Bilgisayar eğitimi sınıfta kaldı

  • Giriş : 15.07.2006 / 00:00:00

20'şer bin dolara kurulan 20 bin bilgisayar sınıfında verilen ders saati 1'e indi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


‘Teknolojik gelişmelerin gerisinde kalmak’ Türk eğitim sistemine yıllardır yöneltilen en önemli eleştiri. Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) söz konusu eksikliği aşmak amacıyla son yıllarda çeşitli projeleri uygulamaya koyuyor. Öğrencilerin bilgiye daha hızlı ulaşması adına ilk ve ortaöğretim kurumlarında bilgisayar laboratuvarları oluşturmak bunların başında geliyor. Bu gaye etrafında Dünya ve Avrupa Yatırım Bankası, yerel kaynaklar ile özel teşebbüsten yararlanılıyor. Belirtilen kurumlarla yürütülen işbirliği çerçevesinde şimdiye kadar 15 bin okula 20 bin ‘bilişim teknolojisi’ sınıfı kuruldu. Her birinin 20 bin dolara mal olduğu düşünüldüğünde meseleye nasıl bir önem atfedildiği ortaya çıkıyor.

Ancak Millî Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik ve Talim Terbiye Kurulu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Ziya Selçuk imzasıyla 14 Temmuz 2005’te yayımlanan 192 sayılı karar, konuya farklı bir boyut kazandırıyor. 6’ncı, 7’nci ve 8’inci sınıflara uygulanan haftalık çizelgedeki seçmeli derslerin bir saatini ‘Rehberlik ve Sosyal Etkinlikler’e ayırmayı öneren karar, 2006-2007 öğretim yılı itibarıyla yürürlüğe girecek. Düşünme eğitimi, satranç, halk kültürü gibi dallar bu durumdan doğrudan etkilenecek. Öğrenciyle iletişimde kopukluk yaşanacağına, sınıflarda verimin düşeceğine inanan yüzlerce öğretmen, ortaya çıkan neticeyi eleştiriyor. Şikâyetlerin çoğunluğuysa bilgisayar öğretmenlerinden geliyor. Bakanlığın uygulamasına itirazlar, ‘Teorik pratik karmaşası çıkacak’ şeklinde dillendiriliyor.

Bazı okullarda idarecilerin ‘bozulur, kırılır’ korkusuyla teknik imkânları öğrencilerin hizmetine açmadığı bilinen vakalardan. İstanbul’da görevli bir bilgisayar öğretmeninin anlattıkları bu tür olayların hâlâ yaşandığını gösteriyor.

BİLGİSAYAR DEVLET MALI, ÇOCUKLAR KIRMASIN

Ö.K. tarihî şehrin merkezî bir ilköğretim okulunda vazife yapıyor. Atandığı okulda bilişim teknolojisi sınıfı olduğunu öğrenince çok sevinir. İlk derslere girip öğrencilerin durumunu görünce sevinci hayrete dönüşür. Söylediğine göre 6’ncı, 7’nci sınıf öğrencilerine kendinden önceki öğretmenleri çoğunlukla oyun oynatır. Ö.K. bu alışkanlığı kırmak için çocuklara yararlı olacağını düşündüğü bazı programları öğretir. Fakat müfredat dışına çıktığı gerekçesiyle uyarılır. “Çocuklar bilgisayarı hep bir oyun aleti diye algılamış ki ilk birkaç hafta bunu kırmaya çalıştım. Word programı, elektronik posta alımı-atımı bilgileri vermeye başladım. Bir gün okulun müdürü dersime girdi ve bunları gördü. Bana ne yaptığımı sorunca izah ettim. Sinirlenen müdür bey, ‘Hocam bunları bırak müfredatı anlat, devletin malına zarar vermesin sonra çocuklar.’ tepkisini verdi.” diyor.

Peki, söz konusu müfredat neyi kapsıyor? 2005-2006 eğitim-öğretim dönemine ait 4’üncü, 5’inci, 6’ncı, 7’nci ve 8’inci sınıf müfredatının ilk hafta konusu hep aynı: “Fareyi, klavyeyi, monitörü, sistem birimlerini ve açma- kapama düğmelerini gösterme.” Öğretmenlerin eleştirdiği sistemde öğrenciye, yıllara göre birbirini takip eden eğitim yerine, her sene baştan alınan bir teknik uygulanıyor. Yüzlerce bilgisayar öğretmeni gibi Ö.K. de bunun zaman kaybına neden olduğuna vurgu yapıyor.

Rehberlik ve Sosyal Etkinlik’in zorunlu kılınması aslında bilgisayar dersinden yana okul idarelerinin de elini kolunu bağlamış durumda. Karar çıkana kadar seçmeli derslerin belirlenmesinde etkili yöneticilerin bazıları reylerini gerek veli gerekse öğrenci talebi doğrultusunda bilgisayar dersleri lehinde kullanıyordu. Bu zemin de ortadan kalkınca tüm bilgisayar öğretmenleri tek saatle yetinmek zorunda kalır. Dersin 40 dakika sürdüğü, bunun en azından 10’unun yoklama ve sınıf defteri kontrolü gibi işlere harcandığı, anlatılanların pratiğinin bir hafta sonra o da öğrencinin aklında kalırsa, yapıldığı göz önüne alınırsa durumun vahameti ortaya çıkıyor. Bazı öğretmenler fark edilirse hakkında hukukî işlem başlatılacağı kesin olmasına rağmen sırf zaman kaybını önlemek için aylardır yoklama yapmadığını kaydediyor.

Bilgisayar laboratuvarlarındaki internet bağlantı hızıysa dert yanılan başka bir mevzu. Geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen, ‘gençleri internet kafe ortamından kurtarmak için okullardaki bilgisayar laboratuvarları kullanılsın’ fikri hatırlandığında hız konusu ayrı bir önem kazanıyor.

MEB verilerine göre, Şubat 2006 sonu itibarıyla ilköğretimlerin yüzde 45’ine, lise ve dengi okulların yüzde 82’sine ADSL internet erişimi sağlandı. Yine 2005 verilerine göre bakanlığa bağlı okullardaki 300 bin bilgisayar internet imkânına sahip. Bu noktada bağlantı hızıyla ilgili eleştirileri bakanlık yetkilileri inkâr etmiyor; ancak problemin Türk Telekom Anonim Şirketi’nin altyapısından kaynaklandığını, çözüme yönelik test ve denemelerin yapıldığını ifade ediyor. İşte öğretmenlerin eleştirisi bu çerçevede geliyor. Ders sırasında dahi birkaç kere bağlantısı kopan bu laboratuvarlar genel kullanıma nasıl açılsın? “Bilgisayarlara zararlı sitelere girişi engellemek için bazı programlar yüklenmiş. Gel gelelim google gibi arama motorlarından öğrenci istediği siteye ulaşabiliyor. Zaten bağlantı kopması da ayrı bir problem. 40 dakika süresince 5 kere bağlantı kopar mı? Ben bunu yaşadım.” diyor, isminin verilmesini istemeyen bir öğretmen.

NOTU DEĞERLENDİRİLMEYEN DERS

TTK’nın yayımladığı 192 sayılı kararın itiraz edilen taraflarından biri de açıklamalar kısmının 10’uncu maddesinde yer alıyor. Öğretmenlerin ‘gereksiz zahmete neden oluyor’ eleştirilerine neden olan maddede şöyle deniliyor: “Seçmeli derslerle Rehberlik/Sosyal Etkinlikler notla değerlendirilmez. Ancak öğrencinin hangi seçmeli dersi aldığı karne ve diğer resmî kayıtlarda belirtilir.” Bunun anlamı eğitim yılı süresince yüzlerce öğrenciyi sınava tabi tutan öğretmenlerin değerlendirdikleri imtihanların karnede herhangi bir fonksiyonunun olmadığı. Ordu’da görevli Z.K. isimli öğretmen, “Yazılı, öğrencinin bir şekilde derse motivasyonunu sağlıyor. Şimdi bizim sınavlar sonucunda verdiğimiz notların etkisizliğini fark eden öğrencinin derse ilgisi kalır mı? ‘Zayıf alsam ne olacak? Notun etkisi yok ki.’ görüşü yerleşiyor, talebenin zihnine.” şeklinde konuşuyor.

Derslerinin yeterince ciddiye alınmadığına inanan binlerce öğretmenin bir başka sıkıntısı maaşlarında yaşanan düşüş. Bunun etkileri özellikle girdikleri ders saatine göre ücret alan sözleşmeli öğretmenleri darda bırakıyor. Trabzon’da görev yapan Hakan K’.nın ders saati söz konusu uygulama nedeniyle 25’ten 15’e düşer. Daha öncesinde 1.000 YTL’ye yakın maaş alırken şimdi eline geçen 700 YTL civarında. Ekonomik anlamda sarsıldığını söylüyor: “Ek ders ücretini tamamlamak için 3 farklı okulda derse giriyorum. Allah’tan okullar yakın. Ancak Güneydoğu’da vazifeli bir arkadaşım var ki, haftada 3 defa 2 farklı yerleşim birimi arasında mekik dokuyor. Her biri arasında bir saatlik yol var ve bunun için ayrıca bir ücret almıyor.”

BİZ DE Mİ ‘FORMATÖR ÖĞRETMEN’ OLALIM?

Ders sayıları ve buna bağlı maaş düşüşlerinden bunalan öğretmenlerin bir diğer şikâyet konusu, 3 aylık kurs neticesinde bilgisayar sertifikası alıp önlerine geçen meslektaşları. ‘Okul bilgisayar formatör öğretmeni’ diye tanımlanan bu kişilerin hâlihazırdaki sayısı 7 bin civarında. Derslerine ortak çıktığını düşünen bilgisayar öğretmenleri söz konusu meseleye şöyle yaklaşıyor: “4 yıl okuyup diploma alıyoruz. Okullarda göreve başlıyoruz, sözleşmeli olanların karşısına 3 aylık kursla sertifika alan kadrolu öğretmenler çıkıyor. Derslerin yarısını elimizden alıyorlar. Hem gelirimiz düşüyor hem boşuna okumuş hissine kapılıyoruz.” Bu görüşe destek veren Amasya’da vazifeli bilgisayar öğretmeni M.Y. birçok arkadaşının ‘formatör öğretmen olma niyetinde olduğunu’ belirtiyor. Hâlihazırda 6 bin 393 kadrolu, 2 bin 564 kısmî zamanlı bilgisayar öğretmeni görevinin başında; MEB’in bu alandaki ihtiyacıysa 5 bin 897. Eğitim fakültelerinden her yıl ortalama 1.600 kişi mezun olmasına rağmen bakanlığın hâlâ öğretmen arıyor olması, birçok okulda alanla ilgili sıkıntılar yaşandığını gösteriyor. İstanbul Ortaköy Burak Reis İlköğretim Okulu da 2 aydır aynı problemle yüz yüze. Aile Birliği Başkanı Tülin Ürker, hocaları olmadığı için 25 makineli laboratuvarın atıl kaldığını ve çocukların sıkıldığını söylüyor. Öğrencilerin bilgisayarla uğraşmayı çok sevdiğini dile getiren Ürker, ne zaman öğretmen geleceğine dair bir bilgilerinin olmadığını ifade ediyor.

Devlet okullarında bu tür sıkıntılar yaşanırken özellerde durum farklı. Özel Okullar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Nurullah Dal, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Veliler müfettiş gibi eğitim kurumlarını denetliyor. Hele bilgisayar, yabancı dil gibi derslerin bırakın boş geçmesini, alan dışı öğretmenlere dahi verilmesini istemiyor. Bu bizi bilgisayar laboratuvarlarını daha aktif, sadece ilgili dersle sınırlı kalmayan, farklı alanların kullanabildiği bir yapıya dönüştürmeye sevk ediyor. Coğrafya, tarih gibi birçok branş öğretmeni işledikleri konular için sanal ortamdan faydalanıyor.” Bunun öğrencinin bilgisayar başında geçirdiği ders saatini artırdığına dikkat çeken Dal, Türkiye genelinde bu alandaki eğitiminin yoğunlaştırılması gerektiğine inanıyor.

Türkiye Bilişim Derneği eski Başkanı Prof. Dr. Erdal Balaban, Nurullah Dal’ın görüşlerine katılıyor. “Bilgisayar sadece aynı isimli derse ait gibi algılanmamalı. Oluşturulan bilgisayar laboratuvarlarından diğer branşlar faydalanabilir.” diyen Balaban, verimli bir eğitim için bunun gerekliliğine işaret ediyor. Ders saatinin düşürülmesini de eleştirerek, 40 dakikalık eğitimle gelişim sağlanacağına inanmanın kendimizi kandırmaktan başka bir şey olmadığını söylüyor.

Son aşamada MEB yetkilileri konuya nasıl yaklaşıyor ona bakalım. Geçtiğimiz haftalarda basına yansıdığı kadarıyla ‘adının açıklanmasını istemeyen’ üst düzey bir yönetici şunları söylüyordu: “Yürürlükteki müfredat 1998’dekinin aynısı, değişiklik yok. Okullarda verilmesi gereken rehberlik dersleri boş geçtiğinden idareciler bunun saatini bilgisayara ayırabiliyordu. Böylece bilgisayar ders saati fazlalaşıyordu. Söz konusu alanda müfredat harici bir azalma veya farklı bir uygulama yok. Evet, öğretmenler bu konuda eksik ders verdikleri için belki mağdur olabilirler, ama bizim yaptığımız sadece her dersin okutulmasını sağlamaktır.”

İSTANBUL MİLLÎ EĞİTİM MÜDÜRÜ ÖMER BALIBEY: SEÇMELİ DERS SAATİ ARTIRILABİLİR

MEB’in, Maliye Bakanlığı’ndan aldığı sözleşmeli öğretmen kadrosu bilgisayar dersleri adına büyük bir atılım. Bilgisayar derslerine öğretmen bulamıyorduk, olanları ya Anadolu liselerine ya da konuyla ilgili eğitim yapan okullara gönderiyorduk. Sözleşmeli öğretmenlik gençlere iş imkânı sağladı.

Tabii büyük yatırımlar yapıldı ancak ders saati de bire indi. Sözleşmeli öğretmenler bu durumdan etkilendi. 30 saatlik haftalık dersleri 10 saate düştü, bazılarının. Okul okul gezmek durumunda kalanlar oldu. Bilgisayar ve sözleşmeli öğretmenler bundan memnun değil. Ancak meseleye başka bir yönden bakarsak idareci arkadaşlar seçmeli ders saatini artırırsa öğretmenler biraz daha rahatlayabilir. Ama bunu yapmayan arkadaşlar da var tabii.

Aslında Türkiye şuna geliyor, bilgisayar ders değil herkesin bilmesi gereken bir araç. Bunlara zaman ayırma yerine sistem kendi içinde temizler diye düşünülüyor. Bakanlığın düşüncesi, bir saat bu çalışmayı yapıp, günlük hayatta öğrenilenlerin tatbikinin yapılması.

Şikâyetler geliyor. Ama uygulama önümüzdeki eğitim yılında başlayacak. Bir netice alalım bakalım. Eğer aksaklık olursa, biz de konuyla ilgili raporu yazarız bakanlık da dikkate alır.

İstanbul’da önümüzdeki dönem için 500 bilgisayar öğretmenine ihtiyaç var. Formatör öğretmenlerle bu açığı kapatmaya çalışıyoruz. Zaten İl Genel Meclisi’ne teklif ettik, 6 bin yeni bilgisayar alacağız. Her açılan okula bununla ilgili sınıflar kuruluyor, eskiler yenileniyor.

TÜRK EĞİTİM-SEN GENEL BAŞKANI ŞUAYİP ÖZCAN: ÇAĞIN GEREKLERİ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ

Son zamanlarda bilgisayar öğretmeni arkadaşlardan yüzlerce mesaj alıyoruz. Konu malum, ders saatlerinin bire indirilmesi ve buna bağlı ortaya çıkan aksaklıklar. Bırakın ilk ve ortaöğretimi, üniversitelerde dahi bilgisayar eğitimine yönelik yoğun programlar konulması gerekirken, kısıtlanıyor. Kendi dilimiz edebiyatımız zorunlu olacak; ama bunların dışında dersler gösterilmeye çalışılırken, çağın gerekleri göz ardı edilmemeli. Yabancı dil ilköğretim birinci kademeye kadar indirilirken teknoloji yok sayılmamalı. Belki de ileriki yıllarda okul duvarları ya da okulların kendisi ortadan kalkacak. Böyle bir ortamda teknolojiden geri kalamayız. Bu yüzden bilgisayar derslerinin sayısı artırılmalı ve zorunlu hale getirilmeli. Biz bu konuda 25 Ocak tarihinde bakanlığa bir yazı yazdık. Söz konusu yazıyla uygulamanın bilgi çağı yarışında gençlerimizi teknoloji maratonunun gerisinde bırakacağını vurguladık.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious