Beyrut’tan mektup var!

  • Giriş : 15.08.2006 / 00:00:00

Lübnan’dan Başbakan’a içleri burkan mektup.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Eşkiya çetesininin kaynağını kurutmak için, kendi çıkarlarının gerektirmesine rağmen, Kuzey Irak’a asker gönderme konusunda tereddüt içerisinde olan Türkiye, İsrail-Amerikan planları çerçevesinde Mehmetçik’i Lübnan ateşinin içerisine atacak mı?!.

Hani şu ’askerinizden başka paraya çevirecek neyiniz var?’ diye sorup dalga geçen ve Türkiye’nin içerisine ’uzantıları’ ile postu sermiş olan uluslararası tefeci Soros, haklı mı çıkacak?..

Beyrutlu yurtseverler Başbakan Erdoğan’a şöyle sesleniyorlar: Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ün yürüttüğü mücadele de Türkiye, emperyalist güçlere karşı koymada mazlum halklara örnek olmuştur.

Ayrıca İsrail’in Filistinliler’e ve Lübnanlılar’a karşı uyguladığı ve zatıalinizin ’devlet terörü’ olarak, Bülent Ecevit’in de bizzat ’soykırım’ olarak nitelediği zulme karşı Türkiye tavır alabilmiştir. 21. Yüzyıl’ın başında bizim Mustafa Kemal Atatürk döneminden daha geri bir aşamada olmamızı kabul edebilir miyiz?

Muhammed Nurettin, 09 Ağustos 2006 tarihli mektubuna ’Türkiye Başbakanı Sayın R. Tayyip Erdoğan, bu mektubu talihsiz Lübnan’dan zatıalinize yazıyorum... Duruşunuz, nezihliğiniz, dinamizminiz nedeniyle sizin en büyük hayranlarınızdan biriyim.

Ayrıca okuduğunuz şiir yüzünden mahkumiyetiniz sırasında sizi en fazla savunanlar arasında yer aldım. Fotoğrafınızın ve ’Bu Şarkı Burada Bitmez’ sloganınızın yer aldığı poster, Beyrut’ta Stratejik Araştırmalar Merkezi’ndeki ofisimde hala asılı durmaktadır.’ diye başlıyor...

Askeri, İsrail istiyor

Mektubunun ’dostça’ olduğunu belirten Nurettin şöyle devam ediyor: İlişkilerin gergin olduğu dönemde Türkiye’yle sıkı ilişkiler kurma fikrini en fazla savunanlardan biriydim. Arap ve Müslüman ülkelere yönelik açılım politikasını uygulamaya başladığınızda en fazla sevinenler arasında yer aldım. Bu girişten sonra açık mektubuma şu hususlarla devam etmek istiyorum: Sayın Başbakan, iki koşulun gerçekleşmesi -yani BM’nin karar çıkarması ve ateşkesin sağlanması durumunda- Lübnan’ın güneyine gönderilecek muhtemel bir ’uluslararası güce’ Türkiye’nin de katılabileceği yönünde çeşitli haberler ve zatıalinizin açıklaması bulunmaktadır. Bundan hareketle şu noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum: Bu iki koşulun gerçekleşmesi tek başına yeterli olmayacaktır. Zira önemli olan, bu uluslararası gücün çalışma şekli, görevi ve üstleneceği misyondur.

Gücümüz engellendi

Bu gücün oluşturulması, özellikle İsrail’in talebidir. Nitekim İsrail, Lübnan’a yönelik gerçekleştirdiği saldırı ve tahrip operasyonunda başarısız kalınca, emellerini Lübnan’ın güneyinde konuşlandırılacak, Hizbullah’ı silahsızlandıracak ve İsrail-Lübnan sınırından uzaklaştıracak bir uluslararası güç aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Türkiye, böyle bir göreve iştirak edecek midir?

Barış gücü önerisinin gerçek amacı..

İsrail ve Araplar arasında nihai ve kapsamlı bir barışın oluşturulamaması sonucu Lübnan’ın güneyi istikrarsız bir bölge olarak kalacaktır. Barındırdığı etnik gruplar açısından Lübnan, böyle bir barışa imza atacak en son Arap ülkesi olabilir. Bu nedenle, önerilen uluslararası güç istikrardan yoksun bir ortamda görev yapacaktır. Bu gücün Lübnanlı yerel silahlı güçlerle çatışmaya girme ihtimali de bulunmaktadır.

Lübnan’ın güneyinde yaşayan insanlar, kendilerini savunma konusunda devletlerine veya hükümetlerine güvenmemektedir. Lübnan Devleti, geçen 50 yıl boyunca İsrail saldırılarına karşı kendi ordusunu güçlendirememesi ve silahlandıramamasının gerekçelerini ’Lübnan’ın gücü, zayıflığında saklıdır’ sloganıyla aklamaya çalıştı.

Hizbullah partidir

Bu bölge halkı Hizbullah sayesinde sadece kendilerini savunmakla kalmamış, dahası topraklarını işgalden kurtararak bu devletin kuruluş tarihi olan uğursuz 1948’den beri ilk kez İsrail’i, asker” hezimete uğratmıştır. Bu halk, hiçbir uluslararası gücün kendilerini koruyacağına inanmayacaktır. Özellikle bu önerinin ve oluşumun ardında İsrail, BM ve Fransa yatıyorsa... Nitekim Hizbullah’ın silahsızlandırılması çağrısında bulunan 1559 sayılı kararın arkasında yine bu ülkeler yer almaktadır. Araplar ve İsrail arasında nihai barış sağlanmadan Hizbullah’ın silahtan arındırılması, Lübnan’ın korunmasız bir halde bırakılması anlamına gelir.

Bu nedenle Güney Lübnan ahalisi, Hizbullah’ı silahsızlandırmaya ve İsrail sınırından uzaklaştırmaya çalışacak herhangi bir uluslararası güce, İsrail lehine çalışan karşı bir güç ve BM kisvesi giymiş İsrail işgal gücü gözüyle bakacaktır. Türk Hükümeti’nin böyle çirkin bir görevi kabul etmesi mümkün müdür?

Bu yüzden yerinde bir karar alarak Lübnan’a bir heyet göndermeniz çağrısında bulunuyoruz. Türkiye’nin Beyrut Büyükelçisi böyle bir görevi yerine getirebilir. Bu heyet, özellikle Güney Lübnan’da etkin ve etkili güçlerle bir araya gelip bu grupların uluslararası güçle ilgili görüş ve tutumlarını öğrenebilir.

Hizbullah evet demeli

Özellikle Güney Lübnan’daki etkili güçler derken, bu güçlerin başında Hizbullah gelmektedir. Bunu yaparken Hizbullah terörü gibi uyduruk hesaplara kapılmayınız.

Hizbullah, Lübnan Parlamentosu’nda temsil edilen, Lübnan, Arap dünyası ve İslam aleminde geniş bir halk desteğine sahip siyasi bir partidir. Bu parti, bugün İslam ülkeleri arasında vatan kurtarma gibi en onurlu hareketi yürütmektedir. Güney Lübnan ahalisi ve Hizbullah, bu uluslararası güce evet derse biz de o zaman Size ’Hoş geldiniz’ deriz. Eğer reddederlerse o zaman ’Sakın Türk kuvvetlerini Güney Lübnan’a göndermeyin’ deriz. Zira bu, Hizbullah’la ve bunun yanında da temsil ettiği özgürlükçü, İslam” ve vatansever değerlerle çatışmaya girme anlamına gelir. Hizbullah ve lideri Nasrallah’a destek amacıyla Mısır, Filistin, Ürdün ve diğer Müslüman ülkelerde Müslüman Kardeşler’in gerçekleştirdiği kalabalık gösterileri gözlerinizle görmüşsünüzdür. Biz, özellikle sizin döneminizde Türkiye’nin Müslüman kamuoyuyla çatışmaya girmesini istemiyoruz. Bir Arap ve Müslüman ülke olan Irak’ın işgaline katılımı TBMM’nin 1 Mart 2003 tarihinde reddetmesi sonucu oluşan takdir duygularını çok iyi hatırlarsınız. Biz, Arap kamuoyunun size yönelik bakış açısını değiştirmesini ve Türkiye-Arap ilişkilerinin gerginlik, kuşku ve çatışma dolu eski günlerine dönmesini arzulamıyoruz.

Mazluma örneksiniz

ABD’nin Irak’ta mezhep fitnesinden ülkenin bölünmesine kadar neler yaptığına kendi gözlerinizle tanık oldunuz. Bölgeyi etnik, mezhepsel bölünmelere sürüklemekten ve diktatör rejimleri desteklemekten ve bölge halklarını İsrail ve Batı’nın kölesine dönüştürmeyi hedefleyen büyük bir yalandan başka bir şey olmayan yeni Geniş Ortadoğu Projesi çerçevesinde İsrail ve ABD’nin gerçekleştirmeye çalıştığı planlara katılmayı Türk Hükümeti kabul edecek midir? Emareleri Kuzey Irak’ta ortaya çıkan bu planlara Türkiye’nin alet olmayacağını çok iyi bilmektesiniz. Son açıklamanızda değindiğiniz gibi Türkiye’nin üzerinde tarih” sorumluluklar bulunmaktadır. Evet, bu doğrudur. Ayrıca Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ün yürüttüğü mücadele sırasında Türkiye, emperyalist güçlere karşı koymada mazlum halklara örnek olmuştur. Ayrıca İsrail’in Filistinliler’e ve Lübnanlılar’a karşı uyguladığı ve zatıalinizin ’devlet terörü’ olarak, Bülent Ecevit’in de bizzat ’soykırım’ olarak nitelediği zulme karşı Türkiye tavır alabilmiştir. 21. Yüzyıl’ın başında bizim Mustafa Kemal Atatürk döneminden daha geri bir aşamada olmamızı kabul edebilir miyiz?

Türkiye’nin, İsrail’deki ’Neo-Nazilerin’ ve Beyaz Saray’dakilerin projeleri yanında değil de Filistin’de, Lübnan’da, Kıbrıs’ta ve her yerde haklının yanında yer almasını diliyoruz.

Sayın Başbakan, mektubuma son verirken sert bir üslup kullandıysam eğer beni mazur görünüz. Zira bu ifadeler, bir dostun kalbinden bir başka bir dostun kalbine, bir akıldan başka bir akla samimi ifadelerdir. Yolumuz ortak, tek ve uzundur.

’Bu şarkı burada bitmez.’

Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Lübnan bu mektuba cevap bekliyor...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious