Bu sözler ortalığı karıştıracak!

Bu sözler ortalığı karıştıracak!.5128
  • Giriş : 29.08.2006 / 00:00:00

Türk edebiyatının usta şair ve yazarı Hilmi Yavuz’un anıları edebiyat dünyasını karıştıracak.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


“Şiirim Gibi Yaşadım” adlı ‘nehir söyleşi’ tarzındaki kitap, 1 Eylül’de Dünya Kitapları tarafından yayımlanacak. Hilmi Yavuz kitapta; Fazıl Hüsnü Dağlarca, Enis Batur, İsmet Özel, Orhan Pamuk, Ertuğrul Özkök, Ahmet Oktay, Attila İlhan, Ece Ayhan, Tahsin Yücel, Zülfü Livaneli ve İlhan Selçuk gibi şair ve yazarlarla ilgili hatıralarını ve görüşlerini okurlarıyla paylaşıyor. Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü değersizleştirdiğini savunan Yavuz, “Türkiye’den biri Nobel alacaksa, bu Dağlarca olmalı.” diyor. İsmet Özel’in kötü bir şair olduğunu düşünen Yavuz, Özel’i ‘Medyatik olma konusunda dehşetli hevesleri olan biri’ sözleriyle tarif ediyor. Enis Batur için de şunları söylüyor: “Sıradan, vasat bir şair ve entelektüeldir. Yazdıklarının hiçbir özgünlüğü yok.” Ahmet Oktay’ı ‘yol açıcı olamadığı’ için eleştiren, Ece Ayhan’ı ‘çıkmaz sokak’ olarak niteleyen, İlhan Selçuk’a ‘cuntacı’ diyen Yavuz’un eleştirilerinden Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök de nasibini alıyor: “İyi yetişmiş bir entelektüeldir; ama kaptan köşküne oturalı entelektüel vasıflarını büyük ölçüde unuttu.”

Can Bahadır Yüce’nin yaptığı nehir söyleşide Yavuz, kendisiyle ilgili de şu iddiada bulunuyor: “Türk şiiri içinden Yahya Kemal’den hatta daha da ileri gidelim Servet-i Fünun’dan bugüne gelinceye kadar Türkiye’de şiir yazmış olan herkesten çok daha fazla iyi şiirim var.”

Dağlarca Nobel’i hak ediyor

Bir konuşmasında İlber Ortaylı, “Eğer Türkiye’de birine Nobel verilecekse, bu, Türk şiirinin ödüllendirilmesi anlamında olmalıdır.” diyor. Yaşar Kemal’e de verilebilir, Adalet’e de verilebilir, İlhan Berk’e de verilebilir. Ama Orhan bu ödülü kendisi açısından çok değersizleştirdi. Ama Nobel, Fazıl Hüsnü’ye verilmelidir. Dağlarca başlı başına bir şey. Mesela, onun “Söyle Sevda İçinde Türkümüzü” şiirini ben ezbere bilirim. Bugün de hoşuma gidiyor, bundan elli yıl önce de... Çok güzel bir şiir, Fazıl’ın şah şiirlerinden biridir. Çok yazınca hep o düzeyde yazamadı maalesef. Dağlarca, üstattır, ama çok büyük bir yanlışlık yaptı. Sadece bu şiirleriyle kalabilseydi keşke. Kazı yapar gibi, üstteki kötü şiirleri ayıklayıp alttaki güzel şiirlerini çıkartmamız gerekiyor.

İsmet Özel, kötü bir şair

İsmet Özel’in kötü bir şair olduğunu düşünüyorum. Bu benim gustom. Onun büyüklenmelerini, kendini dev aynasında görmelerini, kendisini hak etmediği bir yere koyması olarak değerlendirmişimdir. Medyatik olma konusunda dehşetli hevesleri olan, “Bütün Müslümanlar Türk’tür” ya da “Ben nöbette uyuyanın kurşuna dizildiği bir ülke istiyorum” gibi ipe sapa gelmez şeyler söyleyen biri. Yarın öbür gün yine komünist de olur. İsmet, kendisine bir yerde itibar gösterilmemeye başladığını anladığı yerde o cemaatten, o topluluktan kopar. Egosantriktir.

Ahmet Oktay yol açıcı olamadı

Şiirim yol açıcıdır; herkes söylüyor ve yanlış değil. Hadi ad verelim, niye mesela Ahmet Oktay, niye Kemal Özer yol açıcı olamadı? Onlar da benimle aynı tarihlerde şiire başlamış arkadaşlar. İnsanlar biraz da böyle şeylerin üzerinde düşünsünler.

İlhan Selçuk cuntacı

Cumhuriyet daha çok ve ağırlıklı olarak Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk’un fikrî ağırlığını -ne kertede fikirse- üstlendikleri bir cuntanın etkisindeydi. Kısmen daha sonra ‘Madanoğlu Cuntası’ diye bilinen, İlhan Selçuk ve arkadaşları. Cemal Madanoğlu, 27 Mayıs’ın kudretli paşasıydı. Fakat anladığım kadarıyla çok safdil bir paşaydı ve bu arkadaşlarımız onu Ordu içinde gerçekleştirmeyi düşündükleri ‘devrim’ için araç olarak kullandılar. 12 Mart’tan sonra açılan davalar Madanoğlu Cuntası Davası olarak bilinir.

Zülfü Livaneli, yalancı şöhret

Bir yalancı şöhretler listesi var. Türkiye’de, hak etmedikleri yerde olan bazı insanlar var, bunlardan biri de Zülfü Livaneli’dir. Akıl almaz bir cehalet numunesidir. Hangi alana el attıysa, ki her alana atmıştır, hepsinde de kabiliyetsizliğini ispat etmiştir. Evin İlyasoğlu, onun yazdığı sözümona senfoninin çalıntı olduğunu mahkeme kararıyla kanıtladı, daha ne olsun! Nota bilmiyor. Kendini Sartre ile karşılaştırıyor!

TDK, ödülümü vermedi

Bedreddin Üzerine Şiirler’le Türk Dil Kurumu’nun ödülüne katıldım, bana vermediler ödülü. Kemal Özer’e verdiler. Gerekçe de şu: Şiirlerde Osmanlıca sözcükler geçiyor. Emin Özdemir demiş ki, burada geçen sözcükler terim. Mesela, ‘mirî’; toprak rejiminin adı bu! Ya da ‘sipahi’ geçiyor. Bunları başka türlü söylemek mümkün değil. 1978’de Doğu Şiirleri’yle katıldım, yine vermediler. Bu defa da Kürtçü diye.

Ödül jürisinde oyum Orhan Pamuk’aydı

Milliyet Gazetesi bir roman yarışması açtı. Orhan Pamuk da sonradan Cevdet Bey ve Oğulları diye adını değiştirdiği romanıyla katıldı yarışmaya. Jüri olarak Pamuk’un ve Mehmet Eroğlu’nun romanlarından hangisine ödülü vereceğimiz konusunda tereddüde düşünce ödülü paylaştırmaya karar verdik. Benim oyum Pamuk’aydı. Pamuk’un özellikle Beyaz Kale ve Kara Kitap’larıyla ilgili hafif dokundurarak birkaç İrfan Külyutmaz yazısı yazdım. Sonra Orhan’la karşılaştık. Benim kulağıma eğildi ve dedi ki: “Dikkat et! İrfan Külyutmaz’ın şöhreti, Hilmi Yavuz’un şöhretini gölgede bırakacak.” Ondan sonra “Pamuk Prens ve Oryantalizm” falan diye 10-15 yazı yazdım. Bir gün The Marmara’da yanıma geldi. Kulağıma eğilerek, “Eğer böyle yazmaya devam edersen senin kulağını çekeceğim.” dedi. Ben de kulağına eğilerek, “Sen bana hiçbir şey yapamazsın. Çünkü ben eski kulağı kesiklerdenim.” dedim.

Ece Ayhan bir çıkmaz sokaktır

Doğrusunu söylemek gerekirse, ben Ece’nin de şiirini onaylamamışımdır. Bunu yazdığım için bana çok sert eleştiriler geldi. Ece’nin şiirini hiçbir bağlama oturtmak mümkün değildir. Ece Ayhan bir çıkmaz sokaktır. Başka şairler var, onları izleyin dedik; ama onlar sürekli Ece Ayhan şiirinin maalesef kötü kopyalarını yazdılar.

Tahsin Yücel’e ayıp ettik

Attilâ İlhan’ın belli bir grup üstünde etkisi vardı; ama öteki arkadaşlarımız da yerleşik edebiyata karşı bir tavır içindelerdi. 1955’te Sait Faik Hikâye Armağanı kondu, ikinci yıl, Tahsin Yücel’e verdiler. O sırada Varlık dergisinde Yaşar Nabi’nin yardımcısı olarak çalışıyor. Biz, Sait Faik Ödülü’nün Tahsin’e verilmesine müthiş içerledik. Şundan ötürü: Tahsin’i sanki yerleşik edebiyat -ki onu Yaşar Nabi ve Varlık temsil ediyordu- satın almış gibi düşünmüştük. 22 yaşında Türkiye’nin en önemli ödüllerinden Sait Faik Ödülü’nü alıyor! Ve biz bir kampanya başlattık ‘a’ dergisinde. Bugün, açık söylemek gerekirse, Tahsin’e ayıp ettiğimizi düşünüyorum.

Enis Batur, vasat bir şair

Benim Enis Batur’la hiçbir alıp veremediğim yok. Kendisiyle tanışmam bile. Şu var: Ben Enis Batur’un bir ‘kâzib şöhret’ olduğunu, Türkiye’de insanlara atfedilen değerlerle o insanların bizatihi taşıdığı değerler arasında büyük bir nispetsizlik olduğunu düşünmüşümdür. Yani Enis Batur sıradan, vasat bir şairdir. Sıradan bir entelektüeldir. Yazdıklarının hiçbir özgünlüğü yok, hiçbir şey söylemiyor. Batılı kaynaklardan ustalıklı bir şekilde aktardığı birtakım şeyler. Adam tasavvuf üzerine yazı yazıyor, daha ‘vahdet-i vücud’un anlamını bilmiyor. Varlık anlamındaki vücudu gövde zannediyor. Osmanlıca bilse, oradan çıkaracak vücut, mevcut falan…

Ertuğrul Özkök, entelektüel vasıflarını unuttu

Ertuğrul Özkök, itiraf etmeli ki iyi yetişmiş bir entelektüeldir. Ama o kaptan köşküne oturalı, entelektüel vasıflarını büyük ölçüde unuttu ya da artık kullanıma sokmuyor. 90’ların sonunda Bülent Erkmen bir gün telefon etti. Bir kitap yaptıklarını söyledi, “32 tane entelektüel seçtim, bunların arasında sen de varsın. Sizi gövde olarak, yani belden yukarı çıplak fotoğraflayacağız.” Kabul ettim. Kitabın yayımlandığı gün Ayşe Arman bana telefon etti: “Ertuğrul Bey bunu manşetten veriyor, haberin olsun.” ‘Entelektüeller soyundu’ gibi bir başlıkla verilecekmiş. Ertesi gün, Hürriyet’i aldım. Benim ve Naz Erayda’nın fotoğraflarını basmışlar. Mimar Sinan Üniversitesi’ne gidiyorum, çocuklar benimle dalga geçiyorlar. O fotoğrafları Hürriyet’ten kesip kantine yapıştırıyorlar.

Cenazem Fatih’ten kalksın

Bir Müslüman olarak, Kur’an’da ne söylendiyse onun olacağını düşünüyorum. Benden sonra birtakım yanlışlıkların yapılmasını istemiyorum. “Benimle ilgili bir anma düzenleyecekseniz, sevdiğim şarkıları çalın, yas tutmayın.” Ama ipe sapa gelmez bir anma töreni yapılacak, kimler konuşacak mesela? Vasiyetimdir: Aleyhimde yazmış bir tek insanın konuşmasını istemem. Bunlar daha sonra gelip, “Ne büyük adamdı!” falan derler. Böyle birtakım pislikleri istemem. Cenaze namazım Fatih Camii’nde kılınsın. Şişli, Teşvikiye camilerindeki bazı cenazeler bana bir tür kokteyl gibi geliyor. Ondan pek hoşlanmıyorum. O yüzden Fatih Camii’ni tercih ediyorum, hâlâ ruhaniyetli camilerden biridir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious