"Biz eskiden nasılsak şimdi de öyleyiz"

  • Giriş : 31.05.2007 / 22:09:00
  • Güncelleme : 31.05.2007 / 22:20:06

DA Dergisi Genel Yayın Koordinatörü Cengiz Şimşek Haber Aktüel için yazdı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ukrayna iç politikada ne kadar sıkıntı yaşasa da, hayatın diğer alanlarında çalışmalar aynı hızla devam ediyor. Üç günlük akademik gezi amaçlı Türkiye’ye gelen Ukraynalı akademisyenler meslektaşlarıyla bir araya geldiler. Birçok resmi görüşme yaptılar.

 

Üç günlük akademik gezi amaçlı Türkiye’ye gelen Ukraynalı akademisyenler meslektaşlarıyla bir araya geldiler. Birçok resmi görüşme yaptılar.

Türk eğitim sistemini yakından görmek ve meslektaşlarının tecrübelerinden istifade etmek amacıyla Milli Eğitim Banklığı’nın resmi davetlisi olarak gelen misafirler, bu arada Türkiye’nin politik, kültürel ve sosyal yönden nasıl bir süreçten geçerek bugünlere geldiğini de öğrenmek istediler. Diyalog Avrasya Platformu’nun Ramada Otel’de organize ettiği bu geniş brifing nitelikli toplantıya Türkiye tarafından Ali Bulaç, Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, Prof. Dr. Yasin Aktay ve Prof. Dr. Eser Karakaş uzman görüş bildirmek üzere katıldılar.

Uzun bir aradan sonra bağımsızlığını kazanan ve sık sık da iç karışıklıklar yüzünden uygulamalarda sekteler yaşayan Ukrayna, Doğu Batı arasında bir denge ülke. Buna benzer durum diğer eski SSCB cumhuriyetlerinde de var. Bu konuda Ukrayna bariz bir örnek. O kadar ki, bugün turuncu ve mavi renkler eşliğinde sokaklarda geceleyen halk her yeni gün amaçlarına yaklaşmış olmanın umuduyla çadırlarından çıkıyor ve bayraklarını Maydan’da bir gün daha sallıyorlar.

Dostluğumuz Türk okullarına bağlı

Bu iç problemlere kulak asmayan ve bu yönleriyle de alkışlanacak Ukrayna’nın değişik üniversite rektörleri ve eğitim bakanlığı görevlileri Türkiye’den oldukça fazla etkilenmişe benziyorlar. İkili sohbetlerimizde sık sık kültürel yakınlıklara yapılan vurgular, aslında Türk entelektüellerin de Ukrayna gibi komşu ülkelere ilgi duyması için bir işaret veriyor. Bugüne kadar daha çok Türk inşaat sektöründe faaliyet yürüten kişilerce, son zamanlar da ise turizm sektöründe yapılan atılımlarla ikili ilişkiler bir hayli geliştirildi. Bunun dışında bir de toplumda genel kabul görmüş adıyla “Türk okulları” var. Bu alanda yapılan çalışmalar belki de bu zamana kadar yapılan ekonomik ilişkilerin bir tür alt yapısını oluşturuyor ve daha da oluşturacak gibi. Bunu, misafirlerin karşılıklı dillerimizi bilen elemanlar yetiştirmek amacıyla kendi üniversitelerine döndüklerinde bölümler açmak, öğrencilerini yönlendirmek istedikleri zira Türk okullarının bu açıklığı ortaöğretim seviyesinde de olsa ciddi derecede kapattığı yönündeki değerlendirmeleri gösteriyor. Bu ikili görüşmelere de yine bu okulların ön ayak olduklarını unutmamak gerek.

Genel olarak düşünüldüğünde Türkiye Turgut Özal ile başlayan, sonraları sekteye uğradığı düşünülen eski SSCB ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkilerini geliştirme ve muhtemel birlikteliklere zemin hazırlama çalışmaları belki de sekteye uğramadı. Zira akademisyenlerin belirttikleri düşüncelere bakıldığında Türkiye ile sağlam bir ilişkileri var. Biz galiba bundan on yıl önce kurduğumuz o köprüleri gönlümüzden atmışız. Belki de bundan dolayı sık sık Özal dönemine özlem duyuluyor. Halbuki karşı tarafın konuşmaları hala o ilişkilerin devam ettiğini gösteriyor.

Soğuk Savaş çoktan bitti

Diğer bir yanılgı noktamız ise Soğuk Savaş dönemlerinde birbirimize farklı baktığımız, şimdilerde ise daha doğru bir bakış sergilediğimiz düşüncesi. Doğrudur ama bence Türk entelektüellerin de bu coğrafya insanlarını değerlendirirken, sahip oldukları bilgilere (birbirimizi düşman bilirdik) Sovyet dönemi kaynaklarından ulaştıklarını göz ardı ediyorlar. Zira o dönemin bütün eserleri toplumları ve milletleri kamplara ayırmak yoluyla ayakta kalmak politikası güdüyordu. Bu sanki Türkiye’de olmadı mı? Odessalı rektör Aleksey Çebukin’in “Biz SSCB döneminde nasılsak, şimdi de öyleyiz. Değişen bir şey yok. Değişiklik sadece politik alanda. Biz bilim ve sanat dünyası hala birbirimize aynı bakıyoruz.” sözleri işte bu gerçekliği ortaya koyuyor. Tam on yıldır bu coğrafyanın insanlarıyla bir araya geliyoruz. Hangi milletten olursa olsunlar, karşılaştığımız yabancıdan Türk entelektüelinin edindiği izlenim çok manidar: “Aynı bizim gibi düşünüyorlar… Bana sıcak kanlı geldiler… Sanki şimdi değil de uzun süredir birbirimizi tanıyor gibiyiz...” Bu cümlelerin ardından hemen ortak kelimeler, benzerlikler, aynı mutfak kültürü, karşılıklı evlilikler vs. uzayıp gidiyor. Hayır, bunda şaşıracak ne var? Karşınızdaki bir insan. Komşu olmak benzerliği beraberinde getiriyor. Bunun üzerine politikalar yapmak ve şaşkınlıklarını ifade etmek yaklaşımını artık geride bırakmamız gerekiyor. Artık proje zamanı. Bu gidiş gelişlerin güzel projelerle taçlandırılması gerekiyor. Diyalog Avrasya’nın bir platform olması aslında bu projeler için iyi bir fırsat. Eğer bundan üç gün önce Gürcistan Batum havalimanı açılmış ve Türkiye-Gürcistan arasında şehirler arası seviyede bir ulaşım imkanı sağlanmışsa, Gürcistan Cumhurbaşkanlığı çok düşük bir ücretle 100 dönümlük bir araziyi Uluslar arası Karadeniz Üniversitesi’nin yeni rektörlük binasının yapılması için tahsis etmiş, projesini kendileri takip edip, oldu bittiye gelmesin diye bir İtalyan mimarla anlaşıp projeyi çizdirmişse, İtalyanlara da “gidin Türklerle anlaşmanızı imzalayın” diye emir vermişse, bu kanaatler boşa değil. Demek ki, hala o eskiden var olduğunu bildiğimiz bakışlar devam ediyor. Yeter ki bizler gönlümüzden silmeyelim.

Bir öz eleştiriyle Türk entelektüellerine şunu ifade etmek isterim. Acaba içimizde kaçımız yakın coğrafyamız Avrasya ile ilgileniyor, proje geliştiriyor, bu cumhuriyetlerin iç politikalarını ve hayatın değişik alanlarındaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz? Biz hala “Belarus neresi? Ukrayna ne şekilde Rusya’dan ayrışıyor? Türkmenler ve Kazaklar nasıl oldu da Rusya ile anlaşarak alternatif bir gaz taşıma hattı projesine evet dedi?” diye birbirimize sormakla meşgulüz. Biz kendimize uzak Avrupa’yı okumakla gelişmişliği bağdaştırıyoruz. Asyalı birçok bilim adamı, yazar, şair ve film senaristleriyle yaptığımız birçok görüşmelerde Türk aydınının ve okurunun bu coğrafyaya yabancılığı ve ilgisizliği dile getiriliyor. Maalesef biz de Oryantalistleri örnek aldık. Asya bizim için de artık bir jungli, ekzotik ve bir o kadar sıra dışı hayatlar içeriyor. Bugün Diyalog Avrasya ve bir iki diğer dergilerin dışında o coğrafyadan bahseden başka bir yayın organı yok. Bundan dolayı da bu gibi ziyaretlerde dile getirilenleri duydukça, şaşkınlığımızı gizlemiyoruz. Uyan Türkiyem, atı alan Hazarı geçiyor…

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious