Bekir Coşkun neden özür dileyemiyor?

Bekir Coşkun neden özür dileyemiyor?.12077
  • Giriş : 09.09.2007 / 14:21:00
  • Güncelleme : 31.08.2016 / 23:21:16

Yeni Aktüel yazarı Alper Görmüş, bu haftaki yazısında "Bekir Coşkun portresi" çiziyor. Alper Görmüş'ün ilginç tespitlerde bulunduğu yazı şöyle

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Delili kendi varsayımı olan yazar

Herkes gibi benim de bazı takıntılarım var. Mesela, yazılarına şu türden reçelli cümleleri bolca yerleştiren bir yazar hemen duraklatır beni:

"Ben bu ülkeyi severim. 125'inci alayda askerliğimi yaptım. Nöbet tuttum. Mataramı parlattım, potinlerimi kaybettim. Askerlikten kaytarmak için rapor-mapor almadım..."

Ya da şu türden:

"Bu yurdun taşını, toprağını, sulaklarını, denizlerini, ırmaklarını, yaylalarını, kedilerini, kirpilerini sevdim, tanıksınız." (Listenin hiçbir yerinde "bu yurdun insanları"nın geçmemesini lapsus efendinin hınzırlığı sayıp geçelim.)

Takıntılarınızı o kadar da küçümsemeyin, bazen gayet isabetli kriterler kılığında çıkabilirler karşınıza. "Reçelli cümleler"le ilgili takıntı-kriterim beni nadiren yanıltır mesela.

İş bu kadarla kalsaydı, bir yolunu bulup Türk basınının reçelli cümleler şampiyonu Bekir Coşkun'la yıldızımı barıştırabilirdim. Onun insan dışı varlıklara yönelik hakiki sevgisi mesela; bu bana yetebilirdi.

Fakat ne yazık ki Bekir Coşkun haftada sadece bir gün hayvanlar ve bitkiler üzerine yazıyor. Haftanın beş günü ise "insan"ı anlatıyor ve işte o zaman hayvansever yazarımıza beslediğim bütün sempati bir anda uçup gidiyor.

Bekir Coşkun'un "insan"ına geleceğiz, ama önce onun anlata anlata bitirilemeyen yazarlığına bakalım biraz.

Sabah yazarı Emre Aköz güzel özetlemişti işin bu yanını:

"Akıcı, kıvrak, okunması kolay bir üsluba sahip. Eski tür 'fıkra' yazarı: Kelime oyunlarını seviyor. Cümleleri kısa. Çarpıcı benzetmeler yapıyor. Fikri, ideolojisi, dünya görüşü var elbette ama bir ' fikir yazarı' değil. Yani kavramları kullanarak, mantık zinciri içinde, verilerle, olgularla destekleyerek, düşüncesini bir noktadan alıp diğerine ulaştırmıyor."

Doğru, ama bence Bekir Coşkun'un yazarlığının alâmet-i fârikasını vermiyor bu satırlar. Tabir caizse biçimini güzel özetliyor da özünü es geçiyor. O öz şudur: Yazar yazılarını kendi varsayımlarının doğruluğu, kendi dar ve kişisel gözlemlerinin mutlak geçerliliği üzerine kurar. Üzerinde kalem oynattığı konuya ilişkin, geçtik daha önce ortaya konan teorileri, araştırma sonuçlarını bile dikkate almaz. Diyelim mesele Coşkun'un kadim konusu kadınların türban takmasıysa, o bütün yazılarını "başın zorla kapatılması" üzerine kurar, bunun dışındaki bütün verilere, araştırmalara gözlerini kapar. Bir Bekir Coşkun varsayımı dünyanın bütün araştırmalarından daha güvenilirdir!

Alın mesela içinde "Özgür kadın temizdir. Öyle kirli çorapları, kokan ayakları, tıraşsız yüzü, gülyağından parfümü olan erkeği sokmaz yatağına" türünden inciler barındıran "Özgür kadın" başlıklı yazısınıYazara bakılırsa, bu kadın türü hiç dayak yemezmiş. Bilmiyorum, sadece kendi gazetesinde kaç "modern kadınlar da dayak yiyor" yazısı yayımlandı. Ama dediğim gibi, bunların, Bekir Coşkun'un varsayımlarının yanında hiçbir değeri yok.

"Aptallarsalaklarmanyaklar"

Türkiye'nin en jakoben köşe yazarı zannedildiği gibi Emin Çölaşan değil. Yazılarındaki mizah nedeniyle ilk anda fark edilmese de bu işin basındaki şampiyonu Bekir Coşkun'dur. Çölaşan yönetenlerle uğraşır, Coşkun ise yönetilenlere yöneltir oklarını.

Şu başlıklara bakın bir: "Ulusal salaklık", "Aptal sayımı", "Manyak sayımı"

Şu cümleye bakın: "DİE 'Aptal sayımı' yapmaz. Çünkü uğruna 'herkes mutlu' sayımı yaptıkları siyasi iktidarın, nasıl 'iktidar' olduğu ortaya çıkar."

Hakareti çok seviyor fakat harbi değil. Anonimliğe sığınıyor ve en geniş anlamıyla "halk"a giydiriyor. Grup tanımı bile yapmıyor ki, başına iş açılmasın.

Alçakgönüllü gibi görünüyor fakat haddinden fazla kibirli. Bu yüzden özür dileyemiyor. En son Tarhan Erdem'in seçim öncesi açıkladığı araştırma sonuçlarını "Allah'a şükretmeliyiz ki bu erdemli tarhana yoklamalar hiçbir zaman tutmuş değil" diye alaya almıştı.

Buna karşılık aynı şeyi yapan Emin Çölaşan, seçimden sonra açıkça özür dilemeyi de bilmişti.
Yazarımızın, şaşırmayın, ırkçı eğilimleri var. Geçen hafta bir grup tarihçi, Türk Tarih Kurumu Başkanı'nı ırkçılıkla itham ederlerken "Belirli bir topluluğu belirli karakter ve tutumlarla özdeşleştirmek de açık bir ırkçılıktır" demişlerdi.

Bu ırkçılık kriteri, Coşkun'un, kategorileştirmeyi çok seven zihninin ürünlerinden çoğuna uyar. Mesela onun ünlü yazılarından biri olan "Türbanın dili vardır"daki şu satırlara: "Kapalı eş, bir karakteri anlatır bize. Tutucu, dinci, Arap kültürünü ve yaşam biçimini seçmiş kimsedir karşımızdaki. Cumhuriyetin devrim yasalarını sevmez. Kadın, onun için ikinci sınıf insandır ve kadının özgürlüğü elbette sınırlıdır. Erkek erkeğe sohbetlere bayılır. Kadınının konuşmasından hoşlanmaz."

"Kapalı eş"i olan bütün erkekler şudur, budur"Belirli bir topluluğu belirli karakter ve tutumlarla özdeşleştirme"ye bundan güzel örnek olabilir mi? Bu ırkçılık tanımı biraz ince mi geldi? O zaman buyurun daha kabasına:

"Arap, torbayı görünce satar mı ülkesini? (Onun aklı bile; demokrasinin erzak torbasının içinde olmadığına yetiyor..."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious