Bir dönem kapanırken

  • Giriş : 08.11.2006 / 00:00:00

Bülent Ecevit'in Bakanlar Kurulu'nun yasa değiştirmesi suretiyle, devlet töreni ile Devlet Mezarlığı'na defnedilecek cenazesi, sembolik olarak bir siyaset döneminin de sonu olacak.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu dönemin dört önemli aktörü vardı: Merkez sağı temsilen Süleyman Demirel, dinsel unsurlarla siyaseti temel alan Necmettin Erbakan, Türkçü-milliyetçi çizgide agresif bir hattın sözcüsü Alparslan Türkeş ve merkez solun doğal lideri Bülent Ecevit.

Bu dört isim de 1980 darbesinde ağır darbe aldı. Partileri kapatıldı. Yargılandılar, yasaklandılar. Bu nedenle de, yasaklar kalkar kalkmaz yeniden ve siyaset sahnesine döndüler. Kapanmamış hesapların devamı, eski siyaset döneminin kapanmasına da, yeni siyasetçi kuşakların yer bulabilmesine de engel oldu.

AK Parti, bu zinciri, ancak Erbakan'dan sancılı bir kopuşla kırabildi. Demirel'in AP-DYP geleneğinin devamcısı Mehmet Ağar, eski siyaset tarzını kıramadığı için bugün yanına taze kan bulamıyor. O dörtlüden Türkeş'in vefatıyla MHP'nin başına geçen Devlet Bahçeli, daha önce DYP ve ANAP'ta siyaset yapmış kadrolarla idare ediyor, mesela Ümit Özdağ gibi yeni kadroların öne çıkmasını istemiyor. ANAP ise mevcut haliyle yeni kadrolara, yeni bir siyaset tarzına yol açıyor olmaktan uzak. Yani 1980 darbesinin Türk siyasetine özgüven kaybı dışında en büyük darbesi, yenilenme mekanizmalarını dağıtmak oldu ve bunu bugüne dek kırıp başarılı olabilen ilk oluşum AK Parti oldu.

Solda, Ecevit'in yaptığı stratejik bir yanlış adımdan söz etmek gerekirse, 1973 seçimlerinde, hatta 1977 seçimlerinde 'dağa taşa Karaoğlan yazarak' onun çalışan ve dinamik kesimlerle hayati bağlarını devam ettirmeye çalışan sol gruplarla arasına mesafe koymak, hatta onları karşısına almaktır diyebiliriz.
Bunun üçlü etkisi oldu: Birincisi, CHP ya da merkez sol bir daha asla yüzde 40'lar gibi bir oranı hayal dahi edemedi. CHP ve içinden çıkan hareketler giderek daha yaşlı ve daha seçkinci bir hal aldı.
İkincisi, CHP'ye, daha da çok Ecevit'e verdikleri destekle kendilerine sistem içinde bir pay, bir yer bulan sol gruplar dışlanmışlığın ve artan çatışma ortamının getirdiği merkezkaç kuvvetle uçlara savrulmaya başladılar. Bu da 1980 darbesine doğru, çatışma ortamını besleyen, vahim sonuçlar doğuran bir gelişme oldu. (Bu gelişmede, o dönem Moskova etkisindeki Türkiye Komünist Partisi'nin DİSK ve CHP'yi içeriden fethetme niyetiyle diğer sol gruplarla bağını kesme çabası, tetikleyici ve Ecevit ve çevresinde savunma mekanizmasını harekete geçiren bir rol oynadı mı? Yakın döneme bakan siyasi tarihçilerin yanıt aramasına değer bir sorudur.)
Üçüncü etki, aslında bir ihtimal. CHP, onu yaşatan sol gruplarla bağını koparmayıp sürdürse idi, Amerikan Demokrat Parti, İngiliz İşçi Partisi gibi, her grubun kendinden bir parça bulup şemsiyesi altında gönüllü yer alabileceği geniş anlamıyla sosyal demokrat bir kitle partisine dönüşebilir miydi? Çatışma ortamının tırmanması engellenebilir, 1980 darbesinden kaçınılabilir, aynı şekilde sağı yeniden kucaklayan bir AP ile, Turgut Özal'ın ekonomik reformları demokratik ortamda hayat bulabilir miydi? Varsayımsal, ancak sorulmaya değer sorulardır.
Ecevit'in CHP'den koptuktan sonra DSP'de neden 'örgütü olmayan parti' modelini denediğinin, CHP'ye sahip çıkıp canlandıran Deniz Baykal ve ekibinin neden taze can bulamadığının, ya da bulunduğu sanılan canları neden bünyenin kısa sürede reddettiğinin yanıtı buralarda bulunabilir. Yani DSP'de genç kadrolar var, ama liderlik örgütlenmeye izin vermiyor; içten fethedilir diye örgütlenmeden korkuyor.

CHP'de ise kadrolar eski ve deneyimlerini hep muhalefette kazanmış, ama iktidar olmak için gereken türde yeni kadrolar kazanamıyor.
Yazının başına dönersek, Ecevit dürüstlük, nezaket, baskılar karşısında dik durabilme örneği oluşturmuş bir siyasetçi, siyasette marka olmuş bir devlet adamıydı. Cenazesiyle bir dönem sona erecek. Peki yeni bir dönem başlayacak mı?

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious