Başörtüsü yasağının incittiği peruklu kızın hikâyesi

Başörtüsü yasağının incittiği peruklu kızın hikâyesi.9562
  • Giriş : 16.12.2007 / 23:46:00
  • Güncelleme : 16.12.2007 / 23:56:57

Z.S ve arkadaşları 2,5 yıl okula bere ve şapkayla girdiler. Sorun çıkaran hocaların derslerine girmediler.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ancak bu, onların hayatlarında hiç unutamayacakları derin yaralar açtı.

Türkiye’de “irtica tehdidi” ve laiklik tartışmalarının ana ekseni hep başörtüsü oldu. Ne zaman demokrasi tartışmaları başlasa kimileri hep o limana attı demirini. Başörtülüler hâlâ bir kesim medyada linç kültürü kurbanı olmaktan kurtulamıyor. Türkiye kimi zaman İran ve Cezayir, kimi zaman Malezya olur diyenlerin yazıp geçtikleri başörtüsü meselesinin altında ise binlerce acı hikâye yatıyor. Başörtüsü mağdurlarının hayatları hep konuşuldu. Ancak okul hayatını devam ettirmek için peruk takanlar pek dile getirilmedi. Peki, onlar nasıl yaşadılar, peruk takmaya nasıl alıştılar? Peruğun altında yaşanan onca dramdan “sadece bir kesit” bulacaksınız bu satırlarda. Yaşanan acılar ise yüzlercesi için aynı, hatta daha da fazla...

28 Şubat, Türk siyasi hayatına ‘post-modern darbe’ olarak geçti. Başörtülü ve peruklu kızlarımızın dramı bu tarihten sonra daha da arttı. 28 Şubat kararları, en fazla eğitim alanında hissettirdi kendini. Hem kamu kurumlarında hem de üniversitelerde başörtüsü yasağı başlatıldı. İmam hatip lisesi mezunları ve başörtülü öğrenciler, dönemin toplumsal mağdurları olarak tarihe geçti. Kimi okulunu bıraktı, kimi istediği okula kaydını yaptıramadı. Adil olmayan katsayı uygulaması çoğu kişiyi eğimden etti. Ellerinden alınan, sadece eğitim hakkı değildi, üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı bireysel hakların, inanç özgürlüğünün de gaspı anlamına geliyordu. Üniversite kapılarında başını açmak zorunda kalanlar, iknâ odalarına alınanlar, kaydını donduranlar… Artık herkesin kafasında aynı soru vardı: Şimdi ne yapacaklardı? Ya okumaya devam edecekler ya da her şeyi bırakıp sessizce bir köşeye çekileceklerdi.

Aranılan formül kısa zamanda bulundu. O zamana kadar aksesuar olarak kullanılan ‘peruk’, o günden sonra türbanlı öğrencilerin okula giriş vizesi haline geldi. O günden sonra Türkiye, artık başörtüsünün üzerine peruk takanların görüntüleriyle tanıştı. Hatta üniversite kapılarının önüne onlar için “başörtü kabinleri” bile yapıldı. Başörtülü olduklarını bilsek de her peruk takan içimizi acıttı. Çünkü başörtüsünün yerini hiçbir örtü tutmazdı. Ama nafileydi, okulu da bırakamazlardı. Ancak ne peruğa alıştılar, ne de perukla yaşamaya. Kendi tabirleriyle hayatlarının en acı döneminin simgesi oldu peruklar. Aksiyon, başörtü ile peruk, inançlarıyla baskıların arasına sıkışmış hikâyeleri mağdurlarından dinledi.

PERUK, 7 YILDIR ONUN HAYATINDA

“Peruklu yaşam” öykülerinden ilki Rabia Şimşek’e ait. Kendisi yedi yıldır peruk takıyor; ya da takmak zorunda bırakılanlardan. Rabia, ilkokulu bitirdikten sonra kendi isteğiyle karar verir başını örtmeye. Arkadaşlarının çoğu imam hatip liselerini tercih ettiği için o da yaptırır kaydını. Puanı yüksek olduğundan Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne yazılır. Lise birinci sınıfta başörtülerinden dolayı ikaz edilseler de ikinci sınıfa kadar başörtülü okuyarak girer derslere. Ancak 1998’de başlar baskılar. Önce bayrak törenlerine alınmazlar. Sonra okul kapısından başörtüsüyle geçemezler.

Başını açmak, okulu bırakmak, kaydını dondurmak, peruk takmak… Bütün seçenekler zordur artık onun için. Çünkü hiçbir karar mutlu etmeyecektir onu. Hele açmak, en son yapacağı eylemdir. Zaten başını açmak mahrem olan herhangi bir yerini açmak gibidir Rabia’ya göre. Hayalleri de vardır. Marmara Hukuk’u okuyacaktır. Okuldan 6-7 arkadaşı peruk takmaya karar verir. Ancak bu Rabia için çok da kolay olmayacaktır. Peruk takmaya niyetlendiğinde ise en güvendiği kişiye, babasına anlatır durumu: “Babam Yüksek İslam Enstitüsü mezunu. Onun fikri benim için önemliydi. ‘Açmam mı gerekiyor? İkisi arasındaki fark nedir?’ diye babama danıştım. O da bana, peruk almamın daha mantıklı olduğunu, bunun en azından beni rahatlatacağını söyledi.”

PERUKLUYUZ DİYE SINIFTAN ÇIKAMADIK

Rabia, babasıyla da görüştükten sonra arkadaşları gibi peruk takmaya karar verir. Bir kozmetik dükkânından 25 milyona sentetik peruk satın alır. Rabia’nın o an için peruk hakkındaki düşünceleri tek kelimeden ibarettir: “İğreeenç!” Ve ailesinin yanında hiçbir zaman takmaz peruğu. Okula perukla gittiği ilk gün ise hiçbir şey hissetmez, hissedemez. Bakışlar o kadar tuhaftır ki kendi hisleriyle baş başa bile kalamaz. En çok içini acıtan da meslek dersi hocalarının karşısına böyle çıkmak olur. Rabia Şimşek, o günden sonra sadece Kur’an derslerine başörtüyle girebilir. Yönetmelik de zaten bu yöndedir.

Rabia, peruk taktığı sürece okuldaki erkek öğrencilerden destek gördüğünü şu şekilde anlatıyor: “Peruk takmaya başladıktan sonra rahat olabilmemiz için erkek arkadaşlar ön sıralara oturmayı tercih etti. Çünkü hoca, dersten çıkar çıkmaz peruklarımızı çıkarıp başörtülerimizi takıyorduk. Onlar asla arkalarına dönüp bakmazlardı. Öğle aramız 40-45 dakikaydı. Teneffüse ise hiç çıkamıyorduk. Zaten başörtüsünü yapana kadar teneffüs bitiyordu. Yemekleri bile erkek arkadaşlarımız getiriyordu. Onların desteğini hiç unutmadım.” Milli güvenlik hocasının “Saçlarınız ne kadar güzelmiş!” alaylarına, idarecilerin peruğun altında bone aramalarına maruz kalsa da liseyi böyle bitirir Rabia.

PERUKLU FOTOĞRAFA PARMAKLI SANSÜR!

Üniversite sınavı gelip çattığında yine eline alır peruğu. Okul kapısındaki güvenlik yüzünden sorun yaşamamak için evde yapar başörtüsünü! Peruğu düzeltir, tarar, bonesini bağlar, peruğunu takar, üzerine de başörtüsünü. Dua ederek girer sınava. Sınav bitimine kadar her şey yolundadır; fakat başındaki perukla ne kadar yoğunlaşır sınava bilinmez. Rabia, Matematik sorularını soru kitapçığı bölümüne işaretleyip sonrasında cevap anahtarına geçirecektir. Fakat sürenin bitmesine son 15 dakika kala uyarı almaları gerekirken, uyarılmaz gözetmen hoca tarafından. Süre bittiğinde ise kâğıdı alınan ilk kişi olur Rabia Şimşek: “21 Matematik yapmıştım. Hocaya sadece cevap kâğıdına geçireceğimi söyledim. ‘Siz diğerlerini toplayana kadar ben yaparım.’ dedimse de fayda etmedi.” Gözetmen hoca Rabia’nın kâğıdını zorla alır elinden. Marmara Hukuk olmasa da belki İlahiyat’ı kazanabilecektir. Fakat artık çok geçtir.

Üçüncü girişinde, Açık Öğretim Fakültesi İlahiyat bölümüne yaptırır kaydını. Lisede, üniversite sınavında taktığı peruğu şimdilik sadece sınavlarda takıyor. Ama yaşadığı duygu hiç değişmiyor Rabia için: “Aynada kendimi gördüğümde bakmak istemiyorum. Bana çok yabancı geliyor. Özellikle kimlik kartımdaki fotoğraf peruklu. Göstermem gereken yerlerde parmağımı fotoğrafın üzerine koyarak gösteriyorum. Kimse görsün istemiyorum. Ben kendim görmeye tahammül edemiyorum ki başkalarının görmesini isteyeyim!”
Rabia peruğu hem okumak istediği hem de vicdanını rahatlatmak için taktığını söylüyor. Bunun bir vebali olduğunu bilse de orta yol olarak görüyor onu. Her sınav dönüşünde evin en dip köşesine ‘fırlatarak’ atıyor peruğu; bir dahaki sınava kadar görmemek üzere. Ancak her sınavda yine aynı duyguyu yaşıyor. Bonesini bağlıyor, başörtüsünü örtüyor, peruğu takıyor…

Okulda peruk takmak zorunda kalan bir diğer isim Z.S. Başını örtmeye ilkokuldan sonra karar vermiş o da. Normal lisede okuduğu için okul dışında kapatmış başını. Katsayı problemi olmadığı için de liseden mezun olur olmaz İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği’ni kazanmış. 3-4 ay hiçbir sorun olmamış başörtüsüyle ilgili. Ancak 28 Şubat sonrasında okula alınmamaya başlamış arkadaşlarıyla. Çözümü okulu dondurmakta bulmuş. İlk birkaç ay okula bile gitmemiş. Fakat ailesinin ısrarı üzerine devam etmiş. Devamsızlık hakkı dolmaya başladığında sıkıntılar da baş göstermiş. Tek isteği kazandığı okulu bitirmek olmuş tabii: “O dönem perukla giren çok az kişi vardı. Bere ve şapkalarla okula giriyordu çoğu kişi. Biz de ilk gün bere takmaya karar verdik. Kimse bir şey söylemeyince de devam ettik.”

ÇOK KÖTÜ BİR GÖRÜNTÜ

Z.S ve arkadaşları 2,5 yıl okula bere ve şapkayla girer. Sorun çıkaran hocaların derslerine ise girmemeyi tercih ederler. Son sınıfa geldiklerinde bazı bölüm başkanları derse almamaya başlar. Ancak zorunlu ders olduğu için girmek mecburiyetindedirler. Son çare peruktadır. Z.S başını açmayı düşünse de ağır gelir ona. Gidip peruk almak da… Arkadaşlarına rica eder, onun için de alırlar peruğu. Nasıl bir peruk istediğine gelince tarifi basittir onun için: “Ensemi, omuzlarımı, bir de başımı kapatsın, yeter!”

Peruğu ilk taktığında taviz verdiği duygusuna kapılır Z.S. Bir de aynaya baktığında hissettikleri vardır. Peruk takmak zorunda bırakılan çoğu kişi gibi onun da duyguları aynı cümlede buluşur; “İğrenç”. Ondan dinliyoruz: “Zaten görüntü çok kötü. Peruğun üzerine şal takıyorduk, ya da kapüşonlu kıyafetler giyiniyorduk. Daha da kötü bir görüntü çıkıyordu.” diye anlatıyor duygularını. Kötü görüntülerine rağmen Z.S peruğu bir tepki olarak kullandığını dile getiriyor: “Siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın. Biz buradayız, devam edeceğiz, mesajı vermek için taktım peruğu.”

PERUK İÇİN OKULA YAKIN EV TUTTUK

Z.S. de okula perukla gittiği bir yıl boyunca sentetik peruk kullanmış. Dinî yönden günah olduğunu bilse de çıkış yolunu mecburen perukta bulmuş o da. Ona göre peruk sadece okulda kullandığı bir aksesuar. Z.S. ve arkadaşları okula girerken peruğu takacak yer olmadığı için, okula yakın bir yer kiralamışlar. Hem namaz kılabilecekleri hem de peruklarını bırakabilecekleri bir yer. Aralarında topladıkları parayla kiralarını ödemişler. O yüzden peruğu eve bile sokmadım, diyor. Okul bittikten sonra kendisi peruğu başka bir arkadaşına vermiş: “Zaten elden ele dolaşır. Bunun için başkalarının para vermesine gerek yok.”

Şimdilerde kendi mesleğini yapamasa da bir dershanede öğretmen olarak çalışıyor. Peruk ve şapka taktığı günleri ise bir daha yaşamayı hiç istemiyor. “Ne olursa olsun, şapka da peruk içimizi acıttı. Bilinçaltımızda derin yaralar açtı.” diyor.

Melek A. ise çalışma hayatında peruk kullananlardan. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Laboratuar Bölümü mezunu. Okula perukla girmemiş olsa da çalıştığı hastanede dört yıldır peruk kullanıyor. Öğrencilik yıllarında takmamasının sebebini, öğrenciliğin geçici, iş hayatının ise uzun süreli olmasına bağlıyor. Melek, başörtüsünün yerine geçmeyeceğini bilse de vicdanının rahat etmesi açısından peruğu tercih ettiğini anlatıyor. Kendi tabiriyle yapay bir görünüşle çalışmak istediğini söylüyor.

‘PERUK ALERJİSİNİN NE OLDUĞUNU BEN BİLİRİM’

Melek, işe başlayacağı zaman kendi saç rengine yakın bir peruk satın almış 65 milyon liraya. Peruk alırken en çok şuna özen göstermiş. “Dikkat çekmeyecek, itici ve gösterişli olmayacak, gerçek saçtan oluşmayacak! İşe başladığı ilk gün hastanede uygun bir yerde takmış peruğunu. Melek, “Başörtüsü artık bizim bir parçamız. Perukla vücudunuza yabancı bir madde girmiş gibi hissediyorsunuz.” diyor.

Perukla yaşadığı ilk iş gününü hiç unutamıyor Melek. Herkesin kendine baktığını, garip bir duygu yaşadığını, o yüzden zorlandığını anlatıyor. Bir de hastane koridorlarında ayağı takılıp düştüğü gün hatırından hiç çıkmıyor: “Laboratuarda arkadaşlarla çalışıyorduk. Oranın çok kaygan bir zemini vardı. Birden ayağım takılıp yere düştüm. Tabii benimle birlikte peruğum da! Laboratuar ortamı kalabalık olduğu için birden telaşa kapıldım. Arkadaşlardan biri gelip eliyle saçımı kapatmaya çalıştı. Zaten emaneten duruyordu başımda.”

Melek, peruk takmaya hiç alışamamış. Zaten içinden geçen peruk alerjisi kısa süre sonra suratına da yansımış. Peruğu gün içinde uzun süre kullandığı için alerji yaptığını söylüyor. Sentetik olduğundan, yüzüne dokunan teller, kaşıntı oluşturmuş. Kullandığı bir ilaç sayesinde kaşıntıdan kurtulsa da en çok yaz aylarında peruk kullanmanın zorluğunu çekiyor. Hatta bazen hırsını bile ondan alıyor: “Birden içinizden onu alıp başınızdan atma hissi geçiyor. Başka bir şeye sinirlenseniz de hırsınızı ondan almaya çalışıyorsunuz.”

Asuman ve Songül, Gazi Üniversitesi öğrencileri. İkisi de üç yıldır peruk kullanıyor. Önceleri sınıfın en arka sıralarını mesken tutmuşlar. Şimdilerde ikisi de ön sıralarda oturuyor. Peruğa alışmış olsalar bile her senenin başlangıcı onların kâbusu oluyor âdeta. Sebebini şöyle anlatıyor Asuman: “Okul açıldığında peruk takmak çok zor geliyor. Hem uzun süre takmadığımız peruğa alışmaya çalışıyoruz. Hem de yeni gelen öğrencilerin bakışları bizi rahatsız ediyor.”

İkisi de peruğu okulun ilk gününden beri takıyor. Peruğun bir tepki olduğunu düşünen Songül, bu aksesuarı “kötünün iyisi” olarak nitelendiriyor. İkisinin üç yıldır kullandıkları peruk eskimiş olsa da yeni bir peruk almaya niyetleri yok. “Bir sene daha dayanır, sonra elimize bile almayız.” diyorlar. Ders biter bitmez peruklarını çıkarıp başörtülerini taktıklarında üzerlerinden büyük bir yük kalkıyor. Onlar başörtüsüyle okula girecekleri, çalışacakları ve peruk takmayacakları günlere umutla bakıyor.

Peruk takmak, onunla okumak ya da çalışmak… İstemeye istemeye kafaya takılası bir şey değil elbet bu… Ve hikâyeler bunlarla sınırlı değil tabii ki. Onlar şu anda en çok ihtiyaç duydukları perukla belki hayatlarının hiçbir döneminde bir daha karşılaşmayacaklar. Başörtüsü yasağı devam ettiği sürece kaybeden insanlık, kazanan ise dramlar olacak.

BIR PERUKÇUNUN YÜREK YAKAN SÖZLERİ: 10 YIL ÖNCE AĞLAYANLAR VARDI

Mustafa Akdağ, 50 yıldır perukçulukla uğraşıyor. 1957’de Devlet Tiyatroları’nın kadrolu perukçusu olarak işe başlayan Akdağ, 1967’de Başkent’teki Rönesans Peruka’yı açmış. Kendisi Erol Evgin, Kartal Tibet ve Erol Büyükburç gibi birçok ünlü isme peruk hazırlayıp gönderiyor. Sahne sanatçılarının yanı sıra peruğun müşterileri arasında kanser hastaları, travestiler, hayat kadınları var. Herhangi bir suçtan dolayı tanınmamak için kılık değiştirenler de peruk alıyor. Ancak 28 Şubat bu müşteri profiline başörtülüleri de eklemiş. Mustafa Akdağ, 28 Şubat’tan sonra bu işin bir sektör haline geldiğini belirtiyor. Fakat o dönemde peruk takanlarla şimdikiler arasında çok fark olduğuna dikkat çekiyor: “10 yıl öncesine dönersek, başörtülüler Cleopatra tarzı modeller tercih ediyordu. Yani kâküllü, küt ve siyah. Buraya gelip kendini kötü hissedenler, ağlayanlar bile vardı. Bu sert yapı biraz yumuşadı gibi. Çünkü artık daha estetik peruk alıyorlar. Röfleli, kızıl, sarı bile takanlar var!”

TÜRKİYE’NİN PERUKLARI ÇİN’DEN GELİYOR

Peruğun iki malzemesi var: “Sentetik ve gerçek saç.” Sentetik saçların çoğu Çin’den geliyor. Gerçek saçlar ise Anadolu’nun birçok yerinden veya kuaförlerden toplanıyor. Sentetik peruklar 50-250 milyon arasında, gerçek saç ise 1 milyara kadar çıkabiliyor. Başörtülülerin çoğu hem ucuz olması hem de gerçek saç olmaması için sentetik peruk kullanıyor. Renk ve model olarak ise küt kesimli, siyah ve koyu kahve tonlarını tercih ediyorlar. Kullanımına göre sentetik peruk 1-2, gerçek saçtan yapılan peruk ise 10-20 yıl dayanabiliyor. Bakımında şampuan ve yumuşatıcı kullanılıyor. Ayrıca peruk, saç dökülmelerine ve kepeğe neden oluyor. İstanbul Tarlabaşı ve Ankara Moda Çarşısı peruğun en sık bulunabileceği yerler.

Nihat Kaya: Uzman doktor Psikiyatrist PERUK TAKTIĞI İÇİN BUNALIMA GİRENLER VAR

“İnancı gereği, örtülü olması gerektiğine inanan bir bayan, örtüsünü çıkardığında kendisini “açık-çıplak” hisseder. İnancının gereğini yerine getiremediğinden, üzüntü, acı çeker. Suçluluk duyguları ve günahkârlık yaşar. Kendisini eksik, yetersiz, değersiz hissedebilir. Diğer yandan, kendisini “açılmaya” zorlayanlara karşı da, acıma, öfke, nefret, kin, intikam ve bazen “hidayetleri” için dua hisleri kendini gösterir.

Başörtülü kızların sayısı az olduğundan, bulundukları yerlerde dikkat çekip tanınırlar. Aynı kızlar yasaklar nedeniyle açıldıklarında ciddi sıkıntılar, stresler yaşar. Sanki herkes dönüp kendilerine bakıyormuş hissine kapılırlar. Kimselere görünmemeye çalışır. Okulda arka sıraları tercih eder. Göze batmamaya ve göz ününde olmamaya dikkat ederler.

Bazıları da hiçbir şey olmamış gibi, “Alın size başörtüsüz halim, ne oldu yani? Beynimin içi aynı, onu değiştirebilir misiniz?” der gibiler. Öğrencilerin bir kısmı, bu tür psikolojiler yaşamamak için peruk takmayı tercih ediyor. Bazıları, peruğu ailesinin zoruyla taktığı için, çok isteksiz ve mutsuzdur! Bir kısmı yasağı koyanlara hem tepki vermek hem de belli makamlara gelmek için peruğu takıp, göğsünü gere gere okuluna gider.

Peruk takanların bazıları, kişisel tercihlerine yapılan bu müdahaleden dolayı çok üzgün ve mutsuzlardır. Hatta çok öfkelenenler vardır. Akıllarına bunu sığdıramazlar. Perukta saç gibi göründüğünden bazı kızlar “açık” olduklarını hissederler. Örtünmenin çok önemli olduğunu düşünen kızlar, ağır bunalımlara ve depresyonlara girebiliyorlar. Bu nedenle merkezimize gelen birçok kızımızı tedavi ettiğimizi söyleyebilirim!

BAŞÖRTÜLÜLERİN DÖRTTE BİRİ PERUKLU VE BERELİ

2006 yılında Hazar Grup’un ANAR’a yaptırdığı başörtü istatistiklerinin sonuçları şöyle: Yasak yüzünden başını açanlar % 1,2. Okula girerken başını açanlar % 3. Peruk, bere veya şapka takanlar % 19.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious