Bir devrimcinin tahliye sonrası!

Bir devrimcinin tahliye sonrası!.10365
  • Giriş : 23.02.2009 / 14:56:00

Vedat Türkali, Kayıp Romanlar adlı kitabının başında, bugün sık aklımıza takılan bir soruyu soruyordu: Bir zamanların saygıdeğer devrimcileri nereye gitti? Yerlerini teröristlere mi bıraktılar?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Terminoloji nasıl 'devrimci'den, 'terörist'e geçti? Bu soruları devrim, savaş ve terörü yeniden tanımlarken, her zamankinden daha çok sorgulamamız gerektiği ortaya çıkıyor. Almanya'nın son yıllarda sevilen yazarlarından Bernard Schlink de, yeni romanı Hafta Sonu'nu bu tema çerçevesinde kurguluyor ve Almanya'daki politik süreç içersinde devrimci, terörist ve savaş suçlusu gibi kavramların bugün gençler için ne anlama geldiği üzerinde duruyor.
Hafta Sonu, 1970 yılında kurulan Batı Alman solcu militan fraksiyonu RAF üyesi bir devrimcinin yirmi dört yıl sonra, cumhurbaşkanının özel affıyla, hapisten çıkışıyla başlıyor. Roman, cuma günü başlayıp, pazar günü sona eriyor. Cuma günü ablası tarafından hapishaneden çıkarılan Jörg adlı eski militan, ablasının kent dışında kiraladığı büyük bir evde eski dostlarıyla buluşmaya gidiyor. Genç bir adam olarak girdiği hapishaneden, ellili yaşlarında, sağlıksız bir adam olarak çıkıyor: aklı karışmış, idealleri ölmek üzere olan bir adam.

İlk özgürlük saatlerini otoban üzerindeki bir kafeteryada kahvaltı ederek geçiren Jörg, kendisini nelerin beklediğinin farkında değildir. Bu arada evde onun ve diğer konukların gelişi için yiyecekler hazırlanmaktadır. Roman karakterlerinin her birinin aynı saatlerde nerede oldukları ve ne yaptıkları paralel zaman dilimlerinde anlatıldığı için, aslında her birinin benzer belirsizliğe doğru ilerlediği hissedilir. Elektrik ve diğer lükslerin olmadığı gibi, hizmetkârlar da (Jörg'ün doktor ablası aslında varlıklıdır) yoktur bu köy malikânesinde. Bu yüzden de konuklar her şeyi birlikte yapmak zorunda kalırlar, ilk başlarda çok zorlansalar da, iki gün sonunda farklı biçimlerde yakınlaşırlar.
Jörg'un hapisten çıkışı, ablası dışında diğer konuklar için fazla önemli bir olay değildir. Günlerdir gazete ve televizyonlar ünlü teröristin serbest bırakılacağı haberini verdiği için, meraktan kaynaklanan bir ilgi duymaktan başka bir şey hissetmezler. Ortak geçmişlerine ve politik ideallerine bağlı kalan yoktur aralarında. Eski devrimci arkadaşlarından biri kendini dine vermiş ve Almanya'nın ilk kadın piskoposlarından biri olmuştur, bir başkası varlıklı bir işadamı, diğeri ünlü bir gazeteci, biri de artık yazar olmak isteyen bir öğretmendir. İkisi evli, ikisi bekâr bu dört eski tanıdığı (dost oldukları söylenemez) bir arada tutan şey ne ortak bir ilgi ne de dünya görüşleridir, sadece geçmişte bir şeyler yaşamış olmalarıdır. Yaşananlar da —özellikle Jörg tarafından— hatırlanmayacak kadar geride kalmıştır.
Eski tanıdıklardan başka eve bir de Jörg'e hayran genç bir militan katılır. Yazar karakterlerin geçmişlerini anlatarak onları tanıtmak yerine, çarpıcı birkaç yanlarını anlatarak portrelerini çizer. Bu sayede konu fazla dağılmadan, merkezde Jörg ve onun hapisten çıkış olayı kalabilmiş hep. Diyaloglar da fazla detaylandırmadan, doğrudan konuya giren bir akış içinde verilmiş. Karakterlerin bazıları gereksiz gelse de, bunları fazla uzun tutmadığı ve detaylandırmadığı için, konuyu bölmemiş bu durum.

Kurgunun kıskaçları
Bazı yazarlar, özellikle gerilim romanı yazarları, konu çözümlenmelerini ustalıkla yaparlar. Beklenmedik bir anda, konu başka bir yöne akmaya başlar. Bernhard Schlink bu tür yazarlardan. Fazla derin, analitik ya da şiirsel değil, fakat kurgunun kıskaçlarını çok akıllıca kullandığı için, sürpriz yaratmayı başarıyor. Hafta Sonu'nda da romanın üçte ikisi geçtikten sonra beklenmedik bir karakter çıkarıp, konuyu ve oradaki tüm karakterleri yeni bir gözle görme şansı veriyor okura. Sadece savaş, öldürmek, dünyayı değiştirmek, devrim yapmak gibi konularda değil, yapılan onca hata ve suç sonrasında affetmek konusuna da giriyor.

Roman bu noktada yazının başında söz ettiğim, devrimci mi, katil mi sorusunu ele alıyor ve roman kahramanları arasında ateşli bir tartışma başlıyor: “Başarıya ulaştırmayan bir mücadele kurbanları mazur göstermez” diyor biri. “Ama devrimci eylemler Almanya'da, Avrupa'da devrime ya da dünya devrimine ön ayak olmuş olsaydı, o zaman kurbanları mazur gösterirdi” diye yanıtlıyor diğeri. Bu sadece görüş farklılığı değil, belki de nesiller arası düşünce farklılığını da gösteriyor. Bir neslin devrime romantik bakışını, diğer bir nesil öfke ve şiddet olarak görüyor.

Yazar, olaya sadece Jörg'ün militan yaşamı açısından bakmakla kalmıyor. Roman içinde karakterlerden birine yazdırdığı bir romanla, başka bir militanı hayatını da anlatıyor. Jörg gerçekleştirdiği eylemler sırasında dört kişinin ölümüne neden olduktan sonra, polis tarafından yakalanıp cezaevine gider oysa roman-içinde-romanda anlatılan kahraman yakalanmaz, kendine ölü süsü vererek yeni bir yaşam kurar. Bu iki benzer ama çok farklı yaşamların anlatılması, kararlılıktan çok rastlantının rol oynadığı izlenimi verir okura. Romanda bugünün değerlerini temsil eden ve Jörg'ün neslini anlamayan üç genç karakter vardır, onların modern dünyasında ne silahlı ayaklanmanın ne de devrimin bir anlamı vardır. Bu gençlerden biri “Barış uğruna savaşmak, bekâret uğruna düzüşmeye benzer” dediğinde, nesiller arası fark çok ironik ve net bir biçimde vurgulanıyor.

Oscar yolunda

Bernhard Schlink son haftalarda, beş dalda Oscar ödülüne aday olan The Reader (Okuyucu) filminin uyarlandığı romanın yazarı olarak da duyduğumuz bir isim. Okuyucu, New York Times çok satanlar listesinde birinci olmuş ilk Almanca romanmış aynı zamanda. Hafta Sonu ile Okuyucu hemen dikkat çekecek bazı ortak özellikler taşıyorlar. Schlink her iki romanında geçmiş günahların ağır bedelini ödeyen karakterler yaratıyor fakat ne gariptir ki, bu karakterlerin ikisi de hiçbir şekilde bir suçluluk duygusu belirtisi göstermiyorlar. The Reader'da Kate Winslet'in başarıyla canlandırdığı karakter, üç yüz kişinin ölümünden utanç duymazken, okuma yazma bilmediği için utanç duyuyor; benzer şekilde, Hafta Sonu'nun kahramanı Jörg de kendini bir görevin yerine getirilmesi için kullanılan bir araç olarak görüyor ve bu yüzden görevi tamamlamış olmanın verdiği bir güvenle vicdan azabı çekmiyor. Bernhard Schlink, tarih kitapları açısından önemsiz görünen bu insanların, karar verme konumunda olmadıkları için sorumluluk da duymadıklarını çok güzel anlatıyor her iki eserinde de.

Hafta Sonu, Almanya'da da geçen aylarda yayımlandı. Bunca kısa zaman içinde çevrilmiş ve yayımlanmış olması çok sevindirici. Çeviri daha iyi olabilirdi fakat bu zevkle ve hızla okunacak türden bir roman.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*