Benjamin Button'un ilginç hikayesi

Benjamin Button'un ilginç hikayesi.12112
  • Giriş : 06.02.2009 / 11:29:00

Eskiden doğumun evlerde olması tercih edilirken Tıp Tanrılarının kararı ile hastane odasında doğmasına karar verilen Benjamin Button, doğduğunda onu görenler gözlerine inanamadı:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Dövüş Kulübü ile tanıdığımız yönetmen David Fincher, Yedi'den sonra bu kez "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi" filmiyle sinameya çağırıyor seyircileri.

Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi, ünlü senarist Eric Roth tarafından F.Scott Fitzgerald'ın eserinden sinemaya uyarlanmış... Aslında filmde Amerikan edebiyatının bol ödüllü yazarlarından Scott F. Fitzgerald'ın çarpıcı öyküsünden yararlanılmış demek daha doğru olacak sanırız. Çünkü film, 'Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi' zekice kurgulanmış, uzun süre hafızalardan çıkmayacak muhteşem öyküsü çerçevesinde I. Dünya Savaşı'nın sonunda başlayıp günümüze uzanan bir zaman diliminde Brad Pitt ile Cate Blanchett'ın permonsları oldukça dikkat çekici. Her iki oyuncu da öykü kahramanlarının değişik yaşlarındaki oyunculuklarında oldukça başarılılar. Fimin makyaj başarısının da oyuncuların takdirlik yorumlarında başarısı büyük...

Scott F. Fitzgerald'ın orjinal öyküsünde ise "Benjamin Button 1860 yılında dünyaya gelir. Ama herkes bebek olarak doğarken, o gizemli bir şekilde yaşlı olarak doğar ve gençleşmeye başlar. Yaşlılıktan gençliğe doğru ilerlerken hayatın cilveleriyle karşılaşır. Sırasıyla savaşa katılır, iş hayatına atılır, aşık olur, evlenir ve çoluk çocuğa karışır. Daha sonra üniversiteye, ardından liseye gider. Anaokulundan sonra, iyice küçülür ve sonunda hemşirenin kollarına döner..."

Keskin bir sosyal hayat eleştirisi sunan bu tuhaf ama görkemli hikâye Fitzgerald'ı Amerikan edebiyatı tarihinin en iyi yazarlarından biri haline getirdi.

Kitabın öyküsü normalde Benjamin Button'un doğumhanede dünyaya gelmesiyle başlıyor. Ve ilk sosyal eleştiri de "1860 kadar eski yıllarda, doğumun evde olması uygun görülürdü. Şimdi ise bana söylendiğine göre, tıp tanrıları bebeğin ilk çığlıklarının bir hastanenin, anastezi kokulu odalarında duyulması gerektiğine karar vermişler" diye okura yansıtılır.

Film ise öyküye yine bir hastane odasında ama bu kez Benjamin Button'un ölüm döşeğindeki eşi Daisy'nin (Cate Blanchett) görüntüsüyle başlıyor. Sürekli olarak hikâye anlatan Daisy, önce bir saatçinin hikâyesiyle başlar anlatmaya.

Saatçinin oğlu, I. Dünya Savaşı sırasında ölmüştür. Oğlu gibi yitip giden sevdiklerini belki geri getirir düşüncesiyle tersine işleyen büyük bir saat yapıp tren istasyonuna asar. Saatçinin oğlu geri gelmez; ama garip bir şey olur: Savaşın resmen bittiği gün, doğum sırasında annesini kaybeden yaşlı bir bebek dünyaya gelir. Vücudu, yüzü kırışıklıklar içerisindedir. Babası, bu garip çocuğu kaptığı gibi yaşlılar evinin önüne bırakır. Queenie adındaki bir bakıcı bebeği bulup ona Benjamin ismini verir. Her gün ölecek düşüncesiyle baktığı bebek, yıllar geçtikçe gençleşmektedir. Yaşlılar evinde çocukluğu geçen Benjamin, daha o günlerden Daisy'ye ilgi duymaktadır. Yıllar içinde denizcilik yapmaya başlar. Yeni deneyimler yaşar, âşık olur, farklı yerler görür. Eve döndüğünde 50'li yaşlara kadar gençleşebilmiştir. Daisy ise gençlik yıllarındadır. Aradaki yaş farkının büyüklüğü Benjamin'i oradan uzaklaştırsa da kader onları yolun yarısında kavuşturur. İkisi de 40'lı yaşlarını yaşayan Benjamin ve Daisy, hayatlarının en güzel günlerini birlikte geçirirler. Fakat tersine akan hayatları onların geleceğini akıl almaz bir şekilde etkileyecektir...

Haber 7 Kültür Sanat servisi olarak size önerimiz şu; Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi adlı filmi görmek için sinemaya gitmeden önce bir kitapevine uğrayın ve Profil yayıncılıktan 4.90 YTL üzeri fiyatla satışa sunulan o muhteşem öyküyü okuyun. Sonra o öykünün sinemaya nasıl uyarlandığına şahitlik edin. 78 sayfa olmasına rağmen akıcı öyküyü sıradan bir okur yaklaşık yarım saatte keyifle okuyup bitirebilir. Yani sinema salonunda filmin saatini beklenken bile okuma şansınız var...

Bizden söylemesi. Çünkü gerçekten öyküyü okumanın verdiği haz ile onun sinemaya uyarlanmış halini seyretmenin arasındaki fark dağlar kadar büyük. Ama ikisini birden tatma şansına sahipseniz bu daha büyük bir haz...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*