Bir gazeteci akademisyen olursa

Bir gazeteci akademisyen olursa.13232
  • Giriş : 30.10.2008 / 15:49:00

Saygın meslekleri ve akademik kariyeri bırakıp gazeteciliğe geçen pek çok isim sayabilirsiniz. Peki bunun tersini başarabilen var mı? Biz bir tane biliyoruz:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Son yıllarda birbirinden değerli ve okurken 'vay canına' dedirten çok sayıda kitap yayınlandı. Ama bunların çok azı hem akademik hem de popüler bir üsluba sahipti. Böyle bir üslubu en kolay bir gazeteci yakalabilir doğal olarak. Ali Budak bu gazetecilerden biri. Ama o bir gazeteci olarak değil akademisyen olarak imza attı kitabına. "Lale Devri'nden Tanzimat'a Yenileşme" alt başlıklı Batılaşma ve Türk Edebiyatı adlı eseri sizlere Kitap Dünyası sayfalarımızda tanıtmıştık. Ancak içerdiği tezler ve altının çizilmesi gereken tespitlerden dolayı bu kitabı bir tanıtımla geçiştirmek haksızlık olurdu. İşte bu nedenle yazarla bir söyleşi yapmak farz kabilindendi.
Ancak söz konusu yazar Ali Budak olunca, kitaptaki çarpıcı tespit ve önemli tezlerden önce "Gazetecilikten akademisyenliğe geçmiş" bir insanın ruh halini sorgulamak gerekiyordu. 22 yıllık gazetecilik hayatından sonra, yaklaşık altı yıldır Yeditepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğretim üyeliği yapan Ali Budak'a ilk sorularımız bu yönde oldu.
Biz de önce bunu yaptık... İşte söyleşimizin ilk kısmı:
> Akademik kariyerini terk ederek, hatta çok saygın meslekleri bırakıp gazeteci olan isimler görmeye alışkınız. Ama gazeteciliği terk edip akademisyenliği seçen isim bulmak hayli zor. Siz bu nadir insanlardansınız? Nasıl başardınız?


> Aslında benim gazetecilikten önce akademik hayatım olmuştu ama tam akademisyen olamamıştım. Doktoraya o zamanlar başlamıştım. Profesör Mehmet Kaplan'ın öğrencisiydim ve onun teşviki ile doktoraya başladığım günlerde gazeteciliğe geçtim. Dolayısıyla gazetecilik sürecinde devam eden bir doktoram vardı. Uzun süre de tezimi sürdürmeye çalıştım ama gazetecilik şartları buna izin vermedi. Yıllar sonra da bir afla, tesadüfen geri döndüm. Yeğenim benim adıma müracaat etmiş. Onun sayesinde yeniden kayıt yaptırdım, Bu da meslekte artık 20. yılını doldurduğum dönemdi. En son yaklaşık 22 yıllık basın hayatından sonra NTV'de Yurt Haberleri Müdürüyken, bir anda kafama esti ve akademik hayata dönmeye karar verdim. Biliyorsunuz gazetecilik bir noktadan sonra entelektüel faaliyet olmaktan çıkıyor ve çok teknik bir çalışma ortamına dönüşüyor. İşte bu teknik çalışma aşamasında saniyelerle yarışan habercilik beni çok yoruyordu. NTV'deki o yoğun çalışma beni yorduğu için bıraktım. Bırakırken gözüm arkada kalmadı. Emekli oldun. Emekli olduktan sonra oturdum bir buçuk yıl doktora tezimi yazdım. Bir buçuk yıl sonra doktoramı tamamlayıp, Yeditepe Üniversitesi'ne başvurdum ve akademik hayata başlamış oldum.

> Yani düzeltirsek emekli olmuş bir gazeteci olarak akademik hayata geçiş yaptınız. Derler ki haber virüsü bir kez bulaştı mı, bünye o mikropla sonsuza kadar yaşamaya mahkûmdur. Siz artık mesleği fiilen bırakmış biri olarak buna katılıyor musunuz? O 'mikrop' zaman zaman etkisini hissettiriyor mu?

> Mikrop hakikaten hâlâ vücutta dolaşmaya devam ediyor. Gazete okurken, haber okurken, gazetecilik dersleri verirken kendini hissettiriyor. Ben akademisyenlik yaparken bir taraftan da Türker İnanoğlu Sinema Televizyonculuğu Haber Merkezi'nde hocalık yaptım. Haber televizyonculuğu dersleri verdim. İletişim fakültesinde hâlâ gazetecilik dersleri veriyorum. Yani o mikrobu atabilmiş değilim. Hiç de atamayacak gibiyim. Hâlâ hissediyorum ki akademisyenlik hayatıma gazetecilik bir şekilde yön veriyor. Ama bunun olumlu bir şey olduğunu da söyleyebilirim; Çok yönlü bakış, değerlendirme, meselelere farklı açılardan yanaşabilme özellikleri gazeteciliğin akademisyenliğe yansıyan önemli etkileri bence.

> Bu pozitif yönler öğrencileri de etkiliyor mu?

> Bilmiyorum bunu söylemem ne kadar doğru ve objektif olur ama bölümün en tanınan, en karizmatik hocalarından biriyim. Derslerim çok ilgi görüyor. Gazeteci geçmişim öğrencileri etkiliyor. Gazetecilikle ilgili yorumlarım, günlük hayata dair yorumlarım ilgi çekiyor. Zaman zaman 5 -10 dakikalık ufuk turları yapıyoruz. Bunlar öğrencilerin çok hoşuna gidiyor. Hatta kendi bölümümde 19. yy gazeteciliği ve dergiciliği adı altında bir ders bile koydum. Ayrıca gazeteciliği de kendi bölümüme taşıdım.

> Peki şöyle bir ruh hali nasıl? Dün gazeteci olan Ali Budak, bugün bir vatandaş olarak Öğretim Üyesi kimliğiyle haber dinliyor ve okuyor. Doğal olarak o haberler bakarken normal bir insanın fark edemediği yönlendirme, deformasyon ve gölgelemeleri fark ediyor. O anda 'vay hınzırlar' dediğiniz ya da isyan edip 'yuh ulan bu haber böyle mi görülür?' diye isyan ettiğiniz oluyor mu?

> Bu hakikaten çok oluyor. Evde benimle haber dinleyenler bu açıdan birazcık rahatsız oluyor diyebilirim. Çünkü 'bakın işte şurada böyle çarpıtmışlar, şurada kendi medya grubunun veya patronun sesi olmuşlar" gibi değerlendirmeler ister istemez oluyor çünkü fark ediyorsunuz. Hem de çok açık fark ediyorsunuz. Bunu sürekli seslendirmek çevrenizdekiler için zamanla rahatsız edici bile olabiliyor. Ama bu tarz değerlendirmelerden uzak kalınamıyor onu söyleyeyim. Hele arkadaşlarım hâlâ basın camiasındayken, Ünal ne yapmış, Yaşar ne yazmış, Mehmet Ali Bulut bugün neye değinmiş, nerelerde uçmuş gibi meraklarınız oluyor. Bunlar hep ilgi alanınız içinde kalıyor.
> O zaman camiayı kendi haline bırakıp kitabınıza gelelim…

Röportajımızın ikinci bölümü: Osmanlı'da Batılaşmanın derin kökleri…
Yarın Haber 7'de…

Neler okuyacaksınız:

> Münif Paşa neredeyse hiç bilinmez ama Şinasi'den çok daha önemli bir gazeteci…
> Fethederek büyüyen ve ayakta kalan bir medeniyet olan Osmanlı neyi ihmal ettiği için geriledi?
> Lale Devri iddia edildiği gibi bir sefahat dönemi ve olumsuz bir dönem mi?
> Yeni Türk edebiyatının kökleri hangi tarihe dek uzanıyor?

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*