Bir Antalyalının kaleminden 'orman yangınları'

Bir Antalyalının kaleminden 'orman yangınları'.20627
  • Giriş : 05.08.2008 / 01:24:00
  • Güncelleme : 04.08.2008 / 23:29:30

Mersin'in Anamur ilçesi Güngören Köyü, Mani Mahallesi Köylüsü Hasan Bostan'dan çarpıcı tespit!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


HASAN BOSTAN yazdı...

Antalya da üç gündür devam eden orman yangınları ormanlarla beraber hepimizin yüreğini de yakıyor.

Son yılarda alınan bütün tedbirlere rağmen, yangın sayısında ve yanan orman miktarında sürekli bir artış gözleniyor. Yangınlarla mücadeleye bütçeden ayrılan pay her geçen yıl artıyor. Başta uçaklar olmak üzere yangın söndürme de kullanılan teknik aletler her geçen gün hem sayı olarak hem de nitelik olarak artmış olmasına rağmen, yangın sayısı ve yanan orman miktarı azalma şöyle dursun artıyor. Bütün bunlara, vatandaşın ya da köylünün, geçmiş yıllara oranla daha bilinçli hale geldiği varsayımını da eklediğimizde; bilemediğimiz, öngöremediğimiz bir sebebin yangınları ve yanan orman alanlarını arttırdığı hükmüne varmamız gerekiyor.

Benim şahsi kanaatim orman yangınlarının artmasının sebebi: ormanların düşmanı olarak ilan ettiğimiz kıl keçilerinin azalmış olmasıdır. Bu elbette sadece bir iddiadır. Bu iddianın ispat edilmeye muhtaç olduğunu ve yaygın kanaate zıt bir iddia olması nedeniylede güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiğini de biliyorum.

Öne süreceğim iddialar, bilimsel temellere dayanan deliller olmayacak. Ancak hayatının önemli bir kısmını ormanlarda geçirmiş, on binden fazla kızılçam ağacı dikmiş, ondan fazla yangın söndürme faaliyetine iştirak emiş birisi olarak söyleyeceğim her sözün uzun tecrübelere ve gözlemlere dayandığını da söylemek isterim.

Bir yangın esnasında sadece ağaçların yanmadığına, ağaçlarlarla birlikte karıncaların, kelebeklerin, yavrularını terk edemeyen anne kuşların, böceklerin, kaplumbağaların nasıl yandığını gözleriyle görmüş biri olarak yazacağım.

Orman yangınlarının artmasının sebebi kıl keçilerinin azalmış olmasıdır diyorum. Çünkü:

1-Kıl keçileri ormanlık arazilerin zemininde gelişen otları daha topraktan çıkar çıkmaz yediğinden yangının çıkması çok zorlaşmakta idi. Keçilerin ormanlardan çekilmesi ile birlikte ağaçların altları otluklarla kaplanır hale geldi. Kuraklıkla beraber adeta çıra haline gelen bu otlar, yangınların çıkmasına en büyük sebeptir.  Bu otlar en ufak kıvılcımın yangına dönüşmesine sebep oluyor. Aynı zamanda oluşan bir yangının çok hızlı yayılmasına sebep olan bu otlar yangının önlenmesinin önündeki en önemli engel olarak duruyor. Keçilerin yaptığı bu işi yapacak ikinci bir alternatif maalesef yok.

2-Otların yanında önemli bir tutuşturucuda ağaçların yere düşen yapraklarıdır. Keçilerin dolaştığı ormanlarda bu yapraklar, ya keçiler tarafından yenilmekte yada keçilerin tırnakları ile toprağa karışıp yanma özelliğini kaybetmektedir. Keçilerin kovulduğu ormanlarda bu imkan olmadığından kuru yapraklar, en ufak kıvılcımı yangına dönüştürmesinin yanında , yangının çok hızlı yayılmasına da sebep olmaktadır.

Hemen hemen bütün yangınlarda, çam kozalakları yangının durdurulmasını engelleyen ve yangının, yangın şeritlerini kolaylıkla aşmasını sağlayan etken olarak ilan edilir. Yanarak patlayan bir çam kozalağının 90-100 metre ileriye fırladığı ve yapılan bütün çalışmaları boşa çıkardığı söylenir. Bu doğrudur. Ancak kozalağın fırladığı alanda otların ve kuru yaprakların olmadığını düşünün, kozalağın uzun atlama yapması tek başına yangının yayılmasına yetmeyecektir. İşte bu yüzden ormanda dolaşan keçiler önemlidir. Kozalakları bir tarafa bırakalım tutuşmuş ağaç yaprakları bir taraftan yanarken bir taraftan da uçarlar. Rüzgarın etkisiyle bu yaprakların 300-400 metreye kadar uçtukları olur. Eğer zeminde çok ince ot ve kuru yapraklar varise çok cılız bir ateşi taşıyor olmalarına rağmen yangını taşımış olurlar. Bu durum bazen yeni sabotaj olarak bile algılanır. Keçilerin dolaştığı bir ormanda yapraklar asla yangını taşıyamaz.

3-Ormanın düşmanları olarak ilan ettiğimiz keçiler, evet bazı ağaçları da yemektedir. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek şu dur ki: Keçiler ormanların yere yakın dallarını ve küçük bodur maki türü ağaçları yemektedirler. Ağaçların diplerinde gelişen makilerin ve dip dallarının yenilip temizlenmesi, yangınların hem ilk çıkışını zorlaştırmakta hem de yayılma hızını oldukça yavaşlatmaktaydı. En tehlikeli orman yangınları olarak kabul edilen tepe yangınlarının oluşa bilmesi için orman altlarındaki çalılıklara ve kurumuş alt dallara ihtiyaç vardır. Keçiler bu noktada da çok önemli yangın önleyici canlılardır.

Keçiler özellikle köknar, sandal, karağan gibi yanıcı ve patlama özelliği gösteren çalı türü ağaçları kış aylarında yiyerek aralarında boşluklar oluştururlar. Bu ise bir yangın halinde yanıcı ve ateş fırlatma özelliği olan bu ağaçların vereceği yangın hızlandırıcı özelliği ortadan kaldırır. Keçilerin ormandan kovulmuş olması bu imkânı da ortadan kaldırdı.

4-Keçilerini ormanda otlatan çobanlar genellikle ağaçların alt dallarını, keçilerin beslenmesi için kesmekte ve bir nevi budama faaliyeti yapmaktaydı. Keçilerin ormandan çekilmesi ile birlikte bu ücretsiz budama işi yapılamaz hale geldi. Zamanla kuruyan ve adeta bir tutuşturucu rolü oynayan bu dip dalları, yangınların önlenmesini zorlaştıran en önemli faktörlerden birisidir.

5-Keçiler ormanda dolaşırken belli yollar takip ederler. Dilimizde “keçi yolu” diye de atlanılan bu yollar ormanları belli aralıklarla böldüğünden tabi yangın şeritleri oluşur.  Bu yangın şeritleri yangının dar alanda kalmasını sağladığı gibi yangının yayılma hızını da önemli ölçüde azaltır. Yangına müdahale eden ekipler bu şeritleri de kullanarak yangını daha kısa zamanda kontrol altına alabilirler. Keçilerin ormandan çekilmesi ile bu imkân kalmamıştır.

6-Keçi sürüleri ormanı belli parsellere bölerek adeta homojen bir dağılım gösterirler. Bu durum ormanların her bölgesinde, ormanın içinde dolaşan çobanlar demektir. Bilindiği gibi orman yangınlarına ne kadar erken müdahale edilirse yangının söndürülmesi o kadar kolay olur. Çobanlar çoğu zaman, yangın bir kişinin söndürebileceği boyutta iken yangınları söndürürler. Yüzlerce yangın çobanlar tarafından daha başlamadan söndürülmekteydi. Kimsenin de ruhu bile duymuyordu. Ayrıca çobanlar, kendi söndüremeyecekleri büyüklükteki yangınları da köylülere ve ilgililere haber verme görevi yapmakta idiler. Keçilerle birlikte ormanlardan çekilen çobanların olmayışı birçok yangının çok geç fark edilmesine, dolayısıyla da söndürme işinin çok zor ve maliyetli hale gelmesine sebep oldu.

7-Keçilerin ve çobanların ormanlarda dolaşıyor olması, sabotaj amaçlı ormanlara gelecek kötü niyetli kişilerin işlerini de zorlaştırıyordu. Issız kalan ormanları sabote etmek çok daha kolay hale geldi.

8-Orman köyleri her geçen gün boşalıyor. Geçim kaynağı olarak kullandıkları keçileri düşman ilan edilen köylüler, köylerini terk edince; hem yangınlara ilk müdahale edecek insan gücü azaldı hem de ıssız kalan ormanlarda sabotajcılara rahat dolaşma imkânı doğdu. Köylü geçim kaynağı olan keçilerini otlattığı ormana, adeta bahçesi nazarı ile bakmakta ve onu gözü gibi korumaya çalışmaktaydı. Ormanla bağı kalmayan köylü yeni işlere odaklandığından ormana odaklanamaz hale geldi. Bu da yangınların geç fark ediliyor olmasının bir diğer nedeni olarak sayılabilir.

Netice itibari ile diyorum ki: Keçiler ormanlarda eko sistemin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu çok önemli parçaya yapılan müdahaleler önünü alamayacağımız felaketlere neden oluyor. Olmaya devam edecektir. İnsan ne zaman doğal dengeyi bozduhep başımıza büyük felaketler geldi.  Keçilerin elbette ormanlara belli zararları vardır. Bu zararları ilaçların yan etkileri gibi düşünmek gerekir.  Keçilerin aynı zamanda ormana birçok faydası da vardır. Bu faydalar her zaman zararlarından daha fazladır. Antalya da yanan ormanlarımızı, ülkenin bütün keçilerini toplasak kaç yılda yok edebilirdi?

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*