Bazıları böyle seçiyor

  • Giriş : 08.04.2007 / 00:00:00

Fransa'da 'Cumhur' adaylarının isimleri aylardır belli

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Fransızlar adaylar hakkındaki her şeyi biliyor

Fransa'daki Cumhurbaşkanı seçimini izliyorum. Yani, 'seçim kampanyası'nı... Paris'e gelince, işe, en klasik usulle başladım. Bindiğim taksilerin şoförlerine, 'Kimi seçeceksiniz?' diye sordum. İlk ikisi 'Sarkozy' dedi.
Üçüncüsü Çinliye benziyordu. Laos'luymuş. Yani bir Uzakdoğu göçmeni... Ama Fransız vatandaşı... seçim hakkı var. Fransa'ya, yaşı küçükken gelmiş, Politikayı iyi izlediği belli. Ségolène Royal'i tuttuğu da belli... Fakat kazanma ihtimalini zayıf görüyor. "Sarkozy kazanır" diyor.
Oteldeki genç resepsiyon memuru da 'göçmen vatandaş'. Ama uzaktan gelmiyor. Fransa'nın 45 yıl öncesine kadarki 'vilayet'inden geliyor: Cezayir'den... O, daha önce davranıp beni sorguya çekti:
-"Türkiye'nin neresindensiniz?.. Ne iş yaparsınız?.. Niçin geldiniz?.."
Bunları öğrendikten sonra da, Türkiye hakkındaki görüşlerini açıkladı:
-"Türkiye'ye hiç gitmedim. Ama onu çok beğeniyorum. Çünkü laik bir ülke..."
Adı Lutfi'ydi. Müslüman'dı. Cezayir'de dinin siyasete egemen olmasından şikâyetçiydi. Türkiye için daha birçok olumlu şey söyledi. AB'ye katılmamızı istediğini, Fransa'da buna karşı çıkanların dar görüşlü olduğunu anlattı. Böyle öyle şeyler işitmek güzeldi.
Fakat, o ne yapacaktı Fransız seçiminde?.. Kimi seçecekti?.. Fırsatını bulunca sordum. Kesin konuştu:
-"Ben sosyalistim. Sosyalist Partisi'ndenim. Tabii, Ségo'yu seçeceğim."
(Ségolène Royal, rakibi Nicolas Sarkozy gibi soyadıyla anılmıyor. İlk adıyla anılıyor. O ilk adın kısaltılmışı da 'Ségo'... Sarkozy soyadının kısaltılmışının 'Sarko' olduğu gibi...)
Peki, Lutfi sadece 'sosyalist' olduğu için mi seçecek Ségolène'i?.. Yani, 'sosyalistlik disiplini' gereği mi?.. Sosyalistlik bir yana, onu kişisel olarak nasıl buluyor?..
Buna yanıtı şuydu:
-Ötekilerin hepsinden daha iyi...

Aday olmanın bedeli

'Ötekiler'in sayısı 11. Fransa'da Cumhurbaşkanı seçiminin, Ségolène'le birlikte 12 adayı var. Hepsinin de adaylığı, aylar öncesinden beri belli. Sadece adaylıkları değil, basındaki, televizyonlardaki yoğun yayınlar sonunda, her şeyleri belli...
Tüm geçmişlerinde yaptıkları, yapamadıkları... Öğrenimleri, meslek hayatları, özel hayatları, mali durumları... Başarıları, başarısızlıkları, yetenekleri, zaafları... Hepsini artık herkes biliyor...
Zaten onlar da, bunların herkesçe bilinmesini göze aldıkları için aday olabiliyor...
Fransa'da, başka birçok demokratik ülkedeki gibi, kamusal bir göreve aday olmanın bedeli bu... Kamuoyunun önüne, her şeyinizin bilinmesine ve aylar boyunca tartışılmasına razı olarak çıkacaksınız.
Bu kural, hele cumhurbaşkanlığı gibi, devletin en yüksek yerine aday olacaklar için daha da yoğun olarak işliyor.
(Yani, bizdeki gibi, 'aday olma' veya 'aday gösterme' niyetini son ana kadar gizli tutup, adayın durumunun tartışılmasına fırsat vermeme kurnazlığı işlemiyor Fransa'da...
Bunu 'Fransa'daki seçim halkoyuyla yapılıyor. Bizde 550 kişinin oyuyla yapılıyor' diye izah etmek de inandırıcı değil. Çünkü Almanya gibi, cumhurbaşkanını bize benzer şekilde seçen demokratik ülkelerde de, o marifetin örneği yok. Adaylar orada da çok daha önceden belirleniyor ve tartışılıyor.)
Fransa'da şimdiki Cumhurbaşkanı adaylarının sayısı 12, ama kazanma ihtimali olabilen adaylar, sadece dört... Taksi ve resepsiyon anketlerimden sonra, başka çevrelerde, o 'ilk dört'ün diğer iki ismini seçecek olanlara da rastladım. Bayrou ile Le Pen'in seçmenlerine...
'İlk dört'tekilerin fotoğrafları, son anketlerdeki sıralarına göre sayfanın üstünde... Onlara önümüzdeki günlerde daha geniş yer ayıracağız. Altta da 'son sekiz'dekiler var. Onlara da yeri geldikçe değineceğiz.

Nasıl aday olunur?

Tabii, bu 12 kişi, Fransa Cumhurbaşkanlığı'na aday olmanın şartlarına sahip. 1959 başında yürürlüğe giren Beşinci Cumhuriyet Anayasası'na göre, bu şartlar şunlar:
1) Fransız vatandaşı olmak,
2) 23 yaşını doldurmuş olmak. (Bu yaş sınırı milletvekili seçilme yaşına eşit.)
3) 'Seçilmişler'den 500 imza almak... 'Seçilmişler' şunlar: Yerel yönetimlerde, bölge yönetimlerinde, 'seçim'le görev almış belediye veya bölge yönetimi başkanı veya üyesi olanlar, Fransız Parlamentosu'na 'seçilmiş' milletvekili ve senatörler, Avrupa Parlamentosu'na 'seçilmiş' üyeler... Aday adaylarının, onlardan en az 500'ünün imzasıyla adaylıklarının önerilmiş olması gerekiyor.
Aday olmak isteyenler (veya aday olması istenenler), eğer bu üçüncü maddedeki 500 imzayı toplayabilirlerse, nüfus kâğıtlarını ve imza belgelerini Anayasa Konseyi'ne veriyorlar. Bir de 'teminat' adı altında 2.500 avro civarında bir para yatırıyorlar. Anayasa Konseyi de onların adaylıklarını resmileştiriyor.
***
Tabii, her zamanki gibi bu cumhurbaşkanlığı seçiminde de, o 500 imzayı toplayabilmek herkesin harcı değildi.
Bunu iki büyük parti ile orta boy partilerin adayları kolaylıkla yapabiliyorlardı. Ama, iki büyük partiden aday olmak için daha önce ayrı bir sınavdan geçmek gerekiyordu. Bunu, gerek Sarkozy, gerek Ségolène, partilerinin üyelerinin katıldığı 'parti içi seçim'lerde, başka aday adaylarıyla yarışarak başarmışlardı.
Orta boy partilerde ise, aday tespiti, önemli bir yarışmayı gerektirmeden tamamlanmıştı. 'Fransız Demokrasisi Birliği'nden (UDF) Bayrou'nun adaylığı da, Milli Cephe'den (FN) Le Pen'in adaylığı da, partilerinin üyeleri tarafından doğal sayılmıştı.
'İlk dört'ün dışında, kazanma ihtimali sıfır olan partilerden aday olmak ise, 'parti görevi' sayılıyordu. Çoğunda, o görevi kabul
edenlere itiraz eden olmamıştı.
'Bağımsız' aday olmak isteyenlere ise zaten kimse karışamazdı.
Fakat işte, o '500 imza'yı bulma sorunu... Onu herkes başaramamıştı.
Başlangıçta kendileri veya partileri veya toplulukları adına 'aday adayı' oldukları ilan edilenlerin sayısı 25'ti. Onlardan 13'ü, o imzaları toplayamamıştı. Toplayabilip adaylıkları Anayasa Konseyi'nce ilan edilenlerin sayısı 12'de kalmıştı.
O 12 aday, adaylıklarının resmen ilan edildiği 20 Mart gününden itibaren, artık resmi bir statü kazandılar. En az 'birinci tur' seçiminin sonuna kadar, yani önümüzdeki 22 Nisan akşamına kadar adaylığın tüm avantajlarından faydalanacaklar.
Fransız sistemine göre, Cumhurbaşkanı seçimi için adaylıkları ilan edilenlere, devletçe bazı ayrıcalıklar veriliyor. Televizyonlarda, radyolarda görüşlerini açıklamak için belirli zamanları kullanabiliyorlar.
Ayrıca, onlara; Anayasa Konseyi'nce uygulanan kurallar gereği, afiş bastırmak, toplantı düzenlemek gibi, seçim propagandası etkinlikleri için devletçe mali katkıda da bulunuluyor. Tabii, harcadıkları yeri uygun bir şekilde belgelemek şartıyla, masraflarından önemli bir bölümü, Anayasa Konseyi yönetimindeki fonlardan karşılanıyor.

İki turlu seçim

Fransa'daki seçimler, malum, 'iki tur'lu. 'Birinci tur'da hiçbir aday yüzde 50'nin üstünde oy alamazsa (ki, genellikle alamıyor) iki hafta sonra 'ikinci tur' seçimi yapılıyor. Cumhurbaşkanı seçiminde o tura, sadece en ön sıradaki iki aday katılıyor.
Bu sistem, çok sayıda aday arasındaki seçim yarışında, herhangi bir adayın burun farkıyla öne geçip yüzde 50'nin çok altındaki bir oyla 'zafer' kazanmasını önlemekle kalmıyor. Aynı zamanda, 'birinci tercih'ini tutturamamış olan seçmene, 'son tur'a kalan iki aday arasında bir 'ikinci tercih' yapma imkânı veriyor.
Bu seçimde, genel beklenti, 'ikinci tur'a Sarkozy ile Ségolène'in kalacağı yolunda... Ama anket kuruluşlarının geçen seçimdeki büyük yanılgısı unutulmadığı için '3'üncü adam' ihtimali de gündemden çıkmıyor: Yani, şu dört ihtimal:
# Sarkozy birinci turu kazanır ama, ya Ségolène kazanamaz da, yerine Bayrou geçerse?.. O zaman solcular da Bayrou'ya oy verir, ikinci turu o kazanabilir...
# Veya: Ya Ségolène'in yerine Le Pen geçerse... O zaman solcular Le Pen'e karşı Sarkozy'yi destekler. Sarkozy kazanır...
# Gerçi, 'birinci tur'da Sarkozy'nin elenip, ikinci tura Ségolène'in kalması ihtimali pek konuşulmuyor. Ama öyle bir sürpriz ortaya çıkar da rakibi Bayrou olursa, sağcıların Bayrou'ya oy vermesi beklenir. O durumda da Bayrou kazanır.
# Ségolène'in rakibi eğer Le Pen olursa, sağcıların Ségolène'e oy vermesi beklenir. Ségolène kazanır.

Fransa'da, 5'inci Cumhuriyet Anayasası'ndan beri yürürlükte olan siyasal sistem, 'Yarı Başkanlık Sistemi' diye anılıyor. Buna göre, doğrudan doğruya halkoyuyla seçilen cumhurbaşkanının yetkileri, diğer parlamenter sistemlerindekinden hayli geniştir.
Cumhurbaşkanı, ulusun bağımsızlığının, ülkenin bütünlüğünün, devletin kurumlarının tehlikeye düştüğü ve o tehlikenin acil önlemler gerektirdiği hallerde, olağanüstü yetkiler kullanabilir. Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder. Silahlı Kuvvetlerin şefidir. Büyükelçiler dahil devletin yüksek görevlilerinin atamalarını yapar. Yasaları, daha yürürlüğe girmeden önce, Anayasa'ya uygunluğunun denetlenmesi için Anayasa Konseyi'ne gönderir.
Gerekli gördüğünde Meclis ve Senato başkanlarıyla başbakanlarına
'danıştıktan' sonra, onlar karşı çıksa bile, Meclisi feshedebilir.
Fransa Parlamentosu iki meclislidir. Birincisi, doğrudan doğruya halk oyuyla seçilen Milli Meclis'tir. (Assamblée Nationale). Öteki de Senato'dur (Senat). Üye sayıları ve seçim usulleri yukarıdaki taloda görülüyor. Senato üyeleri, ülkenin çeşitli bölge ve kurumlarından
'seçim'le görevlenen 'ikinci seçmen'lerce seçiliyor.
Meclis ve Senato, yasama organı olarak, 'yürütme'den tamamen ayrıdır. Milletvekilleri ve senatörler hükümet üyeliğine getirilirlerse, parlamento üyelikleri sona erer.
Yasaların anayasaya uygunluğunun, yürürlüğe girmelerinden önceki denetimini 9 üyeli Anayasa Konseyi yapar. 9 üyenin 3'ünü Cumhurbaşkanı, 3'ünü Meclis Başkanı, 3'ünü de Senato Başkanı seçer... Üyelerin görev süreleri 9 yıldır. Konseyin kuruluşundaki düzenlemeye göre, her üç yılın bitiminde, üyelerden üçte birinin görev süresi sona erer.

Fransa'nın sembolleri: Horoz ve Marianne

'Sarkozy mi, Ségolène mi?' veya 'Sarko mu, Ségo mu?' tartışmasında iki tarafın da lehinde, aleyhinde çok şey söyleniyor. Gerek kişisel hayatları, gerek politik görüşleriyle ilgili tüm veriler gündeme getiriliyor. Bunlar üzerinde, daha sonraki yazılarda duracağız. Ama bu tartışmada bir de, adayların görünüşteki en belirgin özelliklerine değinerek tavır alanlar var.
"Fransa Cumhurbaşkanı erkek mi olmalı, kadın mı?"
Bu soruyu, kafalarının içinde, 'erkek olmalı' diye yanıtlayanlar da, herhalde az değildir.
Ama çoğu, o düşüncesini açığa vurmuyor. Çünkü bu, insanlar arasında 'ekek-kadın' ayrımı yapıp, erkeği 'üstün cins' diye görmek anlamına gelir ki, çağımızda artık ilkellik sayılıyor. O düşüncelerini açıktan söylemek yerine Ségolène Royal'ın cumhurbaşkanlığına başka nedenlerle karşı çıkıyorlar.
'Kadın olmalı' diyenlere gelince... Onlardan, Ségolène'in şu veya bu yanını beğenmeyenler bile 'Ben onu seçeceğim. Çünkü bu ülke artık bir kadın başkan çıkarabilmeli' diyorlar.
Hatta bu konu bazı Fransızların kompleks duydukları bir konu. Fransa, demokrasinin beşiklerinden biri olduğu halde, kadının siyasete katılımı açısından hayli geri kalmış bir ülke...
İkinci Dünya Savaşı'nın son yılına kadar, kadınların -bırakınız milletvekili seçilme hakkını, -seçme hakları bile yok. O hak, önce 1944'te başlayan 'Dördüncü Cumhuriyet' döneminde sağlanmış. (Finlandiya'da 1906'da, Danimarka'da 1915'te, İngiltere, Almanya ve Avusturya'da 1918'de, İsveç'te 1919'da, ABD'de 1920'de, Türkiye'de 1934'te sağlanmış.)
Kadınların o hakkı kazanmalarından sonra da, Fransız meclisindeki kadın oranı, uzun yıllar boyunca, öteki ülkelerden çok geride kalmış. Son birkaç seçimdeki kampanyalar sonucunda da çıka çıka yüzde 12.2'ye kadar çıkmış. (İsveç'te yüzde 45, Finlandiya'da 37.5, Danimarka'da 36.9, Avusturya ve Almanya'da 33.9, İngiltere'de 19.7).
İşte bu geri kalmışlık manzarasını ortadan kaldırmak için, bu Cumhurbaşkanı seçiminin bir fırsat olduğunu düşünüyor bazıları... Ségolène Royal Cumhurbaşkanı seçilirse, bu, Fransa'nın 'kadının siyasetteki yeri' açısından da ilerici bir ülke olduğunu göstermiş olacak... Hedefleri bu...
Gerçi bu hedef, sembolik bir hedef... Ama Fransa da, 'sembol'lere büyük önem veren bir ülke... Devletin de bazı sembolleri var. Üstelik bu semboller arasında, erkekler gibi, kadınları hatırlatanı da var...
Önce erkekleri hatırlatan ünlü sembole bakalım:
Malum, bunlardan biri 'horoz'dur. Fransız tarihindeki yeri büyüktür. 'Asterix' kitaplarını okuyanlar hatırlarlar, Fransa, çok eskilerde 'Gaulois' (Asterix'in Türkçesiyle 'Galya') diye anılan bir ülkeymiş. Milattan önceki yıllarda orayı Romalılar işgal etmişler.
Horozun, Galya'nın ve Galyalıların sembolü olması o zaman başlamış.
Bu konuda iki rivayet var:
Birincisi şu: Romalılar Latince konuşuyorlar. Latince'de Galya'ya ('Gaulois'ya) yakın bir kelime var: 'Gallus'... Bu, horoz demek. Romalılar ülkenin adıyla benzeştiği için Galyalıları 'horoz' diye nitelemeye başlamışlar.
İkincisi ise, Fransızların hoşlanmadığı bir rivayet. Şöyle: O zamanki Fransa'nın ülkesine Galya adını Romalılar koymuşlar. Çünkü, oradaki yerli ahaliyi (yani Fransızları) huyları ve yaşam biçimleri açısından horoza benzetmişler. Çünkü 'horoz', Roma toplumunda 'mağrur',
'şımarık', 'çığırtkan' ve 'gürültücü' denilebilecek kimselere benzetilen bir hayvanmış. Romalılar işgal ettikleri Fransa topraklarındaki yerli ahaliyi görüp tanıdıktan sonra onlar için, o kelimeyi kullanmışlar.
'Galya' ve 'Galyalılar' adı o şekilde oluşmuş.
Tabii, o zamanki Galyalılar ve sonraki Fransızlar, ikinci rivayeti kabul etmemişler. 'Horoz'u, "irade sahibi", "liderlik vasıfları güçlü", "güvenilir" insanlara benzer bir hayvan olarak görmüşler. Bu anlayış içinde de, onu Fransa'nın resmi amblemi olarak kabul etmişler.
Devlet adına horozlu paralar madalyalar basılmış... Binaların kapılarına horoz amblemi konulmuş... Başka devletlere karşı kazanılan savaş zaferleri, 'Horozun zaferi' diye kutlanmış. (Mesela, 1665'te, amblemi aslan olan İspanya'ya karşı kazanılan bir zafer için, 'Fransız horozu İspanya aslanını yendi' diye resimler yapılmış.)
1789'daki Fransız ihtilalinden sonra da duvarlara süs olarak asılan tabaklara 'özgürlük için şarkı söyleyen' horozların resimleri işlenmiş.
Daha sonra ise karşısına yeni bir rakip çıkmış horoz'un. Karşı cinsten bir rakip: Marianne... O da 'kadın'ın sembolü...
Devletin amblemi olarak o kabul edilmiş... Ve bugün de Fransız Cumhuriyeti'nin amblemi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious