Bilginler: Sorguladıkça Türkiye düzelir

Bilginler: Sorguladıkça Türkiye düzelir.11880
  • Giriş : 14.11.2008 / 08:40:00

Yeni dizi: 12 Eylül'den bir gün önce düşüp komaya giren ve 28 yıl sonra uyanan bir adamı canlandırıyor ve o adam, Türkiye'de yaşananları sorguladıkça; 'ayakta uyuyanlar' da bir şeylerin farkına varacak" diyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tecrübeli oyuncu Haluk Bilginer, Türkmax'te yayınlanan 'Nerede Kalmıştık?' adlı dizide, 12 Eylül'den bir gün önce banyoda düşüp komaya giren ve 28 yıl sonra uyanan 'Ateş' rolünde... Bilginer; canlandırdığı karakterin, kaçırdığı hayatı sorguladıkça, herkesi uyandıracağını düşünüyor. İşte, "İnsanlar soru sorarsa, Türkiye bambaşka bir ülke olur" diyen Haluk Bilginer'in Digiturk dergisinin son sayısına yaptığı çarpıcı açıklamalar...

* Dizinin konusu nedir?

Bu bir İspanyol formatı. İspanya, geçmişte askerlerin meclisi bastığı bir dönem yaşamıştı. O dönem komaya giren bir adamın hikâyesi. Biz de bunu, 12 Eylül yaptık. Arkadaş 11 Eylül'de komaya giriyor. 12 Eylül'den haberi yok!

* Projeye nasıl katıldınız?

Adaptasyonunu Haluk Özenç yapıyor. Yönetmen de Onur Ünlü. Birlikte iki film çektik. Bu da ilk dizimiz oluyor. Haluk Özenç ile de daha önce birçok projede çalıştık. 'Tatlı Hayat', 'Sayın Bakanım', 'Yine de Aşığım', 'Sevgili Dünürüm'ün son bölümleri... Emin ellerde olduğumu biliyordum projeye girerken.

* Emin ellerde olmak sizin için önemli bir kıstas mı?

Çok. En önemlisi.

12 EYLÜL'ÜN BEDELİ AĞIR

* Hikayenin ayrıntılarından bahseder misiniz biraz?

Ateş, sevgilisiyle buluşacak. Ama o gün banyoda ayağı kayıyor, düşüp komaya giriyor. 28 yıl sonra uyandığında, 'Eyvah, buluşmaya geç kaldım' diye düşünüyor. Kendini hâlâ 18 yaşında zanneden, 50'sinde bir adam... Türkiye'de son 28 yılda neler olduğuna bakarsak, bize çok fazla malzeme çıkacağını tahmin edersiniz. Türkiye dünyanın diğer ülkelerine kıyasla 12 Eylül'den sonra çok değişim geçirdi. Çok fazla makyaj yapıldı Türkiye'ye.

* Başarılı bir makyaj mıydı?

Ohoo, çok kötü... Türkiye çok ağır ödedi bunun bedelini. Hâlâ ödüyor. 12 Eylül'ün bedeli öyle kolay ödenecek bir şey değil bir ülke için, bir toplum için.
* Dizide canlandırdığınız Ateş, tam 28 yıl uyumuş. Siz de uyumaktan hoşlanır mısınız?

Hayır (Gülüyor). Fazla uyuduğum zaman 'Neler kaçırıyorum?' diyerek üzülürüm. Bazen vücut ister, haftada bir, 10 günde bir, 8 saat kadar uyurum ama normalde 6 saat yeter bana.

* Peki insanın uyumamak için ne yapması gerekir? 'Ayakta uyumamak' anlamında soruyorum...

Soru sorması lazım. Ben kimim, neredeyim, ne yapıyorum, bu ülke nereye gidiyor, bu toplum nereye gidiyor? Mesela, çok basit bir soru: Bir Fransız marangoz, Türkiye'de yaz tatili yapabiliyorsa, bir Türk marangoz neden Fransa'da tatil yapamıyor? İnsanların, "Ben niçin Fransa'da tatil yapamıyorum?" diye sorması lazım. Bu soruyu sorarsa, cevabını arar ve Türkiye bambaşka bir ülke olur. Basit sorular... Nedir bizde eksik olan? Bu toplumda olmayan şey nedir? Diziye dönersek, Ateş 28 yıl yatakta uyumuş ama Celal'in oynadığı karakter olan Mehmet de ayakta uyumuş.

HESAP SORMAK LAZIM

* Ateş soru sordukça diğerleri de hayatı sorgulamaya mı başlayacak?

Umarım öyle olacak. O sorguladıkça belki Mehmet de, diğer ayakta uyuyanlar da bir şeylerin farkına varacak. "Ateş uyuyordu 28 yıldır, ama biz de ayakta uyumuşuz, adam doğru soruları soruyor" diyecekler. Umarım öyle yerlere de gidecek.

* Sizce insan yıllar sonra bir yere döndüğünde, eskisi gibi hisseder mi?

Mümkün değil. Çünkü insan değişken bir yaratık. Zaten öyle olması da gerekiyor. Eğer 10 yıl önceki ben ve şimdiki ben aynıysak ciddi bir sorun var demektir. Nerede kalmıştık? Kendimize böyle bir soru sorsak bile, o arada neler kazandığımıza bakmak lazım. Ya da neler kaybettiğimize. Nereden başlayacağız sorusu daha önemli.

* İngiltere'de de yaşadınız. Uzun bir aradan sonra oraya gittiğinizde gördüğünüz değişimle, Türkiye'ye döndüğünüzde gördüğünüz değişim aynı mı?

Hayır. "Londra ne kadar değişmiş" demiyoruz çünkü orada yağma ekonomisi yok. Bizde var. Boş bir arsa bulalım, bina dikelim, para kazanalım gibi arzular var. Ama sonra o parayla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Çok para kazanıyorsun da o parayla ne yapacaksın? Yaşayacağın yeri öldürdün. Sonunda senin havan da kalmayacak, suyun da. Parayı nereye harcayacaksın? Demokrasisini yerleştirmiş ülkelerde, değişimler genellikle sadece olumluya doğru olur. Yeter ki demokrasi yerleşsin. İnsanlar hesap sorabilsin. Bizde toplum hesap soramıyor. Zaten hesap sormak yasak, sordurtmazlar. Ama hesap sorulmaya başlandığı zaman demokrasi gerçekten oturmuş anlamına geliyor. Halkın, toplumun hesap sormasından söz ediyorum.

ADAMI DÖVERLER

* Kültür seviyesi biraz da ekonomik seviyeye bağlı değil mi?

Kesinlikle öyledir. Ayda 500 YTL ile geçinmeye çalışan adama, 'Niye tiyatroya gitmiyorsun?' diye sorarsan döverler. Tabii ki önce herkesin asgari bir standartta yaşıyor olması lazım ki sonra kendine vakit ayırabilsin. Yani bir para artsın, "Bu parayla ne yapacağım?" diye düşünsün. Kendisine lüks gelen şeyleri düşünebilsin. "Resim mi alayım, tiyatroya mı gideyim, tatile mi çıkayım, gitar mı çalayım?" diyebilsin. Yoksa sadece yaşamaya çalışan, var olmaya çalışan bir insanın kültüre vakit ayırmasını düşünemeyiz. Çok zor.

FELAKETLERDEN FIRSAT ÇIKARTMAYI BİLMEK

* Kurduğunuz Oyun Atölyesi'nin hayatınızdaki önemi nedir?

Hayatımın önemli merkezlerinden biri o. Orada bir yaşam kurduk. Aslında tiyatro bir araç. Benim tiyatro yapma sebebim, kendimi ve insanı anlama çabası. Oyun Atölyesi'ni yaptığımız zaman orada düşlerimizi gerçekleştirebilecek bir alan yarattık kendimize. "Delisiniz, ne yapıyorsunuz, el âlemin arsasına bina yapıyorsunuz" dediler. Delilik buysa, evet ben deliliği kabul ediyorum. Amacım mülk edinmek değil, bir yaşam alanı yaratmak. O arazi başkasının olabilir, ben orada kiracı olabilirim. Ne olmuş? Dünyada da kiracıyız. Ben oraya her gidişimde derin bir nefes alıyorum ve çok mutlu oluyorum.

* Ekibiniz ilk günden birlikte mi sizinle?

Sonradan katılanlar da var. Bizim devamlı oyuncu kadromuz yok, oyun bazında oyuncu alıyoruz. Bir ödenekli tiyatro gibi, sürekli bir oyuncu kadromuz bulunursa şöyle bir zorluğu var; oyuncuya oyun seçmeye başlıyorsunuz. 10 oyuncum var, 10 kişilik oyun bulmam lazım gibi bir sıkıntıya giriyorsunuz ve bu sizi oyun seçmekte zorlayan bir şey. Ben 2 kişilik oyun da oynayabiliyorum, 15 kişilik de. Oyuna göre oyuncu aldığımızda bizim seçme özgürlüğümüz artıyor.

* Seçme özgürlüğü sizin için ne kadar önemli hayatta?

Çok önemli. Oyun Atölyesi'ni kurduk ama diyorlar ki, "Yurtdışında böyle bir şey yapmana gerek kalmazdı." Orada zaten tiyatrolar var. Fakat, yaşadığım bu tecrübeyi hayatta hiçbir şeye değişmem.

* Hayata bir daha gelseniz...

Aynısını yapardım. Çince'de felaketten fırsat çıkarmak diye bir söz vardır, felaketle fırsat için aynı kelimeyi kullanıyorlar galiba. Önemli olan, felaketten fırsat çıkarmak. Tiyatroyu yaparken yaşadığım tecrübeyi, kurduğum ilişkileri ve hâlâ orada devam eden yaşamı, hiçbir şeye değişmem. Yine aynısını yaparım. Yapmaya karar verdiğim zaman para da yoktu cebimde. Çocuk gibi, kısmetiyle doğdu tiyatro.

KAFESTEKİ KUŞA ORMANI SORAMAZSIN

* Peki siz paranızı tiyatroya yatırmak istediğinizi kaç yaşında fark ettiniz?

20'li yaşlarımda biliyordum ben bunu. Param olursa bir tiyatro yaparım diye hayal ediyordum ve o hayalimi gerçekleştirdim. Para bir araçtır ve o aracı bir şeyde kullanabilmek için de düş gücü lazım. Parayı herkes kazanır da, harcamak için kültür, altyapı lazım. Çok paran var diye övünürsün ama hayat kalitenin, parası olmayan insandan farkı yoktur. Hayal kurmak gerekiyor. Ama bir şeyleri bilerek düş kurabilirsiniz. Kafesteki kuşa, "Ormanı düşle bakayım" dersen, kuş böyle kuş gibi bakar sana. Ormanı bilmiyor ki, kafeste doğmuş...

* Bu biraz yaşla da ilgili. Bir miktar dünya görüşünüz olacak ki sentez yapabilesiniz...

Kesinlikle. Güncel bir örnek vereyim; Sezen Aksu'nun şarkısı, Murathan Mungan'ın sözleri: "Eskidendi, çok eskiden / Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken" Bunu duymak burnumu sızlatır. Ama 20 yaşında dinleseydim burnum sızlamayabilirdi. Bunu yazabilmek için de galiba 50'li yaşlara gelmek gerekiyor.

DİZİNİN KONUSU

Onur Ünlü'nün yönettiği 'Nerede Kalmıştık?', 18 yaşında komaya giren Ateş'in, 46 yaşında uyandığında yaşadıklarını konu alıyor. Arkadaşı Mehmet (Celal Kadri Kınoğlu), 'uyuma' konusunda Ateş'ten geri kalmazken, kardeşi Kıvılcım (Deniz Arcak), ağabeyinin bu dönemi darbe almadan atlatması için uğraşıyor. Mehmet'in annesi (Füsun Erbulak), oğlunun bir koca bebek Ateş'in kafasını en çok karıştıran kişiyse, zengin hayatının boş olduğuna inanıp, yanlarına taşınan Alara (Şebnem Dönmez). "Sol yumruk mu kalkıyordu, sağ mı?" diye bocalayan, unutmamak için sol eline, babasının parasıyla aldığı pırlanta yüzüğü takan Alara, bakkaldan alacağı yumurtalar için "100 dolar yeter mi?" diye soruyor. Dolar bulundurmanın artık yasak olmadığını bilmeyen Ateş de kendini kaybediyor!

SABAH

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*