Bilgin: Bankacılarımız halka indi

  • Giriş : 25.08.2006 / 00:00:00

BDDK Başkanı Bilgin: "Türkiye'de bankacılık değişti; artık şube müdürleri ayakkabılarını sanayi sitelerinde eskitiyorlar" dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye'de bankacılık enstürmanlarının değiştiğini, sektörün artık KOBİ ve konut kredilerine yöneldiğini belirterek, "Bankacılarımız eskiden şubelerinden çıkmazlardı. Şimdi sanayi sitelerinde ayakkabılarını eskitiyorlar" dedi.
Halkbank'ı kimin alacağı değil, varolan misyonunun devam etmesinin önemli olduğunu vurgulayan Bilgin, "Bir banka yoğun çalıştığı kesimi temsil eden bir grubun elinde olursa o banka zararda görebilir. Kredilerde istenmeyen davranış kalıpları ortaya çıkabilir" diyerek, Halkbank'ın esnaf birliklerine satılmasına sıcak bakmadığı mesajı verdi.

Bilgin, BDDK'nın bütçesini bankalardan yapılan kesintilerin oluşturduğunu belirterek, "Düzenleyici ve idari yönden bankaların patronu da olsak aslında mali yönden patronumuz bankalardır" dedi.

Finans sektörü ile ilgili son gelişmeleri CİHAN'a değerlendiren Bilgin, piyasada yaşanan son dalgalanmadan bankacılığın güçlenerek çıktığını söyledi. Mayıs ayında başlayan dalgalanmanın öncekilerden farklı olarak finans sektörünün dışında gerçekleştiğini kaydeden Bilgin, sektörün sahip olduğunu yeni durumu göstermesi açısından bunun önemli bir gösterge olduğuna işaret etti. Bilgin, "Şunu kesinlikle kabul etmemiz lazım Türkiye'nin en ücra köşesindeki bir değişiklik bile bir olay bile bankacılık sektörünü doğrudan etkiler. Çünkü Türkiye'de bankacılık ekonominin veya finansal sistemin yüzde 80'nini kapsıyor. Sektörün 300 milyar dolarlık bir birikimi var. Milli gelir içindeki hacmi çok büyük diğer ülkelerden farklı olarak bankacılığın etkilenmemesi diye bir husus olamaz ama bu etki devamlı söylüyorum tahmin edildiği kadar büyük olmamıştır" dedi.

Bunda halkla birlikte bankalarında soğukkanlı davranması ve sektörün geçmişten ders almış olmasının etkili olduğunu ifade eden Bilgini, "Bankalar, verdikleri kredilerde aldıkları risklerde daha temkinli olmaları riski koklayarak, algılamaları ki; bu çok önemli çünkü risk denince biz kredi riskini anlıyoruz. Kredi bazen verildiği anda batar bazende hiç batmaz tamamen sizin ve teminatlarınızın elinde bunu bir şekilde kurgulayıp, bankacılığa bu şekilde yaklaşmaları bu gibi dalgalanmaları bankacılığı daha sağlıklı yaklaşmaları bu gibi dalgalanmaları daha sağlıklı geçmemize yardımcı oluyor. Bunu açık pozisyonu da ekleyebilirsiniz yasal limitler içerisinde yer almasını buna bankacılarımızın geleceğe ilişkin beklentilerinin her zaman bazı marjlarla uygulanmasını da ekleyebilirsiniz. Buna şu da eklenebilir BDDK'nın bankalar üzerindeki etkin yeri geldiğinde sert müdahale ve gözetimini de ekleyebilirsiniz" diye konuştu.

Bilgin, bazı bankalara "frene bas riskli büyüyorsun" uyarısını sadece dalgalanmanın yaşandığı dönemlerde değil, iyi günlerde de yaptıklarını belirterek, "Çünkü araba hızlandığı zaman yavaşlatmak çok zor oluyor. frene bassanız dahi belli bir metre gitmek zorunda kalıyor. Bankacılarımıza şunu tavsiye ediyoruz, çok hızlı gitmeyin. Gidecekseniz şu şu koşullarda gidin, frene basmaktan kastımız bu. Bu dönemde de bazı bankalarımızın durumunu analiz edip aynı şekilde şube açmada büyümede kredi genişlemesinde diğer taleplerinde bir miktar sınırlamaya gidebiliyoruz. Bu banka bazında değişebiliyor çünkü bizim banka bazında da önlem alma yetkimiz var" dedi.

"Bu uyarılmalara rağmen frene gerektiği kadar basmayan bankalar var mı?" sorusuna Bilgin, "Olabilir mi? BDDK böyle bir şey söyledikten sonra böyle bir şey olabilir mi?" diyerek, kurum bu konudaki kararlılıklarını dile getirdi. Bilgin, krizden gelen alışkınlıklara sahip bankaların bu yönde hareket etmelerini durumu karşısında ise BDDK'nın gerekli önlemler farklı şekillerde alınabileceğini, kurum bu tecrübeye sahip olduğunu vurguladı.



Bankacılık sektöründe yabancı sermayenin girmesinden bir rahatsızlık duymadığını ifade eden Bilgin'in ancak bu konunun tartışılmasına ihtiyaç olduğunu vurguladı. Bilgin, 1.5 yıl önce sektördeki küresel sermaye payının yüzde 3 olduğunu anımsatarak, bu oranın şuanda yüzde 17,5'e yükseldiğini buna borsa paylarının da eklendiğinde bu oranın yüzde 33'ler seviyesine çıktığına dikkat çekti. Bilgin, "Bu şunu gösteriyor oran gittikçe yükseliyor. Sayın Bakanımızda bu konudan birkaç kez bahsetti. Bunlar tartışılmalı bunları tartışmaktan kimseye zarar gelmez bu bir şekilde bu sermayenin artıları eksileri göz önüne alındığında herkes tarafından tartışılmalı ama bu hiçbir şekilde engel sınır getirilecek şeklinde algılanmamalı. Sadece konu tartışılsın ve BDDK bu konuda yalnız bırakılsın istemiyoruz" şeklinde konuştu. Kanunda yabancı sermayeye hiçbir kısıtlama olmadığını hatırlatan Bilgin, "BDDK ile bankalar baş başa. Bir banka satış işlemini gerçekleştirebilmek için onay için BDDK 'ya geliyor. Biz de buna genelde onay veriyoruz. Kanun müsait hiçbir yerde sınırlama yok çünkü sınırlama koyamazsınız Avrupa Birliği mevzuatına da aykırı bu. Dolayısıyla BDDK bu anlamda ülkenin bankacılığının geleceği ile veya ekonominin geleceği ile ilgili hususlarda bunu paylaşmak istiyor. Söylemek istediğimiz bu" diye konuştu.

Bilgin, bankacılıkta küresel sermaye girişini olan diğer ülkeleri tecrübelerini yakından takip ettiklerini, buradaki gözlemlerinde dikkat çeken hususun tüm bankaların krizden sonra satılmış olduğuna işaret ederek, bun nedenle bu ülkelerin deneyimlerinin çok önemli olduğunu söyledi.

HALKBANK'I ALAN ESNAFA SIRTINI DÖNEMEZ

Halkbank'ın özelleştirmesini değerlendiren Bilgin, bankanın özelleştirilmesi konusunda bir karar verildiğini bun nedenle bir yorum yapmanın doğru olmayacağını ifade etti. Bilgin, burada önemli olanın esnaf bankası olan Halkbank'ın sahip olduğu bu misyonunun devam ettirmesi olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Türkiye'de yaklaşık 3-4 milyon esnaf var Aileleriyle bunlar 10 milyon kadar. Ülkenin önemli bir ağırlığını oluşturuyor bunlar. Mahallemizdeki sokaktaki küçük işletmeler kasap, bakkal ve bunlar ekonomiye bir canlılık getiriyor; istihdama katkıda bulunuyor ve bunlarla en yakın çalışan banka da Halk Bankasıdır. Geçmişi var; vizyonu var her ne kadar bir miktar zayıflasa da kriz döneminde veya zayıflatılsa da bu bankanın küçük KOBİ'lere ilişkisinin devam ettirilmesi lazım bence bu önemli. Şunu söylüyoruz özelleştirilmede de bu hususlara dikkat edilmesinde büyük yarar olduğunu düşünüyoruz. Orda genel müdürlük olarak görev yapmış bir yönetici olarak bunları dile getiriyorum"

Halkbank'ın özelleştirilmesinde esnaf birliklerin işin içinde yer alıp almaması konusunu tamamen bir parasal konu olduğunu ifade eden Bilgin, "Bu bankanın yeni alıcısının nasıl olacaksa kesinlikle esnafa sırtını dönmemesidir. Onun dışında bu konuda yorum yapmamız yanlış olur. Bir banka yoğun çalıştığı kesimi temsil eden bir grubun elinde olursa o banka zararda görebilir örneğin, bir bankanın yönetiminde KOBİ'lere kredi veren bir bankanın yönetiminde KOBİ'leri temsil eden teşkilatın temsilcileri varsa ve bunlar çoğunluktaysa kredilerde istenmeyen davranış kalıpları olabilir bunları da iyi dizayn etmek lazım" diye konuştu.

ZİRAAT'TE ÖZELLEŞTİRME SÖYLENTİLERİ BÜYÜRSE BANKA ÇALIŞAMAZ HALE GELİR

Bilgin, Ziraat Bankası'nın özelleştirmesi konusundaki görüşlerine açıklıklı getirerek, bankanın kamuda kalması gerektiren bir çok mantıklı neden olduğunu söyledi. Ziraat Bankası'nın Anadolu'nun en ücra köşelerinde bile şubesi olan tek banka olduğunu hatırlatan Bilgin, "Çünkü orada bazı sosyal aktiviteler gerçekleştirir. İşte maaş öder, vergi tahsil eder, hazine ve maliyenin ajanıdır. Dolayısıyla sosyal bir fonksiyonu var. Bunları bir yana koyuyoruz; Ziraat Bankası çiftçinin bankası. Tüm bunları dikkate aldığımızda devletin elinde bir tane kamu bankası olması lazım. Böylelikle devlet ileride yerine getirmek istediği fonksiyonları daha iyi yerine getirebilecek araç olabilir. Ziraat Bankası'nda bunun için bulunmaz araçtır bence" diye konuştu.

Ziraat Bankası'nın satılacağı açıklamalarının, Türkiye'nin en yaygın şube ağına sahip banka çalışanlarını da olumsuz yönde motive edeceğine dikkat çeken Bilgin, "Bu bankanın da sahipliliği konusunda geleceğine ilişkin bence daha net mesajlar verilmesi lazım. Tabi bu görüş değişebilir ama benim şahsi düşüncem öyledir. Bence bir kurumla bankayla ilgili özelleştirme yada sahip söylentiler çıktığı anda bu çalışanların motivasyonunu anında etkiler ve banka çalışamaz hale gelir. Bu gibi açıklamaların çok temkinli çok stratejik şekilde yapılmasının büyük yararı var. Çünkü bankalar yaşayan organizmalardır. Yaşayan organizmaların çalışamaması organizmaya ve diğerlerine de zarar verir"

REYTİNG ŞİRKETLERİ İLE İLGİLİ YÖNETMELİK 1 AY İÇİNDE ÇIKAR

Bankacılık sektörünün 2007 yılında uygulanacak Basel II kriterleri ilgili olarak bilgi veren Bilgin, "Basel ile ilgili olarak bankacılarımız ve bankalarımız yoğun çalışma içinde bununla ilgili çalışmalar çok detay gitmesi lazım yoksa başarısızlıkla sonuçlanır. Bazen matematiksel modellemelerden kişilerin eğitimine kadar çok derin analizler gerektiriyor. Bu anlamda bir sorunla karşılaşacağımızı düşünmüyoruz. Reel sektörde özellikle kayıtdışı ekonominin hakim olduğu sektörlerde alanlarda veya sektörlerde, firmalarda sorunlar yaşanabilir şöyle sorunlar yaşanabilir, bankalarla çalışması zor olabilir bankalar çalışmak istemeyebilir çünkü bunlar riskli de olarak algılanabilir bankalar buna göre daha fazla sermaye çıkacak nedeni şu; her bir KOBİ bundan sonra reyting yapılacak derecelendirilecek eğer sizin dereceniz düşük ise bankayla çalışmanız zorlaşacak, size daha yüksek faiz oranı uygulanacak ve bankacılık sisteminin size yaklaşımı daha farklı olacak. Tamamen

derecelendirme bazlı bir sistem dolayısıyla bilançoların şeffaflığı bu anlamda önemli reel sektöre düşen görevde burada başlıyor, oda bilançoların şeffaflaştırılması" şeklinde konuştu.

Bilgin, Basel II kriterlerinin kredi almak isteyen reel sektörü reytingi belirleyecek 'Reyting Şirketleri' ile ilgili yönetmenliğin bir ay içerisinde çıkacağını belirterek, "Bu yönetmelikte reyting şirketlerinin nasıl kurulacağı kimlere lisans verileceği, kim tarafından verileceği, kim tarafından derecelendirileceği, bunlara ilişkin tüm detayları bu yönetmelikte yer alacak" dedi.

SEKTÖRÜN TEK DERDİ SİYASİ VE EKONOMİK İSTİKRAR

Bilgin, Türk bankacılık sisteminin şuanki yapısıyla ülkenin sahip olduğu genç nüfusa hizmet edecek büyüklükte olmadığını söyledi. Bir çok ülkede finans sektörün büyüklüğü milli gelirin iki katı kadar olduğunu anlatan Bilgin, "Bu şunu gösteriyor, Önümüz de alınacak çok yol var. Potansiyel çok büyük bu ülkede konut kredileri canlanacak çünkü genç nüfus ihtiyacı var. Bu ülkede KOBİ'ler ve KOBİ'lere yönelik finansman modelleri daha da canlanacak çünkü ülke büyüyor. Bu ülkede kullanılan teknolojide bankada kullanılan teknolojide IT teknolojisi, personel kalitesi kullandığı enstrumanlar birçok ülkeden çok daha iyi" diye konuştu. Bilgin, sektörün ekonomiden daha hızlı büyümemesinin imkansız olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Bankacılığın tek bir derdi var; siyasi ve ekonomik istikrar. İstikrardaki herhangi bir sarsıntı bankacılığı daha fazla etkiliyor ve büyümeyi engelliyor. Dolayısıyla istikrar olduğu sürece bu ülkede bankacılığın önü açıktır yabancılarda bunu gördüğü için ülkeye gelmektedirler. Yüksek kar marjları, yüksek potansiyel, çevre ülkeleri içinde bir yıldız. Çünkü çevre ülkelerinden Yunanistan dahil bankacılığımız çok daha iyi bir konumda. Bankacılığın potansiyeli bu anlamda diğer sektörlere nazaran oldukça büyük ama istikrar her zaman birinci şartımız"

BANKA MÜDÜRLERİ ARTIK AYAKKABILARINI SANAYİ SİTELERİNDE ESKİTİYORLAR

Bankacılığın önünde şuanda konut ve KOBİ kredileri gibi iki büyük enstrümanın olduğunu, bankalarında bu alanlarda büyüme kaydedebileceklerini ifade eden Bilgin, sektörün bu iki alanda da gelişmiş ülkelere göre çok geride olduğunu söyledi.

Bilgin, bazı ülkelerin konut kredilerinde GSMH'nın yüzde 40-50'lere ulaştığına dikkat çekerek, "Yani Türkiye koşullarına bunu uyarlarsanız yaklaşık 130- 140 milyar dolardır. Bu çok büyük bir rakam konut kredilerinin toplamı 20 milyar YTL civarında yaklaşık 15 veya 14 milyar dolar diyelim. Çok büyük bir potansiyel var. O yüzde diyorum ki ülkenin şartlarına nüfus yapısına bakınca şehirlerin yeni dizaynına bakınca konut kredileri önem kazanacak ve önemini koruyacak" dedi.

Türkiye'de işletmelerin yüzde 90'ının KOBİ olduğunu ve ülke istihdamının yüzde 50'sini de bu KOBİ'lerin oluşturduğuna işaret eden Bilgin, "KOBİ'lerimizin birçoğu bankalarımızdan hala uzak sadece para yatırma ve çekme için kullanıyorlar. KOBİ'lerimizin bankalarımızla çalışması yeterli düzeyde değil. Bunların bankalarla çalışmaya başlaması veya buna bir şekilde KOBİ'lerin ayağının alıştırılması bankacılık sistemine bu ülke bankacılığı için en önemli enstrumanlarının kazanılması olacak" diye konuştu.

Bilgin, konut kredileri ile KOBİ'lere yönelik artık bankaların daha fazla operasyon ve etkinlik içerisinde olduklarını belirterek, "Dikkat edin eskiden gazetelerde KOBİ'lerle ilgili haber olmazdı şimdi özel KOBİ sayfaları yapılıyor. Yine 'KOBİ Bankacılığı' gibi yeni departmanlar kuruluyor. Bankacılarımız eskiden şubelerinden çıkmazlardı; şimdi sanayi sitelerinde ayakkabılarını eskitiyorlar. Artık tamamen KOBİ'lere yakın olup onlara para satmaya çalışıyorlar" dedi.

ANADOLU YAKLAŞIMI, YER ALTINDAKİ SUYUN ÇIKARILMASI İÇİN TULUMBAYA KOYULAN SU OLACAK

KOBİ'lerin bankalara olan borcunu düzenlemek adıyla BDDK'nın 'Anadolu Yaklaşımı' adıyla hazırladığı kanun tasarı taslağı hakkında bilgi veren Bilgin, bu çalışma ile borcu olan KOBİ'lerin ekonomiye yeniden kazandırmak istediklerini söyledi. Türkiye'de Ferrari'ye parça üreten gurur duyulacak küçük KOBİ'ler olduğunu hatırlatan Bilgin, neden böyle bir çalışma yürüttüklerini şöyle açıkladı: "İşletme bitmiş, makineler hazır, zamanında çalışmış ya da yeni ama öyle bekliyor. Niye? Çünkü işletme malzeme alamıyor, SSK borcu var, Bağ-Kur borcu var, yani herhangi bir hareket kabiliyeti kalmamış. Çok iyi niyetli işletmesi orda bekliyor. Malzeme alamıyor çünkü bankalar onun üzerinde ipotek koymuş, arabalarının bağlanmış hareket edemiyor. İşletme sahibi oturuyor köşesinde gün sayıyor; bankalardan alacağımızı alacağız diye bekliyorlar. Yani su var, tulumba var ama suyu çıkaracak biraz suya ihtiyaç var. Bizde adına Anadolu Yaklaşımı dediğimiz bu çalışma ile tulumbaya ilk suyu koymak istiyoruz. Bu nedenle diyoruz ki; işletme sahibi olan firmalar bankalarla bir araya gelsinler. Eğer anlaşabiliyorlarsa bir noktaya gelsinler ve borçları mevzuat dahilinde biraz esnetsinler. İşletmeyi biraz ferahlatsınlar, malzeme alsın, istihdam yaratsın ve ekonomiye bir katkısı olsun. Bu düzenleme bir firmaya dahi yarasa bundan sadece bir firma bir kişi istihdam yapsa bunun ekonomiye katkısı olabileceğini söyleyebilirim. Tahminimiz bunu çok daha üstünde olacak"

Bilgin, bu konuda bankalarında haklı bazı çekinceleri olduğunu belirterek, "Bunun suistimale uğratılmaması ve kötü niyetli firmaların bu kapsamda değerlendirilmelerine bende katılıyorum. Ancak bu da bankalarımızın belirleyeceği bir durum çünkü bankalarla firmalar bir araya gelecek" dedi.

BDDK, MERKEZ BANKASI'NDAN DAHA AZ ÖNEMSİZ DEĞİL

BDDK'nın İstanbul'a taşınması konusunu değerlendiren Bilgin, "Sektörün yüzde 95'nin İstanbul'da. Ankara'da genel merkezi olan şu anda 4-5 tane bankamız kaldı. İstanbul merkezli bir bankacılık sistemimiz var ve bu sistemde işin merkezi İstanbul. Bankacılık enstrümanları, bankacılık dizaynları, kredilerin geleceğine ilişkin stratejiler İstanbul'da çiziliyor.BDDK 'nın İstanbul'da ya da Ankara'da olması tamamen kanun değişikline bağlı. Bu konuda siyasi iradede. Takdir onlardadır ve Meclis'tedir. Şuanda sayın bakanın açıklaması dışında alınmış bir kararımız yok. Bu gibi gelişmeler tabi personelin motivasyonunda çok önemlidir" şeklinde konuştu.

Bilgin, BDDK'nın Merkez Bankası'ndan daha önemsiz bir iş yaptığımını vurgulayarak, "Biz şunu söylüyoruz: Merkez Bankası'nın aldığı kararlar çok güçlü olabilir ama bankacılık sistemi iyi işlemiyorsa bu kararların hiç birisi işlemez. Onun için lütfen diyoruz; Merkez Bankası'na gösterilen özenin bir kısmını da BDDK'ya gösterin. Merkez bankasına tanınan çok cüzi bir

miktarı bizde olsun bizim personelimizin bu konulardaki vizyonu veya açılımı çok daha geniştir" dedi.s

EKONOMİDEKİ TEK ÇATI, YÖNETİCİLERİN TOPLANTIDAN TOPLANTIYA GELDİĞİ BİR YER OLMAMALI

Türkiye'de ekonominin düzenleyen ve denetleyen kuruluşların tek çatı altında toplanmasını yeni bürokratik engeller doğurmadığı sürece değerlendirilebilir bir çalışma olduğu ifade eden Bilgin, konu ilgili olarak şunları kaydetti: "Bununla ilgili bir komisyon çalışma yürütüyor. Her kurumdan insanlar bu komisyonda faliyet gösteriyor. Daha sonra bu komisyonbir rapor hazırlayacak. Bu çalışmalarla bu konu bir nevi test edilecek. Bu test sonucunda eğer yararlı olacaksa herhalde böyle bir yapılanmaya gidilir ama böyle bir yapılanmaya karar verecek mekanizma Meclis'tir. Bizim buradaki görüşümüz eğer yararlı olacaksa yeni bir bürokrasi doğurmaması lazım: Bir bakanlık hüviyetinde olmaması lazım. İşlerin daha hızlı gitmesine yarayacak bir yapı olması lazım. Bazı birimlerde örneğin aracı kurumlar veya sigortacılık eğer olacaksa böyle bir kurum küçük bırakılmaması lazım. Çünkü bankacılık büyük bir kurum bunları arada sıkıştırabilir. Öyle bir yapı kurulmalı ki iletişimin hızlı olduğu ve tepedeki yöneticileri daha çok işin içinde olacağı toplantıdan toplantıya gelmeyeceği bir yapı kurgulanmalı diye

düşünüyorum"

KREDİ DÜZENLEMESİ YAPTIK ADIMIZ TÜKETİCİ DERNEĞİNE ÇIKTI

Bilgin, mali yönden BDDK'nın devlette hiçbir yükü olmadığını aksine her yıl sonunda maliyeye kaynak aktardıklarını söyledi. BDDK'nın bütçesini bankaların oluşturğunu ifade eden Bilgin, "Her yıl sonunda bankaların durumuna göre bir bütçe oluşturulmakta ve buna göre bankalar BDDK'nın bütçesini oluşturmaktadır. Bunun dışında BDDK'nın herhangi bir kaynağı yoktur. Dolayısıyla mali anlamda BDDK'nın patronu bankalar. Elbette BDDK düzenleme denetleme anlamında bankaların patronudur ama mali anlamda para bütçe kaynakları bankalardan gelmektedir. BDDK'nın devlet bütçesine bir yükü olmadığı gibi genelde arta kalan para yaklaşık 70-80 tirilyon parayı da maliyeye aktarmaktadır"

BDDK'nın sadece bankalara bakan tek taraflı bir kurum olmadığını ifade eden Bilgin, şunları kaydetti: "Bu kurum ekonominin ortasında bir kurum. Ekonomide insanlardan oluşan bir mevhum ve bankacılıkta bunun tam ortasında dolayısıyla sizin insanlardan uzak kalmanız düşünülemez. İnsanlardan uzak kalmanız demek yanlış kararlar vermenizi gerektirir. Halkı da dinleyeceksiniz. Bu konuda bir düzenleme yapmaya çalıştık kredi kartları ile ilgili bu konuda çok eleştirildik hatta ismimiz tüketiciyi koruma derneğine çıktı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious