Can Ataklı gözünü karartıp yazdı

Can Ataklı gözünü karartıp yazdı.10418
  • Giriş : 07.10.2008 / 18:22:00
  • Güncelleme : 07.10.2008 / 18:28:59

Aktütün'te şehit olan 17 askerimizin ardından Can Ataklı, istifa üzerine sert bir yazı kaleme aldı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Artık istifa da gündeme gelmeli

Yöneticilik sadece yetkilerden ibaret bir kavram değildir. Yetkilerden önce yöneticinin sorumluluğu gelir. Bir iş eğer kötü gidiyorsa yönetici emrindeki kişilerden hesap sorar, ama asıl sorumluluk kendisinde olduğu için gerektiğinde en ağır bedeli de kendisi öder.

Bugün bir tren kazası olduğunda eğer işletmenin bir kusuru olduğu ortaya çıkarsa ilgili bakanın istifası istenebiliyor. Böyle bir durumda bakanın “Treni ben mi kullanıyorum” deme hakkı olmaz.

Bir Futbol takımı sahada üst üste başarısız sonuçlar alıyorsa, bunun bedelini antrenör öder. “Topu kaleye ben mi sokamadım” deme lüksü yoktur antrenörün.

Bir şirket sürekli zarar ediyorsa bunun için çalışanlar cezalandırılmaz. İşi kim sevk ve idare ediyorsa hesap da ondan sorulur.

Dünyanın her yanında olduğu gibi Türkiye'de de bu böyle. Ama bir kurum var ki, ne kadar başarısızlık olursa olsun sorumluların hiçbirinden hesap sorulamıyor veya kimse bir bedel ödemiyor.

Bir yıl içinde önce Dağlıca şimdi de Aktütün'de katliam niteliğinde iki terör saldırısı yaşadık. Gencecik Mehmetçiklerimiz şehit oldu. Ve çok belli ki bu iki olayda da Silahlı Kuvvetler'in komuta kademesinin ihmali var.

Bu durumda tıpkı başkalarında olduğu gibi sorumlu aramak ve bu sorumlunun bedelini ödemesini istemek hakkımızdır.

Aktütün Karakolu'nun güvenlik açısından sakıncalı olduğunu bilip 3 kez basılmasına göz yummak sorumsuzluk değil midir? Bu konuda zamanında karar almayan, alınsa bile bu kararları uygulamayan yöneticiler yani komutanlar sorumlu tutulmayacak mıdır?

Şehit cenazelerinde saf tutmak, şehitlerin aileleriyle birlikte ağlamak, “hesabı sorulacaktır, dökülen kan yerde kalmayacaktır” diye söylevler vermek işin sorumluluğundan sıyrılmak anlamına gelmez.

Elbette hepimiz Türk Silahlı Kuvvetleri'ne güveniyor ve inanıyoruz. Silahlı Kuvvetler'e dil uzatmak kimsenin haddi değildir ve olamaz da. Buna karşın bu duygular içinde “kol kırılsın yen içinde kalsın” mantığını savunmak yanlıştır. Türk Silahlı Kuvetleri'ne sahip çıkmak adına yapılan yanlışları ve gencecik evlatlarımızı elimizden alan ağır ihmalleri görmezden gelemeyiz.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanları da artık tüm şeffaflıkları ile gerektiğinde istifa müessesesini çalıştırmalıdır.

O arabadan inin lütfen

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız basın toplantısı yapıyor. Diyor ki: “Aktütün Karakolu'nun yeri zaten güvenlik açısından sakıncalıydı, bu nedenle yerinin değişirilmesine karar vermiştik.”

Vallahi bravo. 44 fidanın şehit olmasından sonra bundan âlâ karar ve açıklama olamaz herhalde.

Komutan devam ediyor: “Karakol binaları yeniden inşa ediliyor. Ama maddi imkanlar yetersiz. Zaten Aktütün Karakolu jandarma komutanlığının kendi imkanlarıyla yapılıyor, ancak bu kadar.”

Buna da bravo.

Peki bütün bunlar olurken emeklilik ikramiyesi olarak 1 milyon liralık (eski haliyle bir trilyon) zırhlı, televizyonlu Audi dörtçeker otomobile binen eski Genelkurmay Başkanı ne diyor acaba?

Aktütün Karakolu'nun daha güçlü hale getirilmesi için kaç para lazım? 50 bin lira mı, 100 bin lira mı, 200 bin lira mı? Ama asla o zırhlı televizyonlu lüks otomobile verilen bir milyon lira değildir.

Bu nedenle diyorum ki: “Paşam lütfen o arabadan inin. Bu devlet sizi koruyacak, kollayacak daha ucuz ve daha kullanışlı bir otomobil tedarik edecek güçtedir. Hatta o arabanın satılmasını sağlayın, alınacak paranın da bu karakolların güçlendirilmesi için harcanmasını isteyin. Size yakışan bu olacaktır.”

Son günlerde kimi gördüysem bunu dile getiriyor. Belli ki, vatandaşın öfkesi burnunda. Emekli paşayı o arabanın içinde görenlerin yüreği sızladığı gibi çok ağır sözler de söylüyorlar.

Öyle sanıyorum ki, bir süre sonra paşa o arabayla halkın arasına giremeyecek. Çünkü onu o arabanın içinde görenler fevkalâde sinirleniyorlar.

İşe yaramayacak denizaltılara 6.5 milyar dolar bulundu ama

Aktütün Karakolu'na yapılan baskından sonra Genelkurmay'ın yaptığı “kahreden açıklamalar” insana ister istemez “Bu nasıl devlet, bu nasıl ordu?” sorusunu sorduruyor.

Çok değil birkaç ay önce suyun 300 metre altına dalabilen denizaltılar için sipariş verildi. Bu denizaltıların şu andaki bütçesi 6.5 milyar dolar. Uzmanların söylediğine göre bu rakam önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Çünkü bu para proje ve tasarım aşaması için. Üretim sırasında ortaya çıkacak yeni teknik gelişmelerle bu rakamın daha da yükseleceği belirtiliyor.

Üstelik bu denizaltıların Türkiye için gereksiz olduğu da ileri sürülüyor. Nitekim Yunanistan'ın da aldığı bu denizaltılar yüzemediği için hâlâ tezgâhta bekletiliyor.

İşte insanın yüreğini yakan bu. Gencecik evlatlarımız sarp sınır boylarında birbiri ardına şehit olurken ve onlar için saglanacak güvenlik önlemleri “maddi sıkıntılar” yüzünden alınamazken, hangi savaşta ve ne şekilde kullanılacağı bilinmeyen denizaltılara minumum 6.5 milyar dolar ayırmak en basit deyimiyle savurganlıktır.

O şehitlerimizin birinin bile canı o denizaltılardan daha değersiz değildir.

VATAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*