Çağlayan: Paniğe gerek yok

Çağlayan: Paniğe gerek yok.8783
  • Giriş : 25.11.2008 / 09:24:00

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan,"Hükümet olarak, küresel krize karşı önlemler aldık. Her şey kontrolümüz altında. Paniğe gerek yok" dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


“Meslek liseleri desteklenecek” diyen Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, “Türkiye, AB'ye ekonomik, sosyal ve mevzuat uyumu alanlarında önemli ilerlemeler sağladı. Sanayicimizin geleceğe iyimser ve olumlu bakması gerekir. Bankacılık sektörümüzün kuvvetli yapısı göz önüne alındığında; bütün dünyayı saran finans krizinin ülkemize etkisinin çok ağır olmayacağı inancındayım. Dünyadaki gelişmeleri yakından izlemekteyiz ve tespitlerimiz doğrultusunda uygun alternatif senaryolarımızı oluşturmaktayız. Hükümetimiz bu süreci dikkatli, yakından ve dinamik bir yaklaşımla takip etmektedir” dedi.
- Öncelikle nitelikli işgücünün sanayi için öneminden başlayalım isterseniz.

- Elbette. Nitelikli işgücü çok önemlidir. Ama özellikle sanayinin rekabet gücünü koruması ve artırması için ise hayati bir ihtiyaçtır. Türk imalat sanayinin yaşadığı dönüşüm süreci nitelikli işgücüne duyulan ihtiyacı daha da artırmaktadır. Bu süreçte yükselen sektörler geleneksel sektörlere göre daha fazla eğitimli işgücü gerektirmektedir.

“EĞİTİM SİSTEMİ ÖZEL SEKTÖRÜN İHTİYACINA CEVAP VERMELİ”

- Peki, eğitim sistemimizin nitelikli işgücüne katkıda yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

- Maalesef. İşgücünün niteliklerini iyileştirme konusunda eğitim sistemine yönelik izlenecek stratejinin temeli, eğitim sisteminin özel sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte eleman yetiştirmesi olmalıdır. Eğitim sistemi spesifik bilgi ve beceriler yerine birçok işe adapte edilebilecek problem çözme ve çeşitli kavramlar arasında ilişkiler kurabilme becerileri kazandırmak üzerine şekillenmelidir. Ayrıca, öncelikle ara eleman ihtiyacını karşılamaya yönelik teknik eğitim sisteminin sorunları çözülmeli, meslek liseleri artırılmalı ve cazip hale getirilmelidir.

“HİZMET İÇİ EĞİTİM TEŞVİK EDİLMELİ”

- Hizmet içi eğitimde de sanırım sıkıntı var?

- Evet. Sanayinin nitelikli işgücü konusunda bir diğer önemli eksiği de hizmet içi eğitimin gerekli düzeye ulaşamamış olmasıdır. Bu durum özellikle nitelikli işgücünün önem taşıdığı sektörlerde elemanların çalıştığı pozisyona özgü beceriler kazanamamasına ve gelişen teknoloji karşısında becerilerinin eskimesine sebep olmaktadır. Bu nedenle işgücünün niteliğini yükseltecek politikalardan biri de ihtiyaç olan sektörlerde hizmet içi eğitimin teşvik edilmesi olmalıdır. Türkiye'de işyerleri nitelikli eleman bulmakta zorlanmaktadır. Müteşebbisler, nitelikli çalışan bulamadığı için yatırım yapmaktan korkmaktadırlar. Yatırımcıya göre, Türkiye'nin öncelikli sorunu işsizlik değil, nitelikli işgücünün olmamasıdır. Bunun en önemli sebeplerinden biri de meslek liselerinin kapanma noktasına gelmiş olmasıdır.

“MESLEK LİSESİ SORUNUNU ÇÖZMELİYİZ”

- Bu nedenle 'ara eleman' problemimiz var sanırım?

- Haklısınız. Nitelikli ara eleman temini birçok sektör için önemli bir sorundur. Ayrıca birçok endüstri meslek lisesinde kullanılan eğitim amaçlı makine veya tezgâhlar oldukça eski model olduğundan, yetiştirilen elemanlar günümüzde kullanılan makineler hakkında yeterli bilgi ile donatılmamış olarak mezun olmakta ve sanayi kuruluşlarının beklentilerine uygun formasyonda bulunmamaktadırlar.

-Çözüm nedir peki?

- Milli Eğitim Bakanlığı'nın meslek liseleri reformu, bazı OSB firmalarının bir araya gelerek meslek liseleri kurmalarına izin verilmesi, OSB'ler içinde eğitim merkezlerinin kurulması, ara eleman ve işçi niteliklerini geliştirici programları uygulamaya çalışmaları ile bu soruna çözüm getirilebilir. Bundan sonra açılabilecek teknik meslek okullarının, organize sanayi bölgeleri içinde veya çok yakınında olması, öğrencilerin uygulamalı dersler için bu bölgedeki sanayi kuruluşlarından yararlanmalarının sağlanmasına imkân verebilecektir. Ayrıca, nitelikli eleman temin edilmiş olması da yetmemekte, bu elemanların gelişen teknolojileri uygulayabilmeleri için firma içi eğitimlerine de önem verilmesi gerekmektedir.

“EKONOMİMİZ BÜYÜYOR”

- Küresel kriz hakkında neler söylemek istersiniz? Türkiye'nin ekonomik durumu nedir?

- Küreselleşmenin etkisiyle dünya ekonomileri tüm gelişmelerden hızla etkilenmekte. Özellikle, Amerika Birleşik Devletleri'nde alt gelir grubuna verilen konut kredileri piyasasında yaşanan ani ve keskin sarsıntı sonrasında, uluslararası piyasalardaki belirsizlikler daha da artmış ve yansımaları, sermaye piyasaları, emtia fiyatları ve döviz kurlarında ortaya çıkmaya başlamıştır. 90'lı yılları çalkantılarla geçiren Türkiye ekonomisi, 2001 krizinin ardından uygulanan yapısal reformlar sonucunda sağlanan makroekonomik istikrarla beraber, bu dönemde dünyadaki en başarılı ekonomik büyüme performanslarından birini sergilemiştir. Dünyada teknolojik, ekonomik ve siyasi gelişmelerin yaşandığı bir ortamda, Türkiye hızla dünya ekonomisinin ve AB'nin önemli bir parçası haline gelmiştir. Türkiye ekonomisi 2002-2007 arasında, verimlilik artışlarına dayalı olarak sürekli olarak büyümüştür. AB'ye ekonomik, sosyal ve mevzuat uyumu alanlarında önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Türkiye'deki güçlü uluslararası bağlantılara sahip, ihracata dayalı üretim yapan, geniş ve çeşitlenmiş bir imalat sanayi tabanı, hızlı bir gelişme süreci içine girmiştir.

“TÜRKİYE CAZİBE MERKEZİ”

-Coğrafi konumumuzdan yeterince faydalanabiliyor muyuz peki?

- Daha aktif bir şekilde kullanmaya başladığımızı söyleyebiliriz. Doğu Asya ekonomilerinin hızla gelişmesi ve AB'nin rekabetçi konumunu sürdürmesi Türkiye'nin coğrafi konumunu giderek daha önemli hale getirmektedir. Türkiye'nin coğrafi konumundan kaynaklanan avantajlar, gelişmiş sanayi ve özel sektör altyapısı, girişimcilik kapasitesinin düzeyi ve genç insan gücü kaynağının varlığı Türk imalat sanayinin güçlü yönleri arasındadır. Ayrıca, AB pazarına yakınlığı, komşu ve çevredeki ülkelerin artan zenginliğinin yeni pazarlar oluşturması, etkin eğitime ve bilişim teknolojilerinin kullanımına dayalı rekabetçi iş modellerinin geliştirilmesi ve kümelenmeleri güçlendirmeye odaklanan bir yaklaşımın gerek kamu gerekse özel sektörce benimsenmesi Türk imalat sanayii için önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu nitelikleri Türkiye'yi, küresel yatırımcılar için bir cazibe merkezi haline getirmektedir. Nitekim son dönemde başta AB merkezli şirketler olmak üzere birçok küresel şirket, bölgesel operasyonları için Türkiye'yi bir üs ve yatırım merkezi olarak tercih etmektedir. Ekonomin genelinde, 2002-2007 arasında verimlilik artışı yıllık ortalama yüzde 6, imalat sanayiinde ise yüzde 7 düzeyinde gerçekleşmiştir.
Geleceğe iyimser bakmalıyız.

Öncelikle sanayicimizin, geleceğe iyimser ve olumlu bakması gerekir. Çünkü her gün kriz beklentisi içerisinde olunması durumunda, elimizin kolumuzun bağlanacağı ve yatırım-üretim yapmaktan korkulacağı muhakkaktır. Yatırımlar akılcı bir şekilde gerçekleştirilmeli, rekabete açık bir üretim yapılmalı ve en önemlisi ihracat yapılarak sürekli artırılmalıdır. Bir ülkenin kalkınması ve küresel pazarda rekabet edebilmesinin en temel şartlarından birisi yatırım ortamının iyileştirilmesi sürecinde kamu ve özel sektörün yakın işbirliği içerisinde çalışmasıdır. Türkiye'nin yatırım ortamının iyileştirilmesi ve yatırım yapılabilir bir ülke olması noktasında önemli yapısal reformlar gerçekleştirilmiş olup Türkiye artık dışarıdan gelecek şoklara karşı son derece dayanıklı hale gelmiştir.

“Borçlanma maliyeti arttı”

- Peki, özel sektör ve borçlanma ne durumda?

- 2002-2007 yılları arasındaki büyümeyle beraber özel sektör, yatırımlarını dışarıdan borçlanmak suretiyle yapmıştır. Bu borçların çevrilebilmesi için kredi bulmak dünyada yaşanan likidite krizi ortamında zorlaşmış ve borçlanmanın maliyeti de artmıştır. Türkiye finans sektörü, son derece sağlıklı bir yapıya sahip olup, finans kesimimizin, bankalarımızın, mali sektörümüzün sermaye yeterlilik rasyoları, Avrupa'daki, Amerika'daki bankaların iki katından daha fazladır. Türkiye'de kamu iç-dış borcu, bütçe ve mali dengesi, Merkez Bankası rezervleri açısından da çok ciddi bir sıkıntı gözükmemekle birlikte, ihracatının yüzde 60'ını Avrupa'ya gerçekleştirmekte olan reel sektörümüzün Avrupa'daki talep daralmasından etkileneceği düşünülmektedir.
Dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz

- Son zamanlarda yaşanan küresel olumsuzluklara karşı yeterince tedbir alındı mı?

- Almaya çalışıyoruz. 2007 ve 2008 yıllarında küresel ekonominin yavaşlama eğilimine girmesinin, önümüzdeki dönemde ülkemizin büyüme performansını olumsuz etkileme ihtimalinin azaltılması amacıyla etkin uygulamaların hayata geçirilmesi için çaba sarf etmekteyiz. Dünyadaki gelişmeleri yakından izlemekteyiz ve tespitlerimiz doğrultusunda uygun alternatif senaryolarımızı oluşturmaktayız. Hükümetimiz bu süreci dikkatli, yakından ve dinamik bir yaklaşımla takip etmektedir. Bu kapsamda, Merkez Bankası piyasadaki döviz ve TL likiditesini takip ederek gerekli enstrümanları devreye sokmuştur. Yurtdışındaki varlıkları yurtiçine getirmeyi teşvik amacıyla kamuoyunda bilinen adıyla Varlık Barışı yasası Meclis'te kabul edilmiştir. Hisse senedi kazançlarında yerli yatırımcılara uygulanan stopaj sıfıra düşürülmüştür. Mevduat sigortasının kapsamını genişletme ve sınırını artırma konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki alınmıştır. İmalatçı Esnaf ve Sanatkarlarla KOBİ'lere yönelik 350 milyon YTL'lik sıfır faizli kredi desteği paketi KOSGEB tarafından uygulamaya konulmuştur. Vergi borçlarının onsekiz ay süreyle yüzde 3 faizle taksitlendirilmesi imkânı getirilmiştir. Başta GAP olmak üzere bölgesel gelişme ve sosyal kalkınma projeleri için 2008-2012 döneminde 14.5 milyar YTL tutarında ek finansman öngörülmüştür. Global krizden daha az etkilenmek üzere Türkiye'nin büyük pazarlara coğrafi yakınlığını bir avantaj olarak değerlendiriyoruz. Bu kapsamda ihracatta sektör ve ülke çeşitlendirme stratejisi oluşturulmuştur. Bölgesel, sektörel ve stratejik bazı konulardaki büyük proje yatırımlarının desteklenmesine yönelik yeni bir teşvik sistemi üzerinde yapılan çalışmalar en kısa sürede tamamlanacak ve uygulamaya konulacaktır.

-Tüm önlemler bu yıl için mi alındı?

- Elbette sadece bu yıl için geçerli önlemler değil bunlar. 2009 yılı için de; Eximbank ve KOSGEB kaynakları artırılarak bankaların kullandırdığı finansman araçları çeşitlendirilecektir. Kredi garanti sisteminin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için tedbirler alınacaktır. Yurtdışındaki finansman imkânlarından daha fazla yararlanılmasını sağlayacak mali araçlar geliştirilecektir.

REEL SEKTÖR TEDBİRLERİ

- Küresel kriz ile birlikte sürekli bazı çevrelerce 2001 krizi hatırlatılmakta. Bu çerçevede o günden bugüne gelinen süreci değerlendirebilir misiniz?

- 2001 yılında Türkiye mali sektörü tamamen güçsüz bir yapı içerisinde kriz ortamına sürüklenmiş ve bu kriz süreci ülkemiz ekonomisine büyük hasar vermişti. Bugün itibarıyla durum tamamen farklıdır. Bugün Türkiye mali sektörü geçmiş dönemlere oranla çok daha güçlü yapısal özelliklere sahiptir. Bankacılık sektörümüzün kuvvetli yapısı göz önüne alındığında; bütün dünyayı saran bu finans krizinin ülkemize etkisinin çok ağır olmayacağı inancındayım. Krizden mümkün mertebe az etkilenmek için talep daralmasının önüne geçmek en önemli tedbirlerden biri olacaktır. Aksi halde talep daralması karşısında üretim düşecek, düşük ölçekli üretimlerde birim maliyeti artacak, gayri safi milli hâsılada azalma görülecek, büyüme oranı küçülecek ve işsizlik artarak, toplumsal refah olumsuz etkilenecektir.

VAKİT

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*