Baykal'a Brüksel ziyareti soruldu

Baykal'a Brüksel ziyareti soruldu.9867
  • Giriş : 11.02.2009 / 04:32:00
  • Güncelleme : 10.02.2009 / 23:26:02

Bazı temaslarda bulunmak için Belçika'da bulunan Baykal, düzenlediği basın toplantısında hükümeti şikayet etti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:



CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Türk milleti'' kavramı konusunda bir tereddütleri olmadığını, demokratikleşme ile bireysel insan hak ve özgürlükleri konusunda her ciddi projenin yanında bulunduklarını söyledi.

AB çerçevesinde çeşitli temaslar için Brüksel'de bulunan Baykal, CHP AB Temsilciliğinde düzenlediği basın toplantısında, ''AB yetkilileri bizim tutumumuzu çok iyi biliyorlar. Hükümetin bize yönelik suçlamalarına tercüman olmuyorlar'' diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu anayasa hepimizin anayasasıdır. Anayasamızda Türkiye Cumhuriyeti, milletin kimliği, niteliği açıkça ifade edilmiştir. Hükümet, bu ifadenin 'Türk milleti' lafından kurtulma arayışı içindeyse, bunu bilelim. Bizim böyle bir çabamız yok. Bizim milletimizin adı konusunda bir tereddütümüz yok. Biz Türk milletiyiz. Bizim Türk milleti olmamız, milletimizi oluşturan kesimlerin ayrı etnik kimliklere sahip olmasına engel değildir. Bizim Arnavutlarımız da var. Mehmet Akif'in kendisi Arnavut. İstiklal Marşını yazan insanın Arnavut olması Türk milleti hevesine engel olmuş mu? Arap'ımız da var, Çerkez'imiz de var. Gürcü'sü, Abhaz'ı, Kürt'ü de var. Bir Arnavutluk devleti var, orada da Türk kökenli Arnavutlar var. Onlar da Arnavut milletinin bir parçası. Artvin'de Gürcüler var, hemen yanında da Gürcistan var. Dostlar, kardeşler. 'Türk demeyelim' sağlıklı bir yaklaşım değil. Türk lafı dışlayıcı değildir. Türk milletinin içinde yer alan insanların kökenleri farklı olabilir. ''

Baykal, Avrupa'daki Türklerin sorunlarına ilişkin bir soru üzerine, ''Avrupa'daki Türklerin sorunlarının kendilerini çok yakından ilgilendiren bir konu olduğunu, son zamanlarda ortaya çıkan mağduriyet olaylarıyla da yakından ilgilendiklerini'' söyledi. Baykal, ''Arkadaşlarımız defalarca Avrupa'ya geldiler. Almanya'daki mağdur temsilciler Türkiye'ye geldiler, ben görüştüm. Parlamentoda girişimler yaptık. Maalesef Türk hükümetini bu konuda harekete geçirmek mümkün olmadı. Yapılması gereken çok şey var. Bu konuyu CHP olarak yakından takip ediyor ve sahipleniyoruz. CHP iktidarında bu konuda atacağımız çok somut adımlar var'' dedi.

''Bir de Deniz Feneri olayında ortaya çıkan büyük yolsuzluk tezgahının kendisini gösterdiğini'' kaydeden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İnanılır gibi değil. İnsanların en masum yardımseverlik duyguları istismar edilerek, toplananlar kuryeler aracılığıyla Türkiye'ye taşındı, şirketler, televizyonlar kuruldu. Bunu yapan insanlar hükümetin yakınları, tanıdıkları, bildikleri, içli-dışlı oldukları insanlar. Bu işlerde yer almış olan birisi şimdi RTÜK'ün başında, bu hükümet tayin etti. Bu faaliyeti sergileyen derneğe kamu yararı statüsünü bu hükümet verdi. Mehmetçik Vakfına tanınmayan vergi kolaylıkları o derneğe bu hükümet tarafından tanındı. Bu faaliyet resmi himaye altında gerçekleşmiştir ve şu anda da resmi himaye altındadır. Çok acı bir olaydır. İnsanlarımızın inanç ve güvenlerini sarsmıştır. Din, iman diye siyaset yapanlara karşı yeni bir uyanış Türkiye'de ve Avrupa'da kendisini göstermeye başlamıştır. İnsanlarımız ucuz tuzaklarla, boş sözlerle yönlendirilemez hale gelmişlerdir, ama bunun için çok ağır bir bedel ödenmiştir.''

Deniz Baykal, bir başka soru üzerine, demokratikleşme konusunda CHP'nin nasıl bir anlayış içinde olduğunun ortada olduğunu ifade etti. Gerçek demokratikleşmeye hizmet edecek her ciddi projenin CHP'yi yanında bulacağını belirten Baykal, ''ne söylediklerini bildiklerini, sözlerinin arkasında olduklarını'' kaydetti.

''Sözlerimizin haklı ve doğru olduğunun her geçen gün daha iyi anlaşıldığını'' ifade eden Baykal, daha sonra şunları söyledi:

''Bireysel insan hak ve özgürlükleri konusunda hiçbir ülkeden geri kalmamakta kararlıyız. Bugün Avrupa'daki demokrasi ve insan hakları standartlarını eksiksiz Türkiye'ye taşımaya hazırız. Ama bunları bireysel hak ve özgürlük olmaktan çıkarıp bir cemaat hak ve özgürlükleri haline dönüştürme girişimlerine CHP katkı vermeyecektir. Zaten pek çok Avrupa ülkesi bu durumun farkındadır. Kendileriyle ilgili olarak o duyarlılığı sergilemektedirler, ama kendileri için bunu yapanlar bizim için aynı duyarlılığı sergilemiyor. Sergilemelerini de beklemiyorum, bunu sergilemek bizim görevimizdir. Türkiye'de de o görevi CHP yapıyor.''

-''AB KARŞITLIĞI ÇOK ŞEYE BAĞLANABİLİR, AMA BİZE BAĞLANAMAZ''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP'nin AB karşıtı olduğu iddialarıyla ilgili olarak, AB karşıtlığının ''çok şeye bağlanabileceğini, ama kendilerine bağlanamayacağını'' söyledi.

Baykal, söz konusu iddialarla ilgili bir soruyu yanıtlarken, şöyle dedi:

''Valla, çok şeye bağlanabilir, ama bize bağlanamaz. O algılama içinde olanların sorunuydu. Şu anda öyle olmaya devam ediyor. Bütün tarih boyunca, ta 1963'te genel başkanımız İsmet İnönü'nün ilk imzayı attığı tarihten, benim Avrupa Parlamentosunda Gümrük Birliği anlaşmasını çıkarmak için çaba gösterdiğim 1995'teki çalışmalarıma ve ondan sonraki Anayasa Değişikliği, yasa değişiklikleri konusunda parlamentoda CHP'nin sergilediği gayretlere ve bugünkü noktaya kadar yaşanan süreç, bunun tanığıdır.''

Baykal, bunun, 2004'teki AB zirvesinden sonra Kıbrıs ile ilgili olarak Türk hükümetinin bir taahhüt altına girme kararı hakkında yaşanan tartışmadan kaynaklanıyor olabileceğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İyi niyetle anlamaya çalışıyorum, bu nereden çıkıyor diye. Eğer buradan çıkıyorsa, bunu tartışmamız ve netleştirmemiz lazım. Neydi olay? Hatırlayacaksınız o zirvede, 2004'te bize müzakere süreci tanınırken Kıbrıs konusunda bir taahhütte bulunmamız istendi. Hatırlayacaksınız Başbakan (Recep Tayyip Erdoğan) ciddi tereddütlere düştü o zaman. İmzalayayım mı, imzalamayayım mı diye. Ben, o tereddüt içinde olduğu anda Ankara'da basın toplantısı yaptım. 'Sakın imzalama bunu. Atla uçağa gel. Bunu imzalamamış olmanın sorumluluğunu ben seninle paylaşırım Türkiye'de, bu yanlış bir şey olur. Seni de, Türkiye'yi de büyük sıkıntıya sokar' dedim. O zaman öyle basın toplantısı yaptım. Sonra Başbakan o imzayı attı hatırlarsınız. Ve Türkiye'ye büyük bir muzaffer komutan olarak geldi. Kendisini Ankara'da Kızılay'da öğle saatinde havai fişeklerle karşıladılar. Niye? Türkiye üyelik müzakere sürecini başlatıyor ve Kıbrıs konusunda hükümetin bir bakanı aracılığıyla taahhütte bulundu diye.

Biz üyelik sürecinin başlamasının hakkımız olduğunu, elbette başlayacağını, ama böyle bir taahhüt altına girmemizin gerekmediğini, böyle bir taahhüt altına girmemiş olsaydı Türkiye'nin gene AB üyelik müzakerelerine başlayacağına inanıyorduk. Ama o imzayı attı 2004'te. Şimdi 2009 bu yıl sonuna kadar o imzanın gereği yerine getirilmezse acaba bir sıkıntı çıkar mı, acaba üyelik müzakereleri askıya alınır mı, dondurulur mu tartışmasının içindeyiz ve biz CHP olarak 'Beyler ne dondurması devam edecek bu ilişki' diye düşüncelerimizi anlatmak üzere Brüksel'deyiz. O iş ayrı, bu iş ayrı. O taahhüt yanlış olmuştur. Neden yanlış olmuştur? Biz Türkiye'nin Kıbrıs'ta bir çözüm oluşturulmasına karşı çıktığımız için değil.''

Kıbrıs'ta bir çözümün olması gerektiğine inandıklarını, bu konudaki barışçıl müzakereleri desteklediklerini bildiren Baykal, her iki halkın temsilcilerinin bir araya gelerek bir Kıbrıs devleti oluşturmalarından memnuniyet duyacaklarını söyledi. Baykal, ''Tabii bunun şartları var. İki ayrı coğrafya, iki ayrı devletin varlığı ve birlikte bir devletin, ortak kararla oluşturulmuş olması. Bu süreç şimdi gidiyor. Oraya mı gidiyor, nereye gidiyor, onu da bilmiyoruz, ama bir çalışma yapılıyor. Bunu destekliyoruz. Bu iş ayrı. Ama bu hangi noktaya gider, bir çözüm olur mu, olmaz mı, bunu daha görmeden gözü kapalı bir biçimde Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakereye başlayabilmenin karşılığı olarak Kıbrıs konusunda bir taahhüde girmesi kabul edilemez, yanlış bir şeydir'' dedi.

Hem Kıbrıs sorununu, hem de Türkiye'nin AB ile ilişkisini ''zaten zor'' diye niteleyen CHP lideri, ikisini birbirine bağlamanın, işi çıkmaza sokmak isteyenlere fırsat vermek anlamına geldiğini ifade etti. ''Bunu anlatabilirdik, anlatmalıydık'' diyen Baykal, ''Bu anlatılmadı. Oradaki baskılara boyun eğildi ve imza atıldı. Şimdi hükümet o imzayı attı, gereğini yapamıyor. Gereğini yapamadığı için Türkiye'nin AB ile ilişkileri sıkıntıya girmeye başlıyor. Bu noktaya gelindi. Bu yanlış'' diye konuştu.

''Bu yanlışa o zaman itiraz etmelerinin AB konusunda olumsuz bir anlayış içinde bulundukları anlamına kesinlikle gelmediğini'' belirten ana muhalefet lideri, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini geliştirmesini istediklerini, ama başka bazı konuların Türkiye'nin AB üyeliği için bir dayatma konusu, bir ön şart konusu haline gelmesini istemediklerini kaydetti. Baykal, ''Her sorun kendi koşulları içinde ele alınsın, konuşulsun, çözülsün istiyoruz. Bu, haklı bir yaklaşımdır. Belki (CHP'nin AB karşıtı olduğu iddiası) buradan (kaynaklanıyor) olabilir'' dedi.

CHP Genel Başkanı Baykal, son açılımlarına karşı çıkan çevrelerin Brüksel ziyaretini de aynı sürecin devamı olarak gördüklerinin hatırlatılması üzerine, şunları söyledi:

''Bunlar tabii siyasi yaşamın, medya etkinlik arayışlarının bir uzantısı olarak ortaya çıkan nitelendirmeler. Açılım filan, bizim ağzımızdan böyle laflar çıkmış değil. Kapanma yok ki, açılım olsun. Şimdi buraya geldik, bundan önce de kaç defa geldik, bundan sonra da gelmeye devam edeceğiz.

Her dönemin kendine göre sorunları var. Kamuoyunda ilgi çeken konular da hayatın akışı içinde önümüze gelen durumlar konusunda takınılan tavırlarla ilgilidir. Böyle bir açılım-maçılım söz konusu değildir, ama elbette demokratik bir siyasal ortamda her siyasal gelişme özgürce değerlendirilir, tartışılır. Bunu da anlayışla karşılıyoruz. O bakımdan bu ona bağlı, o buna bağlı, bunların da artık bir şeyi yoktur. Her birisi birbirinden bağımsız şartların bizi getirdiği noktalardır. Böyle bir şey söz konusu değil.''

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*