Bu çocuklara da ne oldu, hiç evden çıkmaz oldular...!

  • Giriş : 30.09.2007 / 22:40:00

Adını bile bilmediğimiz “Hikikomori” hastalığı bizim çocuklarımızı da etkiliyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Eve kapanma olarak bilinen hastalık daha çok okul hayatında sıkılan, ailede sıcak ve samimi ilişkiler bulamayan, kendini kontrol edemeyen gençleri etkiliyor.

SJapon çocuklarını etkisi altına alan Hikikomori, sosyal yaşamdan elini ayağını çekmek olarak tanımlanan ruhsal bir hastalık. Hastalık kontrol altına alınmazsa ilerleyen sürede çocuklar ya kendilerine ya da etraftakilere ölümlere yol açan zararlar verebiliyor. Basit bir inziva gibi başlayıp; müzik dinlemek, bilgisayar başında zaman geçirmek, internette oyun oynamak, uyumak, okul veya dışarı çıkmaktan kaçınma gibi davranışlarla devam ediyor. Aynı zamanda kimseyle görüşmek istemediği gibi yemek yemeği ve temizlenmeyi de ihmal ediyor.

Aile önce ‘ders çalışıyor veya bir şeye üzüldü, müzik dinliyor, kardeşi ve babası ile anlaşamıyor bu yüzden odasında’ gibi bahaneler düşünüyor.

Çoğumuzun ilk defa duyduğu ve pek bilgi sahibi olmadığı bu hastalık, bizim toplumumuzu da etkisi altına almaya çoktan başladı. Ancak ailelerimiz bu konuda çok bilinçsiz. Çocuklar aşırıya kaçınca paçaları tutuşmuş bir vaziyette telefonunu, bilgisayarını, internetini elinden alacağını söylüyor; fakat nafile, genç aileyi kendine zarar vermekle, evden kaçmakla tehdit ediyor. Anne-baba geçeceğini düşünerek alttan almak zorunda kalıyor. Çünkü çocuk oda dışına çıkarılması, bilgisayardan uzaklaşması söz konusu olunca aşırı saldırgan ve öfkeli, mutsuz, çökkün oluyor. Sürekli aileyi taciz ediyor veya kendine etrafı tehdit edici davranışlar sergiliyor. Olay süreğenleştikçe de tedavi etmek daha da zorlaşıyor. Aile çocuğu kızdırmamak, üzmemek adına sabırla bekliyor; fakat genç gitgide elini ayağını gerçek hayattan, okuldan, alışverişten en önemlisi de insan insana ilişkilerden çekiyor.

Okul hayatında sıkılan, rekabetten hoşlanmayan, aile ile sıcak ve samimi ilişkilerin olmadığı, sıkıntıya tahammülsüz, yalnız büyümüş, her dediği yapılmış, erken yaşta teknolojiyi aşırı kullanıp, kendini kontrol etmeyi öğrenmemiş, insan ilişkilerinde kendine güvensiz gençler bu konuda riskli çocukları oluşturuyor.

Gençlerin giderek insanlardan uzaklaşması, gerçekle bağlarını çözmesi, kendine güvensizlik duyması ve hayatın anlamsızlaştığı düşünceleri çok ciddi bir psikiyatrik hastalığın oluşmasının ilk belirtileri olabiliyor.

Konuyu uzmanlarla görüştüğümüzde aslında çok da farklı şeyler söylemiyorlar. Çünkü henüz hastalık ülkemizde pek tanınmıyor. Ama böyle giderse tez zamanda duymayan kalmayacak. Aman ha tedbirinizi alın, çoluk çocuğunuzun odalarına kapanmasına izin vermeyin.

“Gençtir, olur geçer” demeyin

Uzm. Dr. Leyla Benkurt Aklaş (Memorial Hastanesi): OKS, ÖSS gibi sınav stresi yaşayan, dershane ve okul arasına sıkışmış gençler, kendilerini ifade edecek, trafikle uğraşmayacağı, ucuz ve güvenli iletişim için bilgisayarı tercih ediyor. Güvenli buluyor; çünkü kendisini olmak istediği kişiymiş gibi gösterebiliyor. İstemediği anda engelleyip o kişinin eleştirisinden kaçabiliyor ve kendini ait hissettiği, kendi gibi fanatik yönü olan sitelerin üyeliğine girip bir grubun üyesi olma, önemsenme ihtiyaçlarını gideriyor. Erken müdahalenin önemli olduğu bu klinik tablo aile, doktor, okul ve genç arasında destekli bir sosyal ortamla ancak çözülebilir. Bizim toplumumuz, gençtir olur geçer diye iyi niyetli bir şekilde yaklaşıyor. Artık kronikleştikten sonra doktora geliyorlar, o zaman düzeltmek için de epey uğraşıyoruz. Bu çocukların sosyal ortamlara yerleştirilmesi gerekiyor. Ailenin eleştirici ve dışlayıcı olması yerine destekleyici ve paylaşımcı olması gerekiyor.

Çocuklar yaşlarına uygun ortamda yetiştirilmeli

Uzm. Dr. Ferahim Yeşilyurt (International Hospital): Büyük şehirlerde çocukların oyun oynayabileceği alanların azalması, çocukların arkadaşlarıyla özgürce vakit geçirmeleri yerine, ailelerce güvenli görülen odalarda büyümeleri bu rahatsızlığın nedenleri arasında sayılabilir. Ayrıca gençlerin gerçek yaşamda çok fazla zorlanması, ağır rekabet koşulları, sınavlar, ailelerin çocuklarını çok fazla korumacı yetiştirmeleri olarak söylenebilir. Ailelerin çocuklarını çok fazla koruyucu yetiştirmemelerini öneriyoruz. Belirli yaşlara kadar steril bir ortamda yetişen çocuklar bir süre sonra bu korunaklı ortamdan çıkarak sosyal ilişkileri öğrenmeye başladıklarında zorlanabiliyorlar.

Çocukları yaşlarına uygun sosyal ortamlarda geliştirmeye çalışmak, özgüvenlerini artırmaya çalışmak ve onlara sosyal sorumluluklar vererek sosyal yaşamın içinde tutmaya çalışmak bu sorunun oluşmasını engelleyecektir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious