Benden ancak çakma türbanlı olur

Benden ancak çakma türbanlı olur.10988
  • Giriş : 27.10.2008 / 16:54:00

"Kedileri de seviyorum, Başbakan'ı da. Başbakan'a zarar vermek isteseydim onu kediye benzetmezdim" diyen Hülya Avşar, kurban ile ilgili sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hülya Avşar neredeyse 30 yıldan bu yana gündemimizde. Son zamanlarda ise tarzını değiştirdi. Kimilerine göre yaşlandığı için, kimilerine göre artık, "ağır abla" olmak istediği için. Ona göre ise kendisini yeniden tanımlıyor. Hülya Avşar'ı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı röportaj ve sonrasında Başbakan'ı kediye benzetmesinden sonra yaşanan olayların ardından aramayı düşünmüştüm. Buna bir de Doğu ve Güneydoğu problemleri ile ilgili çıkışları eklenince bu röportajın kaçınılmaz olduğuna inandım. Türkiye'nin starının, star olmak, tepede kalabilmek ve bunun bedelinden tutun da en ciddi konulara kadar söyleyecekleri olduğunu gördüm. Biliyorum söylediği birçok söz yine tartışılacak. Özel olarak şunu söyleyebilirim ki, Hülya Avşar'ı bir kadın olarak güzel buldum. Samimiyeti en çok etkilendiğim özelliği oldu. Türkmax için yaptığı programı öncesinde yaptığımız röportaj her ikimiz için de keyifliydi...
 
Hülya Hanım önce güzellik yarışması sonra sinema sanatçılığı, şarkıcılık, dergicilik, köşe yazarlığı, şimdi de TV programı yapıyorsunuz. Ama sanki son zamanlarda özellikle TV programlarında başka bi platforma doğru da kaydınız. Örneğin, programlarınızda Başbakan ve diğer siyasileri de konuk etmeye başladınız.

Kendimi yeniden tanımlıyorum. Aslında daha doğrusu yaptıklarım bana yetersiz gelmeye başladı. Hep magazinde bulunan, sürekli gündemde olan ama hep aynı şeyleri yapan bir sanatçı beni sıkıyor. Ben bu tür insanları görmekten de sıkılıyorum. Kendimden sıkıldım, yaptıklarım bana zevk ve keyif vermemeye başladı. Heyecanımı yitirmeye başladım. Dolayısıyla tamamen farklı bir yol seçmek için heyecanımı tekrar hissedebilmek için nadasa bıraktım. Bu arada da kendimi dinlediğimde karşıma bambaşka bir Hülya çıktı. Yaşadıklarımı yazmak şimdi bir kitap haline dönüşüyor. Şimdi artık lay lay lom, kakara kikiri gibi showların yerine; gelen konuklara tecrübe ve bilgi birikimimi kullanarak soru sormasını başarabilen bir kişi olmak istedim. Bunun dışında da televizyon ve sinemanın dışında da başka bir şey yapmayı düşünmüyorum açıkçası. Kendimi de küçülttüm, yaptıklarımı da küçülttüm.
 
Ama bu çizgide sanki yeni bir şey de kattınız kendinize siyaset gibi...
Sanat siyasete değil de, siyaset sanata karışmalı.
 
Nasıl yani biraz açabilir miyiz?
Yani siyasetçilerimizin aslında hepsinin birer sahne şovu yaptıklarını düşünüyorum. Bu sebepten dolayı, magazinsel güncel talk şov arasına siyaseti de kattım. Çünkü bana göre, asıl en büyük şovu yapan siyasetçiler. Çok gözümüzde büyüttüğümüz siyasetçiler aslında şov yapıyor. Basit sorularla onları çözebileceğimizi test ettim ve gerçekten de bunun böyle olduğu ortaya çıktı. En önemli siyasetçimiz bile, Başbakan bile karşınızda ister istemez yelkenlerini suya indiriyor. Ve sorulan basit sorularla halkın dilinden konuşabiliyor. Şimdi bir haberciyle, bir siyasetçinin konuşmasını düşünün. Siyasetçi konuşmaya, "bakınız" diye başlıyor. Haberci de son derece insanların anlayamayacağı terimler kullanarak, ekonomiyi ya da politikayı eleştiriyorlar. Birbirini ağırlayan iki insandan başka bir şey değiller.
 
Siz kendinizi nerede görüyorsunuz?
Ben asla haberci değilim, asla siyasetçi değilim. Sıradan soru soran, gerçekten halkın anlayacağı dilden konuşan ve halkın siyasetçileri daha kolay anlayabilmeleri için bir köprü olarak görüyorum kendimi. Çünkü siyasetçilerimiz ve habercilerimiz o garip terimleri kullanarak, aslında çok bilgili, kültürlü, birçok insanın ulaşamayacağı yerde oldukları hissini veriyorlar halka. Belki değiller. Bir sanatçı, bir siyasetçiden çok daha zekidir. Bir sanatçı topluma, halka, bir siyasetçiden çok daha rahat ulaşabiliyor. Dolayısıyla ben de siyasetçileri gözünüzde bu kadar büyütmemeniz gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Aslında onlar da ne yaptıklarını bilmiyorlar, sadece muhalif olmak için konuşuyorlar, konuşmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Mesele bu.
 
Başbakan deyince ben sormadan edemeyeceğim. Kedileri sever misiniz?
Severim evde kedim de var.
 
Bütün kedileri sever misiniz?
Ben Başbakanı seviyorum. Başbakan'a gerçekten onu germek yada zarar vermek amaçlı bir söz söylemek isteseydim onu kediye benzetmezdim, onu direk söylerdim. Beni eleştirmek istediler, bence kullanıldım.
 
Nasıl biraz açabilir misiniz?
Kullanıldım bana göre. İktidar anlamında da kullandılar, parti anlamında da kullandılar. Benim sözümü gündeme getirmek istediler.
 
Başbakan'la konuştunuz mu? Bu kullanıldım meselesini en azından.
Kullanıldım derken, ettiğim sözü güncelleştirmek istediler. Medyanın da hoşuna gitti. Farklı bir şey geldi kulaklarına. "Yapacak bir şey bulamıyoruz, çok da fazla magazinsel, hem de Hülya Avşar, hem de Başbakan bu çok hoş bir kelime" deyip kendilerine yazacak bir şey buldular.
 
Çok ağır eleştirenler de oldu. Mesela Ahmet Hakan sizin için Freud benzetmesi yaptı?
Ahmet Hakan'ın kendisi de ağır zaten. Onu ben hayatım boyunca üzeceğim herhalde. Hiçbir zaman ilerleme kaydedemeyen, kendini bulamayan bir adam. Nereye ait olduğu konusunda kendisi büyük problem yaşıyor. Bir dinciyim havasına giriyor, bir elinde şarapla barlarda geziyor, böyle bir adam Ahmet Hakan. Kendine bir imaj edinmeye çalışan, kendi ağır vaka zaten. Ağzından çıkanlarda ağır olabilir, çok normal.
 
Zaman zaman değişik çıkışlarınız oluyor. Bunlardan bir tanesi kurbanla ilgili. Bu konu da çok eleştiri de aldınız. "Hayvan keserek bayram yapan bir dini aklım almıyor. Kurban kesmek akıl dışı" dediniz. Biliyorsunuz din de mantık yok daha çok inanç ön plandadır.

Yanlış anlaşıldı ve bunu ben söylemedim. 9 yaşındaki bir çocuğun söylemiş olduğu sözü oraya taşıdım. Bunu ben söylemişim gibi algılıyorlar. Hayır, dokuz yaşındaki bir çocuğun söylediği sözü aldım, yazı şekline çevirdim. Tabi sokaklarda kurban keser, kanları şakır şakır sokaklara akıtırsak 9 yaşındaki bir çocuk, nasıl kurban keserek, bir hayvanın canına kıyılarak bayram yapıldığını anlayamaz.
 
İslam dininin gereklerinden bir tanesi ama kurban kesmek. Mantıkla çatışabilir ama inanç...
Herkesin kendi düşüncesi diye düşünüyorum. Ama birazcık da çağa ayak uydurmalı.
 
Bir ara hacca gitmeye de düşündüğünüzü söylemiştiniz.

Hacca gitmeyi düşünmedim. Ama ben zaten hacca gitmeden de bir takım şeyleri ulaşabileceğimi düşünüyorum. O yanlış bir bilgi.
 
En son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ü programınıza konuk edeceğiniz şeklinde haberler çıktı. Bunun üzerine Köşk'ten bir açıklama geldi. Bu olay nedir öğrenebilir miyiz?
Onlardan gelen bir istekti.
 
Kimden geldi tam olarak?
Toplusal bir proje kapsamındaydı. Hayrünnisa Hanım da konuk olacaktı. Biz de okey dedik. Sonra köşkten gelen habere göre, Hayrünnisa Hanım'ın bu durumdan haberi olmadığını öğrendik.
 
Köşk'ten böyle bir açıklama olduğu gün şaşırdınız mı? Aradınız mı?
Hayır, hayır şaşırmadım, aramadım da. Çünkü oradan beni Abdullah Bey"in herhalde yakınları, çalışanlarından biriydi aradı ve kibarca izah etti. Ben de durumu izah ettim. Çok da üzerinde durmadım.
 
Konuk etmek istiyor muydunuz? Hayrünisa Hanım'ı?
Sevinirdim, mutlu olurdum. Tabi ki isterdim, istiyorum da ama bizden bir teklif gitmedi. Onlardan bir teklif gelmişti. Onlar da, "hayır" diyorlar, böyle bir durum oldu.
 
Mesela neyi konuşurdunuz?
Daha duygusal anlamda, daha kadınsı meseleler. Siyaset konuşmayı pek düşünmezdim. Başörtüsünü konuşmak isterdim.
 
Sizce ne anlama geliyor? Anlayabiliyor musunuz?
Hiçbir şey anlamıyorum. O kadar küçük yaşlarda evlenmek sonra...
 
Sizde sanıyorum o yaşlarda evlenmiştiniz?
Bende o yaşta evlendim ama benim evlenme şeklimle, onun evlenme şekli bence farklı.
 
Nasıl yani?
Ben çocuktum, âşık oldum. Annem babam imzaladı, gittim evlendim. Ama orada başka bir şey var bence.
 
Ne var?
Kızın, kadının başı örtülmeli, belki dört eşe de izin veriliyordu. O mantaliteyi merak ediyorum. Mesele bu evlenmek amacı neden bu kadar? Evde kız çocuklarına verilen değer neydi? "Aman, aman kızım var bir an evvel evlensin gitsin" mi diyordu aile? 
Biliyorsunuz birde tartışılan bir konu var Adalet Bakanlığı'nda. 14 yaşındaki kızların evlenmesine izin verilmesi, hatta tecavüze uğrayan kızların da tecavüzcüsü ile evlenmeyi kabul ettiği takdirde, suçunun ortadan kalkması noktasında.
Tartışılacak hiçbir tarafı yok, olmaması lazım. Bunu tartışıyor olmak bile çok ayıp. Tecavüzcünün eline vererek o kadını, hayatını mahvetmek, müebbet hapse sokmak.
 
Siz Başbakan'la yaptığınız bir röportaj sonrasında, "Korkulacak bir şey yok. Laiklik elden gitmez" dediniz. Tayyip Bey'in Türkiye'yi İslam cumhuriyeti yapma noktasında bir hayali olmadığına dair izlenim edindiğinizi söylediniz. Fakat önceki gün Anayasa Mahkemesi türbanla ilgili gerekçeli kararını yayımladı. Ve o gerekçeli kararın gerekçesi çok ağır, tamamen bu durumu laikliğe karşı yapılmış bir davranış olarak görüyor.
Onların asıl niyetinin gerçekten bunu bir İslam cumhuriyeti kurmak noktasında takmadıklarını söyledim.
 
Siz hâlâ aynı noktada mı duruyorsunuz?
Türban simge öyle düşünelim. Ben hâlbuki o söylenen simge kelimesinden dolayı, bir hata olduğunu düşündüklerini düşünüyorum ama bunu açıklamıyorlar. Bunda geri adım atmıyorlar hissiyatına kapıldım. Ağızdan çıkmış bir sözdür. Hani, "Ananı da al git" sözü gibi geldi açıkçası. Orada Başbakanımıza bir soru sormuştum. "Gelininizin başı açık olursa" diye. Şimdi bir Başbakan, birçok insanın izlediği ortamda, "Kendi bilecekleri şey" derse bu demokratik bir durumdur diye düşünüyorum. Bir de ben başı açık insanlara çok güveniyorum. Buna izin vermeyecekler gibi geliyor bana. Başbakanımızın da, buna bu şekilde baktığını ve bunu hissettiğini hissettim. Biz ona izin vermeyiz gibi geliyor. Onlar da bunun farkındalar. Dolayısıyla da bunun üzerine çok fazla gitmeyecekler. Çok fazla başörtüsü meselesine girmeyecekler, bu meseleyi kapatacaklar. Kolay kolay başörtüsünü Türkiye'de oturtamazlar gibi geliyor.
 
Ama bir çoğalma olduğu da gerçek AK Parti iktidarından sonra. Bazıları bunu iyimser olarak, "Evdeki kadın sokağa çıktı" diye yorumluyor. Bir kısmı da özellikle Başbakan ve Cumhurbaşkanı eşlerini rol model alan kadınların örtünmeye başladığını söylüyor. Hatta daha ileriye gidip, devlette ya da hükümette işi olan ya da iş almak isteyen kişilerin eşlerinin başlarını örttüğünü iddia ediyor.
Evet, böyle bir şey de yazmıştım. Korsan başörtülüler diye yazmıştım. Bence tehlike nerede başlar biliyor musunuz? Bundan sonraki seçimlerde AK Parti aynı oranda ya da daha yüksek bir oy alırsa.
 
Peki, yerel seçimlerde en az yüzde yetmiş belediyeyi alacağı söyleniyor. O zaman bir tehlike söz konusu olacak mı? Size göre?
Belediyelere ve yaşadıkları bölgelere göre, belediye başkanlarına güvenen insanlar var. Çünkü o çok önemli. Belediye başkanları, AK Parti'nin belediye başkanı diyelim ki Zeytinburnu Belediye Başkanı. O Zeytinburnu bölgesini çok rahat etkiliyor bence, içten içe de etkiliyor. Mahallede komşuluk rahat yaşansın diye de, insanlar rahat yaşasın diye de, sokak baskısı meselesi de devreye giriyor. Korsan türbanlılar, çakma türbanlılar çoğalacak.
 
Nasıl yani korsan, çakma türbanlı?
Her türbanlıyı kendinden zannedecekler, bence bu onlar için iyi değil.
 
Kaç çeşit türbanlı var? Onları nasıl ayırt ediyorsunuz?
Bazıları, gerçek türbanlıların yerine iş bulmak için yada kendilerini kabul ettirmek için türban takacaklar. Bunlar korsan olacak. Sonra mecburi olursa, bizler de türban takarsak yani, o da çakma olacak. Mesela benden olsa olsa çakma türbanlı olur.
 
Köşkün açıklaması Başbakan'la ilgili kedi benzetmesi yaptığınız döneme denk gelmesi masum bir tesadüf olabilir mi?
Emin değilim ama olabilir.
 
Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz korktular mı? Çekindiler mi? Onlar da bir benzetmeyle karşı karşıya kalmamak için önlem mi aldılar?
Ben son derece yanlış yaptıklarını düşünüyorum. Ben Başbakan'ın yerinde olsaydım, danışmanlarıma derdim ki,"Basına şöyle bir beyanat verin: Teşekkür ederim. Ne kadar güzel bir şey Hülya Hanım beni kediye benzetmiş, kedileri çok severim." Mutlaka öyle bir beyanat verdirirdim. Hayrünnisa Hanım'ın da, özellikle gelip orada gayet medeni, hoş bir sohbet yapmasını isterdim eğer danışmanı olsaydım.
 
Korkularla mı yaşıyorlar. Ya da kendilerini öteki gibi mi görüyorlar. Siz nasıl görüyorsunuz?
Öteki gibi görüyorlardır mutlaka ama bunu Hayrünnisa Hanım için söyleyemiyeceğim. Ama korkusu vardır. Kendi yaptığı şey, kendi de biliyor ki toplumda çok sevilen bir şey değil. Çok tepki alınabilir. Bu korkuyla yaşayıp aslında çok daha çağdaş, modern başörtülü, Cumhurbaşkanı hanımı olduğunu da gösterebilir.
 
 
First Layd'nin giyim tarzı çok rüküş

 
Hayrünnisa Hanım'ın görünüşü sizce çağdaş mı? Örtünme şekli, giyimi…
Hiç değil çok rüküşler.
 
Türbanlı da şık olunabilir mi size göre? Siz hiç türban şıklığı denemeyi düşündünüz mü?
Şapka takarak evet.
 
Emine Hanım'la, Hayrünisa Hanım'la bir arada, bir ortam da bulundunuz sanıyorum.
Emine Hanım'la evet ve severim de. Hayatımda tanıdığım en zeki insanlardan birisi.
 
Beraber olduğunuzda hiç bu konuları, mesela türbanı konuştunuz mu Emine Hanım'la?
Hayır, hayır hiçbir zaman. Emine Hanım'la bir araya gelmemiz tamamen tesadüf ama özel bir sevgim var. Çok daha önceden tanışıyorduk çünkü çok önceden tanışıyoruz. Onun da bana bir sevgisi olduğunu düşünüyorum.
 
HÜLYA AVŞAR KİMDİR?
1963'de Balıkesir'de doğan Hülya Avşar, Ankara Cumhuriyet Lisesi'nden mezun oldu. Daha sonra D.S.İ. Kulübü'nde yüzmeye başlayıp birçok müsabakaya katıldı. 1982'de İstanbul'a taşındıktan sonra "Bulvar" gazetesinin düzenlediği güzellik yarışmasına katılıp birinci oldu. İlerki tarihlerde sinemaya adım attı ve 70'e yakın filmde başrol oynadı. Moskova'daki uluslararası sinema festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. Kariyerine müzik eğitimi aldıktan sonra müzikaller, yurtiçi ve yurtdışı konserleri, 6 albüm ve bir single ile devam etti. Vakıf ve derneklere büyük ilgisi olan Avşar, köşe yazarlığı da yapmaktadır.
Başbakan Erdoğan'ı "kedi"ye benzettiği için son günlerde adından çokça söz ettiren Hülya Avşar çarpıcı açıklamalarıyla yine gündem oluşturacak.

HABER7

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*