'Çalışanları enflasyona ezdirmedik' sözü yalan

'Çalışanları enflasyona ezdirmedik' sözü yalan.13503
  • Giriş : 06.07.2009 / 15:04:00

Türk-İş tarafından hazırlanan raporda ''Ekonomide yaşanan kriz gerekçe edilerek başta çalışanlar olmak üzere tüm dar ve sabit gelirli kesimlerin gelirleri yine geriletilmek istenmektedir'' denildi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Türk-İş, emekli ve çalışanların aylık ve ücretlerinde yaşanan gelişmeler ile toplu iş sözleşmesi sürecindeki ekonomik taleplerin değerlendirildiği ''Toplu Sözleşme Gerçeği'' isimli bir rapor hazırladı.

Raporda, Türkiye'de sürdürülmek istenen ücret politikasının çerçevesinin IMF tarafından çizildiği öne sürüldü.

Siyasal iktidar tarafından halen uygulanan ekonomik ve sosyal program kapsamında gelir politikasının temel eksenine ''hedeflenen enflasyon oranı kadar zam''ın konulduğu ve ücretlilerin satın alma gücünün geriletildiği savunulan raporda, bu kapsamda, emeklilere yapılan maaş artışlarının da enflasyon artışına bağlı olarak sınırlı tutulmasıyla geçim şartlarının daha ağırlaştığı ifade edildi.

Raporda, ekonomide yaşanan kriz gerekçe gösterilerek başta çalışanlar olmak üzere tüm dar ve sabit gelirli kesimlerin gelir kaybıyla karşı karşıya bırakıldıkları belirtildi.

Bu durumun resmi raporlara da yansıdığına işaret edilen raporda, 2009 Yılı Programı'nda, ''kamu işçisi ücreti ile asgari ücrette 2008 yılı itibarıyla reel gerileme yaşanacağının'' yer aldığı kaydedildi.

''Ekonomide yaşanan kriz gerekçe edilerek başta çalışanlar olmak üzere tüm dar ve sabit gelirli kesimlerin gelirleri yine geriletilmek istenmektedir'' yorumunda bulunulan raporda, şu görüşlere yer verildi:

''Ekonomik kriz ve talepteki gerilemeye bağlı olarak enflasyonda son dönemde görülen gelişmenin işçileri, memurları, emeklileri, işsizleri, kısaca dar ve sabit gelirli vatandaşları olumlu etkilemesi için gerekli politikalar uygulanmalıdır. Çalışanların, kendilerine ve ailelerine saygın yaşam düzeyi sağlayacak bir gelir elde etmeleri esastır. Bunun sağlanması ile birlikte ücret gelirlerinin en az gerçekleşen enflasyon kadar artması ve artan refahtan pay alınması önem kazanmaktadır.

Ancak geçmiş dönemde yıllık yüzde 7'lere varan ekonomik büyümeden pay almak bir yana, var olan olumsuz geçim koşullarında ücret-maaş gelirlerinin enflasyon kadar arttırılması bir bakıma yoksulluğun devam etmesi anlamına gelmektedir.

Ülke ekonomisinin 'kriz' noktasına gelmesinde çalışanların bir sorumluluğunun bulunması bir yana uygulamalardan en fazla zararı, artan hayat pahalılığı karşısında yaşama koşulları ağırlaşan, yaygınlaşan işten çıkarmalara maruz kalan, temel hakları tehdit altında olan dar ve sabit gelirli kesimdekiler görmektedir.''

''UÇURUM BOYUTUNDAKİ FARK GİDEREK ARTIYOR''

Raporda, ülkedeki gelir dağılımının adaletsiz olduğu ifade edilerek, ekonomik bakımdan güçlü kesimlerin içinde bulunduğu yüksek yaşam koşulları ile yoksulların karşı karşıya kaldığı olumsuz geçim şartları arasındaki uçurum boyutundaki çarpıcı farkın giderek arttığı belirtildi.

Toplumsal huzur ve sosyal barış için bu farkın azaltılması gerektiği uyarısında bulunulan raporda, bunun için krizden en fazla zarar gören toplum kesimlerinin durumunu iyileştirmek için özen gösterilmesi ve bu kesimlere çoğu zaman ekonomik gelişme hızının üzerinde gelir artışı sağlanması gerekiği vurgulandı.

Raporda, ücretlerin enflasyona endeksli artırılması yaklaşımı eleştirilerek, ''Ücret gelirlerinin hedeflenen enflasyon oranı dikkate alınarak belirlenmesi gelir dağılımındaki adaletsizliğin sürmesi anlamındadır'' görüşüne yer verildi.

Sendikaların, toplu iş sözleşmesi görüşmeleriyle bir yandan üyelerinin yaşama standardını yükseltmeye çalışırlarken, öte yandan aynı işletmede veya iş kolunda ödenen ücret düzeyleri arasında farklılığın kabul edilebilir düzeyde olmasına çaba gösterdiklerine işaret edilen raporda, ''Ayrıca sendikalar, özgür toplu pazarlık aracılığıyla ulaştıkları ücret düzeyinin, diğer kesimler için emsal olması ve var olan düşük gelirlerin yükselmesine imkan sağlamaktadır. Verilen mücadelenin temelinde bu 'çarpan etki' önem taşımaktadır.

Sendikalaşmanın düşük, işsizliğin yüksek ve işten çıkarmaların yaygın olduğu durumlarda ve özellikle ekonomik kriz ortamında siyasal iktidar ve sermaye kesimi bu eğilimi tersine çevirme çabası göstermekte, ücretlerin artmasını değil, en düşük düzeye çekilmesi sağlanmak istenmektedir'' denildi.

''VERGİSİNİ TAM ÖDEYEN TEK KESİM ÇALIŞANLAR''

Raporda, dar gelirli ailelerin elde ettiği gelirin yeterli ve dengeli beslenme için gerekli harcamaları bile karşılayabilecek düzeyde olmadığı ifade edilerek, Haziran 2009 itibariyle dört kişilik bir ailenin açlık sınırının aylık 733, yoksulluk sınırının aylık 2 bin 389 TL olduğuna dikkat çekildi. Raporda, şu görüşlere yer verildi:

''TÜİK, Aralık 2008'de tek işçi için asgari ücret tutarını net 719,77 TL hesaplamıştır. Buna karşın işveren ve hükümet kesimi tarafından asgari ücret pazarlık konusu yapılmış ve 2009'un ilk altı aylık dönemi için net 527,13 TL, ikinci altı aylık dönemi için 546,48 YTL olarak kabul ve ilan edilmiştir.

Böylece asgari ücret, tespit edildiği andan itibaren yetersiz, çelişkili ve tutarsız olmuştur. İnsana yaraşır bir yaşam için, aile unsuru bile dikkate alınmadan belirlenen asgari ücret daha başlangıçta 192,64 TL eksik ödenmiştir. 2009'da gerçekleşecek enflasyon karşısında aşınacak asgari ücret ile kayıp daha da artmaktadır.

'Çalışanları enflasyona ezdirmedik' söylemi asgari ücret örneğinde de görüldüğü üzere doğru değildir. Halen sigortalı olarak çalışanların yaklaşık yarısının elde edebildiği gelir olan net asgari ücret tutarı ile dört kişilik bir aile ancak 22 gün sağlıklı beslenebilmekte ve sadece 7 gün insan onurunun gerektirdiği harcamayı yapabilmektedir.

Kamu kesiminde halen toplu iş sözleşme görüşmeleri devam eden işçilerin ortalama ücreti brüt bin 600 TL civarındadır. Türkiye, ücretten yapılan kesintilerin yüksekliği bakımından OECD üyesi ülkelerin başında gelmektedir. Hatta denilebilir ki ülkede vergisini tam olarak ödeyen tek kesim çalışanlardır.

Ücret gelirlerine yönelik olarak uygulanan vergi dilim ve oranlarındaki olumsuzluk çalışanların vergi yükünü artırmaktadır. Öte yandan, sosyal güvenlik primine esas alınan kazanç tanımının genişletilmesiyle net ücretteki azalma daha da fazla olmuştur. Bu olumsuz ve çarpık yapının ücret belirleme çalışmalarına etkisi de kaçınılmazdır.''

Raporda, siyasi iktidarın, çalışanların yaşama ve çalışma koşullarını iyileştirmek doğrultusunda siyasal iktidar somut bir önlem almadığı ileri sürülerek, ''Tam tersi yaklaşımlarla, ekonomik ve sosyal ortamı köklü ve kalıcı biçimde ulusal/uluslararası sermayeden yana dönüştürmenin koşulları oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Çalışanların, yaratılan ulusal gelirden adil pay alamadıkları, yaşanılan kriz ortamında ekonomik ve sosyal faturayı ödeyen kesim oldukları kuşkusunun egemen olduğu bu yapının yansımaları, hiç kuşku yok ki, çalışanların eylemlerinde yankı bulacaktır'' görüşü savunuldu.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*