası olduğu için yaygın.

ZAMAN-GENÇLİK

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious