Çatlı'nın son telefonu Yazıcıoğlu'na

Çatlı'nın son telefonu Yazıcıoğlu'na.9801
  • Giriş : 08.07.2009 / 16:06:00

Abdullah Çatlı'nın son nefesini vereceği kazadan kısa bir süre önce merhum BBP lideri Yazıcıoğlu'nu aradığı ortaya çıktı. Çatlı, Yazıcıoğlu’nu ne amaçla aradı, bilinmiyor çünkü...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Helikopter kazasıyla hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatından kesitler bir kitapta toplandı. Yazıcıoğlu'nu tanıyan, bilen, yarenlik, arkadaşlık, ülküdaşlık ve siyaset yapmış kişilerin anlattıkları ilginç notlar 'Alperen' adlı kitapta biraraya getirildi.
Nesil Yayınları'ndan çıkan ve Yeni Şafak Ankara Haber Müdürü Abdulkadir Selvi ile Başbakanlık Muhabiri Erhan Seven'in kaleme aldığı kitapta Yazıcıoğlu'nun hayatına ilişkin birçok bilinmeyene yer verilmiş. Yazıcıoğlu'nun 1980 öncesindeki Ülkü Ocaklarında başkanlığı yaptığı dönemde yardımcısı olan Abdullah Çatlı ile olan ilişkileri de bu kitapta yeralıyor.

Abdullah Çatlı'nın son telefonu Muhsin Başkan'a
Abdullah Çatlı'nın kazadan kısa bir süre önce Yazıcıoğlu'nu aradığı ortaya çıktı. Çatlı, Yazıcıoğlu'nu ne amaçla aradı? Bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Çünkü Çatlı, telefon etmesine rağmen Yazıcıoğlu'na ulaşamamış. Bu anekdot “Alperen” isimli kitapta şöyle anlatılıyor:
"Zeki Çatlı, ağabeyi Abdullah Çatlı'nın Susurluk'ta kaza geçirerek vefat ettiği günle ilgili ilginç bir ayrıntıyı da bizimle paylaştı. Zeki Çatlı, İzmir'den yola çıkarak Kuşadası'na giden, ancak Balıkesir'in Susurluk ilçesinde bir kamyonun altında kalan Mercedes'te ölen ağabeyinin son günü ve bu günde Muhsin Başkan ile yaşanan bağlantıyı da şöyle aktardı: Ağabeyim ve arkadaşları arabayla yola çıkıyorlar. İşin enteresan tarafı, ağabeyimin en son telefon açtığı kişi de Muhsin Başkan'dır. Ağabeyim o gün, başkanı cep telefonundan arıyor, ancak cep telefonuyla konuşamıyor, irtibat sağlayamıyor. O zaman ev telefonunu arıyor. Muhsin Başkan evde de olmayınca Gülefer Hanım'la konuşuyor ve ona not bırakıyor. Ancak ağabeyim, Muhsin Başkan ile irtibat kuramadan daha sonra yolda geçirdikleri kazayla vefat ediyor. Yani ağabeyim en son olarak telefonundan Muhsin Başkan'ı arıyor”

Yazıcıoğlu için iki mezar yeri hazırlandı.
Ölüm her an için herkese hak, ama beklenmedik bir durum olduğu da ayrı bir gerçek. Genç bir adamın, hastalık, sağlık problemi de olmaması nedeniyle ölümü beklenmiyordu ve bu da defnedileceği yerle ilgili olarak da kısa süreli bir sıkıntıya neden oldu.
Memleketi Sivas'a defni de söz konusu oldu ama ailesi Ankara'ya gömülmesini istedi. Yer konusunda ise başkanın kendisini yakın hissettiği Tâceddin Dergâhı'na gömülmesi söz konusu oldu ama bunun için yasal prosedür de sorun oldu. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Bakanlar Kurulu'nda dergâha gömülmesi için imzaya açılan kararnameye imza atmayınca ara bir formül bulundu ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan bir karar alındı.

Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “En evvel olması gereken budur. Gerekiyorsa Bakanlar Kurulu kararı alınır. Defin yapılıp yapılmamasına karar verecek olan Kurul'dur. Öbürü siyasi bir meseledir, işlemi tamamlayan” diyerek formülü kamuoyuna açıkladı.
Ancak bir sorun çıkması halinde alternatif mezar yeri arayışları da oldu. Bunu da Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Öznur anlatıyor: “Tâceddin Dergâhı'nda bir mezar yeri kazıldı ama her şeye rağmen bir mezar yeri de Söğütözü'nde kazıldı. Tâceddin Dergâhı olmasaydı Sögütözü'ne defnetmeyi düşündük Muhsin Başkan'ı. Ancak daha sonra defin gerçekleşti ve gerek kalmadı.”

Mamak'taki mahkemede Çatlı'ya şifreli mesajlar
Mamak Askeri Cezaevi'nde ülkücülerin duruşmaları sürerken yurtdışında bulunan Abdullah Çatlı'ya da Yazıcıoğlu ve arkadaşları mesajlar göndermiş. Gönderilen mesajlardan biri de Asala Operasyonu'na karışmaması yönündeymiş. Kitapta o konu şu şekilde aktarılıyor: "Asala operasyonu konusunda Muhsin Başkan'ın bilgisi yoktu ve Başkan, devletin işinin devletin unsurları tarafından yapılmasının uygun olacağını dile getiriyordu. Bu konuyu ve süreci de yine kardeş Zeki Çatlı'dan dinleyelim:

'Muhsin Başkan, 'Çatlı'nın Asala Operasyonu'ndan sonradan haberim oldu.' dedi. 'Devletin işini devlet yapsın!' derdi Muhsin Başkan. 'Asala Operasyonu'yla ilgili görüşümüzü sorarken cevap olarak bizim çok şifreli bir haberleşme tekniğimiz vardı. Mamak'ta yargılanan arkadaşlarımızdan biri mahkemede ayağa kalkarak, gazetelere de başlık olacak şekilde, 'Devlet, kendi işini resmi görevlileri eliyle yapsın.' mesajını vermişti. Cumhuriyet gazetesinin manşetinden biz Abdullah'a haber vermiş olduk. Biz böyle dolaylı haberleşirdik' diye anlattı Muhsin Başkan. Ağabeyim görüş aldı, ama yine bildiğini yaptı"

Türkeş'ten Yazıcıoğlu'na: "Sana hakkımı helal etmem"
1991 seçimlerinden sonra kurulan DYP-SHP koalisyonuna MÇP'nin güvenoyu vermeyi düşünmesi partiyi adeta bölmüştü. Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları güvenoyu verme taraftarı değildi ancak Alparslan Türkeş 'beyaz oy' vermeleri konusunda baskı yapıyordu. O dönemde vekil olan Ökkeş Şendiller şöyle aktarıyor o anları: “Biz oylamaya girip hükümete ret oyu vererek ortamı sertleştirmekten ziyade oylamaya hiç katılmadık. Rahmetli Türkeş, Muhsin Başkan'ı, kolundan tutup içeri götürmeye çalıştı, oturttu yanına, biz dışarıda kaldık. “Sana hakkımı helal etmem.” demiş, o da kâğıdı çıkararak, “Milletvekilliğinden istifa ederim.” demiş. Başbuğ da yırtmış. Muhsin Bey de rahmetli Türkeş de hak dünyaya gittiler. Bize karşı 'Siz partiyi parçaladınız”' diye hâlâ o kafada olanlar var. Muhsin Bey'in Hakk'a yürümesinden sonra da bunun bilinmesi lazım. O zaman kıyamet koptu tabi 'MÇP-MHP bölünüyor' diye. Parti içinde farklı süreçler yaşandı. Bizi teşkilatlara sokmama kararı aldılar. Bizlerden birisinin gittiği herhangi bir ocağı görevden aldılar."

Avukatı Yılmaz: “Hücrede Su Bulamaz, Teyemmümle Abdest Alırdı”
Muhsin Yazıcıoğlu'nun MHP ve Ülkü Ocakları davasında avukatı olan Şerafettin Yılmaz da o günleri iç çekerek aktarıyor. Yılmaz, Muhsin Başkan için dördüncü yılın sonunda tahliye istemek için ısrar etmesine rağmen olumsuz cevap aldığını dile getirerek o günlerle ilgili olarak şu notları aktarıyor: “....Mamak'ta C–5 diye bilinen işkencehaneye konuldu. Burada 27 gün süresince insanlık dışı işkence gördü. Soyulup organlarına elektrik verildi, tırnakları söküldü. Daha sonra karşıt görüşteki örgüt liderleriyle birlikte daracık bir hücrede yıllarca tutuldu. Bu ağır şartlara rağmen davasına inanmış, takva sahibi bir insan olarak yaşadı, inancının gereklerini yerine getirdi. Su bulamadığından çoğu kere taş zeminde teyemmüm ederek ibadetini yaptı. Bu çetin ortam Muhsin Yazıcıoğlu için tasavvufi bir eğitim vesilesi oldu. Ölümünden sonra sıkça dillendirilen enfes şiirini, sonsuzluğun sahibine yakarışını, bu çetin ve meşakkatli zindan şartlarında yazdı."

Annesi Fidan Hanım:"Namaz kılmasını engellemek için radyoyu açtılar"
Muhsin Yazıcıoğlu'nun acılı annesi Fidan Yazıcıoğlu ile de Sivas'ta oturduğu evde vefatından sonra görüştük. Hapishane günlerinde çektiği sıkıntıyı şöyle aktardı Fidan Anne:
"Hapishane günlerinde Mektup yazıyorduk, ayrıca on beş günde bir görürdük. Muhsin'in büyüğü Yusuf gider görürdü, babasıyla ben gidip görürdüm. Çıkarırlar, gösterirlerdi. Arkadaşlarına demiş ki 'Gözümü bağladılar, solcuyla beraber aynı yere verdiler, ceza olsun diye.' İkisini bir araya koymuşlar, birbirlerini öldürsünler diye. Bir gün dedi ki bize: 'Namaz kıldığım için radyosunu sonuna kadar açardı inadıma. Selam verirdim, almazdı.' dedi. 'Arkadaşım niye böyle ediyorsun. Aklın fikrin varsa düşün: İkimizi; öldürmek, vurdurmak için buraya koydular. Etme bunları, derken oğlan bunları bıraktı, benimle samimi oldu. Onunla beraber bir yıl yattık, çıktık' demişti Muhsin'im."

28 Şubat'ta Kur'an Kursu Talebi
28 Şubat 1997'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) alınan kararlara tepki gösteren Muhsin Yazıcıoğlu, daha sonra bu uygulamaların değiştirilmesi için de bireysel olarak mücadelesini verdi. Yazıcıoğlu, 28 Şubat MGK'sından 12 yıl geçtikten sonra 28 Şubat 2009 tarihinde TBMM Başkanlığı'na bir teklif vererek Kur'an kurslarına gidecek çocukların yaşının en az 12 olması yönündeki kararın değiştirilmesini istedi. Yazıcıoğlu'nun bu girişimi TBMM'deki son faaliyeti oldu diyebiliriz. Çünkü Yazıcıoğlu, bu tekliften 25 gün sonra helikopter kazası geçirerek hayata gözlerini yumdu.

Erol Taş, Abdullah Çatlı'yı Hasan Diye Tanımış
Abdullah Çatlı ile ilgili olarak kardeşi Zeki Çatlı'nın anlattıkları arasında ilginç konular da dikkat çekiyor. Bunlar arasında “kötü adam” rolleriyle Türk sinemasında ünlenen Erol Taş ile olan bir tanışıklığı ve sonrasında Taş'ın başına gelenler de var. Bu konuyu ise şu şekilde anlatıyor Zeki Çatlı:
“Sanatçı Erol Taş'ın İstanbul Cankurtaran'da bir kahvehanesi vardı. Ağabeyim Cankurtaran'daki kahvehaneye gidince gençler 'reis' diye ayağa kalkardı. Erol Taş'ın da bu saygılar dikkatini çekiyor. Ağabeyim o zaman 'Hasan' takma adını kullanıyor ve kendisini Taş'a 'Hasan Bey' olarak tanıtıyor yanındaki ülkücüler. Bunun üzerine Erol Taş, 'Hoş geldin Hasan Ağa' diyerek bazen çay getirip kendi eliyle ikram ediyordu. Erol Taş'ı daha sonra 'Senin kahveye Çatlı geliyormuş' diyerek 12 Eylül sürecinde sorgulamışlar. Kendisinin de oynadığı TRT'deki Kuruluş dizisinin setinde ortak bir tanıdıkları,
– Hasan Ağa'dan ne haber, diye sorunca kendine has, babacan ve şakacı tavırla,
– Sus sus, yerin kulağı var, diyor Erol Taş.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*