Bir eğitim gönüllüsünün hikayesi

Bir eğitim gönüllüsünün hikayesi.9704
  • Giriş : 02.06.2007 / 14:30:00

Her yıl Türkçe Olimpiyatları düzenlenir... Dünyanın dört bir yanından öğrenciler gelir Türkiye'ye...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bir de onları yetiştiren ağabeyleri, ablaları takılır kameralara; salonun bir köşesinden performanslarını sahnede ortaya koyan öğrencileriyle göz göze gelip onlara bir anne, bir baba şefkatiyle cesaret verişleri takılır dikkatli gözlere... Yüzlerce eğitim hatırasından biri belki de Papua'nın öyküsü...

İnsanın bir başına dilini, dinini, geleneğini bilmediği okyanus aşırı coğrafyalara gitmesi, oralarda yıllarca yapayalnız, dertleşebileceği kimsecikler olmadan yaşaması nasıl bir fedakârlıktır... Hele bu gidilen belde Papua ise; başkenti olan Port Morosbi'nin dahi sokaklarında her an soyulma, bıçaklanma, kaçırılma tehlikeniz var ise... İstanbul'dan Singapur'a uzayan on saatlik, fasılasız uzun bir uçak yolculuğuyla başlar öykümüz... Birkaç saatlik beklemeden sonra kendini Papua'ya taşıyacak uçakla yedi saat süren bir yolculuk daha yaparak Port Morosbi'ye ulaşmıştı Yavuz Yardım Bey. Bu yolculukta en çok dikkatini çeken husus ise uçakta Papualı yerlilerin yok denecek kadar az olmasıydı. Batılı misyonerlerin ve işadamlarının yoğunluğu fark ediliyordu.

Konuştuğu, bilgi edindiği insanlar bu genç ve yalnız müteşebbise biraz şüpheyle bakıyordu. Günler, aylar geçmiş, bir arpa boyu yol alamamıştı.

Sebepler bir bir sükût ediyordu. Şehirde can ve mal güvenliği sağlanamıyordu. Otel ve zenginlere ait bazı evler, güçlü kabilelerin silahlı adamları tarafından korunuyordu. O da birçok kez soyulma ve bıçaklanma tehlikesi atlatmıştı. Sık sık bindiği taksi şoförleri ya para üstünü vermiyor ya da bütün paralarına el koyup onu arabadan atıyorlardı.

Yine böyle sıkıntılı bir gece yarısı Allah'ına dua dua yakardı. O gün otele döndüğünde odasının başka bir müşteriye verildiğini öğrenmişti. Boş oda yoktu, diğer otellere baktı; ama nafile.

Gecenin en koyu vakti, sabaha en yakın olan an değil miydi? Kalbinin sesini dinleyerek geçmekte olan bir taksiye el kaldırdı. Taksi şoförüne İngilizce olarak kendini tanıttı. Adam Yavuz Bey'e; 'Sen Müslüman mısın?' diye sordu. Şaşırmıştı; bu ülkede ilk defa birisi Müslümanlıktan bahsediyordu. Adam, "Seni Müslümanlara ait bir yere götüreceğim." demişti. Yeşil kubbeli, şirin bir mescitti burası. Kapıyı mavi gözlü, bembeyaz sakallı, nur yüzlü İngiliz ordusundan emekli bir albay olan Sadık Sanberk açmıştı. Yavuz Bey'e, Samsun adlı bir yerliyi yardımcı olarak vermiş, Port Morosbi'de yalnız dolaşmaması gerektiğini de sıkı sıkı tembihlemişti.

Hayat arkadaşını da getirdi O günden sonra bir şifrenin çözülmesi gibi kapılar art arda açılmaya başlamıştı. Samsunlu işadamlarının omuz verdiği okul arayışlarına yine Samsun isimli bir yerli destek veriyordu. Daha okul binası bulunmadan okul açma iznini almışlardı. Türkiye'ye giderek hayatını Elif Hanım'la birleştirmişti. Eğitime gönül vermiş bu iki insan bir yandan okulun inşaatını takip ederken bir yandan da yeni kurdukları yuvalarını minik bir okula dönüştürmüş; bir grup kız öğrenciye ders vermeye başlamışlardı bile. Elif Hanım, onlara Türkçemizi öğretiyordu. Kolay değildi, Papualı çocuklarda Türkçe öğrenme isteği uyandırmak...

Çocuklara bir kelimeyi, bir cümleyi öğretmek için haftalar gerekebiliyordu. Yerli çocukların ağız yapısı ve alışkanlıkları bazı seslerin ve kelimelerin telaffuzunu oldukça zorlaştırıyordu. Mesela; ö, ü, ı, ğ, r gibi seslerin yer aldığı hece ve kelimelerin telaffuzu başlı başına bir mesele oluyordu.

Eşini kaçırmak istediler

Hayırlı işlerin muzır manileri de eksik olmuyordu elbette: Arabalarıyla giderken yolları kesilir bir gün; Yavuz Bey'in alnına tabanca dayanarak arabadan indirilir, paraları ve değerli eşyaları alınır. Elif Hanım'ı eşkıyalar arabayla beraber kaçırmak isterler. Allah'tan mucizevî bir şekilde araba birkaç metre ilerleyip durur ve bir daha çalışmaz. Bu arada çevreden koşup gelenleri gören eşkıyalar, telaşlanıp kaçmak zorunda kalırlar. Yeni evli çift büyük bir şok yaşar; ama çalışmalarına ara vermeden devam ederler.

Şimdi daha iyi anlıyoruz; Papualı Jack'in 'Hayat bayram olsa' temennisindeki duygu selini... Ganalı Edna'nın 'Ah şu eller', diye inleyişini... Vietnamlı Dieu'nun dolu dolu gözlerle 'Ihlamurlar çiçek açtığı zaman geleceğim', diyerek gönül telimizi titretişini... Ukraynalı Elvira'nın 'Önden giden atlılar' seslenişindeki derin manayı... Şimdi çok daha iyi idrak ediyoruz...

ORHAN KESKİN-PAPUA YENİ GİNE

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious