Baykal, Sezer'i CHP'ye davet etti

  • Giriş : 09.12.2006 / 00:00:00

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, gelecek yıl Mayıs ayında görev süresi dolacak olan Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer'i CHP'ye davet etti ve "Gelmenizden onur duyarız" dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Sezer'le ilgili çeşitli spekülasyonlar yapılırken, CHP lideri Deniz Baykal'dan sürpriz bir teklif geldi.

Soruları yanıtlayan Baykal, Sezer'i CHP saflarında siyaset yapmaya davet etti. Baykal, Cumhurbaşkanı'nın, görev süresi bittikten sonra CHP'ye katılımından "onur duyacağını" söyledi. CHP lideri Baykal, Cumhurbaşkanı Sezer'in siyasete katılımı ve AB sürecindeki son gelişmelere ilişkin sorularımızı yanıtladı:

* Cumhurbaşkanı, görev süresi bittikten sonra siyasete girebilir mi?
- Siyasete girerse çok mutlu olurum. Siyasetimizin böyle deneyimli insanlara, saygın kişiliklere ihtiyacı var. Benim anlayışım budur.

* CHP olarak Cumhurbaşkanı Sezer'i kendi saflarınızda görmek ister misiniz?
- Bundan onur duyarız.

'AB ÖNERİLERİ BÜYÜK BİR FİYASKO'

* Kıbrıs teklifini nasıl yorumluyorsunuz?
- Bu büyük bir fiyaskodur. Böyle önemli bir konuda, önemli ve oturmuş bir devlet politikasının var olduğu bir konuda Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın kişisel inisiyatifiyle konuyu farklı bir istikamete çekmeleri yanlıştır. Hükümet bu konuyu henüz Meclis'te konuşmadı, ana muhalefet partisiyle konuşmadı, bu politika oluşturulurken katkı vermiş olan devlet kurumlarıyla konuşmadı.

* Yani bu teklif devlet politikasına aykırı mı?
- Evet. Bu, Erdoğan ile Gül'ün politikasıdır. İşi kendi başlarına götürüyorlar. Kimsenin bilgisi yok bu işten. Bu olamaz. "Biz 1 liman ve havaalanı açalım, KKTC'ye de 1 liman ve havaalanı verin" denklemi hiçbir şekilde kabul edilebilir değildir. Biz Kıbrıs Devleti'ne 1 liman ve havaalanı açtığımız zaman, onu fiilen tanımış duruma düşüyoruz. Çünkü o, oraya bayrağı ile gelecek ve biz onu bayrağı ile kabul edeceğiz. Böylece "Biz seni hukuken tanımıyoruz" dememizin hiçbir anlamı olmayacak. Sadece siyasi anlamı değil; hukuki anlamı da olmayacak; çünkü AİHM'e başvuracaklar ve mahkemeden bunun "tanıma" anlamına geldiğine dair karar çıkartacaklar. İşin bir boyutu bu. Bir başka boyutu da şu: "Bütün limanları ve havaalanlarını açmıyoruz, sadece 1 tanesini açıyoruz" lafı, boş teselli bile değildir. İster 1 tane aç, istersen hiç açma. 1 tanesini açtıktan sonra bunun ne ticari bakımdan ne de devletler hukuku bakımından bize hiçbir yararı yok. Devletler hukuku bakımından "Yarım tanıdık, kısmen tanıdık" diyemeyiz. Böyle pazarlık olur mu!

* Kararı açıklamadan önce Adalet Bakanı'na sormak gerekir miydi hukuki boyutunu?
- Tabii. Bunlar bütün limanları da açtırırlar sen 1 tanesini açtırdıktan sonra. Biz Kıbrıs Devleti'ne 1 liman açacağız, onlar KKTC'nin limanı kendi başına ihracata açmasına izin vermeyecekler. Araya BM'yi veya AB'yi koyacaklar. Ne demek peki bu? Adam diyor ki: "Burada damga AB damgası olacak." Bizim burada "KKTC böylece tanınmış oluyor" deme imkanımız mümkün değil. Çünkü KKTC olarak açmayacağız. BM ve AB açmış olacak. Yani sonuçta biz tanımış olacağız, ama KKTC'yi tanıtamayacağız. Çünkü KKTC'den gidecek olan gemiler KKTC mührü ile gitmeyecek. AB veya BM mührü ile gidecek. Ama gelen gemiler Kıbrıs Bayrağı ile gelecek.

'KENDİMİZE ALTIN GOL ATIYORUZ'

Ticari bakımdan da Magosa Limanı'nın açılmasının 10 milyon dolarlık bir getirisi olacak. Yani anlamı yok. Bu gülünç. Bir başka konu da şu: Bu işi hukuki tanımaya döndürürlerse, Kıbrıs konusundaki davamızın temelini oluşturan hukuki zemini kaybetmiş olacağız ve Kıbrıs Devleti'ni hak sahibi olarak tanımış olacağız. Bunu tanıdığınız zaman, Londra ve Zürih antlaşmalarının anlamı kalmayacak. Askeri varlığımızın ve taleplerimizin uluslararası dayanağı da kalkacak. Bütün bu olumsuz sonuçları doğuracak bu tehlikeli gidişin kapısını bir başbakan ve dışişleri bakanı açıyorlar. "Altın gol" falan diyorlardı, biz böylece kendimize altın gol atmış oluyoruz. Şimdi bazıları "Rumlar bunu kabul etmedi; yani bir sakınca da doğmadı" diyebilir. Hayır sakınca doğdu. Bir yabancı büyükelçilik, bir yabancı Dışişleri Bakanlığı "Türkiye resmen bunu kabul etti" diye bir deklarasyon yaptığı anda, Türkiye bu tavizi vermiş olacak. "Bu taviz yetmiyor, başka taviz istiyorum" dedi diye bunun yapılamamış olması, Türkiye'nin bunu kabul etmesinden dolayı pozisyonunun ve uluslararası konumunun sarsılmasına engel olmaz. Şu anda büyük bir deprem yaşandı. Bütün dünya da bizim bu konuları gözden çıkarttığımızı artık bilmektedir. Bu konuda bir pazarlık şansımız kalmamıştır.

* Konu AİHM'e giderse, Ek Protokol'ün imzalanması gerekebilir mi?
- Tabi gerekebilir. Zaten Ek Protokol ne öngörüyordu? Uçak ve gemi gelmesini. Uçak İstanbul'a, Antalya'ya, Ankara'ya insin. Nereye inerse insin fark etmez. Neticede Türkiye'ye girecek. Olayı özetleyeyim. Baskı işledi ve Kıbrıs ödünü verildi.



Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious