Batı, Doğulunun asimile olmuşunu sever

Batı, Doğulunun asimile olmuşunu sever.13728
  • Giriş : 11.05.2008 / 11:55:00

Avrupa’da yabancı düşmanlığı ve ırkçılık hiç hız kesmiyor. 11 Eylül sonrası müslümanlar için yeni ve zor bir dönem başladı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Oluşan hava, yaşanan dışlamalara, kundaklama eylemlerine, ölümlere yenilerinin eklenmesine neden oldu. Daha kısa bir süre önce Almanya’nın Ludwigshafen kentindeki kundaklamada 9 kişi yanarak can verdi.

30 yıldır Almanya’da yaşayan ve Avrupa’daki göçmenlerle ilgili çalışmalar yapan Mehmet Doğan, kendi yaşadıklarından hareketle gözlemlerini ‘Batıda Doğulu Olmak’ kitabında anlatıyor. Batının yabancılara bakışını irdelerken, çözümler de sunuyor. Batı’nın tarihinde birlikte yaşama kültürünün olmadığını söyleyen Doğan, entegrasyon kavramından aslında ‘asimilasyon’un anlaşıldığını söylüyor. Bugün Türklere yapılan, 1800’lü yıllarda çilek toplamaya gelen Polonyalılara da yapıldığını anlatıyor. Onlara, isimlerini, kültürlerini değiştirdikleri halde bile ısrarla ‘entegre olmuyorsunuz’ dendiğini dile getiriyor. Doğan bütün bu yaşananlara rağmen şimdi gelecekten ümitli. Batı’da farklı toplulukların hep birlikte yaşayacabileceğini, bu modeli batıda yaşayan müslümanların inşa edeceğini ifade ediyor.

Kendi ülkelerini, terk edip uzak diyarlara giden bir neslin evlatları yaşıyor şimdi orada. Avrupa’daki Türklerden söz ediyoruz. İşte, çocuk yaşlarında Almanya’ya göçen ve hayatını orada geçiren Mehmet Doğan, ‘Batıda Doğulu Olmak’ kitabında, 50 yıllık macerayı ve buradaki çıkmazları kaleme alıyor. Geleceğe ilişkin kaos senaryolarının hakim olduğu ve özellikle Almanya’da yaşanan olayların bunu her geçen gün artırdığı bir ortamda, Mehmet Doğan’la ümitvar bir söyleşi yaptık.

Batı’da doğulu olmak nasıl bir duygu?

Bunu şöyle tarif edebiliriz; hayatın toplumun da merkezinde olmamak. Birinin bakışlarını üzerinize çevirip ‘susun’ demesi nasıl bir duyguysa, bu da öyle bir duygu.

Doğu-Batı ayrımını neye göre yapıyorsunuz, bu fiziki ve coğrafi sınırlardan öte bir felsefenin, bir inanışın ürünü mü?

Benim burada yaptığım ayrım kültürel ve medeniyet merkezli bir ayrım. Yarın eğer insanı insan dışı hale getirecek, sömürecek Çin olursa, Rusya olursa bugün bizim için Doğu’da olan yarın pekala Batı’da olabilir. Bugün insanlığa sunduğu olumlu katkılarla bir Endülüs Batının doğusudur.

İlk günlerden bugüne Avrupa’da alt kültür grubu olarak kabul edilen Türkler ve Müslümanlar, kendilerine biçilen rolün dışına çıkabildi mi?

Oraya işçi olarak giden Türkler daha sonraki süreçte, ailelerini getirdiler, orada çocuklar dünyaya gelmeye başladı. İkinci, üçüncü ve bugün artık dördüncü nesilden bahsediyoruz. Şu anki gelinen noktada salt alt kültürlerde değiller tabii ki. Şimdi bir milyon Türk Alman nüfus cüzdanı taşıyor, 40 binin üzerinde üniversiteye giden öğrencimiz, 70 bin işadamımız var. Bunların yıllık ciroları 80 milyar Euro civarında. 350 bin kişiye istihdam sağlıyorlar.

Almanlar diğer Avrupa toplumlarından daha mı hoşgörüsüz?

Almanların tarihinde birlikte yaşama yok. Mesela Polonya’dan 1870’lerde çilek toplamak için misafir işçiler geliyor. 50 sene sonra asimile ediliyor, onlara yapılan suçlama bugün bize yapılanın aynısı. Deniliyor ki, Polonyalılar entegre olmuyor. Almanya’nın bugün istediği bu. Yabancıların kimliklerini, kültürlerini bir çeşitlilik olarak görmüyor, görmek istemiyor. Her şeyinizi değiştiriyorsunuz fakat entegre olmuş kabul edilmiyorsunuz.

Ne yapmalarını bekliyorlar peki?

Onların istediği salt bir asimilasyon. Almanya hiçbir zaman kendisinin göçmenler ülkesi olduğunu kabul etmiyor. Bizim tarifimiz, önce misafir işçi, sonra yabancı, sonra da aynı şehirdaşlar gibi kavramlardı. Göçmenler kelimesi kullanılmadı ama. Almanya’da yabancılar yasası var hâlâ. Bizler yabancıyız onlara göre. Ama orada doğmuşuz, orada çalışıyoruz, vergi veriyoruz.

Entegrasyon ve asimilasyon arasındaki ince çizgi nedir peki?

Orası vatanımız. Çocuklarım orada doğmuş, orada anaokuluna, liseye ve üniversiteye gitmişler. Rüyalarını Almanca görüyorlar. Memleketin neresi dediğin zaman Berlinliyim, Parisliyim, Düsseldorfluyum diyor. Biz istiyoruz ki kültürel kimliğimizi de muhafaza edelim. Doğu’daki kültürel kimliğimizi, doğunun o güzelliklerini de Batı’da yaşanılır kılalım. Bizim amacımız bir sentez oluşturmak. Bugün Almanlar döner kebabı tanıdılar. Döner kebabı tanıyan insanlar başörtüsünü de, camiyi de, kültürün diğer öğelerini de tanımalı. Döner kebaptan ne kaybettiler ki; menüleri zenginleşti. Bizim kültürel kimliğimizden de o toplum zenginleşecek.

Siz bir arada yaşama ve birlikte yaşamayı birbirinden ayırıyorsunuz. Bunun farkı nedir?

İnsanlar pekala bir arada yaşayabilirler, konuşmadan, alışveriş yapmadan ama bizim istediğimiz bu değil. Avrupa’da yarım asırdır yaşıyoruz ama birlikte yaşamıyoruz. Birlikte nasıl yaşanır? Birbirlerini önyargısız kabul ederek, eşit şartlar içinde yaşanır. Kültürünü, dinini, tarihini, ismini kabul ederek yaşanır. Eğer bir Alman 50 senedir komşusu olan babamın ismini doğru telaffuz etme gayretini göstermiyorsa buna birarada yaşamak denir ama birlikte yaşamak denmez.

Bu bağlamda birlikte yaşama hayal mi?

Hayal olmamasını ümit ediyorum. Batı bunu kendi tarihinde bulamadığı zaman karamsarlığa düşüyor. Oysa doğu toplumlarının birlikte yaşanmışlık tecrübeleri var. Mesela ben Anadolu’da bin yıldır Yezidilerle, Kürtlerle, Çerkezlerle, Ermenilerle başka dinden insanlarla birlikte yaşıyorsam bu referans Batı’da da uygulanabilir. İstanbul’da havrayı görebiliyorsunuz, kiliseyi görebiliyorsunuz, camiyi görebiliyorsunuz. Paris’te niye görmüyoruz?

Batı, Türkiye’nin birlikte yaşama modelini örnek almalı diyorsunuz yani…

Almalı ve araştırmalı. Tarihe bakarak ders çıkarmalı. Bugün Saraybosna bir Batılı toplum modelidir. Ama orada yüzyıllardır çok kültürlü, çok dinli bir toplum inşa olmuş. Aynı şekilde Endülüs’te birbirleriyle uyuşan, birbirine değen bir toplum modeli inşa etmişler. Burada Batı’nın iki çıkmazı üzerinde durmak lazım. Birincisi Doğu toplumlarını sömürerek ekonomik ve teknolojik anlamda zenginleştiğini kabul etmiyor. İkincisi bu dönemde Doğu’dan almış olduğu ilmi referans olarak göstermiyor. Ben İbni Arabiden, İbni Haldun’dan, matbaayı ilk kez kuran Çinlilerden etkilendim demiyor. Bunu söylemiş olsa kendi içindeki öfke ve ötekini kabul etmeme duygusu da aşılacak.

Peki Avrupa’da ırkçılığın artmasında 11 Eylül’ün etkisi nedir?

Bugünkü kundaklama eylemleri, yabancı düşmanlığının artışı ve ırkçı partilerin yükselişi bundandır. 1,5 milyar mensubu olan bir din burada mahkum edildiği için, İslam eşittir silah ve terör şeklinde algılanıyor.

Batı’nın İslam’a 11 Eylül’le birlikte yapıştırdığı imaj değişebilir mi?

Değişmeli, değişecektir diye düşünüyorum. Biz kendi vazifemizi yapmaya devam edeceğiz. Umutluyum ben. Çünkü bizim söylediğimiz bizim menfaatimize olan tasarımlar ve tasarruflar değil. Bütün insanlığın menfaatine olan tasarımlar.

Avrupa Müslümanlarının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Tarık bin Ziyad’ın Cebelitarık boğazını aşıp, ‘Gemileri yakılan topluluğuz. Biz artık geri dönemeyiz. Yeni yurdumuz İspanya’dır.’ dediğinde, barışın ve adaletin egemen olduğu bir toplum inşasına nasıl inanmışlarsa ve geri dönmemişlerse biz de gemileri yakılan bir topluluğuz. Biz orada kendi kültürel ve dinsel kimliğimizi muhafaza ederek yaşayacağız. Batının akıl sahibi, insaf ve vicdan sahibi insanları ile birlikte el ele omuz omuza kenetleneceğiz ve bu toplumu inşa edeceğiz. Belki de Batı’nın içerisinde o kırılma noktasını, tarihinde var olmayan birlikte yaşam projesini Allah’ın bir takdiri olarak inşa edeceğiz.

Neden çok iddialısınız bu konuda?

Çünkü pratikte biz bunu yaşıyoruz. Benim çocuklarım hiçbir zaman Alman düşmanı olamazlar. Çünkü Alman arkadaşlarıyla birlikte aynı okula gittiler, aynı parkta oynadılar. Onlar 30 yaşına geldikleri zaman bir Arap arkadaşını, bir Alman arkadaşını, bir Fransız’ı tarihten devraldığı önyargılarla değerlendirmeyecektir.

Peki Türkiye bundan sonrası için Avrupa’daki soydaşları ve Müslümanlar için ne yapabilir?

Türkiye, bize artık Avrupa’daki Türk azınlığı olarak bakmalı. Bizim Türkiye’ye ihtiyacımız var. Yaptırım gücünü arkamızda hissetmeliyiz. Ama Avrupa’daki azınlık Türkiye için bir yaptırım gücü. AB sürecinde 5 milyon gönüllü lobisi var Türkiye’nin. Türkiye bir politika değişikliği yapmalı, Avrupa ile irtibatlarını güçlendirmeli ve buradan Avrupa’daki Türkleri yönetmeyi bırakmalıdır. Çok acilen Avrupa’daki Türkleri ilgilendiren bir bakanlık da kurulmalıdır

EMİNE DOLMACI-ZAMAN PAZAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious