Bu Hokkabaz hüzünlendiriyor

  • Giriş : 21.10.2006 / 00:00:00

Türkiye'nin bir numaralı sahne adamı olup, yeteneğini, zekasını ve üretkenliğini sinemaya da taşıyan Cem Yılmaz, sinemamız adına güzel şeyler yapmaya devam ediyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yıllar sonra bile keyifle izlenen Her Şey Çok Güzel Olacak'tan sonra G.O.R.A.'yla rekorlara imza atan, Vizontele ve Organiza İşler'de ufak ama etkileyici rollerle izleyiciyi selamlayan ünlü yıldız son filmi Hokkabaz'da hem senaryo yazarı, hem oyuncu hem de yönetmen olarak çıktı karşımıza. Kendisiyle, bugüne dek yaptığım en iyi film dediği Hokkabaz'ı, yönetmenliği, oyunculuğu ve Cem Yılmaz sinemasının nereye gitmekte olduğunu konuştuk.


Yönetmenliğe sıcak bakmadığınızı söylerken bu filmde sizi yönetmen koltuğunda gördük. Ne değiştirdi fikrinizi?

-Ben hikayeyi yazarken nasıl bir film olacağını biliyordum. Bu fikri mesleği yönetmenlik olan birine anlatmak çok tuhafıma gidiyordu. Arkadaşlar da ısrar ettiler. Herşeyiyle ilgili fikrin varsa sorumluluğu alman lazım, dediler. Ben de yönetmenliğin öyle bir sorumluluk olduğunu idrak ettim. Çünkü yönetmen filmin nasıl olacağını bilen ve emanet alan kişi. İlk başlarda teknik açıdan endişelerim olmuştu. Onunla ilgili de ikna ettiler beni.

Neden tek başınıza çekmediniz peki?
-Cesaret edemedim doğrusu. Setin idaresini, işi teknik olarak daha iyi bilen bir arkadaşımla paylaştım.

Teknik anlamda ne kadar etkinsiniz?
-Öğreniyorum. Ama bu filmde işin içine biraz daha girdim. Reklam setlerinde de işle ilgiliydim zaten. Normalde reklam filmini oyuncusu bittiğinde görür. Ben ise meraklıyım bu işlere hep. Yapım sonrası aşamasında da bulunurdum.

İleride tek başına bir film yönetecek misin?
-Hem yönetip, hem oynamak zor olur. Oynarken birinin uyarmasına ihtiyaç oluyor. Tek başına yapmak gibi bir sevdam yok ama yapabileceğimi de biliyorum. İleride belki deneyebilirim ama çok iddialı değilim.

AÇILIŞ SAHNESİNİ GÖRÜNCE EYVAH DEDİM

Neden bir sihirbaz hikayesi?
-Temelde bir sahne adamının öyküsünü anlatmak istiyordum, çünkü benim mesleğim bu. Sahnenin gizemi bitip de o sahne adamı eve geldiğinde ne hale geliyor çok iyi biliyorum. Onun da dramı çok yüksek. Sihirbazlık mesleğinin de bir bekareti var, işlenmiş bir konu değil.

Değildi. Ama bu yıl sihirbazların başrolde olduğu iki Hollywood yapımı birden çıktı ortaya!
-Sorma. Çok korktum bunu duyunca. Şaşkınlığımı gizleyemiyorum bu konuda. Bu filmlerden haberdar olduğumda biz çoktan başlamıştık işe. Edward Norton'ın Sihirbaz'ı geliyormuş, hemen vazgeçelim de demedik tabii. Ama yemin ederim hiç haberim yoktu.

Gerçi sizinkinin o filmle alakası yok.
-Yok tabii. Ama Edward Norton'ın filmi de benimkine benzer bir şekilde açılıyor, sihirbazın çocukluğunu gösteriyor orada da. Onu görünce eyvah dedim, önümüzdeki 100 dakika çok zor geçecek. O telaşla seyrettim, çok farklı bir hikaye çıkınca da sevindim.

KAYBETMEYLE İLGİLİ DUYGULAR DAHA YOĞUN HAYATIMDA

İskender'le Cem Yılmaz arasında benzerlikler var mı?
- Sahneye çıkan bir adam olması, temiz ve saf olması benziyor. İskender hiç kimseye bir zararı dokunmayan bir adam. Bana hep kurnazlık yakıştırılır, ama ben de hayatı boyunca kimseye zarar vermemiş, işini saflıkla yapan biriyim. O yönlerimiz benziyor.

Kurnazlık yakıştırması olumsuz anlamda değil ama?
-Benim hissettiğim bir iki olumsuz şey oldu. 80'lerde Şener Şen'in canlandırdığı tipler vardır. Ben de reklam filmlerinde benzer bir iki tip canlandırdığım için çeşitli yakıştırmalar oldu. Eve, yatıya alınmayacak tipleri oynadığım için olumsuz düşünenler oluyor. Ama burada saf, iyi bir tipi oynuyorum, o da bana çok benziyor.

Neden hep kaybedenlerin hikayesini yazıyorsunuz?
Yılmaz'la Hürriyet sinema yazarı Ömür Gedik konuştu.

- Kaybetmeyle ilgili duygular daha yoğun benim hayatımda. Zafer, tamam oldu, biz bir numarayız gibi duygulardan çok hoşlanmıyorum.

Senaryo nasıl çıktı ortaya?
-Ben amatör bir senaryo yazarıyım. Seri üretim yapan biri değil. Hikaye birikince yazabiliyorum. Tüm hikaye şuradan çıktı. Sihirbaz düğüne gider ve başı belaya girer. Bunu Hokkabaz'ın merkezine aldım ve film merkezden yayıldı. Bu enstantenenin önünü ve arkasını doldurdum.

Sihirbazlığa yeteneğinizin olduğunu düşünüyor musunuz?
-Sunuş başka bir şey. Tabii ki çok araştırdım. Profesyonel yardım da aldım. Ankara'da Metin Ant Hoca yıllardır bu işin kültürüyle ilgilenmiş biri. Hem materyal hem de fikir anlamında destek oldu filme.

İskender'in hikayesini yazarken neler hissettiniz?
- Ben bu tip karakterlere kızıyorum aslında. Yetenekleri doğrultusunda iş yapmayıp, bunu başarısızlık olarak görüyorlar. Ben onlara bir macera yaşatıp, yola getirmek istedim. İnsan çocukluğundan beri yaptığı işi biraz iyi yapar. Çektiklerini hak ediyor bu karakterler. O konuda filmin draması bana sağlam geliyor.

AKVARYUM SAHNESİNDE GERÇEKTEN ÖLÜYORDUM

Sihirbazlık numaralarını yapmak seni zorladı mı? Çok vaktini aldı mı?
-Öğretenler de çok iyi olduğu için kısa sürede hallettik. Çok zor değildi.

Zincire bağlanıp akvaryuma girince neler hissettiniz? doktor kontrolünde mi çekildi o sahneler?
-Bizim setin kontrolünde çektim ve içeride kilitli kaldım. Ölüyordum neredeyse. Hem de setin ilk günlerinde! Beni içeri koydular. Aralarında konuşuyorlar, ama ben içeride sadece uğultu algılıyorum. Ne zaman açacaklar kapağı diye beklerken içeride kilitli olduğumu anladım. Cama vurmaya başladım, onlar da kapağı kaldırmaya çalıştılar, açılmadı. Setteki herkesin yüzü kireç gibi oldu.

Geçmiş olsun. Peki balyozla camın kırılıdığı sahnede hiç korkmadınız mı?
-Heyecanlandım. Filmde hiç video efekti yok. O sahnelerin hepsi gerçek. Ayaklarımı çerçevenin arasına sakladım ve ucuna ten rengi koruyucu bir şey giydim.

FİLM BOYUNCA HEM GÖZLÜK HEM LENS TAKTIM

Peki şişe dibi gibi gözlüklerle film çekmek nasıl oldu?
-Film boyunca lens takmak zorunda kaldık. Karakterlerden biri uzağı, diğeri ise yakını göremiyor. Doktora gittik, test yaptılar. Bize lensler yaptırıldı. Benim gözüm sıfır numara, kartal gözü. Ama Tuna'nın bir gözü görmüyormuş zaten. Şimdi Maradona'nın gözlüklerini takıyor olabilir.

Tuna Orhan'la arkadaşlığınız çocukluk yıllarına dayanıyormuş?
-Evet. Bizim mahallemizdeki hayranlık duyduğum abilerdendi. Yıllar sonra birlikte kamera karşısına geçtik ve iyi netice verdi. Sinemadaki karakterlerin biraz bakir olması lazım. Hoş ben öyle değilim ama neyse ki fiziken çok değişebiliyorum. İnandırıcılığı oluyor o zaman. Diğer oyuncular da daha önce görünmedikleri bir tiple çıkıyor seyirci karşısına. Mazhar Abi sakal bıraktı. Özlem zaten çok yeni ve de başarılı bir isim. Seyirci güzel ve farklı şeyler görsün diye çok uğraştık.

MAZHAR ALANSON'A BİLE DENEME ÇEKİMİ YAPTIK

Oyuncuları nasıl seçtiniz?
-Ben kast oluşturuken çok dikkatli olunması gerektiğine inanıyorum. En iyi oyuncu da olsa o role uygun mu, değil mi anlamak için deneme çekimi yapmalı. Biz niye Mazhar Alanson'a o kıyafetleri giydirip, fotoğraf çektik. Bir amacı vardı.

Mazhar Alanson'a deneme çekimi mi yaptınız?
-Tabii ki de. Gülerek söylüyorum, sorun çıkardı elbette ama, sakalını bırakıp, fotoğraf çekimine de geldi. Onun bize kendini ispatlamak gibi bir durumu yok tabii. Ama burada derdimiz insanları teste tabi tutmak değil. Oluyor mu olmuyor mu görmek lazım. Sorumluluk bizde. Ve iyi bir film yapmak için yola çıkınca büyük bir sorumluluk almış oluyoruz. Bu sektör çok acımasız. Sette macera aramak yerine önceden her şeyi bilmek lazım.

Anne ve babanızın bu filmde olması için neler diyeceksiniz?
-Onlar herhangi birinin yerine oynadı. Orada İskender'in yanlışlıkla yanlarına gittiği çifti oynamak özel bir yetenek gerektirmiyor. Keza abimin göz doktoru olarak filmde bulunması da öyle.

OYUNCUYA SCHUMACHER GİBİ DAVRANILMALI

Sert misinizdir sette?
-Asla. Arkadaşlar kendinizi düzeltin, tarzı bir cümle sarfedecek biri değilim ben. Oyuncuya çok iyi, hatta Michael Schumacher gibi davranmak gerektiğine iananıyorum. Filmi yapanlar, set, reji grubu, ışıkçının da önemi büyük. Oyuncuya şartları sağlayacak olanları da üzmemek gerek.

Saf, temiz bir aşk var Hokkabaz'da. Pek bulunmayan cinsten.
-Aşk öyle bir şey ama. İskender'in çocuksu bir yanı var. Film boyunca aynı gömleği giyiyor. Bir kere almış ve o tarz yapışmış üstüne. Aşk hayatı da o kadar yok ki, Fatma'nın bir küçücük tebessümü, sonsuza dek beraber olacaklarını düşündürüyor ona. Ben de vardır o. Benim duygularıma çok yabancı değil.

İzleyicilerin beklentilerini karşılayamamaktan endişe duyuyor musunuz?
-Hayır. Tahminlerin hiç birinin çıkmaması beni başarılı kılar. Beni çözdüklerini düşünmelerini istemiyorum. Onları yanıltmak istiyorum. Benim kötü niyetlilerle savaşım var. İzleyiciyle bir alıp veremediğim yok.

KURTLAR VADİSİNİ GEÇECEK Mİ DİYE SORUYORLAR

Sürekli rakamlarla değerlendirilmek, gişe beklentinin sorulması rahatsız ediyor mu?
-Rakam konuşmayı sevmiyorum. Kurtlar Vadisi'ni geçecek mi sizin filminiz diye soruyorlar. Böyle bir beklentisi olabilir mi insanın! Ne alakası var. G.O.R.A. üzerinden parayı götürdü diyorlar. Yapımcısı ben değilim ki. Ama eğer merak ediyorlarsa söyleyeyim. Tabii ki en pahalı senaryo ve oyunculuk benimki oluyor. Eşek gibi çalışırsan sinemadan para kazanılıyor tabii.

Hokkabaz'ı festivallere katmayı düşünüyor musunuz?
-Filmin öyle standartları varsa ne mutlu bana. Festival filmleri kıymetli oluyor. Kalıcı olmasına uğraştık diyebilirim ama.

Bu filmle ilgili ne tür eleştiriler üzer sizi?
- Hiçbir eleştiri üzmez. O konu benim için geçmişte kaldı. Onunla ilgili bir tecrübe edindim. Her türlü yoruma açığım bu saatten sonra. Yalnızca az kişinin izlemesinden üzülebilirim. Yorum yapana kızamam, çünkü izlemiştir.

Zeki Demirkubuz'la geçen haftalarda yaptığım röportajda konuştuk hakkınızda. Sizi çok sevdiğini, ileride birlikte çalışmaktan zevk duyacağını söyledi.
- Kader'de birlikte çalışalım şeklinde bir konuşma geçmişti aramızda. Keşke bir sonraki projesini hemen gönderse. Bu kez o kadar müşkülpesent davranmayacağım. Açıkçası o zamanlar onun filmine zarar vermekten korkmuştum, cesaret edememiştim. Filmden çok magazinsel şeylerin konuşulmasına neden olmak hoşuma gitmez.

Bu film nerede duruyor sizin için?
-Şimdiye kadar yaptığım işlerin en güzeli bu, diyebilirim. İnşallah bir sonraki filmim daha da güzel olur.

Bundan sonrası için sahne mi, sinema mı ön planda olacak?
- Gösteri işini zevk için yapıyorum. Taksidim var, sahneye çıkmam lazım diye düşünmedim hiç bir zaman. Ama sinema daha zevkli, daha kalıcı. İlerisi için ikisi de yan yana yürüyecek.

FİLMLERDE AŞK KONUSUNDA DERTLİYİM

Her Şey Çok Güzel Olacak'ta da ilişkisi iyi gitmeyen birini oynuyordunuz?
-Filmlerde aşk konusunda dertliyim. Ve hep benim yazdığım senaryolarda öyle oluyor. O filmde de karımla aram iyi değildi. Cinsel hayatım yoktu.

Kendine kötülük yapan senarist durumundasın yani. Özellikle mi yapıyorsun?
-Kadın karakterleri yazmak çok zor. Indiana Jones yöntemi uyguluyorum. Orada da filme kadın girdiği zaman Harrison Ford'un başı beladan kurtulmaz.

ŞEHİTLİĞİN BOĞAZIN HANGİ YAKASINDA OLDUĞUNU BİLMİYORDUM

Çanakkale şehitliğine bir saygı duruşu var filmde.
-Çanakkale şehitliğini bizim karakterler kadar ben de görmek istedim. Oraya gidilmiyor, gidilse bile başka gözle gidiliyor gibi duyumlar aldım. O ortamda şaka yapmak hiç tarzım değil. Dikkat edersen o sahnelerde hiç sululuk yok. Filmde, orada söylenenler hoşuma gidiyor. Ben senaryoyu yazarken Çanakkale şehitliği boğazın hangi yakasında onu bilmiyordum. Bu bir ayıp. Ben bu ayıbı filme koydum. Ben öğrendim, herkes de öğrensin. Bu kadar küçük bir şeyden hizmet devşirmeye çalışmıyorum, ama orası da önemli bir yer. Bunu da koymak istedim filme.


Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious