Can Dündar, Çılgın Türk'ün hedefinde

Can Dündar, Çılgın Türk'ün hedefinde.10669
  • Giriş : 12.12.2008 / 15:04:00
  • Güncelleme : 12.12.2008 / 15:55:58

Turgut Özakman, kendisini 'beğenmiş' gibi gösteren Can Dündar'ı neyle suçladı?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Özakman Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde Can Dündar'ı ve 'Mustafa'sını kıyasıya eleştirdi

Türkiye'de fırtına gibi esen 'Şu Çılgın Türkler' kitabının yazarı Turgut Özakman, Can Dündar'ı ve tartışmalı filmi “Mustafa”yı Cumhuriyet Gazetesi'ndeki dünkü yazısıyla eleştirdi. Özakman filmden çok, kendisini filmi beğenmiş gibi anlatan yazısı nedeniyle Dündar'a yüklendi. İşte 'Çılgın Türk'ün yazısından çarpıcı satırlar...

'Filmi Can'la birlikte izledik'

“Mustafa filminin 28 Ekim Salı günkü Ankara galasına, erteleme şansımın olmadığı bir toplantı nedeniyle katılamadım... Tartışmalar başlamıştı. Tepki giderek yoğunlaşıyordu. Programım öyle sıkışıktı ki İstanbul'da filmi göremedim. Görüşümü soran yayıncılardan, filmi izleyemediğimi söyleyerek af diliyordum. (...) 11 Kasım'da Ankara'ya döndüm. Kanal D'den telefon ettiler, 32. Gün için çağırdılar. Konu Mustafa filmiydi, Dündar'la filmi konuşacaktık. (...) Ertesi sabah bir TV'de programım vardı. Öğlene doğru eve döndüm. Az sonra da sevgili Can geldi. Kucaklaştık. Filmin CD'sini getirmişti. Ekran karşısına geçtik. TV'den bir de kameraman göndermişler. Birkaç dakika filmi izlerken çekti.”

'Yanlışlar, abartılar, saptırmalar'

“(...) Bak..“ dedim, .”..Beğenmezsem söylerim. Ona göre.” “Elbette hocam.” Filmi izlemeye başladık. Yaklaşık 20 dakika sonra, ilk kanımı söylemek için filmi durdurmasını rica ettim. Bu noktaya kadar filmde, yazılan ve maillerde yer alan ağır eleştirilere, büyük suçlamalara hak verdirecek hiçbir sahne yoktu. Çekimleri, yönetimi de beğenmiştim(...) İzlediğimiz noktaya kadar suçlanacak, eleştirilecek bir sahne görmemiştim. Ama M. Kemal'in Sofya'ya askeri ateşe olarak gönderildiğinin açıklanmasından sonra filmde yanlışlar, abartılar, eksikler, saptırmalar, haksızlıklar, yersizlikler, küçültücü anlatımlar, resimler belirmeye başladı. Sona doğru arttı. Son bölüm şaşırtıcıydı. Her duyarlı insanı yaralamıştır sanıyorum. Filmdeki güzellikleri, teknik başarıları da, yanlışları, olumsuzlukları da ilk görüşte görebildiğim, anlayabildiğim kadar söyledim.”

'Söz, yanlışları düzelteceğim' dedi

“Düzeltmesini istedim. Can Dündar beni çok efendice dinledi, değindiğim hususları kabul etti, yanlışları düzelteceğine de söz verdi. Doğrusu da buydu. (...) Can büyük bir içtenlikle, ”Keşke size danışsaymışım“ demek inceliğini gösterdi. Saat 15.00'e doğru filmi izleme sona erdi. Can gitti.”

'Sahi filmi o kadar beğenmiş miydim?'

“Perşembe sabahı, daha gazetelere bakamadan, telefonum art arda çalmaya başladı. Can Dündar'ın Milliyet gazetesinde bir gün önce filmi birlikte izlediğimizi anlatan bir yazısının yayımlandığını bildiriyorlardı. Yazıdan filmi beğendiğim anlaşılıyor olmalı ki ısrarla şunu soruyorlardı: Sahi filmi o kadar beğenmiş miydim? Yazı, filmi birlikte izlediğimizi gösteren iki de resimle süslenmişti. İddiasına göre filmi izlemeden sahneler üzerinde yorum yapmışım. Oysa evde, söz açılınca, Arena programında sadece bana sorulan yeni, eski yalan ve yanlış iddialara yanıt verdiğimi kendisine anlatmıştım. Buna rağmen 32. Gün'ün çekimi sırasında da ayıp ederek bu yakışıksız iddiayı yinelemiş, beni bu gerçeği program içinde bir daha açıklamak zorunda bırakmıştı. Durumu iki kez açıklamış olmama rağmen, bu iddiayı yine ileri sürüyordu. Kendisine duyduğum güven solup gitti. Kimi efendi insanlar direksiyona geçince canavarlaşır, kimi kaleme sarılınca böyle saygısız olur!”

'Reklam kokan yazısı beni çok rahatsız etti'

“Yazının girişi ve genel havası, filmi çok beğendiğim izlenimini vermekteydi. Can filmi eleştirdiğimi de belirtiyordu ama neleri, nasıl, ne kadar eleştirdiğimi sessiz geçmişti. Bu reklam kokan yazıdan olağanüstü rahatsız olduğumu belirtmeliyim. Bu benim hiç hoş görmeyeceğim bir cinlik. Asla çiğnenmeyecek nezaket, saygı ve güven kuralları vardır. 16 Kasım Pazar akşamı (19.00 seansı), filmi telaş etmeden, bir daha ve büyük perdede seyretmek için eşimle birlikte sinemaya gittim, çok dikkatle, not alarak izledim. İlk izleyişte, belki yoğun İstanbul günlerinin yorgunluğundan, belki Can'la dostça konuşa konuşa izlediğimizden, bazı hususları atlamışım. Bu izleyişte, dikkatimden kaçmış büyük boşluklar ve yeni olumsuzluklar fark ettim (...)

Can Dündar ne yazmıştı?

Özakman filmi izledikçe 'Ne var ki bunda' diyordu

Özakman'I kızdıran Can Dündar'ın 13 Kasım tarihli yazısı ise şöyle: “Geçen gün Turgut Özakman'ı televizyonda bizim Mustafa filminden sahneler üzerinde yorum yaparken görünce çok üzülmüştüm. Çünkü filmi izlemediğini biliyordum. Ankara galasına bizzat davet ettiğim halde gelememişti... Sonunda Mehmet Ali Birand 32. Gün'de, ”Mustafa“ tartışması için Turgut Özakman'la beni davet edince, dün kapısını çaldım, ”Hocam gelin şu filmi birlikte izleyelim“ dedim. ”Memnuniyetle“ kabul etti ve beni evine buyur etti...
Birlikte izlemeye koyulduk. İzledikçe gözlerine inanamadı. ”Böylesine acımasızca yerden yere vurulan, hakkında kampanyalar açılan film bu mu“ydu? ”Ne vardı ki bunda?“ ”Hayret...hayret...hayret...“ diye tepkisini gösterdi Turgut Hoca... Bu kampanyanın nasıl açıldığına inanamadığını söyledi. Önündeki İnternet mesajlarında suçlanan sahneler, filmde yoktu bile... İzlerken sorular sordu, notlar aldı. Eleştirileri, katılmadığı noktalar yok muydu? Vardı hem de pek çoktu. Ama bunun iyi niyetli ve titiz bir çalışma olduğunu, bir ”ilk film“ olmasından kaynaklanan kimi beklentileri karşılayamamasının doğal sayılacağını, bazı küçük düzeltmeler yapılsa çok daha amacına uygun bir film haline gelebileceğini söyledi... Ama film aleyhine karalama kampanyası yürütenlere, ”Bu filme gitmeyin“ diyenlere kesinlikle hak vermiyordu.

Bunları, dün akşamüzeri banda kaydedilen, bu akşam yayınlanacak ”32. Gün “ programında da söyledi: Bütün eleştirilerini, maddi hata saydığı yerleri, yanlış anlaşılmasından endişelendiği sahneleri, kendi deyimiyle ”bir hoca gibi, bir baba gibi“, müşfik bir yaklaşımla birer birer, madde madde sıraladı. Düzeltilmesini istedi. Cevaplarımı sabırla, anlayışla dinledi. Ama sonunda ”filme haksızlık edildiğini“ söyledi büyük emek ürünü olduğunu teslim etti... ”Film, Atatürk'ü sigara içerken gösteriyor“ diye bana dava açanların, evlerde sigara içki içerek çocuklarına kötü örnek olan ana babalara da dava açması gerekmiyor muydu?.. Özakman'ın evinden ayrılırken hem yarım yüzyılın imbiğinden süzülmüş bir birikimden yararlanmanın gururunu taşıyordum, hem de (nihayet) filme ilişkin derli toplu, akademik bir değerlendirme dinlemiş olmanın keyfini...Aklımda, giderayak şefkatle kulağıma fısıldadığı şu söz kaldı en çok: ”Sabır... ya sabır!“

VATAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*