Bayülgen: Utanacağım bir şey yok!

Bayülgen: Utanacağım bir şey yok!.10147
  • Giriş : 01.06.2008 / 21:53:00

Televizyonun asi adamı Okan Bayülgen konuştu: "Okan Bayülgen, az sayıda iş yapıyor ama bir tanesi eleştiri alınca mesele oluyor. Gülben’in programı iyi gidiyor, utanacağım bir şey yok."

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kalabalık ekiplerle çalışan ama sanatsal yaratıcılığın ‘tek adam’ işi olduğunu savunan Okan Bayülgen, ‘Çünkü Sen Gördüğüm En Güzel Kızsın’adlı sergisini açtı.

Doğal güzelliği yücelten Bayülgen, ünlü ve ünsüz kadınları doğal halleriyle fotoğrafladı. Ve herkese inat, müdahalesiz de güzel olunabileceğini gösterdi.

Bir gazete ilanıyla başladı her şey. İlanda kadınlar bir sergi açılışına davet ediliyordu. Gidenler karşılarında elinde fotoğraf makinesiyle Okan Bayülgen’i buldular. Dove’la işbirliği yapan Bayülgen, kadınları botoksa ve photoshop’a endekslenmiş güzellik tabularından kurtarmak amacıyla kolları sıvamıştı. Projede yer alan ünlü-ünsüz her yaştan kadın, kırışıklıkları ve çilleriyle objektife en sahici hallerini yansıttı ve ortaya ‘Çünkü Gördüğüm En Güzel Kız Sensin’ adlı fotoğraf sergisi çıktı. Okan Bayülgen, 8 Haziran’a kadar The Sofa Hotel’in içindeki Art 8 Galeri’de sürecek olan sergisini, ekranlara dönüş hazırlıklarını ve yeni projelerini Akşam’ a anlattı.

Sizin için nasıl bir seneydi?

Yoğundu. Ama bu yoğunluk, arzu ettiğim gibi dünyayı dolaşarak yaşanmadı. Başkalarının prodüksiyonları, fotoğraf işleriyle uğraştım. Tiyatroyla ilgili projelendirmeler yaptık. Benim için sezon yorucu, uzun saçlı ve şişman oldu. Zaten dinlenme değil, televizyondan çekilme sezonuydu. Ekime tam performans hazırlanmam lazım. Ama araya bir Küba ve Tuvalu Adası gezisi sıkıştıracağım.

Engin Günaydın seyirciden yeterince elektrik alamadığı için oyununu yarıda kesmişti. Televizyonculukta yeni şeyler sunmak için ara vermek gibi bir şey var mı?

Engin’inki güzel bir örnek değil. İçimden Engin’e hak verebilirim ama şov dünyasındakiler bunun yapılmayacağını bilir. Ben hep bu kurallara uyarım ama içimden gelen isteklere hürmet ederim. Televizyonda bir sezonu kapattıktan sonra bir diğer sezona başlamama kararım var. Hep aynı ekiple çalışıyorum. Fotoğraf, reklam, seslendirme ve tiyatro işlerini birlikte yapıyoruz. Bu genç oğlanları ve kızları da böyle yetiştirip sektöre sokunca arkadaşlarım da onlar oluyor. Başka bir dünyam yok. Tatil yapmayalı seneler oldu. Aramıyorum da. Bu çok çalıştığım anlamına gelmesin. Tembel bir adamım. Ama o işten o işe sürükleniyorum. Kendine çalışma üzerine bir hayat kurarsan, tembellik yapamıyorsun.

Yani şarj olmak gibi bir ihtiyacınız olmuyor…

Aptallar şarj olur. Beynindekileri çıkarabilmek için doğru perspektifler bulmak zorundasın. Bir ay Küba’ya gidersem orada da tarihi yerleri gezip, fotoğraf çekerim. Bu benim için tatil. Şarj olmuyorum, sadece kendime daha az gergin bir bakış açısı bulmaya çalışıyorum. Koskoca adamlar şarj oluyorum diyorlar. Nereye şarj oluyorsun? Kaç kitap okuyabileceksin ki? Bunlar çocukken yapılır.

Bugüne kadar birlikte çalıştığınız ekipten pek çok kişi ünlü oldu. Gençlerden birlikte çalışmak için çok talep alıyorsunuzdur!

Evet, hem ünlenen hem de ününe ün katanlar oldu. Talep sırf gençlerden de değil, doktorlar ve garsonlardan da geliyor. Biliyorlar ki bu adam beni anlar, keşfeder. Birini anlamak için komplekssiz yaklaşmak lazım. Bir kanala program yapıyorsun, kanalın genel müdürü seni kıskanıyor. Şov dünyasında birilerine bir şeyler katabilmek için kendimi alaşağı etmem lazım. Öyleyimdir de. Televizyon dünyasında kulisi olmayan tek adamım. Bir de Hakkı Devrim var. Hakkı Ağabey’le ‘Televizyon Makinası’nın kuaför odasında yeni çıkan bir türkücü geldiğinde kalkıp yer vermişizdir.

Gençlerle çalışmak size neler katıyor?

Genç kızlarla arkadaşlık ediyorum, yaşlanmıyorum. Yaşlı adamlarla kolestrol ya da hemoroit konuşması yapmıyorum.

Gülben Ergen’in şovuyla ilgili aldığınız tepkiler nasıl?

Prodüksiyon şirketleri sezona 60 prodüksiyonla başlıyor, sonunda sadece biri kalıyor. Dizilerin de yüzde 80’i batıyor. Okan Bayülgen, az sayıda iş yapıyor ama bir tanesi eleştiri alınca mesele oluyor. Gülben’in programı iyi gidiyor, utanacağım bir şey yok. Başkaları hem utanılacak işler yapıyor hem de programları kaldırılıyor. Savunacağım bir şey yapıyorum, isterlerse kaldırsınlar.

Ekiple iş bölümü yapar mısınız?

Kendi işimin ve ekibimin işçisiyim. Çalışmak hayatınızın yüzde yüzünü kaplıyorsa, sevgilinize sabaha karşı ya da sizinle kimsenin ilgilenmediği bir saat ayırabiliyorsanız o çalışmanın, haysiyetli ve kaliteli olması lazım. En az maaş alan asistanımın ofiste oturduğu sandalye 2 bin 500 Euro’dur. Yurtdışına en kısa mesafeye bile Bussines Class gideriz. Ekibimden kimse Türkiye’nin en iyi hastaneleri dışında bir yerde tedavi görmemiştir. Eğer onlar benim çalışma arkadaşlarımsa yüksek standartta çalışmak zorundalar.

Herhalde insanlar böyle bir patrona alışık değiller…

Tabii ki. Yoksa 24 saat insanları nasıl çalıştıracaksınız? Plazalarda insanlar saat 18.00’de asık suratlarla, hayata ve patronlarına nefretle çıkıyorlar işten, sonra da o binaları nasıl havaya uçuracaklarını düşünüyorlar. Benim bir tanecik hayatım var. Çalışanlarımın da öyle. Dünyanın dönüşünü anlamak lazım. Şu anda en kötü i-Pod bile Harbiye’deki o koca radyoevinden daha büyük. Yakında IP televizyonlar sayesinde bu televizyon binaları da kalmayacak. O zaman sadece içerik sağlayanlar, düşünce ortaya koyanlar kalacak. Günün birinde birlikte çalıştığım patronlardan daha zengin bir adam olabilirim.

Peki, beraber çalıştığınız insanlarda aradığınız en önemli şey nedir?

Başta kendine saygı sonra işini sevmesini…

Programlarınızın içeriğiyle ilgili ekiptekilerin fikrini alır mısınız?

Herkes istediğini söyler ama bilirler ki yaratıcılık, diktatörlüktür. Senin fikrin güzel, bundan da serpelim olmaz. Başkalarınca değiştirilebilir ve geliştirilebilir olsa da beyinde doğan, sezgilerle güçlenen, geçmişten, kültürden yükselen bir fikir, tek kişiden çıkar. Salvador Dali’yle arkadaşları oturup rüyalarını çiziyorlar, böyle bir şey düşünebiliyor musunuz? Ya da çizgi ve form arayışındaki Picasso’nun arkadaşlarına ‘ne dersin?’ dediğini hayal edebiliyor musun? Televizyona tabii ki saygısızım ama işim olduğu için de çok saygılıyım.

Fotoğrafı Okan Bayülgen’in çekmiş olmasının avantajları oluyor mu yaptığınız projelerde?

İbrahim Tatlıses Türkiye’nin en meşhur adamıdır. Fotoğrafa merak sarsa, ona proje yaptırır mısınız? Çok paran var, bir sürü makine alabiliyorsun diyorlar bana. Tabii ki alacağım. Hıyar gibi Türkiye şartlarında işime yaramayacak bir Ferarri mi alacağım? Makine alacağım tabii, üstelik Ferrari’den daha ucuz. Bir sürü Ferarri alacak param var ama dünyanın en iyi makinelerini alıyorum.

Kadınların doğal hallerini yakalamak işinizi kolaylaştırdı mı?

Sıradan olma korkusu yaşayan bir adamın ‘bungee jumping’idir bu. Sıradan olanın da ilgi çekici olabildiğini düşünüyorum. Proje bazlı katıldığım son iki güzellik yarışmasında fotoğrafları, Türkiye’nin en iyi fotoğrafçılarından Tamer Yılmaz çekiyordu. Ben de yan stüdyoda farklı bir bakış açısıyla kızların siyah-beyaz, özgür hallerini çektim. Muhteşem buldular. Oysa sıradan fotoğraflardı. Ama müdahaleli fotoğraflardan daha şaşırtıcıydılar.

Projede hem ünlü, hem de ünsüz kadınlar var…

Dizilerde oynayan kızların yanı sıra sokaktan da kızlar gelsin istedim. Almak istediğim şey duygusallık ve düşünceydi. Genlerini yüzlerine yansıtıyor bizim kızlar. Bir kere burada estetik, cerrahi ve photoshop müdahale olmaması lazım. Dove’la kafamız şu noktada uyuşuyordu: Türkiye’de ergenlik çağındaki kızlar Hollywood’un yarattığı, sıska, photoshoplu güzellere benzeme arzusuyla anoreksiya oluyor. Ünlü fotoğrafçıların bu kızların doğal hallerini çekmeye gücü yok. Kendi kendimi denedim. Stüdyomda kuaför, makyöz, stilist olmayacak, kız evden çıktığı halde gelecekti, öyle çekecektik. Genel anlayış güzel olmak için bir şey yapmak gerektiği yönünde. Halbuki ben sana âşık olacağım şimdi. Üzerinde Nihat Odabaşı fotoğrafı yok, Onur Erol’dan da gelmiyorsun. Ama ben sana böyle aşık olurum zaten. Fotoğrafına mı âşık olacağım? Duruşuna âşık olurum, kendine güvenine, dudağının bir kıvrımına… Bir de, yeni bir yüz keşfedebilir miyim diye düşündüm.

Üretebilmek için bir derdinizin olması mı gerekir?

Mutlaka olacak. Benim bir derdim var. Bunu Türkiye’de benden başka iddia eden yok. Öylesine çekilmiş gibi duran fotoğraflarda, aslında benim fotoğrafta nereye geldiğim, ne kadar becerebildiğim gibi konular da var. Fotoğraflarıma karanlık odada dahi müdahale yapmıyorum.

Güzel kız tarifiniz nedir?

Kendisi olması.

Yazı ile uğraşıyor musunuz?

Programımdaki her şeyi yazıyorum. Ama çok da zorlamam lazım. Şimdi Tuvalu Adası’nı araştıracağım. Yazının anlamsızlaşacağı yer mi, yoksa anlam kazanacağı yer mi? Bir Eskimo şiiri ‘Kar ne kadar beyaz’ der. Benim gibi her şeyden sıkılmışsanız; işten, trafikten, kadınlardan, artık basit insanları sevmeye başlıyorsunuz.

AKŞAM

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious