Başsavcı Yalçınkaya'nın inanılmaz AK Parti mütalaası

Başsavcı Yalçınkaya'nın inanılmaz AK Parti mütalaası.11914
  • Giriş : 30.05.2008 / 21:20:00
  • Güncelleme : 30.05.2008 / 21:23:58

Yargıtay Başsavcısı, AKP’nin kapatma davası hakkındaki mütalaasını Anayasa Mahkemesi’ne verdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AKP’nin kapatma davası hakkındaki mütalaasını Anayasa Mahkemesi’ne verdi. Başsavcı mütalaasında
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiğinin tespiti ile eylemlerinin ağırlığı da gözetilerek temelli kapatılmasına, davalı partinin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başlamak üzere iddianamede isimleri sayılanlara beş yıl süreyle siyasi yasak getirilmesi istedi.
Başsavcılığın mütaalasında, AKP’nin ön savunmasında, iddianamenin “delil niteliği olmayan siyasi ve subjektif olgular ve değerlendirmeler esas alınarak, korku ve vehimlerden hareketle geleceğe yönelik spekülatif öngörülere yer verilmek suretiyle düzenlendiği”nin savunulduğuna işaret edildi. Mütalaa’nın “Davalı Partinin Eylemlerinin ve Ön Savunmasının İrdelenmesi” başlıklı bölümünde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin köhnemiş idari ve siyasi yapısı ile çağının gerisinde kalan, başında dinin en yüksek temsilcisi ‘halife’ sıfatını taşıyan, teokratik Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğduğu, bağımsızlığını canı ve kanıyla kazanarak, gasp edilen egemenliğini sultanın elinden aldığı belirtilerek şöyle denildi:

“Ulus egemenlik yetkisini ilahi bir güçten değil, bizzat kendisinden alır. Ulus egemenliğinin ilahi bir kaynağı yoktur ve bu nedenledir ki laiklik, cumhuriyetin temel karakteristiğidir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Ulus'un kurtuluş mücadelesini sekteye uğratan isyanların elebaşları, kışkırtıcıları, tertipçileri, bu din taciri molla, şıh, şeyh ve derviş takımıdır. Bin yıllık Türk yurdu Anadolu’yu işgale kalkışan Yunan Ordularını, İslamın ve Halifenin koruyucusu olarak gösteren ve öven de bu işbirlikçi mürteci zihniyettir. İrticanın kendi ulusuna ihanetleri, Kurtuluş Savaşı dönemi ile de sınırlı değildir. Cumhuriyet kurulduktan sonra da Şeyh Sait’ler, Derviş Vahdeti'ler İngiliz altınlarının parıltısıyla ve şeriat devleti-hilafet çığlıklarıyla ayaklanmışlar, binlerce şehit kanı dökmüşlerdir.”

TOTOLOJİLİ SAVUNMAYA TOTOLOJİLİ YANIT

Mütalaada, Cumhuriyetin temel karakteristiğinin laiklik olduğu defalarca vurgulanırken, AKP’nin ön savunmasında da yer alan “Totoloji”yle ilgili ifadelere ise şöyle yanıt verildi:

“Cumhuriyetin temel karakteristiği laikliktir. Çünkü cumhuriyetin temelindeki Kurtuluş Savaşı sadece yabancı işgalcilere karşı değil, onun içteki işbirlikçisi irticaya, din istismarcılarına karşı da verilmiştir. Cumhuriyetin temel karakteristiği laikliktir. Çünkü ulusal egemenliğin kaynağı ilahi kudret değil, bizzat ulusun kendisidir. ‘Totoloji’ kaygısı, varlığını Cumhuriyete ve onun devrimlerine borçlu olanları bu gerçeği defalarca ve ısrarla vurgulamaktan alıkoyamayacaktır.”

“FAZİLET PARTİSİ’NDEN AYRILAN BİR EKİP TARAFINDAN KURULMUŞTUR”

İrticanın ilk defa 26 Ocak 1970 tarihinde bir siyasi parti olarak örgütlenerek Milli Nizam Partisi adıyla Türk siyaset sahnesine çıktığı vurgulanan mütalaada, Milli Nizam Partisi ve onun devamı niteliğindeki diğer parti örgütlenmeleri olan Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin laikliğe aykırı faaliyetleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığına işaret edildi. Mütalaada şöyle denildi:

“Davalı parti laikliğe aykırı faaliyetleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nce kapatılan Fazilet Partisinde liderlik mücadelesi veren, kaybedince de ayrılan bir ekip tarafından kurulmuştur. Bu ekip mirasçısı olduğu laik rejim karşıtı partilerin geçmiş siyasi deneyimlerinden ders çıkarmış, siyasi amaçlarına, açık bir eylem ve söylem yerine, birkaç aşamada ve örtülü bir programla ulaşmayı hedeflemiştir. Örtülü programını gerçekleştirirken, olası tepkileri bertaraf etmek için demokrasi, insan hakları, din ve vicdan, örgütlenme ve ifade özgürlüğü gibi evrensel değerleri kullanmaya başlamıştır.”

“ILIMLI İSLAM DEVLETİ’NE GİDİŞİN AÇIK KANITLARI”

Başsavcı’nın mütalaasında davalı partinin, 14 Mart tarihli iddianamede yer alan eylem ve söylemlerinin ‘ılımlı İslam devleti’ adı altında bir şeriat devletine gidişin açık kanıtları olduğu kaydedildi. İktidar partisine karşı kapatma davası açılamayacağına ilişkin savunmanın hukuki temele dayanmadığı ifade edilen mütalaada, “siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğunda kuşku yoktur. Ancak, bu onların faaliyetlerinin sınırsız olduğu, demokratik yöntemleri kullanarak demokrasiyi ortadan kaldırmalarına geçit verilebileceği anlamına gelmez. Siyasi partiler çoğulcu demokrasinin temel ilkelerine uygun davranmak zorundadır. Siyasi partilerin faaliyetlerine sınır çizilmesi, bazı eylemleri nedeniyle yaptırım uygulanması, özgürlükçü demokratik düzenin korunması amacına yöneliktir”denildi.

“DEMOKRASİ VE LAİK CUMHURURİYETİ KORUMAK GÖREVİMİZ”

Mütalaada, demokratik ve laik cumhuriyeti korumanın, Yargıtay Başsavcılığı’nın Anayasa ve yasalar ile belirlenmiş temel görevleri arasında olduğu belirtildi. Egemenlik yetkisinin kullanılmasında kuvvetler ayrılığının esas olduğu ve yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanıldığı belirtilen mütaala da, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu davayı Anayasada yazılı yetki ve esaslar çerçevesinde ‘ileri sürüldüğü gibi vehimlerle, sanal korkularla değil) somut kanıtlara dayanarak açmış, siyasi partiler üzerindeki yargısal denetim mekanizmasını işletmiştir. Savcıların görev unvanlarının başında taşıdıkları ‘cumhuriyet’ sıfatı, cumhuriyeti korumak için verilmiştir. Başsavcılığımız cumhuriyetin değerlerini, Anayasa ve hukukun üstünlüğünü her zaman ve her durumda savunmaya kararlılıkla devam edecektir” ifadeleri kullanıldı.

“AB İLE MÜZAKERELER DAVALI PARTİDEN ÖNCE BAŞLADI”

Mütalaada, AKP’nin ön savunmasında yer alan ‘Avrupa kamu düzeninin bir siyasi partinin kapatılmasını kabul etmeyeceği ve olası bir kapatma kararının Avrupa Birliği ile müzakereleri sonlandıracağı’ iddiası konusunda ise şu görüşlere yer verildi:
“Türkiye’nin AB ile birleşme müzakereleri davalı parti zamanında başlamayıp uzun zamandan beri süregelmektedir. Kaldı ki uluslararası ilişkiler parti temelinde değil, devletler ya da onların oluşturduğu kurumlar temelinde yürür. Diğer yandan davalı parti AB ile müzakere sürecini laikliğe aykırı faaliyetlerde bulunma için uygun ortam olarak değerlendirmiş, ülkemizde kendi siyasal gelişimi ve hedeflerine engel olarak gördüğü bazı kurumları tasfiye etmek, etkisizleştirmek için kullanmıştır.”

İKTİDARDA OLMASI TEHLİKEYİ SOMUT VE YAKIN KILMAKTADIR

İddianamenin hukuksal temele dayalı olduğu belirtilen iddianamade, ”davalı siyasi partinin şeriata ve çok hukukluluğa dayanan bir sistemi amaçladığı, devleti adım adım şeriat ile yönetilen bir devlete dönüştürmeye çalıştığı başta genel başkan olmak üzere her kademedeki parti üyelerinin beyanları ve davalı partinin eylemleri ile ortaya çıkmıştır. Şeriat ve çok hukukluluğun demokrasi ve demokratik toplumla bağdaşmadığı İHAM kararlarında vurgulanmıştır. Davalı partinin eylemleri Avrupa kamu düzenini oluşturan çoğulcu demokrasinin temel ilkelerine aykırıdır. Davalı partinin iktidarda bulunması projesini yürürlüğe koyma olanağına sahip bulunması amaçları bakımından demokrasiye yönelen tehlike ve tehdidi daha somut ve yakın kılmaktadır” denildi.

MİLLİ İRADEYİ SINIRSIZ İKTİDAR DİYE ALGILIYOR

Mütalaanın genel değerlendirme bölümünde davalı partinin dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar ettiği vurgulanarak “ancak mutabakat süreçleri olarak adlandırdığı, oysa toplumu takiyye ile İslami bir yapıya doğru evrimleştirilmesini sağlamaktan başka bir şey olmayan yöntemlerle şeriatı egemen kılmayı hedeflediği, Anayasa’nın başlangıç kısmında belirtilen ‘hiçbir faaliyetin laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı’ hükmünü dikkate almadığı görülmektedir. Şeriatın tüm toplumu İslami bir düzene kavuşturmayı esas alan ‘cihat’ boyutu gözetildiğinde, laik rejimi dönüştürmek için güç kullanılması ve bu tehlikenin uzak olmadığı bir gerçektir. Davalı partinin ‘milli irade’ kavramından anladığı sınırsız siyasi iktidar algısı olası çoğunluk diktasının açık işaretleridir“ görüşüne yer verildi.

-PARTİ KAPATILSIN, SORUMLULAR YASAKLANSIN

Mütalaanın sonuç ve istem bölümünde ise “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiğinin tespiti ile eylemlerinin ağırlığı da gözetilerek, Anayasa’nın 69’ncu maddesinin altıncı fıkrası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 101’nci maddesinin b bendi uyarınca temelli kapatılmasına, davalı partinin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başlamak üzere iddianamede isimleri sayılanların Anayasa’nın 69’ncu maddesinin 9’ncu fıkası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 95’nci maddesi uyarınca temelle kapatılmaya ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından itibaren beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesi olamayacaklarına karar verilmesi kamu adına talep olunur” denildi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious