Binoche: "Mevlana için Türkiye'ye gelebilirim"

Binoche:
  • Giriş : 20.01.2008 / 10:46:00

İngiliz Hasta'nın oyuncusu Juliette Binoche asi yanıyla dikkat çekiyor...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Atilla Dorsay yazdı..

Juliette Binoche'a olan hayranlığımı kolay kolay anlatamam. Onu Andre Techine'nin Randevu filmiyle ilk kez tanıdığımızda (1985), henüz 21 yaşındaymış. Hemen ardından; o ezeli 'hippi', sisteme ve düzene isyancı karakterlerinde kendi hayatından yansımalar bulunan Leos Carax'ın filmlerinde, Kötü Kan ve Köprüüstü Aşıkları'nda izlemiştik onu: Hayatla ilişkisi ustura üzerinde, sorunlu ve başınabuyruk genç kız rolleriyle... Ve o saydam güzelliğine ve modern isyankâr kişiliğine vurulmuştuk. Sonra Carax'la ayrıldılar: Hem özel hem de mesleki yaşamlarında. Ve ardından hep ilginç filmler geldi. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Jeremy İrons'a ölümcül bir tutkuyu tattırdığı Damage-Delicesine, Kieslowski'nin 'Üç Renk' üçlemesi: Kırmızı, Beyaz ve Mavi. Sonra Damdaki Süvari, derken İngiliz Hasta filmiyle gelen beklenmedik bir yardımcı oyuncu Oscar ödülü. O artık Fransız sinemasının 'köprüler kraliçesi' değil, uluslararası filmlerin sevilen ve aranan yıldızıydı. Çikolata (yeni bir Oscar adaylığı), Bilinmeyen Kod, Saklı, Hırsız... Sanatçı öylesine yoğun biçimde çalışıyor ki, onu üst üste Kırmızı Balonun Yolculuğu, Paris, Yaz Saati, Öbür Adam gibi filmlerde izleyeceğiz. Geçen Cannes şenliğinde gösterilen Kırmızı Balonun Yolculuğu filmi dolayısıyla onunla konuşabildim. O filmin çıkmasını beklerken (ki galiba mayıs ayına sarkmış), başka bir filmi geldi: Bu hafta gösterime giren Dan in Real Life-Şamar Oğlanı. Ben de söyleşiyi yayınlamaya karar verdim.



İLGİNÇ BİR DENEYİM

Binoche'la Cannes'ın patırtısı içinde, sakin bir köşede konuşabildik. Sanatçı, Kırmızı Balonla Yolculuk'ta bir kukla oynatıcısını canlandırıyordu ve rolü gereği sarışındı. Sordum, "Sarışın olmak nasıl?" diye... Şöyle dedi: "İlk kez olmuyorum, ama yine de ilginç bir deneyim. Sanki beni kendimden uzaklaştırıyor ve bu da yeni imkânlar getiriyor". Binoche, filmin yönetmeni ünlü Çinli sanatçı Hsou Hsiao Hsen'den memnundu: "Apayrı bir deneyim. O bizleri tümüyle özgür bırakıyor, oyuna hiç müdahele etmiyor. Ondan hemen sonra Hollywood'da Şamar Oğlanı'nı çektik. Ne büyük bir fark!... Orda her şey belli, film sanki kâğıt üzerinde hazır gibi. Hangisini mi tercih ederim? Galiba her şeye rağmen Amerikan sistemini. Çok profesyoneller. Üstelik Steve Carell de çok sempatik bir adamdı." Sanatçı Cannes'daki filmi için kukla sanatını öğrenmek zorunda kalmış. Aynı zamanda, Çince konuşmayı da: "Çok zordu. Hele o çok garip tonlardaki sesleri çıkarmak!.. Ama yabancı kültürlere karşı büyük ilgi duyuyor ve hep öğrenmeyi seviyorum." Binoche, gerçekten de farklı şeyler yapmayı seviyor. Böylece gösterişli Hollywood filmleri veya Avrupa ortak-yapımları kadar, Godard, Kieslowski veya Haneke filmlerini de çekiyor. Peki ya Doğu? Bu konuda şunları söylüyor: "Doğu'ya ilgim açık: Bir Çin yapımında oynamadım mı? Bu kadarla da kalmayacak. Geçen yıl, Abbas Kiarostami'nin konuğu olarak İran'ı gezdim. Ve o kültüre hayran oldum. Yakında onunla bir film çekeceğiz. Adı Tasdikli Kopya diye çevrilebilir. İtalya ve İran'da geçen bir hikâye. Ve ben bir uluslararası sanat toplantısında, orta yaşlı bir İngilizle bir ilişki yaşıyorum."

Binoche, İsrailli yönetmen Amos Gitai ile de çalışacak. Böylece Ortadoğu'ya iyice uzanmış oluyor. Ya Türkiye? "Hiç gelmedim. Ama beni çok çekiyor. En çok da Mevlana. Onun düşüncelerine çok yakınım. Ve onunla ilişkili bir etkinliğe katılabilirim. Sinema? Niye olmasın? Artık dünya çapında yönetmenleriniz var. Fatih Akın, Nuri Bilge Ceylan gibi". Türkiye-Fransa ilişkilerini soruyorum: "Çok bilgim yok. Ama Sarkozy'nin Türkiye'yi AB'ye almak istemediğini biliyorum ve şaşırıyorum. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki... Bu bir pazarlama, içe kapanma ve farklılıkları reddetme dünyası. Fransa'nın Sarkozy'yi Cumhurbaşkanı seçmesi de bunun sonucu. Ama yılmamak gerek. Mücadelenin küçüğübüyüğü olmaz. Herkes kendi köşesinde, kendi imkânlarıyla yanlış bulduğu şeylere karşı çıkmalı. Film yapmak da bunun bir parçası olabilir. Çünkü sinema insanları, giderek dünyayı değiştirebilir, görüşleri tersine çevirebilir. Benim çok farklı filmlerde oynamam da bunun sonucu". Juliette Binoche'a son olarak o 'asi gençlik' döneminden ne kaldığını soruyorum. Ondan önce, başımızda bekleyen menajeri atılıyor: "Merak etmeyin, hâlâ çok dikbaşlı, çok asi. O yanı hiç değişmedi". Sanatçı kahkahalara boğuluyor. Ve şöyle diyor: "Asi yanımızı yitirirsek, her şey biter. Gençlik biter. Onu hep korudum, koruyacağım".

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious