Blair her zaman savaşla anılacak

  • Giriş : 13.05.2007 / 00:00:00

Başarılarına rağmen, Blair orta İngiltere'yi ve radikal entelijansiyayı kaybetti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Brown, onları geri kazanmanın mücadelesini verecek.

Irak savaşının rezil gölgesi Tony Blair'in başbakanlığı, üzerine öylesine uzun asılı kaldı ki, onun ilk dönem başarılarını hatırlamak neredeyse imkansız. Ancak, ilk dönem başarılar çok önemliydi. Blair yönetimi altında İngiltere, tarihinde ilk kez temel bir kanun kazandı -İnsan Hakları Yasası-. Yasa tam olarak özümsenmedi henüz. Blair ve bakanları açık bir şekilde bu yasayı ve onun bireylere, gruplara dair açılımlarını kavrayamadı. Fakat, bir havuza fırlatılan taş misali, kaleme alanların hiç de beklemedikleri bir şekilde güzel helezonlar oluşturdu. İngiltere'de şimdi gücün üç merkezi var ve her biri ayrı bir politik iradenin vücut bulmuş hali ve farklı politik kültürü teşviğe yardımcı oluyor. 1707 yılında meydana çıkarılan eski sendika devleti sonsuza kadar ortadan kalktı. Kuzey İrlanda'da ise, klasik İngiliz tarzı demokrasi yerini uzlaşı demokrasisine dönüştürdü. Bu arada, yüce mertebesindeki klasik İngiliz politikacıları ve bürokratları kıyıma uğradı.

Evet, bu dönüşüm sadece ya da büyük ölçüde Blair'in başarısı değil. İnsan Hakları Yasası ve devrim John Smith'in mirasının bir parçasıydı. Belfast anlaşmasına duyulan güven, çok daha öncelerde inşa edildi. Fakat, İngiltere'deki anayasal devrim, Blair'in sırtındaki ağırlık atılmasaydı gerçekleşmezdi. Ve Belfast anlaşmasını gerçekleştirmedeki rolü çok önemliydi.

Bununla birlikte, trajik bir ironi ile, değer taşıyan bu mirası tümüyle yok oldu. Görevinin ilk gününden beri, aşırı bir enerji ve acımasız bir kararlılıkla Thatcher koalisyonu yerine yeni bir sosyal koalisyonu ikame etmeye çalışan Blair bunu da başardı. 'Yeni' İşçi Partisi aynı zamanda 'genç bir ülke' anlamına gelmeye başlamıştı.

1997-2001 yılları arasında Blair liderliğindeki hükümet ezici başarılar elde etti. Blair'in 'ilerlemeci yüzyıl' deyimi kendileri ve politik mirasları tarafından hakim olunan bir yüzyıl anlamına geliyordu. Ancak, Irak tüm bu hedefleri geri aldırdı. 2005 yılındaki seçimlerden çıkan sefil sonuçlara göre İşçi Partisi seçmenin sadece yüzde 22'sinin oyunu alabildi ve Blair'in koalisyonunun günlerinin sayılı olduğunu ortaya koydu. Bu, Blair'in politik başarısını kendisine yönelik bir silaha dönüştürdü. David Cameron şu an politik ekümenliğin baş peygamberi. Eğer İşçi Partisi önümüzdeki genel seçimleri kazanırsa geleneksel düzene dönecektir.

Blair'in ilk bağlılığını sunduğu yer Beyaz Saray oldu. Miras, sonunda başbakanlığını bitiren kin ve nefret oldu. Her daim, işgalci Beyaz Saray'a sadakat içindeydi. İkinci sınıf bir aktör gibi hareket etti ve üçkâğıtçı, açgözlü bir politikacıya dönüştü. Margaret Thatcher'e karşı gibi görünse de onun mirasını geliştirmeye çalıştı. Thatcher'in daha kanlı bir versiyonu gibi hareket etti. Blair'in isteksiz ayrılışı, binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan Irak'taki karmaşa ve araç bombalarından kaynaklandı. Londra, teröristlerin hedefi haline geldi. Avrupa'da da Aznar'ı Zapatero'ya, Merkel'i Schröder'e tercih etti. Berlusconi'den ciddi biçimde etkilendi ve son zamanlarda da Sarkozy'ye desteğini gizlemedi.

2 Ağustos 2006'da Financial Times'a yazan Blair'in üst düzey bir danışmanı şu önemli noktaya vurgu yapıyordu: "Bir hortlak İngiliz televizyonunda konuşuyor. Yıpranmış ve balmumu kaplı bir zombi. Alışık olmadık bir biçimde canlı ve nefes alıyormuş gibi görünmeye çalışıyor." Bu sözler Blair ve onun bıraktığı miras için.

İŞÇİ PARTİSİ ESKİ MİLLETVEKİLİ
DAVID MARQUAND

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious