Bosna dramı, yeniden yaşanıyor!

  • Giriş : 01.08.2006 / 00:00:00

Sabah saatlerinde gözünüzü sesini duyduğunuz ancak kendisini göremediğiniz keşif uçaklarının sesi ile açıyorsunuz.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İsrail'in gelişmiş askeri mühimmatına karşı Hizbullah grubu sadece 1000 kadar kişi ile dağlarda mücadele veriyor.
"İsrailin tanklarını ve uçaklarının yanında Lübnan'ın neyi var" diye bir soru akıllara geliyor. Ancak dramatik cevabı ülkenin başından sonuna kadarki yolculuğumuz boyunca görebiliyoruz.

Kana katliamının ardından İsrailin teknolojiyle verdiği savaşın sonuçlarına bakıyorsunuz, onlarca masum çocuk katlediliyor. Boynundaki emzikle, yıkılan binanın altından çıkartılan çocuğun resmini akıllardan silmek mümkün değil.

Beyruttan Kanaya kadar Lübnan Dağlarını aşarak gelmek zorunda kalıyorsunuz. Normalde sadece 40 dakika süren yolu Lübnan dağlarını aşarak 4-5 saatte ancak alabiliyorsunuz. Yol boyunca sahil şeridini kullanmamamıza rağmen muz, hurma ve üzüm bahçelerinin bir inci gibi bütün ülke sarmış olduğunu görüyorsunuz. Beyruttan 10 dakika sonra hayretle seyrettiğiniz ancak kısa bir süre sonra her köyde gördüğümüz vurulmuş yollar ve içlerinde savaştan kaçan insanların bulunduğu araçlar size normal gelmeye başlıyor. Yol boyunca hiç bir askeri araç göremiyorsunuz. Peki boynundaki emzikle ölen ve daha doğum gününü bile kutlayamayan o bebeğin günahının olmadığını söylemek için alim olmak mı gerekir? Tkenolojik uçakların kime karşı gönderildiğini bilmek için de çok bilmiş olmak gerekmiyor. Olay, İsrailli eski bir generalin söylediği gibi "Bu bir savaş, hedef Hizbullah olabilir ama masumların ölmesi bir trajedidir" demek kadar basit midir.

Dünya bunu Bosna'da gördü. O sahnenin bir benzeri de Güney Lübnan'da yaşanıyor. Yine kamyonlara, minibüslere doluşan insanlar, yuvalarını teknolojiye terk ediyor. Keşif uçağının belirlediği yuvasını bir İsrail uçağı vursun diye. Bosna dramının bir benzeri de Lübnan'da yaşanıyor.

Yuvalarını terk edenler, kim olduklarını bilmedikleri insanlarla aynı kaptan su içiyor, aynı yastıklara baş koyuyorlar. Her birinden bir 'ah' işitiliyor. Her biri bir hikaye anlatıyor. Bosna'da olduğu gibi burada da Ayşe teyzeler, Fatma nineler, Ahmet amcalar var. Onların hikayesinde diğerinden farklı bir konuyu ne arıyor, ne de bulabiliyorsunuz. Hep acı, hep terk edilmişlik, hep büyük kayıplar. Kime karşı? Bu soru; hayalet şehirleri, terk edilmiş yuvaları, arabaları, restoranları gördükten sonra hep aklımıza gelen soruların başında geliyor: Bu teknoloji kime karşı?

Elinizde bu kadar teknoloji varken, boynunda emziği ile annesinin kucağında geleceğini bekleyen o masum yavrudan ne istenir?

İsrail, 48 saatlik ateşkes ilan ediyor. Ancak bu süre içerisinde de bombalar yağmaya devam ediyor. Yine masumlar insanlar hayatını kaybediyor. Yine yuvalar terk ediliyor.

Bu savaşta, Kana'da ölenlerin ne Sur'da ölenlerden ne Sayda'dakilerden ne de Hamidiye'dekilerden bir farkı olup olmadığını tepemizde bütün gün dolanıp duran şu hayalet uçaklardan ve arkasındaki Göz'den başkası izah edemez bizlere.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious