Bu camiada herkes bir havalarda

  • Giriş : 30.07.2006 / 00:00:00

Funda Arar hakkında bilmek istediğiniz şeyleri sizin için sorduk.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Beşik Modelleri

Müziğe ilgin nasıl başladı?

Müziğe ilgim, ben kendimi bildim bileli vardı zaten. Klasiktir fakat, çocuk yaşta başladı. Ama sanatsal yetenekler hep küçük yaştan başlar. Çocuğun müziğe yeteneği varsa kendi kendine şarkılar söyler, müzik dinler ve onu mutlaka anlar. Benim de öyleydi tabii ki ailemin de desteği çok oldu bu konuda. İlkokulda bana dersler aldırmaya başladılar. Sürekli şarkı söyleyen bir çocuktum zaten. Sonra da konservatuvara girdim.

Ailen keşfetti seni yani?

Tabii onların desteği oldu. Beni müzikten uzaklaştırmadılar. Bazı aileler bir mesleğin olsun da istersen müzikle de uğraşırsın düşüncesiyle çocuklarına yaklaşıyorlar. Sanat bir meslekmiş gibi kabul edilmiyor ülkemizde. Şimdi biraz da popçu olmak revaçta!.. Bunu yarışmalardan da görüyoruz.

Peki okulda öğretmenlerinden nasıl tepki alıyordun?

Televizyonda radyoda bir müzik duyduğumda başından ayrılmıyormuşum. İlkokula başladığımda bu yeteneğimi müzik derslerinde öğretmenim de fark etti. Evdekiler de destek oldu. 7- 8 yaşlarında mandolin dersleri almaya başladım. Babamın çok iyi bir Türk müziği repertuvarı vardır. Ama yeteneğim onun babaannesinden geliyor. Babaannemin o kadar gür sesi varmış ki, pencere açıkken şarki söylemeye başladığında, tüm mahalle gramofon çalar sanırmış.

Bu yarışmalara bakış açın nasıl. Sana göre hayal tacirliği mi yapılyor?

Bu gençlerde sonradan hayal kırıklığı yaşanıyor. Çünkü bunun birer televizyon programı olduğunu unutuyor insanlar. O bir eğlence programı aslında. Bir şov var orada, bu yadsınamaz. Seçilen yarışmacılar da programın bir parçası. Her hafta televizyona çıkıyorlar. Ve herkes tarafından tanınıyorlar. Birden, ister istemez şöhret olduk duygusu yaşamaya başlıyorlar. Ve o program bittikten sonra kimse hatırlamıyor bile. Ve bu durum büyük bunalıma itiyor çocukları. Bunu bilerek oraya giderlerse daha iyi olur. Çünkü, bu bir televizyon programı, fazla bir şey beklememek lazım. Ve kendilerini göstermek adına da tabii ki bir avantaj... Kafasını kullanan ve kendini gösterebilen belki bir adım, iki adım öteye gidebilir ve müzik hayatını sürdürebilir. Ama şimdiye kadar bu anlamda çok başarılı olan çıkmadı.

Konservatuvar bittikten sonra ne yaptın?

Konservatuvar bittikten sonra iki sene müzik öğretmenliği yaptım. Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı mezunuyum ben. Türk musıkisi deyince insanlar o bütün eğitim yılı boyunca hep Türk müziği gördüğümüzü zannediyor. Tabii ki Türk müziği ağırlıklı ama biz sonuçta müziğin temelini gördük. 'Türk musıkisi eğitimi aldın, niçin o dalda şarkı yapmıyorsunuz?' diyorlar. Ben günümüzün Türk müziğini yapıyorum zaten. O zamanın Türk musıkisi ve bu zamanın Türk musıkisi denilen bir şey var. Bu bir gerçek. Bizler 21. yüzyılın Türk musıkisini yapıyoruz. Bunun yanında batı müziği, halk müziği eğitimleri de aldım. Öğretmenlik yaptım ama bu arada şarkı da söylüyordum. Reklam cıngılları okuyordum. Ve derken konservatuvardan arkadaşlarım vardı, onlar beni Özhan Eren'le tanıştırdı. Onunla bir repertuar hazırladık. Ve TMC'ye geldik. Burası sansasyon yapmadan, kendi hamurunda yoğrulup amacı sadece müzik yapmak olan sanatçıların adreslerinden birisi.

Kendine güvenir misin?

Sesime ve yorumuma çok güveniyorum. Bunun için uzun yıllar çalıştım. Okullu olmamın da verdiği bir güven de var.

Bu dünyada insanlığımız kalacak


Sanki şöhret olunca insanlar kendilerini çok farklı görmeye başlıyor, halktan uzaklaşıyor.

Bir şey söyleyeceğim ama biraz ağır kaçacak. Görmüş geçirmişlik denen bir şey vardır. Bugün Sting bile sırtına gitarını atıp geliyor. Bizde böyle havalı edalar vardır. Etrafında bir sürü insan olur, onu şu taşır, bunu bu taşır. Bu görgüsüzlük. Senin mesleğin şarkı söylemek ise şarkını söylersin, albümünü yaparsın, konserine çıkarsın. Ve biter. Ben sahnede Funda Arar'ım ama oradan indikten sonra Funda'yım. Bunu yakalamak çok önemli bir ayrıntı. Ama insanlar sizi böyle havalara girmiş olarak görünce uzaklaşıyorlar. Ne oluyor, 'bununla artık arkadaşlık yapılmaz' diye uzaklaşıyorlar. Dostluklar, arkadaşlıklar sanat camiasında yok denilir. Neden olamıyor. Çünkü herkes kendini bir havalara sokmuş. Kendilerini bir şey oldum zannediyor. Etrafa küçümseyen tavırlar, bakışlar. Her yere gitmez, her arabaya binmezler. Belki standartların üstünde yaşıyor Ama alçak gönüllü olmak gerekiyor.. Herkes ölümlü. Herkes aynı yere, toprağa gireceğini unutmaması lazım. Ben bunu unutmuyorum. Kefenin cebi yok diye bir şey var. Kimse bir şeyi bir yere götüremeyecek. Bu dünyada kalacak olan insanlığınızdır. Şarkılarımız yanında bizim etrafımızda eş dostumuz olan insanların da 'çok iyi insandı be' demesi de kalacak olan şeydir. Ama sizin arkanızdan 'iyi oldu, öldü gitti, işte şunu, bana da şunu yapmıştı' demesi ne kadar acı bir şey.

Şarkıların ve yorumun çok etkileyici kendini dinlerken neler hissediyorsun?

Kendimi eleştirdiğim taraflar olmuyor değil. Burayı biraz abartmışım veya farklı okuyabilirdim diyorum. Tabii stüdyoda okuduktan ve içime sinmedikten sonra şarkıya okey vermem zaten. Kendimi dinlerken sanki başka biri söylüyormuş gibi geliyor. Ben zaten okurken o şarkının acayip bir havasına giriyorum. Zaten o duyguyu yakalayamazsam, o size geçmez. Etkilendim diyemezsiniz. Şarkının duygusunu vermek çok önemli. İşte bu yorumculuktur. Yoksa herkes şarkı söylüyor. O duyguyu vermeden sırf doğru notalara basarak şarkı söylemek yorumculuk değil bence. Dinleyenin tüylerini diken diken yapıyorsa, o zaman siz ucundan kıyısından yorumculuğun bir yerinden tutmuşsunuz demektir

Eşimle birbirimizi çok eleştiririz

Eşine evde şarkı söyler misin?

Yok. Ancak beraber çalıştığımız zaman. Yeni bir beste olduğu zaman o gitarla eşlik ediyor. Bir de o müzikal anlamda çok doğrucudur. Karımdır diyerek öyle kayırma yoktur onda. Biz birbirimizi çok eleştiririz. İş zamanı birer işçiyiz. Ben bunu her zaman söylüyorum. İş esnasında aramızda hiç karı koca ilişkisi yoktur. O orkestrada da eşlik ediyor bana. Şarkıların yüzde 90'ının sahibi, aranjelerini yapmış. O anlamda tabii çok yardımı oluyor. Hatta birbirimizi göremiyoruz bile. Diyorlar ki 'İşte ve evde berabersiniz'... Hayır hiç beraber değiliz. Mesela bir konsere gidiyoruz. Dönüşte, ben otele gidiyorum, dinleniyorum. O hep orkestrayla arkadaşlarıyla beraber.

Böylesi daha iyi değil mi?

Tabii, böylesi daha iyi. Zaten başarının; hem iş hem de özel hayatta başarının bence sırrı bu. Birbirine engel olmamak lazım. Kendine güven önemli. Bu olmadığı zaman kıskançlıklar, problemler, boş işler başlıyor. İç dünyanızda kimse ne yaşadığınızı bilemez. Böyle bir dünya da var. Zaten üreten insan o iç dünyasında yaşadığı o iniş çıkışlardan böyle besteler çıkarıyor.

Star psikolojisi aşağılık kompleksinden kaynaklanıyor


Bu geçişi atlatmak insanın kendi elinde değil mi?

Tabii ama yetiştirilme tarzıyla da alakalı olan bir şey. Bazen bir işini halletmek ister, 'Sen benim kim olduğumu biliyor musun' der. Kimsen kimsin. Sen onun gözünde bir vatandaşsın. Herkese neyi uyguluyorsa sana da onu uygulayacak. Görgü ve eğitim çok önemli. Eğitim dediğim şey, okuldaki eğitim değil. İnsanın kendini yetiştirmesini bilmesi, okuması öğrenmesi çok önemli. Hep aynı yerde sayan insanlar var. Hâlâ aynı şekilde götüren insanlar var. Bu bir süre sonra herkesi sıkıyor artık. Kendini yetiştiremeyen, geliştiremeyen hep yerinde sayar. Bu star psikolojisi hep aşağılık kompleksinden kaynaklanıyor. Kompleksli insanlar bu tarz psikolojilere girer.

Bir albümün çok satması için basında çok mu yer almalı bir sanatçı?

Başarı demek televizyonda çok görünmek ya da magazin basınında çok görünmek değildir. Gerçi magazin bizim işimizin bir parçası haline geldi. Ama magazin var, magazin var. Ne şekilde göründüğün önemli. Belki magazin sanatçı için bir yerde önemli; ama işin cılkını çıkardığın zaman artık insanlara da bıkkınlık geliyor. Benim yakın dostlarım her gün gördükleri insanlar için 'Yeter artık' diyor. Bu bıkkınlığı insanlara vermemek lazım. Bütün özel hayatın ortada, hoş bir şey değil. Yok efendim orada böyle yakalanmış, burada böyle yakalanmış. İnsanlar bunu engelleyebilirler bence.

Evlilik hayatın nasıl gidiyor?

Çok güzel. Şu anda hiçbir problemimiz yok.

Funda Arar evde nasıl? Ev işi yapıyor musun?
Tabii canım. Yemek de yaparım, bulaşık da yıkarım. Her şeyi yaparım. İnsan kendi evinde yapmaz mı? Yapar elbet. O kompleksim de yoktur ayrıca. 'Sanatçıyım ben, elimi sıcak sudan soğuk suya sokmam' diye bir şey yok. İnsan kendi evinde mutlaka bir işin ucundan tutuyor. Benim içim rahat etmez. Bazı şeyleri ben kendim yapmak isterim. Tabii ki de çok fazla evde olamıyoruz, çok yoğun çalışıyoruz.

Müziğin dışında nasıl vakit geçiriyorsun?

Film izlemeyi çok seviyorum. Onun dışında ailemle vakit geçirmeyi seviyorum çünkü çok fazla beraber olamıyoruz. Arkadaşlarımla bir araya geliyoruz.

Dostların seni nasıl bilirler?

Dostlarımla beraberken çok eğleniyoruz, gülüyoruz. Beraber olunca, 'anlat bakalım, camiada neler oldu' diye takılıyorlar. 'Yemin ediyorum siz benden daha iyi biliyorsunuz' diyorum. Çünkü televizyonda her şey görünüyor. Arkadaşlarımla birlikteyken çok espriliyim. Ben, 'hayatta ne kadar güzellik yaşasak kârdır' gözüyle bakıyorum. Çok çalışacağız, çok çalışmamız lazım. Yaptığımız işe emek vermek lazım. Çünkü insanlara yönelik bir şeyler yapıyoruz. Ben insanlara müziğimi veriyorum. Sizler haber veriyorsunuz. Herkes bir şekilde insana hizmet ediyor. İşin şöyle bir garip tarafı da var; doğadaki her şey insanlara hizmet etmek için var. Böyle bir çark var yani. Ne kadar güzellik yaşasak kârdır ve güzellik bırakarak bu dünyadan göçüp gidersek ne mutlu bize.

Eski şarkılar çok güzel

Albümlerinde mutlaka bir eski şarkıyı seslendiriyorsun. Daha önce başka bir sanatçının yorumuyla benimsenmiş bir şarkıyı yorumlamak risk değil mi?

Şarkı seçimlerini orijinal yapmak lazım. Benim şimdiye kadar yaptığım tüm şarkı seçimlerimi herkes çok beğendi. Genelde şöyle şarkıları seçtim ben; insanların artık pek söylemediği, kafasının yüreğinin bir yerinde olan şarkılardı bunlar. Duyunca 'aaa evet süper bir şarkıydı bunlar' dedikleri şarkılar. Arapsaçı'nda keza öyle. Erkin Koray seslendirdi bu şarkıyı. Erkin Koray'dan insanlar senelerce bunu dinledi ama çok fazlada konserlerde bar programlarında söylendiğini duymamıştım açıkçası. Seslendirince acayip bir patlama yaptı. Bir de bir erkeğin yorumundan sonra bir bayanın yorumlaması biraz handikap ama insanlar çok sevdi. Bunu konserlerdeki ilgiden anlıyorum. Yeni kuşak bu şarkıların yeni bir şarkı olduğunu zannediyor.

Not defterimden

Funda Arar'la sözleştiğimiz gibi TMC stüdyolarında buluşuyoruz. Kendisiyle ilk defa bir söyleşi yapacağım. Hiç bekletmeden randevuya geliyor. Duruşu önceleri soğuk gibi ama daha sonra sımsıcak bir sohbete dalıyoruz, ki saatin bir hayli ilerlediğinin farkına varmıyoruz. Çıkarken de eski bir dosttan ayrılır gibi bana sıkı sıkı sarılıyor.

İlk beşe girdi

1975 yılında Ankara'da doğdu. İlköğrenimini Ankara'da, orta ve lise öğrenimini babasının görevi nedeniyle Muğla ve Adapazarı'nda tamamladı. Müziğe olan ilgisi ve yeteneği küçük yaşlarda fark edilen Funda Arar, ilkokul 3. sınıftan itibaren mandolin ve solfej dersleri almaya başladı.1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı sınavını ilk 5'in içine girerek kazandı.

Bunları biliyor musunuz?

Okulu bitirdikten sonra iki yıl boyunca Ataköy 60. Yıl İlköğretim Okulu'nda müzik öğretmenliği yaptığını...

Konservatuarda okurken ailesiyle Adapazarı'nda oturan Funda Arar'ı babası her gün yarım saatlik ders için arabayla İstanbul'a getirip götürdüğünü...

Mimar Sinan Tekstil Bölümü'nden mezun olan bir kız kardeşi olduğunu...

Çok iyi ud çaldığını...

Aranjör Febyo Taşel'le evli.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious