Bu köyün delisi bir tek ben miyim?

Bu köyün delisi bir tek ben miyim?.11582
  • Giriş : 12.11.2008 / 19:57:00
  • Güncelleme : 12.11.2008 / 20:16:13

Bu lig utanmalı! Geçen sene 39 antrenör değiştirildi. 18 takım var. 2-3 tur atmış neredeyse, düşünün. Bu kadar insanların oyuncağı değil bu durum.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tartışmasız Türk futbolunun en renkli simalarından birisi Yılmaz Vural. Aldığı teknik direktörlük eğitimiyle, tırnaklarıyla kazıya kazıya zirveye tırmanmak isteyen, "herkesin bildiği o hedefe" ulaşamasa da, Türk futboluna damgasını vurmuş isimlerden biri olan. Ne zaman ki bir takım zor duruma düşse, kurtarıcı olarak devreye giren, zaman zaman takımıyla büyük şanssızlıklar yaşayan, yedek kulübesinde sahada mücadele eden futbolcularıyla adeta maçı yaşayan, renkli görüntüler sergileyen teknik adam.

Bugünlerde Kocaelispor'un teknik direktörlüğü görevini sürdüren Yılmaz Vural'la arkadaşımız Saadet Özcan konuştu. Sizleri bu keyifli röportajla başbaşa bırakıyoruz...

1980...
Almanya...
Genç ve idealist bir insan.
Hedefi: Gidip yurt dışında en iyi bilgilenmeyi alarak, ülkesinde kendi insanına bu bilgileri aktarmaya çalışmak...
Babası emekçi.
Sıradan bir işçi cocuğudur Yılmaz Vural...
Giderken annesi kolundaki bileziğini sıyırır verir.
Üniversiteyi bitirir.
Kendi imkanlarıyla çalışır, okur.
Orada, kafasında bir soru işaretiyle boğuşur, durmaktadır. 'Ben bunların hepsini öğreniyorum da, Türkiye'de bunu uygulayabileceğim ortam bulabilecek miyim? Yöneticiler, tesisler olacak mı?..'
1993 yılında Köln Spor Akademisi'nden 'Pekiyi' notuyla mezun olur genç adam.
Nitekim, döner Türkiye'ye...
Yok..
Hayalindeki hiçbir şey yok, yoktur.
'Ne yapabilirim' derken, aldığı o çağdaş bilgilenmeyi Türkiye şartlarına uyduramayacağını anlar.
Ardından yıllarca sürecek bir mücadele başlar.

YAŞAYAN AMA YAKIŞMAYAN İNSANLAR

"Olmaz dedim... Yıllarca bunun mücadelesini verdim. Türkiye'de düşündüğünü söyleyen, eksik bulduğunu açık açık hiç bir menfaati olmadan konuşan mesleğim içindeki yegâne insanlardan biriyim. Şimdi yaşım kemale erdi. Bir arpa boyu yol gidememiş oldum. O şartlar yine duruyor. Değişmiyor, değiştirmek için kimse bir şey yapmıyor. Batı ile doğu arasında sıkışmış, tercihini bir o tarafa, bazen de bu tarafa kullanıyor.

Üzüldüğüm bir konu var. Dünyanın 5 kıtasını gördüm. Kimi tarih, kimi denizi için dünyanın bir ucundaki ülkelere gider. Ben insanın içinde olup, insanı inceledim. Maalesef bize verilen bu güzellikler dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir arada bahşedilmemiş. Tarihi, denizi, insanı öyle bir güzellik verilmiş ki bize. Dünyada benzeri yok. Maalesef, içinde yaşayan ama bu ülkeye yakışan insanlar olamıyoruz. Gerek sporcusu, gerek siyasetçisi... Hiçbirimiz..."

Kadıköy yakasında sözleştiğimiz gibi buluşuyoruz Yılmaz Hoca ile...
Eşiyle birlikte kısa bir sohbetin ardından biz spor konuşmaya başlamış buluyoruz kendimizi.'Hiçbir rakibi küçümsemek olmaz' diyor Yılmaz Vural. 'Sahaya çıkan, ayakkabısı, tozluğu olan herkes bir rakiptir.'
Futbolcunun hırslı olması gerektiğinden dem vurarak...

"Milli Takım'ın hırs konusunda dünyanın en iyi takımlarından birisi olduğu Avrupa Şampiyonası'nda görüldü. Milli Takım büyük sorunlarını çözdü. Detaylarda bazı sıkıntılar oluyor. FIFA sıralamasına göre Dünya 10.'suyuz. Bunlar durup dururken olmuyor."

- Milli Takım içinde yaşanan kimi tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Burası tabiri caizse cami değil. İnsanların sinirleri üst noktaya gelir. Yanlış yaparlar, teknik adamların görevi bunları iyi organize edebilmektir."

- Milli Takım'da bir maçta Emre'nin gol sonrası topa secde etmesine nasıl yaklaşıyorsunuz?

"Dünyanın her tarafından vardır bu. İnsanlar inançlarına göre, istavroz çıkarır. Kimi çimi öper. Türkiye'de güncel olduğu için dinin her konuya müdahil olması, bu da dahil ediliyor. Hemen başka şeyler çağrıştırılıyor. Oyuncunun Fethullah Gülen cemaatiyle olan yakınlığı tekrar hatırlatılıyor. Türkiye'nin hassasiyeti bilindiği için oyuncuların bu konuda biraz daha hassas davranmalarında fayda var.

Yoksa böyle yorumları da sineye çekmek zorunda kalacaklardır. Günceli oyuncuların da takip etmesi lazım. Gündemde din çok ön plandaysa ve dini simgeler kullanıyorsan, insanlar seni eleştirebilir. Avrupa'da buna kimse bir şey demez. Dünyanın her takımında din motifi vardır. Gidin Avrupa stadyumlarında küçük bir kilise benzeri dua edilen bir yer vardır. Bizim ülkemizde sosyal bir iş yapmak çok zor. Çünkü, tarafı ve taraf olmayanı bulmak çok kolay..."

- Emre'ye kaptanlığın verilmesi yerinde miydi?...

"Hocalar bir kulüple ya da milli takım ile anlaşırken, kaptan seçme hakkını da konuşur. Takım kaptanı teknik direktörün uzantısıdır. Sahadaki teknik direktördür. Çünkü sizin müdahale etme hakkınız yok. Takım kaptanı adamı çıkarır ama sizin hakkınız yok. Ben bir oyuncu çıkardığımda çıkmayabilir. Sonrasında benimle başına iş alır ama!.. Hoca onu secmiş, layık görmüş. Bundan evvel Hakan'dı. Her insanın bir yapısı var. Kimisi tepkilerini saklar, kimisi ise hemen dışa vurur. Emre bu konuda bir hata yaptı. Ama bu hatayı ömür boyu taşıyacak diye bir şey yok. Hesabı görüldü. Emre o konuda yeterince zaten hırpalandı. Geçmişe dönüp de sonsuza kadar çocuğun yüzüne vurmaya gerek yok. Allah affediyor, biz kim oluyoruz?.."

BEN MİYİM BU KÖYÜN DELİSİ?!.

- Siz aklınızdaki her şey dilinde olan biri olarak tanınıyorsunuz. Bundan rahatsızlık duyduğunuz oluyor mu?

"Ben mideme bağımlı çalışan insan değilim ki... Türkiye'deki olumsuzluklara kimse tekpi vermezse, kimse konuşmayacaksa, 'Aman uyuyan devleri uyandırmayayım' diye düşünecekse, 'Aman 3 kuruşluk menfaatim, ben miyim bu köyün delisi. Bakarım kendi çorbama' diye düşünecekse olmaz. İdealist insanlar da olmalı. Bir Atatürk olmasaydı, o da 'Bana ne?' deseydi, bu ülke bu hale nasıl gelecekti? Birileri de çıkacak (Bu ülkeyi seviyorlarsa) kendi mesleklerinde mücadele verecekler. Bana da böylesi nasip oldu."

- Bu köyün delisi siz misiniz?

"Deli benzetme tabi. Aklıma da güvenirim esasında..."

- Estağfurullah, teşbih elbette.

"Gördüğüm yanlışları da söyleme özgürlüğüne sahibim. Belki bu bana işsiz kalmaya maloluyor. Çünkü, futbolu, antrenörler derneği başkanını eleştiriyorum, federasyonu eleştiriyorum. Memnun olmadığım futboldaki çarpıklıkları konuşuyorum. Başkan geliyor, 'Kardeşim neden bize böyle dedin' diyor. Federasyon geliyor, 'Neden bunu söylediniz' diyor. Futbolcu, 'Hocam, bizi çok eleştiriyorsun' diyor. Kardeşim, eleştirilecek şeyler yapmayın... Hiçbiriniz doğru şeyler yapmıyorsunuz. Nasıl olacak bu?"

"HERKES DÜŞMEMEK İÇİN 'BİR ŞEYLER' YAPTI"

- Siz Çaykur Rizespor Teknik Direktörü olarak görev yaptığınız sırada Akçaabat Sebatspor maçında yaşanan olaylar sonrasında istifa ettiniz. Hayli sıkıntılı günler yaşadınız.

"O psikolojik sıkıntıyı halen yaşıyorum. Çaresizliğin, adaletsizliğin karşısında maalesef hiç kimsenin tepkisi olmadı. Çünkü, bir dönem de başkalarının işine geldi. Ama, bir gün onların da başına gelecek. Kesin... Ben şuna inanıyorum. İnsanların oluşturamadığı adaleti tanrı, sana yaşarken muhakkak tattırıyor. Gelecektir..."

- İlahi adalete inanıyorsunuz, bir gün anlayacaklar.

"Anlasa ne olur? Adamın niyetin zaten kötü."

- O dönemlerde katıldığınız bir yayında intihar etmek üzere olduğunuzu söylediğiniz. Sınırlarda bir andı sanıyorum.

"Elim kolum bağlı, yapacak hiçbir şey yok. Çaresizlik üst düzeyde. Derdinizi kimseye anlatamıyorsunuz. Birileri bütün emeğinizi çalıyor. Bakın geçtiğimiz sene 39 puan alan 11. oldu. Ligde 39 puanla düşen üçüncü takımız. 39 puana sahip o kadar çok takım oldu ki, herkes bir şeyler yaptı..."

"ANTRENÖRLER MESLEĞİN GELECEĞİNİ YOK EDİYORLAR"

- Bu düzeni nasıl değiştirebiliriz?

"İnsan kalitesiyle ilgili. Aşağıdakinden en üst meslek grubuna kadar insan kalitesiyle ilgili. Türkiye insanını eğitemiyor. Bireysel anlamda daima kendisini kurtarmasını öğütlüyor. Köşeyi çabuk dön, nasıl dönersen dön. 'Bilgiyle ön plana çıkma, bilgi nasıl olsa hikaye' deniyor. Dikkat edin, Türkiye liginde en az 5-6 arkadaşımız maaşla çalışıyor. 2-3 milyon dolarlık oyuncuları 8-9 milyar maaşlı adam yönetiyor. Oyuncu bunu görmüyor mu? Etkisinin ne olacağını anlamıyor mu, salak mı?..

Teknik direktörler maalesef kendi çıkarları için bu mesleğin geleceğini yok ediyorlar. Şu anki teknik direktörlükde durum şudur: Kulüp başkanları teknik direktör, kendileri yardımcı antrenör... İşi raconuyla yapan adam çalışamıyor... Eskiden yöneticiler para verirlerdi, şimdi kazananların olduğunu duyuyoruz. Yönetici tipi de değişti. Tip tam çağımızın çarpık insan tipine benzedi. Futbol insanlara eski zevki vermiyor. Yoksa, şiddet önlenecek şeyler. Karşıda çıkarlar olduğu için kimse engellemeye çalışmıyor. Yalandan kanunlar, kurallar..."

- Bu böyle devam eder mi?

"Etmeyecek tabii... Neticede bunu insan değiştirmese de, doğal sınırlarına ulaştığında kendiliğinden değişecek. İnsanın bir şeye katkısı olmadığı yerde olay, olaya müdahale ediyor. Kendi kendini yeniliyor, düzeltiyor. Biz artık, o aşamadayız."

- Kulüp yöneticiliği artık toplumda bir statü vesilesi olarak kullanılır oldu...

"Tabii gerçek yöneticileri tenzih ederim ama, kimisi hobisi için, kimisi toplumda yer edinmek, kimisi siyaset için. Sportif mânâ güden insan sayısı çok az. Koskoca kulüpler, çoğu ülkemizin tanınmış simaları. Gerek siyaset, gerek iş dünyası. Kendi işlerinde bu denli başarılı olduğu halde bu işte başarısız olduklarını anlamak mümkün değil. Aynı disiplini, aynı çalışma şartlarını buraya da getirsene. Hayır, bu onun oyuncağı!.. Oynarken de, futbolcuymuş, teknik direktörmüş umurunda değil."

"BU LİG UTANMALI!"

- Ülkemizde sık sık teknik antrenör değişimi yaşıyoruz. Bu meslek grubundaki bu stres, başarı için ciddi bir handikap değil midir?

"Bu lig utanmalı... Geçen sene 39 antrenör değiştirildi. 18 takım var. 2-3 tur atmış neredeyse, düşünün... Bu kadar insanların oyuncağı değil bu durum. Adam Diyarbakır'a gidiyor, çoluğunu çocuğunu alıyor, düzenini değiştiriyor. Yerleşiyor, birinci ayında gönderiliyor. Bu sezon daha lig başlamadan Hikmet Karaman'ı gönderdiler. Böyle bir zamanlamayla antrenör yollanır mı?.. İki maç yenilmiş diye Bank Asya 1. Lig'de görevine son verilen antrenörler var. Bu 1. ligde de yaşanacak. Yetersiz buluyorsan neden getiriyorsun? Yapısını, karakterini, bilgisini incelemiyor musun?.. Donanımı olmayan antrenörü bu işin içine sokarsan yürümez tabii. Görünen köy kılavuz ister mi? Bu zarar Futbol gibi çok önemli bir ürünün satılmasında önemli sıkıntılar ortaya çıkarıyor. Bu kadar büyük bir endüstriyi bu kadar kötü yönetirsen gelir kafana yıkılır."

- Neden genç oyuncu yetiştiremiyoruz?..

"Mevlut geliyor, Halil geliyor, Hamit geliyor... Hakan Balta Almanya kökenli. Dışardan oyuncumuz olmasa neredeyse milli takım kadrosu çıkmayacak işte, düşünün..."

- Devşirme oyuncuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu tutuculuk değil, ben kendi oyuncumuzu yetiştirmekten yanayım. Ülke federasyonlarının oluşmasının en önemli nedeni, tüzüklerinde de yazdığı gibi 'ülke gençliğini eğitmek, spor vasıtasıyla kötü alışkanlıklardan uzak tutmak. Gençliğinin gücünü görebilmek, enternasyonal ortamda da başarılarını gözlemlemektir'.

Eee şimdi FIFA aptal mı? 2012'ye kadar kadameli olarak düşecek bu sayı... 'Dünyanın her ülkesinde 6 tanesi kendi oyuncusu, 5'i yabancı olabilir' diye limit koydu. Tamamen kaldırmadı. Bir bakıyor, Chelsea'da 11 yabancı oynuyor. Yabancı ama, nereye kadar?.."

"AURELIO'NUN BAŞARISINDAN MUTLU OLMUYORUM"

- Kendi öz kaynakları desteklemek için yapılan bu tavrın yanındasınız ve devşirme oyuncuya sıcak bakmıyorsunuz değil mi?..

"Bakmıyorum tabii. Mehmet Aurelio çok iyi bir oyuncu ama olmaz ki. Neden? Milli olay çok farklı bir durum. Milli Takım'da yabancı hocanın da olmasına, oyuncunun da devşirilmesine de karşıyım. Kafatasçı mıyım, çok büyük milliyetçi miyim?.. Hayır... Her şeye rağmen de bu konu da o gencin başarısından keyif almıyorum. Ben kendi çocuklarımın başarısından daha büyük keyif alırım. Bir şeyleri suistimal etmeyi düşünmüyorum, bu benim kendi fikrim."

- Bireysel anlamda siz takımınızda böyle bir oyuncuya yer verir miydiniz?

Teknik adam olarak yaparım. Çünkü, benim başarılı olmam lazım... Böyle adamlarla başarılı olacaksam, benim için bireysel olarak hiçbir sakıncası yoktur. Mehmet Aurelio bugün çok iyi oyuncu. Türkiye'de onun kadar başarılı oyuncu yoksa, neden 'Hayır' diyeyim ki?.. Ama bunu bana bırakmayın..."

"DEL BOSQUE GİDERKEN DAHA FAZLA PARA ALDI"

- Biz ulus olarak yabancıları çok severiz, yabancı teknik direktörleri de... Sizce?..

"Kanuni Sultan Süleyman sevgili büyüğümüz tutmuş, Fransızlara bir kapitülasyon vermiş. Dili de, sistemi de hayatımızın içine girmiş. Adamlar çok iyi sözleşme yapıyorlar. Kıpırdayamıyorsun... 8 milyon Euro ekstra para ödedi Beşiktaş Del Bosque'ye. Sandılar ki, 1-2 milyonla yırtarız... Del Bosque geldiğinde değil, gittiğinde daha fazla para aldı. Skibbe'nin yaptığını bir Türk antrenör yapsaydı, şimdiye kadar gidebilirdi. Tazminatındaki şusuydu, busuydu. Bir de onlar çok istenilerek getirildiğ için kendisini inkar etmiş olacak.

Bana sorarlar 'Gönderecektin, neden getirdin' denir diye de çekiniliyor... Ben 1986 yılında Malatyaspor'da çalışmaya başladığım da Mancaster United'a Alex Ferguson gelmişti. 23 sezon oluyor, adam hala orada ama ben 18 takım değiştirdim. Bu benim değil, Türkiye'nin yanlışıdır. 23 sezon ender bir durum ama, en azından da zamanla ilgilidir. İnsan sabah akşam birlikte olduğu halde 15-20 sene sonra eşinin dahi tanımadığı yönlerini keşfediyor. Bu kadar menfaatlerin çatıştığı bir ortamda teknik bir adamın dünden bugüne bir iş yapması mümkün müdür?.."

- Fatih Terim'in 'Dünya Kupası'nı almak için yola çıktık' açıklamasını iddialı buluyor musunuz?

"Hayır. Futbol 9 bilinmeyenli bir denklem değil ki... Futbolun 105-68'lik saha boyutları içine oyuncusu girdikten sonra rakip ve hakem var. Eğer siz oyunu doğru uyguluyorsanız, hücum ve saha prensipleriyle, bunları uygulayacak dikkatiniz, analiz geçmişiniz, rakibi tanımışlığınız varsa, dünyanın en iyi takımı siz olursunuz. Ve herkesi yenebilirsiniz. Bunlar ne kadar eksikse başarma şansınız o kadar azalır. O açıdan iddialı olmak gerekiyor. Bir takım eksiklerimiz yok değil. Ama onları da çözüyoruz. Birçok konuda büyük aşama kaydettik."

- Fenerbahçe Zico'nun ardından Aragones ile çalışma kararı aldı.

Feldkamp'ın eleştirildiği şekilde yıl da Aragones eleştiri alıyor. Ama bu yaşlı kurt, yaz aylarında Avrupa Kupası'nı kazandı. Fenerbahçe ile uyum süreci artık atlatılmadı mı?

"Bu konuda biz dışarıdakilerin yapacağı yorumların hiçbir anlamı yok. Çünkü, bu teknik adamı getirenlerin teklif götürürken neyi baz aldıklarını bilemeyiz. Biz adamla çalışmadık, kulüp başkanı olarak oturup onunla yemek yemedim, soyunma odası çalışmasını bilmiyorum. Yorum yapmak çok yanlış olur bizim için. Ben teknik adam olarak bunun rahatsızlığını duymuşumdur. Benimle ilgili birileri, benimle yaşamadan bu yorumları yaptığında beni ne kadar haksız görürse, ben kendimi haklı görebiliyorum."

- 'Bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmayayım' diyorsunuz yani...

"Bilmiyorum ki ne olduğunu... Ama bir şeye takılıyoruz. İnsanların yaşı değil, bilgisi, görgüsü deneyimi önemli. 100 yaşında adam bunu yaptırıyorsa, yaşlı insanlar bu alemden ölsün gitsin mi?.. O halde genci neden getiriyorsun, onun fazlası ne? Adam 70 yaşında ve hala fit ise bu işi yapabiliyorsa neden takılırız ona?.. Feldkamp Türkiye'de kimsenin yapması mümkün olmayan tepkiler koydu. Lincoln ve Hakan Şükür'ü yedek bıraktı. Kim yapar bunu, haydi bir Türk antrenör yapsın bakalım?.."

"TÜRK FUTBOLU'NDA HAKAN ŞÜKÜR VARSA, BENİM ESERİMDİR"

- Hakan Şükür'e yapılan vefasızlık mı, yoksa Hakan fazlasıyla oynadı mı?..

"Olur mu, Hakan hâlâ oynardı bana göre. Ama yine yorum yapmak yanlış. Bilemiyorum, ikili ilişkiler ne? Tavır ne? İnsanlar buna rağmen böyle davranıyor ne oldu? Kapalı kapılar arkasında ne olduğunu bilemiyoruz ki... İnsanlara sorduğunuzda, gizli kapaklı konuşuyor. Sanki hiçbir problem yokmuş gibi. O zaman niye gittin? Ya da sen niye yolladın?.. Taraflar o kadar masum ki... 'Türk Futbolu'nda Hakan Şükür varsa, tamamen benim eserimdir' diye düşünüyorum.

Necdet Ağabey onu almıştır altyapıdan A Takım'a Sakaryaspor'a. Ben onu Bursa'ya götürdüğümde 18 yaşındaydı. Onu Bursaspor'dan A Milli Takım'a gönderdim. Anadolu'dan A Milli Takım'a adam göndermek kolay değildir. Yeri geldi, antrenörlük hayatım tehlikeye girdi. Yabancı oyunculara paralar verilmiş, onları oturtup Hakan'ı oynatıyordum. Israr ediyordum, şimdi gurur duyuyorum, dünya çapında bir oyuncunun ortaya çıkmasının en azından nedeni olmuşum. Onunla da gurur duyuyorum."

- Neden bu kadar ısrar etti Hakan dersiniz?

"Kolay değil, bu kadar ilgiden sonra, popülaritesi olan işi bıraktığınız anda yoksunuz. Bülent Korkmaz da çok güzel bir örnektir. Kariyeri üst seviyede olan bir oyuncuydu. Maalesef ona da jübile yapılmadı. Ülkemizin tarzı bu. Ülkemiz, hizmet insanlarına karşı çok hain. Çabuk unutuyor, balık hafızası var, tüm emekler bir anda siliniyor. Ama yapanlar da yok değil. İbrahim Kutluay'a Basketbol Federasyonu plaket verdi, İbrahim hala oynuyor. Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Süleyman Nişli arkadaşımız. Ben, Bülent, Aykut, Hakan, Sait Faik Abasıyanık'tan tutun, Ziya Taşkent'e kadar birçok insana doğdukları semtlere isimlerini verdi. Yaşarken bunu görmek inanılmaz bir iç dinamik kazandırıyor şahıslara."

- Ekranda spor programları arasında olmazsa olmazlarını var mı?

"Çoğunu izliyorum ama, yorumlardan mümkün olduğunca kaçıyorum."

- Neden?

"Çok vefasızlar. Tepki görüyorsunuz. Çıkıyor gazetecinin biri insanların ortasında 'Ekmeğimizi çaldın, neden gelip yapıyorsun bu işi. Biz yapacağız' diyor. Teknik adamın TV'de teknik boyutuyla demeç vermesi dahi çekilemiyor. Benden iyi senin yapman mümkün mü?.."

"TARAFTAR BENİ ANLIYOR"

- Duruşunuzdan mütevellit kendinizi yalnız hissediyor musunuz?..

"Tabii, ziyadesiyle yalnız hissediyorum."

- Tek bir çubuktan ziyade bir deste olsaydınız, kırılmanız belki daha zor olurdu, ne dersiniz?..

"Paranın olduğu yerde böyle bir birlikteliğin olması mümkün değil. Çünkü, herkesin şahsi çıkarları ön plandadır."

- Hiç 'Keşke' dediğiniz oldu mu?..

"Hayır, memnunum halimden. Bunun sinyalini şöyle alıyorum. Halkın çok sevdiği birisiyim. İnsanların coşkularını gözlemlemek çok mutlu ediyor beni. Dünya Kupası'nda, Avrupa Kupaları'nda yanımda başka tanınmış arkadaşlarım var, herkes benimle ilgileniyor. O zaman diyorum ki, ben bu işi seyreden için yapıyorum. Bu işin asıl sahibi onlar. Bu dükkanın müşterisi, velinimeti seyircidir... Demek ki yaptığın şey yanlış değil. Birilerine yanlış geliyorsa, birilerinin menfaatlerine ters geliyordur da ondan..."

- Müsterihsiniz yani...

"Hem de çok. Böyle olduğuma da mutluyum. 23 sezon oluyor. İşsiz kaldığım sezon olmadı. 23 sene bir meslekte aralıksız çalışmak kolay değil. Düşüş olur, çıkış olur. Buna rağmen gündemde kalıp, aranan biriyseniz, demek ki ortada bir yanlış yok."

"SANAL ALEMİN KRALIYIM!.."

Sohbetimiz sırasında bir anda internet ortamında adına kayıtlı sitelerin ilgiyle takip edildiğini anlatıyor Yılmaz Hoca...Sitelerimi kurdum. Türk Patent Enstitüsi'nden kendi ismimin onayını aldım. Marka yaptım, 45 ayrı ürünün patenti elimde mevcut. İnternet ortamı çok önemli, yurtdışından ilginç birliktelikler içindeyim. Yani sanal alemin de kralıyım!..

Sohbetimiz sırasında Alman vatandaşı olduğunu söyleyen Yılmaz Hoca'ya neden yurt dışında hayat sürdürmeyi düşünmediğini soruyorum.

"Olmadı değil, fırsatlar oldu. Hiçbir zaman düşünmedim açık söyleyeyim. Ülkemde olmak hoşuma gidiyor. Artık idealizmi aştı olay. Çünkü, idealizm eşittir salaklık ve aptallık olarak değerlendiriliyor" demekten de geri kalmıyor.

"DELİKANLININ ALLAH'IYIM DİYE RAHMETLİ OLURSUNUZ!

- Estağfurullah hocam... Ben insanın ne kadar zor olsa da 'İdealler olmalı' diye ısrarla inanıyorum.

"Kendi kendinize konuşurken iç dünyanızda mutlusunuz. İşin gerçeği bu, idealist olup da karnını doyurmuş kimse yok. Çünkü taviz vermeniz lazım, yoksa çizgiyi bozarsınız. Eğer ısrarcı olursanız da, 'Ben delikanlının Allah'ıyım' diye rahmetli olur gidersiniz!.."

Her zaman konuklarıma sorduğum gibi Yılmaz Vural'a da soruyorum:

- Sözlerinizin yanında bunu da eklemek istiyorum'dediğiniz bir şey var mı?

"Birbirine benzer şeyler. Bir yerde konuşurken dahi komik buluyorum söylediklerimi."

- Ne gibi?..

"Belki bu senin çok doğru diye ifade ettiği şeyleri dinleyenlerden 'Sen ne diyorsun kardeşim?' diyenler de çıkabilir... Sosyal olayların doğrusu yoktur, tarafları vardır, az ya da çok inanan vardır. Ama hiç kimse her şey tamamen doğrudur diye onaylayamaz. Çok iddialı konuşmak yerine 'Ben buyum, görüşüm bu' demek taraftarıyım."

Hayatında kendine göre doğrularının peşinde giden bir insanın sözleri...
Saygı duyuyorum hocanın anlattıklarına...
Kendisinin de dediği gibi: Bu dükkanın asıl müşterisi, seyirci...
O'nu en iyi çözen yine seyirci...
O da bu dükkanda görevliyle...
Bize de 'Kolay gelsin' demek düşüyor.
Kısaca: Hayırlı işler...

SPORX

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*