Batı yine radikal grupları besliyor

  • Giriş : 12.08.2006 / 00:00:00

Batı, Lübnan'daki çatışmada alenen İsrail'in tarafını tutup Lübnan'ı hiçbir şekilde korumuyor,savaş alanında kazanamadığı zaferi İsrail'e BM'de vermek istiyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hizbullah sorun olarak görülüyorsa, çözüm Kaide'dir. Farklı kaynaklar, kamuoyunu Lübnan'da asıl sorunun Hizbullah olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Filistin'de de Hamas 'barış sürecinin' karşılaştığı temel engeldi. Bu mantık, Hizbullah bir şekilde silahtan arındırılır ve Hamas hükümeti siyasi sahneden uzaklaştırılırsa, bölgenin istikrar sürecine gireceğini, böylelikle de barış kapılarının açılacağını iddia ediyor. Oysa bu mantık İsrail'in pohpohladığı ve ABD'yle müttefiklerinin şu iki
temel hedefi gerçekleştirmek için tekrarladığı büyük bir yalan: Yaşanan
ve yaşanacak gelişmelerde dikkatleri işgalden başka bir yöne çekmek ve İsrail'e emellerini gerçekleştirmesi için kolaylık sağlamak amacıyla direnişi siyasi ve pratik olarak tasfiye etmek.

Lübnan'ı soyutlamak istiyorlar

ABD Başkanı George W. Bush birkaç gün önce Lübnan'daki sorunu kökünden çözmenin gerekliliğinden dem vurdu. Tabii ki Bush'un aklına İsrail işgalinin sorunda oynadığı rolü işaret etmek gelmedi. Onu özellikle ilgilendiren, öncelikle Hizbullah'ın tasfiyesi, ardından da Lübnan'ı İsrail'le barış imzalamaya sürüklemekti. Bir barış anlaşması Lübnan'ı çekişmeden soyutlayacak ve sadece izleyici konumuna düşmüş, hatta kimi zaman İsrail'le Filistinliler arasında arabuluculuk yapmış Arap ülkeleri safına katacak.
Lübnan'da yaşananların sorumluluğunu Hizbullah'a yüklemeye yönelik bu İsrail ve ABD ısrarı, ABD ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu karar tasarısında da açıkça görüldü. Tasarı İsrail-Lübnan sınırının Litani Nehri'ne kadar silahlı örgütlerden arındırılması çağrısından başka önemli maddeler de içeriyordu: Hizbullah'ın 12 Temmuz'daki operasyonunun temel hedefi olan Lübnanlı esirler meselesini netleştirmeksizin, iki esir İsrail askerinin derhal salıverilmesi, Lübnan'daki bütün silahlı örgütlerin kuşatma altına alınması ve Güney Lübnan'ın direniş unsurlarından boşaltılması için çokuluslu bir güç oluşturulması. Bu çokuluslu güçten de sağlanacak barışı koruması değil savaşması isteniyor; yani gerektiğinde direnişe karşı koyması için bu güce silah kullanma hakkı veriliyor.


İsrail bizzat söz sahibiydi

Aslında, tasarının açıkça İsrail'e bağlı kalmasında şaşılacak bir durum yok. Zira ilk başta sekiz Arap ülkesi İsrail'in kendini savunma gerekçesi altında Lübnan'daki yıkımı sürdürmesine yeşil ışık yaktı. Güvenlik Konseyi de İsrail'e hedeflerini gerçekleştirme imkânı vermek için ateşkes kararını ertelemeyi kabul etti. Şimdi aynı Güvenlik Konseyi'nin böyle
bir karar çıkarması sürpriz değil.
Bu söylediklerim İsrail verilerine dayanıyor. İsrail gazetesi Haaretz
geçen pazar İsrail'in tasarı metninin hazırlanmasına bizzat katıldığını ortaya çıkardı. Yazar Aluf Ben, başbakan Ehud Olmert'in ofisinden Yuram Turboviç'in ABD'yle iletişim koordinasyonu görevini üstlendiğine ve Tel Aviv'in ne istediğini Amerikalılara aktardığına işaret etti. Aynı gazete İsrail Dışişleri Bakanı Tzippi Livni'nin danışmanının, Amerikalı ve Fransız delegeler arasındaki anlaşmayı incelemekle görevlendirildiğini yazdı. Yediot Ahronot da pazar günkü sayısında Livni'nin taslağın İsrail'in savaştaki hedeflerini güvence altına aldığından emin olmak için Amerikan ve Fransız dışişleri bakanlarıyla görüştüğünü ifade etti.
Bu işleyişin verdiği mesajı almalıyız. Bir yandan, İsrail'in Lübnan'daki
askeri başarısızlığı BM'de siyasi başarıya dönüştürülmek isteniyor.
ABD ve müttefikleri, pratikte elde etmekte aciz kaldığını İsrail'e Güvenlik Konseyi kanalıyla vermek istiyor.
Diğer yandan, İsrail işgal gerçeğini, Filistin ve Lübnan'da işlediği
suçları göz ardı etmeyi sürdürüyor.
İsrail hegemonyasına direnenlerin karşı koyulması gereken bir
terör mesabesinde görülmesi ve uluslararası gücü bu amaçla kullanma yönündeki ısrar da cabası.

Hizbullah'ı İran kurmadı

Öte yandan, tüm bunlar ABD'nin bölgede yeni bir Ortadoğu kurma planının tümüyle İsrail'in çıkarlarına göre şekillendirildiği anlamına
geliyor. Plan, siyasi ufkun engellenmesini, bölgenin sürekli gergin kalmasını, Irak ve Filistin'in kan gölünde boğulmasını öngörüyor. Karar tasarısını reddeden Lübnan hükümeti de bu akıbetten kurtulamaz.
Hizbullah ise Lübnan topraklarında bir tek İsrail askeri bile kaldıkça direnişin durmayacağını ve Lübnan'a dayatılmak istenen alçaltıcı hiçbir şartı kabul etmeyeceğini açıkladı.
Bölgede 12'nci yüzyıldan bu yana beliren tüm direniş hareketlerini tarihsel şartlar yarattı. Hurafeye son vermek için doğan Vahhabilik, devlet terörüne tepki olarak beliren Tekfir ve şiddet hareketleri, İngiliz işgaline karşı Mehdiye'nin, İtalyan işgaline karşı da Senuse'nin oluşturulması, halifeliğin kaldırılması akabinde ortaya çıkan boşluğu doldurmak için de Müslüman Kardeşler hareketinin kurulması gibi... Bu arada, Hizbullah'ı İran'ın kurduğu iddiası da doğru değil. Hizbullah düşüncesi İsrail'in Lübnan'ı işgal etmesiyle ortaya çıkmış, işgalin dayattığı şartlar doğrultusunda gelişmiştir.
İran'ın rolü, işgalin gölgesinde beliren bebeğin doğumunu sağlamak oldu.

Terörist yaratan da teröristtir

Geçmişte düzenli olarak yaşanan bu durum tekrarlanıyor. ABD'nin
Irak savaşı Kaide unsurlarına davetiye çıkardı. Kaide faaliyetlerini Bağdat ve diğer kentlere taşıdı. Bazı gazetelerde Mısır'daki İslami cemaatin bazı liderlerinin birkaç gün önce Kaide'ye katıldıklarını açıkladığını okuyoruz. Örgüte katılanlar, bildirilerinde Kaide'yle anlaşmalarının Haçlı-Siyonist işgaline karşı direniş zemininde olduğunu ifade ediyor. Bildiri hiçbir Arap rejimine işaret etmiyor.
Arap dünyasınının siyasi ufkunun engellenmesi ve onurlu bir gelecek umudu bulunmaması ümitsizlik yayıyor; çözümün şiddet ve silah olduğu söylemini kullanan Kaide düşüncesinin yayılmasını sağlıyor. Gerçek teröristler sadece başkalarına şiddet uygulayanlar değildir; aynı zamanda onları yaratma görevini üstlenenlerdir de.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious